ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
14 sonuç · “Lahn”
01Kastamonulu Şeyh Abdullâh Efendi
Kastamonulu Şeyh Abdullah Efendi (ö. 1181/1767-68), Nasûhîzâde Şeyh Alâeddin Efendi'nin halifesi ve Anadolu'da devam eden Halvetî irşad zincirinin erken halkasıdır.
Lugat Sahibi Nimetullah
Lugat Sahibi Nimetullah (ö. 969/1561-62), Sofya'dan İstanbul'a gelip Emîr Buhârî Zâviyesi'nde hizmet eden, zâviye kütüphanesinden yararlanarak Farsça sözlük hazırlayan Nakşibendî müelliftir.
Muhammed Bâkī-Billâh
Muhammed Bâkī-Billâh (971 veya 972 / 1563-65, Kâbil – 25 Rebîülâhir 1012 / 2 Ekim 1603, Delhi); Nakşibendiyye'yi Hindistan'da kökleştiren şeyh ve İmâm-ı Rabbânî'nin mürşidi. Kırk yaşında vefat etmiş, irşad devri ancak iki üç yıl sürmüştür.
Naîmî Çeşmecizâde Nimetullah
Naîmî Çeşmecizâde Nimetullah (ö. Ramazan 974/Mart-Nisan 1567), İstanbul doğumlu; vakıf muhasebesi, medrese eğitimi, hat, inşâ ve şiir alanlarında tanınan Osmanlı âlimidir.
Seyyid Seyfullah Nizamoğlu
Seyyid Seyfullah Nizamoğlu, Ümmî Sinan'ın halifesi; Halvetî-Sinânî silsilesini, Ehl-i beyt sevgisini ve seyrüsülûk kavramlarını Türkçe şiirde işleyen mutasavvıftır.
Şeyh Abdullâh Nidâi Efendi
Şeyh Abdullah Nidâî Efendi (d. 1255/1839), Hacı Evhadüddin Dergâhı şeyhi Muhammed Sâfî Efendi'nin oğlu; Rızâeddin Efendi'den tarikat alan ve 1272/1856'da babasının yerine geçen sûfîdir.
Şeyh Hüseyin Mazlüm Efendi
Hüseyin Mazlûm Efendi, elli yılı aşkın süre dergâh hizmetinde bulunmuş; Kemal Efendi ve Abdullah Nidâî çevresinden icazet taşıyan, Abdülmecid Sivâsî hazîresinde medfun Halvetî dervişidir.
Şeyh Osman-ı Hakīkī
Osman-ı Hakīkī (ö. 1628), Seyyid Seyfullah Nizamoğlu'nun halifesi, Eğrikapı'daki evini tekkeye dönüştüren Bayramî-Melâmî şeyhi ve divan şairidir.
Şeyh Ubeydullah Nehrî
Şeyh Ubeydullah Nehrî (1827/28-1883), Seyyid Tâhâ'nın oğlu ve Seyyid Sâlih'in halifesi; Nehrî hânkâhının irşad, eğitim, sosyal hizmet ve siyasî görünürlüğünü birlikte taşıyan şair ve postnişindir.
Uşşâkīzâde Seyyid Abdullah Efendi
Uşşâkīzâde Seyyid Abdullah Efendi (1657-1726), Selânik, Mısır ve İstanbul kadılıkları; nakîbüleşraflık ile Anadolu ve Rumeli kazaskerliklerinde bulunan Osmanlı âlim ve şairidir.
