ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
31 sonuç · “Mevlevîlik”
01Meydan
Açık alan, görünme ve karşılaşma yeri. Tasavvuf dilinde muhabbet, zikir, vecd ve mânevî mücadelenin sahası için kullanılır. Tekke hayatında Mevlevîlikte “meydan”, dede ve dervişlerin belirli bir düzen içinde toplanıp murakabede bulunduğu mekânı; Bektaşîlikte ise erkânın yürütüldüğü “Kırklar Meydanı”nı ifade eder. Meydanı düzenleyen görevliye meydancı denir.
Ney
Kamıştan yapılan nefesli saz. Tasavvuf ve özellikle Mevlevîlikte insan ruhunun aslî vatanından ayrılışını, ilâhî nefesle ses bulmasını ve mürşidin irşadını anlatan güçlü bir semboldür. Ayrılık Kamışlıktan kesilen ney, ruhun mânevî vatanından ayrılıp dünyaya gelişini temsil eder. Nefes Ney kendi başına ses çıkarmaz; nefesle dile gelmesi kulun ilâhî feyizle canlanmasına benzetilir. Mürşid İçi boşaltılmış ve nefsânî engellerden arınmış ney, hakikat sözünü aktaran kâmil rehberin remzi olarak okunur.
Sikke-pûş
Sikke giyen kimse. Özellikle Mevlevîlikte sikke, derviş başlığıdır; sikke-pûş olmak bu başlığın usulünce giydirilmesini veya onu taşıyan dervişi anlatır.
cenâze gülbangı
cenâze gülbangı a. tas. Mevlevîlikte ölen bir sûfînin ardından defin töreni sırasında okunan ve özel olarak düzenlenmiş dualar ve İlâhîler. Definden sonra kabrin başmda okunan “cenâze gülbangı”nın yaygın olan biçimi şöyle: Vakt-i şerif hayrola, hayırlar fethola, şerler defola, derviş.... merhûm karındaşımızın rûh-ı revanı şâd ü handân, mazhar-ı afv û gufrân, garka-i garîk-i rahmet-i Yezdan, dâhil-i ravza-i rıdvân, hâcesi hoşnûd ola, mekânında istirahatı müzdâd ola, menzili mübârek ola, bakîler selâmette kala, dem-i Hazret-i Mevlânâ, sırr-ı Şems-i Tebrîzî, kerem-i İmâm Ali hû diyelim hûuuu!
Mukabele
Kur’ân okumalarında bir kişinin okuyuşunu diğerlerinin metinden takip etmesi; özellikle ramazan ayındaki karşılıklı tilâvet geleneği. Mevlevîlikte âyin-i şerifin semâ, musiki ve selâmlarla icra edilen bütününe verilen ad. İki anlam bağlama göre ayrılmalıdır; Mevlevî mukabelesi yalnız Kur’ân tilâveti değildir.
niyâz etmek
niyâz etmek a. tas. Mevlevîlikte, ayin sırasında şeyh üe müridin aynı anda birbirinin elini öperek oturmaları ve biri ötekine “aşk olsun!” dediği sırada yeri öperek şükür secdesinde bulunması ve başkestikten sonra sağ elin şahadet parmağmm ağza götürülüp öpülmesi hareketi.
halîfe (II)
halîfe (II) a. [< Ar.half] tas. Sözlük anlamı, “birinin arkasından gelmek, yerine geçmek.” olan bu söz, Allah’ın isim ve sıfatla rıyla kendisine en mükemme bir biçimde tecelli ettiği “insankâmil” (bk. bu madde) mertebe si için kullanılan bir terim nite liğindedir. Mevlevîlikte “hilâfet (bk. bu madde) şeyhlik ve der vişlik gibi bir makamdır. Bu makama ulaşan sûfîye “halîfe denilmiştir.
niyâz akçası
niyâz akçası a. tas. Mevlevîlikte, Mevlevî mukabelesinin biraz daha devam etmesini isteyen ulu veya saygm kişinin gönderdiği hediye.
