HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Sinanüddln Yusuf-ı Erdebfü, vasıl-ı ulum-ı cavidanl bir zat-ı kerimü's-sıfattır. Er debll'in Ramiyye karyesindendir. Bi't-tahsll Tebriz'e gelip, Dede Ö mer-i Ruşeni haz retleriyle hem-sohbet olmuştur. Hayli zaman mülazım-ı dergahları olarak, ba‘dehû emr u işaretleriyle İ stanbul'a gelip, Cemal-i Halveti hazretlerine intisab etmiştir. Tekmll-i süluktan sonra Ayasofya civarında kendileri bir zaviye bina ettiler, burada meşglıl-i irş3.d oldular.
Fakr-ı zahiriyi ihtiyar edip, te'min-i maişetten fazla varidatını cem' ile mezkı1r bi nayı vücuda getirerek, evkafını bile ta'yln buyurdukları menkuldür. 164 Bu dergah, Ayasofya Cami'-i şerifine karşıdır. Zamanımızda tecdiden inşa olunmuş ve meşihatine Şeyh Sırri Efendi nam zat ta'yin edilmiştir. Sırrı Efendi, Erbill Şeyh Es'ad Efendi hulefasından olup, 3.şık, mesleğine sadık, mültefit, hoş-glı bir zattır. 95 1/( 1 544 )'de irtihal eylemiştir. "Ez-zikr" (Ş .ili), tarihidir. Topkapı dışarısında, Merkez Efendi'ye karib bir mahalde yol üstünde türbesi vardır. Ziyaret olunur.
Ziya Paşa merhum tarafından tecdiden inşa olunmuş idi. Ziyaret-gahdır. Çok ruhaniyyet vardır. Ba'zı risaleleri var diye Hafız Hüseyn-i Ayvansarayl, Vefeyat-name'sinde bahs ediyor.
Erdebil'den Tebriz'e, Tebriz'den İstanbul'a
Sefîne onu “Sinânüddîn Yûsuf-ı Erdebîlî” adıyla anar ve “vâsıl-ı ulûm-ı câvidânî bir zât-ı kerîmü's-sıfat” diye tanıtır. Tahsilini tamamladıktan sonra Tebriz'e gelmiş, orada Dede Ömer-i Rûşenî hazretleriyle hem-sohbet olmuş ve hayli zaman dergâhının mülâzımı olarak kalmıştır.
Bu uzun beraberliğin ardından, yine Rûşenî'nin emir ve işaretiyle İstanbul'a gelmiştir. Şehirde Cemâl-i Halvetî hazretlerine intisap etmiş ve sülûkünü onun terbiyesinde tamamlamıştır. Böylece hayatı, Halvetîliğin Tebriz'deki merkezi ile Osmanlı başkentindeki ilk büyük halkası arasında kurulur.
Ayasofya karşısındaki zâviye
Sülûkünü tekmîl ettikten sonra Ayasofya civarında kendisi bir zâviye bina etmiş ve burada irşadla meşgul olmuştur. Sefîne bu dergâhın Ayasofya Câmi-i şerîfinin karşısında bulunduğunu açıkça söyler.
Binanın nasıl kurulduğu ayrıca nakledilir: fakr-ı zâhiriyi ihtiyar etmiş, geçiminden artan varidatını biriktirerek mezkûr binayı vücuda getirmiş, hatta vakıflarını bile kendisi tayin buyurmuştur. Vassâf bu bilgiyi “menkūldür” kaydıyla nakle dayandırır.
Zâviye sonraki yüzyıllarda da ayakta kalmıştır. Vassâf'ın devrinde yeniden inşa edilmiş ve meşîhatine Erbilî Şeyh Es'ad Efendi hulefâsından, âşık ve hoş-gû bir zât olarak tanıttığı Şeyh Sırrı Efendi tayin edilmiştir.
Vefatı, türbesi ve risâleleri
Sefîne, Sinân-ı Erdebîlî'nin 951/(1544) senesinde irtihâl ettiğini kaydeder. Türbesi, Topkapı dışarısında Merkez Efendi'ye karîb bir mahalde, yol üstündedir; Ziyâ Paşa merhûm tarafından tecdîden inşa olunmuştur.
Telifleri konusunda Vassâf kendi hükmünü vermez, başka bir kaynağa havale eder: Hâfız Hüseyn-i Ayvansarâyî, Vefeyât-nâme'sinde onun bazı risâleleri bulunduğundan bahsetmektedir. Risâlelerin adları ve muhtevası hakkında metinde bilgi yoktur.