ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
13 sonuç · “da'vâ”
01Asamm Ahmed Çelebi
Ahmed b. Mahmûd el-Asamm el-Karamânî el-Lârendî (ö. 971/1563-64), İstanbul’da vaaz ve tefsir dersleri veren; büyük Tefsîru’l-Karamânî’si, Türkçe Letâifnâme nispeti ve Halvetî terbiyesiyle tanınan Osmanlı âlimidir.
Balıkesirli Kara Mehmed Efendi
Balıkesirli Kara Mehmed Efendi (ö. 1139/1726-27), Müfettişzâde Abdülkerîm Efendi’nin çevresinde yetişen; Bursa’nın çok sayıda vakıf medresesinde ve İnegöl İshak Paşa Medresesi’nde yaklaşık otuz beş yıl ders veren Osmanlı müderrisidir.
Basrıkî İbrâhim Efendi
Basrıkî İbrâhim Efendi (ö. 1070/1659-60), Öziçeli Muslihuddin Efendi’nin yanında Halvetî terbiyesini tamamlayan; Saraybosna’da zâviye kuran, Ayasofya’da vaaz eden ve Saraybosna dışındaki Bosna eyaletinin fetva görevini üstlenen şeyhtir.
Basrıklı İbrâhim Efendi
Basrıkî İbrâhim Efendi (ö. 1070/1659-60), Öziçeli Muslihuddin Efendi’nin yanında Halvetî terbiyesini tamamlayan; Saraybosna’da zâviye kuran, Ayasofya’da vaaz eden ve Saraybosna dışındaki Bosna eyaletinin fetva görevini üstlenen şeyhtir.
Bostan Mustafa Efendi
Bostan Mustafa Efendi (904/1498-99–27 Ramazan 977/5 Mart 1570), Tireli kıraat âlimi, müfessir ve Rumeli kazaskeridir. Haseki Sultan Medresesi’nin ilk müderrisi olmuş, değirmen davasındaki bağımsız hükmü ve İstanbul teftişleriyle tanınmıştır.
Hasan Hilmi Efendi
Azdavaylı Hasan Hilmi Efendi (1240/1825, Azdavay – 24 Safer 1329 / 1911, İstanbul); Nakşibendî-Hâlidî şeyhi. Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî'nin halifesi ve halefi ; hocasının vefatından sonra on sekiz yıl ders okutmuştur. Kabri Süleymaniye Camii bahçesindedir.
Îcâdî Hayreddin Hızır el-Amasî
Îcâdî Hayreddin Hızır el-Amasî (910/1504-05–Receb 976/Aralık 1568-Ocak 1569), Şeyh Cemal yanında yetişip Amasya'da vaaz, hadis ve tefsir öğreten Halvetî şeyhtir.
Kâmilî Ali Efendi
Kâmilî Ali Efendi (ö. 1012/1603), Tırhala’dan yetişmiş; Nûreddinzâde’den icazet alarak Molla Gürânî Zâviyesi’nde şeyhlik ve Ayasofya’da vaizlik yapmış Halvetî âlim ve şairdir.
Oğlan Şeyhi İsmail
Oğlan Şeyhi İsmail (914/1508-09–935/1528-29), Aksaraylı Pîr Ali'nin oğlu; İstanbul'da vaazları ve geniş mürid çevresiyle tanınan, İbn Kemal'in fetvası sonrasında idam edilen Bayramî-Melâmî şeyhidir.