sıhah
Hadis biliminde, bir hadisin doğruluğunu, sağlamlığını ve güvenilirliğini ifade eden terim. § tam. sıhah-ı sitte a. (<u ^-..a) Hadislerin büyük bir kısmmı ve genellikle güvenilir olanlarını bir araya getiren altı hadis kitabı için kullanılan terim. Bu altı kitap şunlardır: Buhârî (öl. 256 / 869)nin el-Câmi'ü’s-sahîh adlı eseri. 2. Müslim (öl. 261 / 831) in el-Câmi'ü’s-sahîh adlı eseri. 3. Ebû Davud (öl. 275 / 888) un es-Sünen adlı eseri. Nesâ'î (öl. 303 / 915)nin Sünen adlı eseri. 5. Tirm (öl. 279 / 892)nin el-Câmi'ü sahîh adlı eseri. 6. İma Mâlik (öl. 179 / 795) in Muvatta adlı eseri. Bazı ara tırmacılar bu son eserin y rine Abdullah b. Abdurra man ed-Dârimî (öl. 255 868)nin es-Sünen adlı eser veya İbn Mâce (öl. 273 886)nin es-Sünen adh eser göstermişlerdir, bk. kütüb sitte sıhriyyet a. [Ar.\ fık. İslâ hukukunda, evlilik sonucu o şan akrabalık veya hısımlık. sıla-i rahm a. [Ar.} İslâ inançta, kan bağı veya evli sonucu oluşan akrabalık ve hısımlık bağlarını canlı tutm onlarla ilişkiyi sürdürme, on rm haklarını ve hukukunu k layıp gözetme, onlara dest olma ve yardımda bulunma, o ları sık sık ziyaret etme an mmda kullanılan terim. sır, -rrı a. [< Ar.sırr] (ç. esrâr, serâ'ir) 1. Bilinmesi ve açıklanması istenmeyen, g kalan şey, anlamında bir teri giz. 2. İnsan akimın eremed veya çözemediği olgu. 3. tas. T savvuf inancına göre, sadece lah’m bildiği veya az sayıda sanm bilebileceği ya da kav yabileceği özel bügi. 603 sırât 4. § tam. sırr-ı hâl a. (JL ^) es- tas. Hak taalânın muradınm mizî büinmesi konusu. ü’ssırr-ı istivâ a. (ljiu.1 ^ tas. am Mevlevîlikte Mevlâna’dan kaellan ve yüksek değeri olduğuaşna inanılan iki yollu şerit. yeah- sırr-ı kader a. (jji ^) tas. Al 5 / lah’ın ezelde takdir olunan rini kaderin gizliliğine vakıf ol 3 / ması durumu. rini sırr-ı lâhûtî a. (^^ >») İlâb-i hî sır. sırr-ı rubûbiyyet a. (cu^j âm ^ tas. Tanrılık sırrı. olusırr-ı tecelliyât a. ULLşj ^) tas. Kalbe ilk doğan tecellinin âmî oluşumuyla ve bütün isimleilik rin arasmdaki birlikle müşaeya hede edilen sır. ma, sırrü’s-sırr a. (^Jl ^) (sırrın nlasırrı) tas. Allah’ın birliğinde koltek öz olarak bulunan gerçeklere özgü engin bilgi. onnla sırât a. [Ar.] “Yol.” anlamında olan bu söz, üstünden geçilip b. Cennete gitmek üzere Cehennem’in üzerine kurulacak olan eya çok dar ve güç geçilir köprü için gizli kullanılan terim, sırat köprüsü. im, diği Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de kırk altı ayette geçmektedir (bk. Ta M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem, “srt” Almaddesi). Ayrıca, “Cehennemin invra üzerine kurulmuş köprü.” anlamıyla pek çok hadiste de yer alsırât-ı müstakim 604 maktadır (.bk. Wensinck, el- Mu'cem, “srt” maddesi). s § tam. sırât-ı müstakim a. ÇuİXum Ll^^0 “Mümini geçeğe ulaştıracak doğru yol.” anlamında Kur’ân-ı Kerîm’de otuz üç ayette geçen terim. Müslim (öl. 261 / 831) in el-Câmi'ü’s-sahîh adlı eseri. 3. Ebû Davud (öl. 275 / 888) un es-Sünen adlı eseri. Nesâ'î (öl. 303 / 915)nin Sünen adlı eseri. 5. Tirm (öl. 279 / 892)nin el-Câmi'ü sahîh adlı eseri. 6. İma Mâlik (öl. 179 / 795) in Muvatta adlı eseri. Bazı ara tırmacılar bu son eserin y rine Abdullah b. Abdurra man ed-Dârimî (öl. 255 868)nin es-Sünen adlı eser veya İbn Mâce (öl. 273 886)nin es-Sünen adh eser göstermişlerdir, bk. kütüb sitte sıhriyyet a. [Ar.\ fık. İslâ hukukunda, evlilik sonucu o şan akrabalık veya hısımlık. sıla-i rahm a. [Ar.