ظ
Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
- Söz vermek, üstlenmek. 2. tas. Mevlevilikte ve Bektasilikte tarika- ظ 181 | İlim mm m Me A ال تاس رما te girmeye ve şeyhe bağlanmaya talibin söz vermesi, biat yapması (AM 260-266). Ikrar verilirken okunan tercemana terceman-ı ikrar denir; “Erenler meydanında, pir huzurunda mürşidine teslimi rızada oldun mu? Yalan söyleme, haram yeme, zina ve livate etme, elinle koymadığın şeyi alma, her gördüğünü söyleme, bildigini bilme, işittiğini söyleme. Gelme, gelme. Dönme, dönme, gelenin başı dönenin malı. Bu ikrardan dönersen mahşer günü yüzün kara olsun mu?” (AM 260). Eline, diline, beline sahip ol, bu deyimin ilk üç kelimesinin ilk harfleri bir araya gelince edep kelimesi ortaya çıkar. Erenlerin himmeti ele giresi değil İkrar ile gelenler mahrum kalası değil Ikrar gerek bir ere, 862 açup didâr göre Sarraf gerek gevhere nâdân bilesi değil Yünus İksiriar. (5-5 /) 1. Bakır altına dönüştürdüğüne inanılan bir madde. 2. tas. Hakk'ın eşyadaki vechi (tecellisi) hakkındaki bilgi veya her mevcut için söz konusu olan özel ilâhî vecih (tecelli) hakkındaki bilgi (sM). Buna ariflerin iksiri denir. Nasıl iksir bakırı değiştirip onu altin mertebesine, yani kemaline ulaştırıyorsa, tasavvufi anlamdaki iksir de insanın tabiatını değiştirerek onu kemal mertebesine ulaştırır. Bkz. Kimya.
- Bakır altına dönüştürdüğüne inanılan bir madde. 2. tas. Hakk'ın eşyadaki vechi (tecellisi) hakkındaki bilgi veya her mevcut için söz konusu olan özel ilâhî vecih (tecelli) hakkındaki bilgi (sM). Buna ariflerin iksiri denir. Nasıl iksir bakırı değiştirip onu altin mertebesine, yani kemaline ulaştırıyorsa, tasavvufi anlamdaki iksir de insanın tabiatını değiştirerek onu kemal mertebesine ulaştırır. Bkz. Kimya.
Tasavvuf Sözlüğü
Tasavvuf yoluna girenin, Allah’a yaklaşmak niyetiyle boynunu şeyhe teslim etmesi, bir şeyhe, derviş olduğunu ve verdiği sözden dönmeyeceğini ifade etmek demektir. Mevlevi şeyhi Remzi Efendi “Ta’birât-ı Mevleviyye” adlı eserinde, Mevlevî ikrarını şu şekilde açıklar: “Terk ve tecrid ile çile-i merdâne râğıb ve tahsil-i saadet-i sermediyyeye tâlib olan âkil ve baliğ mükellef, evvelemirde, silsile ve evradı ve tarz ve etvârı tahkik olunup sahib-i evlad ü iyâl olmadığı ve kâffe-i ilel-i sâriyeden salim olduğu bilmuâyene zahir olduktan sonra, o kimseye keyfiyet-i çile ve ahvâl-i mücâhede kemâliyle ifâde ve tefhîm edilir.Cümlesine inkiyâd-ı tam ile eyvallah gû surette, hey’et-i asliyyesiyle yani lâbis bulunduğu elbise ve kıyafetle üç gün saka yerine ik’âd olunur. Bu üç gün zarfında, gerek ihvanından, gerek sâireden hiç kimse ile musâhebe ve mükâlemede bulunmaz. Hasbelicâb, yalnız içeri meydancısına ifade-i hâl ve bir haceti var ise, ondan sual eder. Evkat-ı sâirede sükût üzere bulunur. Bu üslûb üzere üç gün tamam olduktan sonra, ol sâlik şehzade olsun, gedâzâde olsun seyyan ve yeksan muamele edileceğinden, ibtidâ ayakçılık hizmeti verilir. Onsekiz gün sonra, kisve-i asliyyesi alınıp hıfzedilerek sikke-i şerife ve tennure ilbâs olunur. İcâbında liyâkat ve istidadına göre hizmeti değiştirilir. O sâlike artık “can”, “nevniyaz”, “matbah canı” tâbir olunur. Her ne hizmet teklif edilirse, cümlesini eyvallahgûyî ve serfürûyî ile kabul ve hüsn-i rıza ve teslim-i can ile eda ve ifâya sâî olup, hiçbir veçhile red güne muamelede bulunmaz. Kendinden ileride bulunan zâbitâne (mürebbisine) itaat ve riâyet üzere olub, rızasına muhalif hareket etmez. Ondan destur ve izin almadıkça çarşı ve pazara dahi gitmez. Beş vakti ihvanıyla eda ve her sabah namazı akabindeki “ism-i Celâl” i ve meydan sünnet-i seniyyesini beraberce îfâ eder. Hâlî vakitlerde Kur’an okur. Büyüklerin menâkıbını dinler. Ehlullah’ın sohbetiyle meşgul olur. Ancak memur olduğu hizmeti varken ibadat-ı nevâfile mesâğ-ı şer’î yoktur. Rakabesini mürşide teslim eden sâlikin hâli de böyledir. Fersiz bittabi müstesnadır”. Sözünden cayanlara ve dervişlikten çıkanlara “peyman şiken” (söz bozan) denirdi.”