HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı ve irşad çevresi
YA'KÜB HAN HAZRETLERİ
1 280/( 1 863-64 ) senesinde i'lan- ı istiklal eden Kaşgar Em'iri Ya'kub Han'ın hem şire-zadesi olup, Buharalıdır ve seyyidü'n-nesebdir. Emir Ya'kub Han tarafından Sul- 68. Bu ibarenin hesablanmasından 1 32 7 çıkmaktadır. ( H ) lbrahimiyye- i Şa'baniyye 1 35 tan Abdülaziz Han'a arz-ı ma'lumata ve ızhar-ı ta'zimata me'mGren lstanbul'a gelmiş tir. Evvelce unvanı Ya'kub Bey iken hanlığa tebdil olunmuş sefaret-i mahsusa ile 1 290 senesi Cemaziye'l-evvelinde (Temmuz 1 873) ve 1 292 Rebiu'l-evvelinde iki defa lstanbul'a gelmiş ve nişanla iltifata mazhar olmuştur.
Ya'kub Han bu resmi gelişinden de mukaddem suret-i hususiyyede lstanbul'a gel miş idi. tık teşriflerinde Fatih civarında ikamet buyurmuşlardır. Kendileri esasen ta rik-ı Nakşıbendi'den me'zun olup, maa-mafih burada meşayıh-ı kiramın ileri gelenle riyle hem-sohbet olmak arzusunda bulunmuşlar ve Fatih türbe-darı Bekir Efendi de laletiyle lstanbul'da bulunan mazanne-i kiramı ziyaret ve o sırada meşhGr alim Hacı Feyzullah Efendi hazretleriyle sohbet etmişlerdir.
Ya'kub, başka meşrebte mütekellim bir şeyhe mülakat arzu ettiklerinden, kalbin de ilişkili kalmış ba'zı mesaili halledecek zat ararken Hammami Tevfik Efendi hazret lerini bulmuşlar ve i lk sohbette o mesaili hallediverince, "İşte istediğim meşrebte , ara dığım şeyh böyle olmalıdır." diye ona sarılmıştır. Burada bulundukları müddetce meclis i enverlerinde mülazım olup, mazhar-ı feyzleri olmuştur. Hammami hazretlerinin irtihalinde Ya'kub Han, lstanbul'da bulunup iki sene sonra memleketine avdet eylemişti. Bu e&nada Mustafa Bey hazretleriyle de hem-soh bet olmuşlar ve aralarında sohbet-i kamile cereyan etmiştir.
Demek ki, Ya'kub Han'ın lstanbul'a ilk gelişi 1 283/( 1 866-67 )'ten evveldir. lstanbul'dan avdeti 1 285/( 1 868-69) senesindedir. Mustafa Bey merhumun irtihalinde ihvan mütehayyir bir halde iken işaret-i ma'neviyye üzerine Ya'kub Han üç dört ay sonra lstanbul'u teş rif eylediler. Alem-i ma'nada zuhGr eden bir halin te'siriyle sırr-ı hilafete sahih ve es rar u kemalata varis oldular. Tarikat-i aliyye adab ve neş'esiyle umum ihvanın ta'bir ve tesellisiyle meşgul oldular. lstanbul'a sefaretle gelip gitmeler bu sıralara müsadif tir.
Bir aralık lstanbul'dan memleketine azimet lazım gelerek iki sene sonra avdetle Sultanahmed ve Mahmutpaşa civarındaki konaklarında ve en sonra Cerrahpaşa'da kain konağında irşad-ı ibad ile meşgul oldular. Burada yedi sene ikamet edip, fakat Sultan Abdulhamid-i saninin te'sir-i evha mıyla icra ettiği tazyikata tahammül edemeyerek, Hacı Kamil Efendi merhumun ter cüme-i hali bahsinde dermeyan eylediğim surette, lstanbul'dan mufarakat etmiştir. Hindistan'da Dehli'ye gitmiştir.