} İslâ inançta, kan bağı veya evli sonucu oluşan akrabalık ve hısımlık bağlarını canlı tutm onlarla ilişkiyi sürdürme, on rm haklarını ve hukukunu k layıp gözetme, onlara dest olma ve yardımda bulunma, o ları sık sık ziyaret etme an mmda kullanılan terim. sır, -rrı a. [< Ar.sırr] (ç. esrâr, serâ'ir) 1. Bilinmesi ve açıklanması istenmeyen, g kalan şey, anlamında bir teri giz. 2. İnsan akimın eremed veya çözemediği olgu. 3. tas. T savvuf inancına göre, sadece lah’m bildiği veya az sayıda sanm bilebileceği ya da kav yabileceği özel bügi. 603 sırât 4. § tam. sırr-ı hâl a. (JL ^) es- tas. Hak taalânın muradınm mizî büinmesi konusu. ü’ssırr-ı istivâ a. (ljiu.1 ^ tas. am Mevlevîlikte Mevlâna’dan kaellan ve yüksek değeri olduğuaşna inanılan iki yollu şerit. yeah- sırr-ı kader a. (jji ^) tas. Al 5 / lah’ın ezelde takdir olunan rini kaderin gizliliğine vakıf ol 3 / ması durumu. rini sırr-ı lâhûtî a. (^^ >») İlâb-i hî sır. sırr-ı rubûbiyyet a. (cu^j âm ^ tas. Tanrılık sırrı. olusırr-ı tecelliyât a. ULLşj ^) tas. Kalbe ilk doğan tecellinin âmî oluşumuyla ve bütün isimleilik rin arasmdaki birlikle müşaeya hede edilen sır. ma, sırrü’s-sırr a. (^Jl ^) (sırrın nlasırrı) tas. Allah’ın birliğinde koltek öz olarak bulunan gerçeklere özgü engin bilgi. onnla sırât a. [Ar.] “Yol.” anlamında olan bu söz, üstünden geçilip b. Cennete gitmek üzere Cehennem’in üzerine kurulacak olan eya çok dar ve güç geçilir köprü için gizli kullanılan terim, sırat köprüsü. im, diği Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de kırk altı ayette geçmektedir (bk. Ta M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem, “srt” Almaddesi). Ayrıca, “Cehennemin invra üzerine kurulmuş köprü.” anlamıyla pek çok hadiste de yer alsırât-ı müstakim 604 maktadır (.bk. Wensinck, el- Mu'cem, “srt” maddesi). s § tam. sırât-ı müstakim a. ÇuİXum Ll^^0 “Mümini geçeğe ulaştıracak doğru yol.” anlamında Kur’ân-ı Kerîm’de otuz üç ayette geçen terim. Ebû Davud (öl. 275 / 888) un es-Sünen adlı eseri. Nesâ'î (öl. 303 / 915)nin Sünen adlı eseri. 5. Tirm (öl. 279 / 892)nin el-Câmi'ü sahîh adlı eseri. 6. İma Mâlik (öl. 179 / 795) in Muvatta adlı eseri. Bazı ara tırmacılar bu son eserin y rine Abdullah b. Abdurra man ed-Dârimî (öl. 255 868)nin es-Sünen adlı eser veya İbn Mâce (öl. 273 886)nin es-Sünen adh eser göstermişlerdir, bk. kütüb sitte sıhriyyet a. [Ar.\ fık. İslâ hukukunda, evlilik sonucu o şan akrabalık veya hısımlık. sıla-i rahm a. [Ar.} İslâ inançta, kan bağı veya evli sonucu oluşan akrabalık ve hısımlık bağlarını canlı tutm onlarla ilişkiyi sürdürme, on rm haklarını ve hukukunu k layıp gözetme, onlara dest olma ve yardımda bulunma, o ları sık sık ziyaret etme an mmda kullanılan terim. sır, -rrı a. [< Ar.sırr] (ç. esrâr, serâ'ir) 1. Bilinmesi ve açıklanması istenmeyen, g kalan şey, anlamında bir teri giz. 2. İnsan akimın eremed veya çözemediği olgu. 3. tas. T savvuf inancına göre, sadece lah’m bildiği veya az sayıda sanm bilebileceği ya da kav yabileceği özel bügi. 603 sırât 4. § tam. sırr-ı hâl a. (JL ^) es- tas. Hak taalânın muradınm mizî büinmesi konusu. ü’ssırr-ı istivâ a. (ljiu.1 ^ tas. am Mevlevîlikte Mevlâna’dan kaellan ve yüksek değeri olduğuaşna inanılan iki yollu şerit. yeah- sırr-ı kader a. (jji ^) tas. Al 5 / lah’ın ezelde takdir olunan rini kaderin gizliliğine vakıf ol 3 / ması durumu. rini sırr-ı lâhûtî a. (^^ >») İlâb-i hî sır. sırr-ı rubûbiyyet a. (cu^j âm ^ tas. Tanrılık sırrı. olusırr-ı tecelliyât a. ULLşj ^) tas. Kalbe ilk doğan tecellinin âmî oluşumuyla ve bütün isimleilik rin arasmdaki birlikle müşaeya hede edilen sır. ma, sırrü’s-sırr a. (^Jl ^) (sırrın nlasırrı) tas. Allah’ın birliğinde koltek öz olarak bulunan gerçeklere özgü engin bilgi. onnla sırât a. [Ar.] “Yol.” anlamında olan bu söz, üstünden geçilip b. Cennete gitmek üzere Cehennem’in üzerine kurulacak olan eya çok dar ve güç geçilir köprü için gizli kullanılan terim, sırat köprüsü. im, diği Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de kırk altı ayette geçmektedir (bk. Ta M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem, “srt” Almaddesi). Ayrıca, “Cehennemin invra üzerine kurulmuş köprü.” anlamıyla pek çok hadiste de yer alsırât-ı müstakim 604 maktadır (.bk. Wensinck, el- Mu'cem, “srt” maddesi). s § tam. sırât-ı müstakim a. ÇuİXum Ll^^0 “Mümini geçeğe ulaştıracak doğru yol.” anlamında Kur’ân-ı Kerîm’de otuz üç ayette geçen terim. Tirm (öl. 279 / 892)nin el-Câmi'ü sahîh adlı eseri. 