HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Doğumu ve tahsili
Kastamonu'nun Mûsâfakih mahallesinde doğdu. Hayatı hakkında bilinenler Menâkıb-ı Şeyh Şa'bân-ı Velî ve Türbenâme adlı eserlerinde verdiği bilgilere dayanmaktadır.
Menâkıbnâmede babasının kendisini Şeyh Şâbân-ı Velî'nin (ö. 976/1569) cenaze namazına götürdüğünü, bu sırada henüz küçük bir çocuk olduğunu söyler. Muhtemelen bu ifadeden hareketle son dönemlerde kaleme alınan bazı eserlerde 966 (1559) yılında doğduğu kaydedilmiştir.
Kendi anlattığına göre: yüksek makamlara ulaşma hevesiyle medrese tahsili yapmış, tahsilini tamamlamasının ardından müftü kâtipliği yapmaya başlamış, daha sonra tasavvufa meyletmiş, bu konuda kitaplar okumuş; kendisini saran ilâhî cezbenin kâmil bir mürşide bağlanmadan mârifete dönüşmeyeceğini anlayıp Şâbân-ı Velî Dergâhı'nın üçüncü postnişini Abdülbâki Efendi'ye intisap ederek üç yıl hizmetinde bulunmuştur.
Postnişinliği
Şeyhinin ölümü üzerine (997/1589) seyrüsülûkünü dergâhın dördüncü postnişini Muhyiddin Efendi'nin yanında tamamladı. Onun ölümünden (1013/1604) sonra dergâhta irşad faaliyetine başladı.
Şâbân-ı Velî Dergâhı'nın beşinci postnişini olarak otuz üç yıla yakın irşad görevini sürdürdü.
Vefatında Şâbân-ı Velî Türbesi içinde şeyhi Muhyiddin Efendi'nin kabrinin yanına defnedildi.
Bursalı Mehmed Tâhir, Ömer Fuâdî'nin adı veya mahlası “Kalbî” olan bir oğlu olduğunu, Yahyâ Efendi Dergâhı Kütüphanesi'nde bir külliyat içinde bazı şiirlerini gördüğünü söyler.
Menâkıbnâmeyi niçin yazdı
Ömer Fuâdî, Menâkıb-ı Şa'bân-ı Velî adlı eseriyle Şâbân-ı Velî'nin ve Halvetîliğin Şâbâniyye kolunun tanınması ve yayılmasına büyük katkı sağlamıştır.
Sebebi kaynakta açıkça anlatılır: dönemin kaynaklarında Halvetiyye kollarından İstanbul merkezli Sünbüliyye ve Sivâsiyye ile Mısır merkezli Gülşeniyye tarikatlarının pîrleri hakkında geniş bilgi yer alırken, Halvetî-Şâbânîliğin pîri Şeyh Şâbân-ı Velî'nin inzivâyı tercih etmesi, Bolu'da Hayreddin Tokadî'den hilâfet alıp Kastamonu gibi bir ilde irşad faaliyetinde bulunması sebebiyle kaynaklarda fazla tanıtılmaması, Ömer Fuâdî'yi Şâbân-ı Velî hakkında bir menâkıbnâme yazmaya sevketmiştir.
Onun bu eseri kaleme almasının bir sebebi de Halvetiyye tarikatının İstanbul dışında Kastamonu merkezli olmak üzere Anadolu'ya nüfuzunu Şeyh Şâbân-ı Velî sayesinde sağlamak istemesidir.
Şâbâniyye'yi müstakil kol yapması
Ömer Fuâdî eserde kendisine kadar ulaşan Halvetî silsilesine vurgu yaparak Şâbâniyye'yi müstakil bir şube hâline getirmeyi amaçlamıştır. Silsile şöyledir: Pîr Ömer Halvetî, Ahî Mîrem, İzzeddin Türkmânî, Sadreddîn-i Hiyâvî, pîr-i sânî Yahyâ-yı Şirvânî, Muhammed Bahâeddin Erzincânî, Cemâl-i Halvetî, Hayreddin Tokadî, Şâbân-ı Velî, Osman Efendi, Hayreddin Efendi, Abdülbâki Efendi, Muhyiddin Efendi.
Şâbân-ı Velî'nin türbesini inşa edip irşadın yapıldığı camiyi bir tarikat âsitânesine dönüştürmesi bunun göstergelerinden biridir. Bu anlamda kendisi Şâbâniyye tarikatının ikinci pîri kabul edilebilir.
Türbenin inşası
Ömer Fuâdî, şeyhi Muhyiddin Efendi'nin tavsiyesi ve I. Ahmed'in veziri Murad Paşa'nın kethüdâsı ve Şâbân-ı Velî'nin müridlerinden Himmet Dede'nin oğlu Ömer Kethüdâ'nın maddî desteğiyle türbenin inşasına başladı.
Ancak Murad Paşa'nın Diyarbekir'de ölümünden sonra II. Osman'ın sadrazamı Nasuh Paşa'nın Ömer Kethüdâ'yı katlettirmesi yüzünden yarım kalan inşaat, 1019'da (1610) halktan toplanan yardımlarla tamamlanmıştır.
Kadızâdelilere cevap
Ömer Fuâdî tarikat içi kurumlaşmayı sağlarken, Kadızâdeliler'in evliya kabirlerinin ziyareti, türbe yapımı, tasavvufî şahsiyetlerden istimdad edilmesi ve devranın cevazına dair yönelttikleri tenkitlere, özellikle Menâkıbnâme ve Türbenâme'de şeyhülislâm fetvalarına dayanarak verdiği cevaplarla, tarikatın meşruiyet ve yaygınlık kazanması hususunda gayret göstermiştir.
Sonrası
Onun çabalarıyla Anadolu'da yaygınlık kazanan Halvetîliğin Şâbâniyye silsilesi, halifelerinden İsmâil Çorûmî ile devam etmiştir.
Şâbâniyye, XVII. yüzyılın ikinci yarısında Karabaşiyye ve onun alt kolu olan Nasûhiyye vasıtasıyla İstanbul'a girme imkânı bulmuştur.
Şairliği
Aynı zamanda şair olan Ömer Fuâdî'nin şiirlerinde mahallî söyleyişler, deyimler, atasözleri ve özdeyişler önemli bir yer tutar.
Çoğunlukla divan şiirinin geleneklerine bağlı kalmış ve heceyle yazılmış üç ilâhinin dışında aruz veznini kullanmıştır.