Orada yirmi sene kadar tarik-ı Şa'bani'yi neşr ederek bir çok insanları mazhar-ı feyz eyleyerek akıbet nihal-i vücud-ı azizleri seme re-i hayat-ı suriyyeden tecerrüd ey!emiştir. Dehli'de defin-i hak-i gufrandır. Müşarünileyh bir rivayete göre tarikat-ı aliyye-i Kadiriyye'nin Hindistan'da münteşir Sô.hibiyye şu'besine mensub ve bu şu'benin müessisi Abdurrahman Sahih hazretlerinden de hisse-dar-ı feyzdir. 1 36 Setlne- i Evliya Ya'kGb Han hazretleri esasen ulGm-ı Arabiyye ve edebiyyat-ı Farisiyye'nin gava mızına vakıf bir zat-ı ali-kadr olup, aşık, haşı', haclı', salih bir zat-ı velayet-simat idi.
Bi'l-cümle ahlak-ı haseneyi nefsinde cem' etmiş alim, fazıl bir mürşid-i kamil ü mü kemmil idi. Buharalı kıyafetiyle gezerler; daima Buhara takkesi üzerine beyaz sarık sa rarlar; Buhara hırkası giyerlerdi. HuzGr-ı alilerine dahil olanlarda kayd-ı ma-siva mahv olurdu. Meclis-i sohbetlerinde bulunanlarla görüşdüm. O hali ve o rGhaniyye ti anlatmakla bitiremezlerdi. Halim, selim, fukara-perver, sünnet-i seniyyeye şiddetle mütemessik idi. Gayet beşuş olup, görenler aşık olurdu. Daima diz üstü otururlardı. Cemaatla eda-yı salat ederlerdi. Halka-i zikirdeki halini vasf ede ede bitiremezler.
Asar-ı Aliyyeleri: Molla C3.mi'nin rubfüyyatını Tuhfetü'l-İhvan namıyla tercüme eylemiştir. Rumfiz-ı Şihabeddin-i Sühreverdi, Lemeat-ı lraki üzerine mükemmel şerhle ri. Fusfisu'l-Hikem üzerine şerhleri. Hindistan'da tab' olunmuştur. Kuran-ı Kerim üzerine yazılmış tefslrleri. Pek mühim Mektubat-ı aliyyeleri. Mektuhat-ı aliyyelerinden: "Ziit-ı Biiri-i tealiıda meriitib-i sel.ase i'tibar olunması beyanı: Evvela, mertebe-i hüviyyet-i mutlaka ki, (Bi-ibaretin uhra vahdet-i mutlaka ta' bir olu nur. ) , ziit-ı baht u sırftır. Ya'nl la-bi-şart şey' ma'niisınca kendisinde hiç bir nisbet ve ku yful-ı mu'tebere değildir.
Lakin Hiiliku'l-vücCı.d ve'l-adem olması i'tibiirı mertebe-i hüviy yet-i mutlakaya nisbetledir. Zira mertebe-i ehadiyette adem ıtlakı sahihtir. Ve bu cihetle ade me mahlUk denilmesi ciiiz olur. Ya' nl mertebe-i ehadiyette adem ıtlakının sıhhatı bi-şarH la şey ' ma'niisınca hiçbir nisbet ve kuyCı.d-ı mu' tebere değildir, demek olur. Ve Halıku'l-vücCı.d olması i' tibarı, mertebe-i vahidiyyete nazaran olup ve bu mertebede bi-şarı-ı şey' maniisın ca neseb ü kuyCı.d-ı mu'tebere olur. Ve bu i'tibar ile mahlUk demek dahi sahih olur.
Atideki mektGb, müşarünileyhin hatt-ı destiyle muharrer olan ve Millet Kütüphanesi'nde mahfGz bulunan aslından yazılmıştır: " Eyyühe 'H.alibü' z-zek1! Ma'lumun olsun ki, vücCı.d-ı Hak sübhanehu ve tealanın eseri a'yiin-ı sabitede nisbe ten zuhurdadır. Ya'nl a'yiin , ahval ile ayn-ı zahir eder. Ol keyfiyyet üzere ki, ilimde sabit idi. Bila-ziyade vela-noksan . Ve eser-i a'yiin-ı sabite vücCı.d- ı Hak' ta zat u sıfatını ta'yln ve