6. İma Mâlik (öl. 179 / 795) in Muvatta adlı eseri. Bazı ara tırmacılar bu son eserin y rine Abdullah b. Abdurra man ed-Dârimî (öl. 255 868)nin es-Sünen adlı eser veya İbn Mâce (öl. 273 886)nin es-Sünen adh eser göstermişlerdir, bk. kütüb sitte sıhriyyet a. [Ar.\ fık. İslâ hukukunda, evlilik sonucu o şan akrabalık veya hısımlık. sıla-i rahm a. [Ar.} İslâ inançta, kan bağı veya evli sonucu oluşan akrabalık ve hısımlık bağlarını canlı tutm onlarla ilişkiyi sürdürme, on rm haklarını ve hukukunu k layıp gözetme, onlara dest olma ve yardımda bulunma, o ları sık sık ziyaret etme an mmda kullanılan terim. sır, -rrı a. [< Ar.sırr] (ç. esrâr, serâ'ir) 1. Bilinmesi ve açıklanması istenmeyen, g kalan şey, anlamında bir teri giz. 2. İnsan akimın eremed veya çözemediği olgu. 3. tas. T savvuf inancına göre, sadece lah’m bildiği veya az sayıda sanm bilebileceği ya da kav yabileceği özel bügi. 603 sırât 4. § tam. sırr-ı hâl a. (JL ^) es- tas. Hak taalânın muradınm mizî büinmesi konusu. ü’ssırr-ı istivâ a. (ljiu.1 ^ tas. am Mevlevîlikte Mevlâna’dan kaellan ve yüksek değeri olduğuaşna inanılan iki yollu şerit. yeah- sırr-ı kader a. (jji ^) tas. Al 5 / lah’ın ezelde takdir olunan rini kaderin gizliliğine vakıf ol 3 / ması durumu. rini sırr-ı lâhûtî a. (^^ >») İlâb-i hî sır. sırr-ı rubûbiyyet a. (cu^j âm ^ tas. Tanrılık sırrı. olusırr-ı tecelliyât a. ULLşj ^) tas. Kalbe ilk doğan tecellinin âmî oluşumuyla ve bütün isimleilik rin arasmdaki birlikle müşaeya hede edilen sır. ma, sırrü’s-sırr a. (^Jl ^) (sırrın nlasırrı) tas. Allah’ın birliğinde koltek öz olarak bulunan gerçeklere özgü engin bilgi. onnla sırât a. [Ar.] “Yol.” anlamında olan bu söz, üstünden geçilip b. Cennete gitmek üzere Cehennem’in üzerine kurulacak olan eya çok dar ve güç geçilir köprü için gizli kullanılan terim, sırat köprüsü. im, diği Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de kırk altı ayette geçmektedir (bk. Ta M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem, “srt” Almaddesi). Ayrıca, “Cehennemin invra üzerine kurulmuş köprü.” anlamıyla pek çok hadiste de yer alsırât-ı müstakim 604 maktadır (.bk. Wensinck, el- Mu'cem, “srt” maddesi). s § tam. sırât-ı müstakim a. ÇuİXum Ll^^0 “Mümini geçeğe ulaştıracak doğru yol.” anlamında Kur’ân-ı Kerîm’de otuz üç ayette geçen terim. İma Mâlik (öl. 179 / 795) in Muvatta adlı eseri. Bazı ara tırmacılar bu son eserin y rine Abdullah b. Abdurra man ed-Dârimî (öl. 255 868)nin es-Sünen adlı eser veya İbn Mâce (öl. 273 886)nin es-Sünen adh eser göstermişlerdir, bk. kütüb sitte sıhriyyet a. [Ar.\ fık. İslâ hukukunda, evlilik sonucu o şan akrabalık veya hısımlık. sıla-i rahm a. [Ar.} İslâ inançta, kan bağı veya evli sonucu oluşan akrabalık ve hısımlık bağlarını canlı tutm onlarla ilişkiyi sürdürme, on rm haklarını ve hukukunu k layıp gözetme, onlara dest olma ve yardımda bulunma, o ları sık sık ziyaret etme an mmda kullanılan terim. sır, -rrı a. [< Ar.sırr] (ç. esrâr, serâ'ir) 1. Bilinmesi ve açıklanması istenmeyen, g kalan şey, anlamında bir teri giz. 2. İnsan akimın eremed veya çözemediği olgu. 3. tas. T savvuf inancına göre, sadece lah’m bildiği veya az sayıda sanm bilebileceği ya da kav yabileceği özel bügi. 603 sırât 4. § tam. sırr-ı hâl a. (JL ^) es- tas. Hak taalânın muradınm mizî büinmesi konusu. ü’ssırr-ı istivâ a. (ljiu.1 ^ tas. am Mevlevîlikte Mevlâna’dan kaellan ve yüksek değeri olduğuaşna inanılan iki yollu şerit. yeah- sırr-ı kader a. (jji ^) tas. Al 5 / lah’ın ezelde takdir olunan rini kaderin gizliliğine vakıf ol 3 / ması durumu. rini sırr-ı lâhûtî a. (^^ >») İlâb-i hî sır. sırr-ı rubûbiyyet a. (cu^j âm ^ tas. Tanrılık sırrı. olusırr-ı tecelliyât a. ULLşj ^) tas. Kalbe ilk doğan tecellinin âmî oluşumuyla ve bütün isimleilik rin arasmdaki birlikle müşaeya hede edilen sır. ma, sırrü’s-sırr a. (^Jl ^) (sırrın nlasırrı) tas. Allah’ın birliğinde koltek öz olarak bulunan