SÜLEYMÂN HİLMÎ EFENDİ
SÜLEYMÂN HİLMÎ EFENDİ Bedreddîn İzzî Efendi merhûmun halîfesidir.102 Aydosludur 1270 sene-i hicriyesinde (1854) Hoca İbrâhîm Efendi sulbünden dünyâya gelmiştir. On yaşına kadar Aydos’ta bulunup tahsîl için 1280/(1863)'de İstanbul’a gelmiştir. Çarşamba’da Vâlide Sultân Medresesi’nde ibtidâî tahsîlden sonra Hoca Hâfız Priştineli İbrâhîm Efendi'nin…
da'vâlı
Bir mahkemeye başvurularak biri hakkında dava açılan veya hakkında şikâyetçi olunan kimse; eşanlamlısı “müdde'â aleyh” n da'vet a. [Ar. ] İslâm dinini müşriklere anlatma, tanıtma ve a onları inanca çağırma, ayrıca İslâmiyeti yayma ve tanıtma, Müslümanları dinî maçlarını k yerine getirmeye teşvik etme an, lamında olan bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’de altı ayette geçmektep dir ve türemiş biçimleriyle iki ı yüz beş yerde kullanılmıştır. Bu ayetlerde genellikle mealen “İslama ve İslâmî esasların uygus lanmasına çağrı” olarak ifade, edilen davet, hem gayrimüslimler için hem de Müslümanlar n için geçerli olan bir anlam zenn ginliği içermektedir. Yine e Kur’ân’da Hz. Peygamber’in die ne davette bir zorlama içinde t olmadığı, ilke olarak dinde zorlamaya baş vurulamayacağı, doğru ile yanlışın, gerçek ile ı gerçek olmayanm, iman edip, etmemenin insanların kendi iradesine bağlı olduğu anlatılmıştır. Yine Hz. Peygamber’in ı görevinin îslâma davet olduğu h en çarpıcı bir biçimde “Nahl suresi” inde mealen şöy le ifade edilmektedir: “İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle - ve güzel öğütle da’vet et, onlarla tartışmanı en güzel bir şekilde yap. ” Nitekim İslâm’da “cihad’Tn gayesinin savaşmak, savaşarak inn san öldürmek, bu yolla onlann n üstünde hükümranlık sağlamak â olmadığı, tam aksine onları Hakka davet etmek olduğu vurgulanmıştır. Böyle olduğu için de bizzat Hz. Peygamber’in başlattığı, sonra da halifelerinin devam ettirdiği usule göre İslâm ordularmın ilk görevinin müşrikleri İslâm’a davet olduğu, eğer bu davet kabul görmezse savaşa baş vurulması tavsiye edilmiştir. Hz. Peygamber bir cihad için hazırlık yapan ordu kumandanlanna şöyle seslenmiştir: “Allah adına gaza ediniz. Allah’ı inkâr edenlerle savaşınız. Müşriklerle karşılaştığınızda önce onları İslâma davet ediniz. Eğer îslâmfyeti kabul ederlerse bunu yeterli bulunuz, kılıç çekmeyiniz. Müslüman olmazlarsa bir anlaşma esası olarak cizye vermelerini teklif ediniz. ”. İslâmiyetin yayılması ve inanç ilkelerinin uygulanması “da'vet” esasma ve fikrine bağlı olduğu için bu dine “da'vet dini” denilmiştir.
da'vâ
O^j) [Ar.] huk. Sözlük anlamı, “Seslenmek, çağırmak, dua etmek.” olan bu söz, mahkeme yoluyla bir haklan talep edilmesidir. Bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’de sözlük anlamına uygun olarak üç ayette geçmektedir (A'râf suresi, 7 15-, Yunus suresi, 10 / 10; Enbiyâ suresi, 21115). Hz. Peygamber’in hadislerinde ise “İddia ve dadaların iki şahitle ispat edilmesi, delilin bulunmadığı durumlarda yemine baş vurulması, hâkimin davalı ve davacıyı dinlemesi, açık ve eşit koşullarda yargı yapılması, mahkemeye sürülen delillerin kararlarda esas alınması.” konuları açıkça dile getirilmiştir. İslâm fıkhında zaman içinde yargılama hukuku, devrin şartları çerçevesinde zengin bir fıkıh doktirini oluşturmuştur.
da'vâcı
Bir mahkemeye başvurarak birini dava eden veya birinden şikâyetçi olan kimse; eşanlamlısı “müştekî”, hukuk literatüründe “müdde'î”