Lahn
Hatâ etmek, doğrudan sapmak. Çoğulu elhândır. 1.Tecvîd ilminde, tecvîd kâidelerine uymamaktan doğan okuyuş hatâsı. Fıkıh kitablarında namaz kılanın namazın farzlarından olan kırâette yaptığı hatâ zelletül-kârî adı altında incelenmiştir. Lahn, dört şekilde olabilir: Birinci şekil i'râbda hatâdır. Yâni harekelerde ve sükünde olabilir. Meselâ, şeddeyi hafif okur veya medleri (uzunları) kısa okur veya bunların aksini yapar. İkinci şekilde, harflerde olur; harfin yerini değiştirir veya harf ilâve eder, yâhut azaltır. Veyâhut harfi ileri geri alır. Üçüncü hatâ, kelimelerde ve cümlelerde olur.Nihâyet, vakf ve vaslde hatâ olur. Yâni duracak yerde durmaz, geçer. Geçecek yerde durur. Bu dördüncü şekil hatâda, mânâ değişse de bozulmaz. İlk üç şekilde, mânâyı değiştirip, küfre sebeb olacak mânâ hâsıl olursa, namazı bozar. (İbn-i Âbidîn) Lahn; bir hafi, başka harf okumak şeklinde olursa, harfler çok farklı ise, bozar. Meselâ, sat yerine ta söylemek, sâlihât yerine tâlihât okumak. İhlâs sûresinde Ehad yerine ehat demek gibi. Harflerin farkı az ise, çok âlimler, mânâ değişirse, eğer bilerek okudu ise, bozulur; ağzından kaçtı ise, bozulmaz dediler. Dat yerine zı demek, sin yerine sat, te yerine tı demek gibi. Fetvâ böyle ise de, ihtiyâtlı olmak lâzımdır. Dâllîn yerine zâllîn böyledir. Kelimeyi değiştirince, mânâ bozulursa, Kur'ân-ı kerîmde benzeri bulunsa da bozar. Mânâ değişmezse, bozmaz. (İbn-i Âbidîn) 2. Tegannî, sesi mûsikî perdelerine uydurmak için, mânâ bozulacak şekilde, harfleri ve kelimeleri değiştirerek, sesi alçaltıp, yükselterek, çeneyi oynatarak okumak. Lahn ve nağme (vezinli ses) bulunmayan güzel sesi dinlemek mutlaka mubahtır, mahzuru yoktur. Sıkıntı gidermek için nağme ile kendi kendine okumak câiz diyenler vardır. Fakat başkalarını eğlendirmek veya para kazanmak için okumak haramdır. (Mazhâr-ı Cân-ı Cânân) Lahn yaparak, tecvîdi, Kur'ân-ı kerîmi, şartlarına, usûlüne uygun olarak okumayı bozmak bid'at, dinde sonradan çıkan bir şey olup, dinlenmesi de büyük günahtır. (Abdülganî Nablüsî) Kur'ân-ı kerîmi, zikri, duâyı lahn ile okumak icmâ ile yâni müctehid âlimlerin sözbirliği ile haramdır. (Seâdet-i Ebediyye) Lahn ile tegannî ederek okuyan imâmın arkasında kılınan namazı iâde etmek lâzımdır. (İbrâhim Halebî) Namaz vakitlerini bilmeyen, tegannî, elhan ederek okuyan kimse, ezan okumaya ehil değildir. Böyle kimseyi müezzin yapmak câiz değildir. (Bezzâziyye)
Lahn-I Celî
Açık ve herkesin bildiği tecvîd hatâsı. Lahn-ı celî harflerde veya harekede yâhut sükunda olur. Meselâ tı harfini dal, sad'ı sin okumak lahn-ı celîdir. (İbn-i Âbidîn)
Lahn-I Hafî
Gizli hatâ olup, ancak tecvîd ilmi ile uğraşanlar bilir. Lahn-i hafîde mânâ bozulmaz. İhfâyı, iklâbı vb. yapmamak, kalın okunacak yerde ince, ince okunacak yerde kalın okumak, uzatılacak yerde kısa okumak, kısa okunacak yerde uzatarak okumak gibi. (İbn-i Âbidîn)
Sayfalar 88–94
Muzaffer Ozak Külliyatı · ve radıyallahu anh efendimize sevgi gösterisinde bulunanların mekr-ü hiyleleri, bugün sadakat ve samimiyete ve Imam-i müşârünileyhe gerçek muhabbete dönüşmüştür. Vaktiyle, Imam-ı H