gerçeklere özgü engin bilgi. onnla sırât a. [Ar.] “Yol.” anlamında olan bu söz, üstünden geçilip b. Cennete gitmek üzere Cehennem’in üzerine kurulacak olan eya çok dar ve güç geçilir köprü için gizli kullanılan terim, sırat köprüsü. im, diği Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de kırk altı ayette geçmektedir (bk. Ta M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem, “srt” Almaddesi). Ayrıca, “Cehennemin invra üzerine kurulmuş köprü.” anlamıyla pek çok hadiste de yer alsırât-ı müstakim 604 maktadır (.bk. Wensinck, el- Mu'cem, “srt” maddesi). s § tam. sırât-ı müstakim a. ÇuİXum Ll^^0 “Mümini geçeğe ulaştıracak doğru yol.” anlamında Kur’ân-ı Kerîm’de otuz üç ayette geçen terim. Bilinmesi ve açıklanması istenmeyen, g kalan şey, anlamında bir teri giz. 2. İnsan akimın eremed veya çözemediği olgu. 3. tas. T savvuf inancına göre, sadece lah’m bildiği veya az sayıda sanm bilebileceği ya da kav yabileceği özel bügi. 603 sırât 4. § tam. sırr-ı hâl a. (JL ^) es- tas. Hak taalânın muradınm mizî büinmesi konusu. ü’ssırr-ı istivâ a. (ljiu.1 ^ tas. am Mevlevîlikte Mevlâna’dan kaellan ve yüksek değeri olduğuaşna inanılan iki yollu şerit. yeah- sırr-ı kader a. (jji ^) tas. Al 5 / lah’ın ezelde takdir olunan rini kaderin gizliliğine vakıf ol 3 / ması durumu. rini sırr-ı lâhûtî a. (^^ >») İlâb-i hî sır. sırr-ı rubûbiyyet a. (cu^j âm ^ tas. Tanrılık sırrı. olusırr-ı tecelliyât a. ULLşj ^) tas. Kalbe ilk doğan tecellinin âmî oluşumuyla ve bütün isimleilik rin arasmdaki birlikle müşaeya hede edilen sır. ma, sırrü’s-sırr a. (^Jl ^) (sırrın nlasırrı) tas. Allah’ın birliğinde koltek öz olarak bulunan gerçeklere özgü engin bilgi. onnla sırât a. [Ar.] “Yol.” anlamında olan bu söz, üstünden geçilip b. Cennete gitmek üzere Cehennem’in üzerine kurulacak olan eya çok dar ve güç geçilir köprü için gizli kullanılan terim, sırat köprüsü. im, diği Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de kırk altı ayette geçmektedir (bk. Ta M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem, “srt” Almaddesi). Ayrıca, “Cehennemin invra üzerine kurulmuş köprü.” anlamıyla pek çok hadiste de yer alsırât-ı müstakim 604 maktadır (.bk. Wensinck, el- Mu'cem, “srt” maddesi). s § tam. sırât-ı müstakim a. ÇuİXum Ll^^0 “Mümini geçeğe ulaştıracak doğru yol.” anlamında Kur’ân-ı Kerîm’de otuz üç ayette geçen terim. İnsan akimın eremed veya çözemediği olgu. 3. tas. T savvuf inancına göre, sadece lah’m bildiği veya az sayıda sanm bilebileceği ya da kav yabileceği özel bügi. 603 sırât 4. § tam. sırr-ı hâl a. (JL ^) es- tas. Hak taalânın muradınm mizî büinmesi konusu. ü’ssırr-ı istivâ a. (ljiu.1 ^ tas. am Mevlevîlikte Mevlâna’dan kaellan ve yüksek değeri olduğuaşna inanılan iki yollu şerit. yeah- sırr-ı kader a. (jji ^) tas. Al 5 / lah’ın ezelde takdir olunan rini kaderin gizliliğine vakıf ol 3 / ması durumu. rini sırr-ı lâhûtî a. (^^ >») İlâb-i hî sır. sırr-ı rubûbiyyet a. (cu^j âm ^ tas. Tanrılık sırrı. olusırr-ı tecelliyât a. ULLşj ^) tas. Kalbe ilk doğan tecellinin âmî oluşumuyla ve bütün isimleilik rin arasmdaki birlikle müşaeya hede edilen sır. ma, sırrü’s-sırr a. (^Jl ^) (sırrın nlasırrı) tas. Allah’ın birliğinde koltek öz olarak bulunan gerçeklere özgü engin bilgi. onnla sırât a. [Ar.] “Yol.” anlamında olan bu söz, üstünden geçilip b. Cennete gitmek üzere Cehennem’in üzerine kurulacak olan eya çok dar ve güç geçilir köprü için gizli kullanılan terim, sırat köprüsü. im, diği Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de kırk altı ayette geçmektedir (bk. Ta M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem, “srt” Almaddesi). Ayrıca, “Cehennemin invra üzerine kurulmuş köprü.” anlamıyla pek çok hadiste de yer alsırât-ı müstakim 604 maktadır (.bk. Wensinck, el- Mu'cem, “srt” maddesi). s § tam. sırât-ı müstakim a. ÇuİXum Ll^^0 “Mümini geçeğe ulaştıracak doğru yol.” anlamında Kur’ân-ı Kerîm’de otuz üç ayette geçen terim.
