Semâ Hakkında Malumat belgesindeki tarih, meydan ve icra bilgilerini mevcut Mevlevî âyin dosyasıyla karşılaştıran kaynak notu.
Semâ kelimesi
Semâ sözlükte işitmek anlamına gelir. Tasavvuf tarihinde şiir ve mûsikiyi dinlerken doğan vecd, hareket ve dönüş için kullanılmıştır. Mevlânâ çevresindeki semâ ile sonraki asırlarda kuralları belirlenmiş Mevlevî mukabelesi aynı tarihî aşama değildir.
Kurallı mukabelenin teşekkülü
Mevlânâ döneminde semâ belirli bir duygulanma ve vecd anında başlayabilen daha serbest bir uygulamaydı. Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebi’den sonraki kuşaklar meydan düzenini, selâmları ve görevleri aşamalı biçimde belirginleştirdi. Bugün bilinen biçimin bütün ayrıntılarını doğrudan Mevlânâ’ya nispet etmek tarihsel gelişimi görünmez kılar.
Meydan ve hatt-ı istivâ
Semâhânenin girişinden kırmızı posta uzandığı kabul edilen hatt-ı istivâ, meydanı iki yarım daireye ayırır. Devr-i Veledî sırasında bu çizgiye basılmaz; postun önündeki karşılaşma ve baş kesme hareketleri meydanın edep ve yön duygusunu kurar.
Na‘t, kudüm ve ney
Mukabele na‘t-ı şerifle açılır. Kudüm darbesi ve ney taksimi, klasik yorumlarda yaratılış ve ilâhî nefes remizleriyle açıklanır. Ardından peşrev ve üç devirlik Devr-i Veledî gelir. Dört selâm, son peşrev, yürük semâi, taksim, Kur’an tilâveti ve dua bütünden çıkarılırsa âyin yalnız dönme görüntüsüne indirgenmiş olur.
Sembol yorumunun sınırı
Selâmları kulluğun idraki, hayranlık, aşk ve hizmete dönüş şeklinde açıklayan yorum yaygındır. Ancak tek bir sembolik açıklamanın bütün yüzyıllarda ve bütün Mevlevîhânelerde aynı kelimelerle kullanıldığı varsayılmamalıdır.