ağfer
ağfer s. (>l) [Ar.] Çok bağışlayan, mağfiret eden. 2. “Esmâ'ü’lhüsnâ” (Allah’ın güzel isimleri) arasında zikredilen, daha çok da O’nun vasfinı ifede eden söz. ağıt a. 1. Sosyal ve toplumsal felâketler veya çok sevilen bir kişinin kaybı için söylenen doğmaca söz veya ezgi. 2. ed. Bu tür olaylarm yarattığı tahribatı veya sevilen bir kimse ya da din ve devlet büyüklerinin ölümünden duyulan acıyı şiirle anlatma tarzı, sagu, mersiye. 3. İslâmî inanışa göre ağıt, ölüye üzülme, onun iyi huylarmı sayıp dökerek ağlama, mümkün olduğunca “takdir-i İlâhî” (bk. bu madde) ye bağlanarak sızlanma mubah görülmüştür. Sünnî çevrelerde bilim adamlarmm karşı çıkmalarına karşın ağıt, her dönemde var olmuştur. Özellikle Anadolu’da özellikle köylerde ağıt yakma, ağıtçıhk, toplu ağıt söyleme âdeti yaygın olarak devam etmektedir. Öte yanda, saçmı başmı yolma, üstünü başmı yırtma, dizini veya vücudunu dövme gibi eylemler ile Şii-Alevî çevrelerinde ise ağıt geleneği ileri seviyededir. Hatta Şiî-Alevî bilginleri bu geleneği teşvik etmişlerdir. Nitekim Hz. Ali’nin şehit edilmesi dolayısıyla ramazan aynım on sekiz, on dokuz ve yirminci günlerinde; Hz. Haşan ve Hüseyin’in öldürüldüğü Kerbelâ faciasınm yıl dönümü olan on muharrem günü ağıt yakma, üzülme, o olayı yeniden hatırlamak amacıyla toplu ağıt törenleri düzenlenmektedir. Tasavvuf ehli ise ağıt konusunda farklı bir yaklaşım içine girmişlerdir. Ölüye ağıt yakma yerine, “Âşık maşukuna, kul mevlâsına vasıl oldu.” diyerek şiirler söylemişlerdir, sema yapmışlardır. Bunun en çarpıcı örneğini Hz. Mevlânâ’nm ölüm gecesini “şeb-i arûs” (bk. bu madde) olarak niteleyen Mevlevîlik tarikati sergilemekte; bu gelenek gümüzde de yaşatılmaktadır. Sosyal ve toplumsal felâketler veya çok sevilen bir kişinin kaybı için söylenen doğmaca söz veya ezgi. 2. ed. Bu tür olaylarm yarattığı tahribatı veya sevilen bir kimse ya da din ve devlet büyüklerinin ölümünden duyulan acıyı şiirle anlatma tarzı, sagu, mersiye. 3. İslâmî inanışa göre ağıt, ölüye üzülme, onun iyi huylarmı sayıp dökerek ağlama, mümkün olduğunca “takdir-i İlâhî” (bk. bu madde) ye bağlanarak sızlanma mubah görülmüştür. Sünnî çevrelerde bilim adamlarmm karşı çıkmalarına karşın ağıt, her dönemde var olmuştur. Özellikle Anadolu’da özellikle köylerde ağıt yakma, ağıtçıhk, toplu ağıt söyleme âdeti yaygın olarak devam etmektedir. Öte yanda, saçmı başmı yolma, üstünü başmı yırtma, dizini veya vücudunu dövme gibi eylemler ile Şii-Alevî çevrelerinde ise ağıt geleneği ileri seviyededir. Hatta Şiî-Alevî bilginleri bu geleneği teşvik etmişlerdir. Nitekim Hz. Ali’nin şehit edilmesi dolayısıyla ramazan aynım on sekiz, on dokuz ve yirminci günlerinde; Hz. Haşan ve Hüseyin’in öldürüldüğü Kerbelâ faciasınm yıl dönümü olan on muharrem günü ağıt yakma, üzülme, o olayı yeniden hatırlamak amacıyla toplu ağıt törenleri düzenlenmektedir. Tasavvuf ehli ise ağıt konusunda farklı bir yaklaşım içine girmişlerdir. Ölüye ağıt yakma yerine, “Âşık maşukuna, kul mevlâsına vasıl oldu.” diyerek şiirler söylemişlerdir, sema yapmışlardır. Bunun en çarpıcı örneğini Hz. Mevlânâ’nm ölüm gecesini “şeb-i arûs” (bk. bu madde) olarak niteleyen Mevlevîlik tarikati sergilemekte; bu gelenek gümüzde de yaşatılmaktadır. İslâmî inanışa göre ağıt, ölüye üzülme, onun iyi huylarmı sayıp dökerek ağlama, mümkün olduğunca “takdir-i İlâhî” (bk. bu madde) ye bağlanarak sızlanma mubah görülmüştür. Sünnî çevrelerde bilim adamlarmm karşı çıkmalarına karşın ağıt, her dönemde var olmuştur. Özellikle Anadolu’da özellikle köylerde ağıt yakma, ağıtçıhk, toplu ağıt söyleme âdeti yaygın olarak devam etmektedir. Öte yanda, saçmı başmı yolma, üstünü başmı yırtma, dizini veya vücudunu dövme gibi eylemler ile Şii-Alevî çevrelerinde ise ağıt geleneği ileri seviyededir. Hatta Şiî-Alevî bilginleri bu geleneği teşvik etmişlerdir. Nitekim Hz. Ali’nin şehit edilmesi dolayısıyla ramazan aynım on sekiz, on dokuz ve yirminci günlerinde; Hz. Haşan ve Hüseyin’in öldürüldüğü Kerbelâ faciasınm yıl dönümü olan on muharrem günü ağıt yakma, üzülme, o olayı yeniden hatırlamak amacıyla toplu ağıt törenleri düzenlenmektedir. Tasavvuf ehli ise ağıt konusunda farklı bir yaklaşım içine girmişlerdir. Ölüye ağıt yakma yerine, “Âşık maşukuna, kul mevlâsına vasıl oldu.” diyerek şiirler söylemişlerdir, sema yapmışlardır. Bunun en çarpıcı örneğini Hz. Mevlânâ’nm ölüm gecesini “şeb-i arûs” (bk. bu madde) olarak niteleyen Mevlevîlik tarikati sergilemekte; bu gelenek gümüzde de yaşatılmaktadır.
şeyh-i imâret
İmareti idare eden, yoksul ve kimsesizleri kollayıp gözeten kimse. şeyh-i necdi a. ^ j^ mec. Şeytan. şeyh-i kebir a. (j^ ^i) t Mevlevîlik tarikatın Sadreddin Konevî için kul nılan terim. şeyhü’l-cebel a. (J^JI j^ Haşhaşîler olarak nitelen İsmâîlî tarikatının lideri. şeyhü’l-ekber a. (^1\ j^ tas. Muhuddin-i Arabî iç kullanılan terim. şeyhü’l-hacc a. ^Jl j^) delil şeyhü’l-harem a. Ç-^l j^ Mescid-i Harâm, Mesci Nebevî’de ders veren bil adamlarma, buralarda gör yapan hizmetlilere, ayr Mekke ve Medine’de gör alan üst düzey yöneticile verilen unvan ve terim. şeyhü’l-islâm a. ÇöL-VI j^ İslâm dünyasında din işle ne bakmakla görevli ve üst düzeyde yetkili kim şeyhülislâm. şeyh (II) a. [< Ar. şeyhûh tas. Tasavvuf ehli arasında, m ritlere rehberlik yapan ve onl irşat eden olgun ve tasavv inancında “insan-ı kâmil” ( bu madde) mertebesine ulaşm sufî. şeyh (III) a. [< Ar. şeyhûh (ç. b. şüyûh) Hadis bilimin 623 şeytân ^) hadis rivayet eden veya kendisinden hadis alman uzman kimse. 2. Hadis rivayetinde ravinin tas. zayıflığını ifade eden terim. nde lla şeyhân a. (jK4 [Ar.] fik. Hanefî fıkıhçılarına göre İmâm-ı Ebu Hanîfe ile imâm-ı Ebu Yusuf. ^) nen şeyhayn a. [Ar.şeyh sözünün tesniye (dişil) biçimi.] İki şeyh (Siyerle ilgili kitaplara göre ^) Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer; İslâm çin hukukuna göre ise Hz. İmâm-ı Yusuf). bk. Hadis rivayetinde ravinin tas. zayıflığını ifade eden terim. nde lla şeyhân a. (jK4 [Ar.] fik. Hanefî fıkıhçılarına göre İmâm-ı Ebu Hanîfe ile imâm-ı Ebu Yusuf. ^) nen şeyhayn a. [Ar.şeyh sözünün tesniye (dişil) biçimi.] İki şeyh (Siyerle ilgili kitaplara göre ^) Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer; İslâm çin hukukuna göre ise Hz. İmâm-ı Yusuf). bk.
niyâz hâli
niyâz hâli a. tas. Mevlevîlikte, şeyhin veya velînin sandukasmm huzurunda sağ ayağmın baş parmağını sol ayağının başparmağmm üzerine koyarak eller düz ve parmaklar açık şekilde sağ kol sol kolun üzerine gelecek biçimde elleri çapraz olarak omuz başlarma götürerek belini bükmeden başmı göğüs hizasma kadar eğme durumu için kullanılan terim; eşanlamlısı “başkesmek” (bk. bu madde).
Cedîd Ali Paşa Mahallesi
Eyüp, İstanbul · Türkiye · Zekâi Dede 1240'ta (1824-25) İstanbul Eyüp'te Cedîd Ali Paşa mahallesinde doğdu. Babası mahalle camiinin imamı hâfız Süleyman Hikmetî Efendi, annesi Zînetî Hanım'dır. İlk eğitimini Lâlîzâde Seyyid Abdülbâki Efendi İbtidâî Mektebi'nde aldı, hıfzını amcası hâfız İbrahim Zühdî Efendi'nin yanında tamamladı ve hat icâzetini babasından aldı. Koordinat semt düzeyindedir; mahallenin sınırları kaynakta tarif edilmemiştir.
Bezirgânbaşı Camii
İstanbul · Türkiye · Mimar Sinan'ın son yıllarında bir tekke ile birlikte 994'te (1586) yapılan cami. Harap hâldeyken mütevellisi olan Dede Efendi tarafından 1234'te (1818-19) tamir ve ihya ettirilmiştir. İlk şeyhi Mahfî Ramazan Efendi'den dolayı Ramazan Efendi Camii diye de anılır.
Sütlüce
İstanbul · Türkiye · 1749'da doğduğu semt; babası Mevlevî dervişlerinden Ahmed Bîzeban'dır. İlişkili kişi dosyası Esrâr Dede : Esrâr Dede, Şeyh Gâlib’in Galata çevresinde yetişen; Dîvânı, Mevlevî şairler tezkiresi, Fütüvvetnâme ve Mübâreknâme’siyle tanınan XVIII. yüzyıl şairidir.
Cedîd Ali Paşa Camii
Eyüp, İstanbul · Türkiye · Babası Süleyman Hikmetî Efendi'nin imamlık yaptığı cami. Babasının 1864'te hacda vefatı üzerine imâmet görevi Zekâi Dede'ye intikal etti. Koordinat semt düzeyindedir; caminin tam konumu kaynakta belirtilmemiştir.
Mustafa Fâzıl Bey Konağı
İstanbul · Türkiye · Mısırlı Mustafa Fâzıl Bey'in (Paşa) Eyüp Bahariye'deki konağına mûsiki muallimi oldu. Bu görev, hayatının otuz yılını belirleyen bir bağlılığın başlangıcıdır: 1845'te onunla Mısır'a gitti, 1858'de İstanbul'a dönüşünden sonra da 1875'teki ölümüne kadar maiyetinden ayrılmadı. Koordinat semt düzeyindedir; konağın tam konumu kaynakta belirtilmemiştir.
Galata
İstanbul · Türkiye · Kaynaklara göre oturduğu ve yetiştiği çevre; Rumca ve İtalyanca öğrenmesinin zemini de bu çok dilli semt olmalıdır. İlişkili kişi dosyası Esrâr Dede : Esrâr Dede, Şeyh Gâlib’in Galata çevresinde yetişen; Dîvânı, Mevlevî şairler tezkiresi, Fütüvvetnâme ve Mübâreknâme’siyle tanınan XVIII. yüzyıl şairidir.
Konya Mevlânâ Müzesi Kütüphanesi
Konya · Türkiye · Divanının müellif hattı nüshası (nr. 2461) ve tezkiresinin bir nüshası buradadır. İlişkili kişi dosyası Esrâr Dede : Esrâr Dede, Şeyh Gâlib’in Galata çevresinde yetişen; Dîvânı, Mevlevî şairler tezkiresi, Fütüvvetnâme ve Mübâreknâme’siyle tanınan XVIII. yüzyıl şairidir.
Kahire
Kahire · Mısır · 7 Haziran 1845'te Mustafa Fâzıl Bey'le birlikte Mısır'a gitti; 1851'de kısa bir süre İstanbul'a geldiyse de tekrar döndü ve 1858'e kadar burada kaldı. Kahire'de dönemin tanınmış müzisyeni Şeyh Muhammed Şehâbeddin ile görüşerek Arap mûsikisinin özelliklerini öğrendi; kaynak, şuğul formundaki başarısını bu temasa bağlar. Koordinat şehir düzeyindedir.
Yenikapı Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · 1864'te postnişin Osman Selâhaddin Dede tarafından sikkesi “tekbirlendi”; 4 Mayıs 1868'de seyrüsülûkünü tamamlayarak Mevlevî oldu. İntisabından sonra her hafta pazartesi ve perşembe günleri burada âyinhanlar arasında âyine katıldı. Mâye âyini 30 Ocak 1884'te, ısfahan âyini 26 Ocak 1885'te, Arapça sözlü sûzinak âyini 14 Eylül 1885'te burada mukabele edildi. Koordinat şehir düzeyindedir; mevlevîhânenin tam konumu kaynakta tarif edilmemiştir.
Kasımpaşa Mevlevîhânesi
İstanbul · Türkiye · Divanındaki tarih manzumelerinden biri buranın tamiri için düşürülmüştür. İlişkili kişi dosyası Esrâr Dede : Esrâr Dede, Şeyh Gâlib’in Galata çevresinde yetişen; Dîvânı, Mevlevî şairler tezkiresi, Fütüvvetnâme ve Mübâreknâme’siyle tanınan XVIII. yüzyıl şairidir.
Süleymaniye Kütüphanesi
İstanbul · Türkiye · Tezkiresinin müellif nüshasından 1211'de (1796) istinsah edilmiş nüshası ile divanının ve Fütüvvetnâme 'sinin yazmaları buradadır. İlişkili kişi dosyası Esrâr Dede : Esrâr Dede, Şeyh Gâlib’in Galata çevresinde yetişen; Dîvânı, Mevlevî şairler tezkiresi, Fütüvvetnâme ve Mübâreknâme’siyle tanınan XVIII. yüzyıl şairidir.
Bahariye Mevlevîhânesi
Eyüp, İstanbul · Türkiye · Kudümzenbaşı Ârif Dede'nin ölümünün ardından 18 Haziran 1885'te buranın kudümzenbaşılığına getirildi ve görevi vefatına kadar sürdürdü. 1870'te Mustafa Fâzıl Paşa'nın isteğiyle bestelediği sûzidil âyin ancak 1892'de burada mukabele edilebildi; şeyh Hüseyin Fahreddin Dede'nin kısa bir âyin ricası üzerine bestelediği sabâ-zemzeme âyini de 23 Aralık 1885'te burada okundu. Koordinat semt düzeyindedir; mevlevîhânenin tam konumu kaynakta tarif edilmemiştir.
Minyatür ve Gravürlerde Mevlevîler
16. yüzyıldan 18. yüzyıla görsel tanıklık. Metin ve görsel kaynaklar birlikte değerlendirilerek hazırlanmış editoryal inceleme.
Mevlevî Âyin-i Şerifinin Mûsiki Mimarisi
Mevlevî mukabelesinin tam akışı; icracıları, mekân düzeni, makam ve usûl örgüsü, dört selâmı, terennümleri, sembolik yorumları ve sahne icrasından farklarıyla birlikte.
Mevlevî Musikisinin Hafıza Zinciri
Meşk, nota ve ses kaydı arasında repertuvar aktarımı. Mevlevîlik-musiki kaynak paketi ve görsel arşiv birlikte değerlendirilerek hazırlandı.
Semâ, Sahne ve Kültürel Miras
Tarihî merasim ile çağdaş gösteri arasındaki fark. Mevlevîlik-musiki kaynak paketi ve görsel arşiv birlikte değerlendirilerek hazırlandı.
XIX. Yüzyıl Anadolu Tasavvuf Haritası
On dokuzuncu yüzyıl Anadolu tasavvufunu yalnız tekke sayılarıyla değil; tarikat kolları, şehir ağları, göçler, cami ve hâne tekkeleri, Meclis-i Meşâyih, ulema, mûsiki ve gündelik hizmet kurumları üzerinden okuyan kapsamlı dönem dosyası.
Mevlevîlikte Semâ Meşki
Çivili tahta, çark, denge, zikir ve meydana çıkış. Klasik erkân, tarihî veri ve gelenek içi sembolik yorum birbirinden ayrılarak hazırlanmıştır.
Osmanlı’da Sultanlar ve Sûfîler: Tarih, Himaye ve Menkıbe
Osmanlı hükümdarları ile sûfîler arasındaki ilişkiyi yalnız keramet anlatılarıyla değil; vakıf, tekke, sefer, nasihat, meşruiyet ve mesafe başlıklarıyla okuyan kaynak dosyası.