HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı, irşadı ve metinleri
“Zekâi” nâmıyla şöhret bulan bir zât-ı âli-kadr, âlim, ârif, şâir bir mürşid-i dilâgâhur. Üsküdar'da dünyâya gelmişlerdir. Pederleri Üsküdar Muhâfızı, mir-i mirândan Bursa Yenişehirli Hacı İbrâhim Bey'dir.
Mustafa Zekâi Efendi, ibtidâi tahsilden sonra makâsıd-ı ulümu da elde ederek seyâhata çıkmış, Simav kasabasına uğradığı sırada mazanna-i kirâmdan ve meşâyıh-ı ızâmdan el-Hâc Hasan Efendi'ye mülâki olup, ona intisâb ederek hayli zamân hizmetinde bulunarak terbiye-i tarikat görmüştür.
Hasan Efendi iki koldan Karabaş-ı Veli hazretlerine merbüttur. Biri: Karabaş-ı Veli, Şeyh Hüseyin Efendi, Şeyh Şa'bân Efendi, Şeyh Simavlı Mahmüd Efendi, Şeyh Hacı Hasan Efendi olup, diğeri: Karabaş-ı Veli, Hz. Nasühi, Şeyh Abdullâh-ı Rüşdü, Şeyh Alâeddin b. Hz. Nasühi, Kastamonulu Şeyh Abdullâh Efendi, Şeyh Hacı Hasan Efendi.
Nasühi-zâde Seyyid Kerâmeddin Efendi buyururlar:
Zekâi hazretleri, Üsküdar'da Doğancılar civârında Hacı Ahmed Paşa Kadınlar Hamâmı karşısında bir evde sâkin imiş. Bir hayli zamân seyâhat ederek avdet eylemiştir. Avdetinde ailesi tanıyamadıklarından kabülde tereddüt göstermişler ise de bil-âhare anlaşıldığından ailesiyle hem-dem olmuştur. O sırada bir Cuma günü Hânعطقا Hz. Pir-i Nasühi'ye gelip, zikru'llâhtan sonra kahve ocağına çekilip ol zamân Şeyh bulunan Seyyid Fazlullâh Efendi hazretlerine intizâr eylemişler. Mülâki olduklarında ârzü-yı ma'nevi vuküuyla ona intisâb etmiş ve huzür-ı şeyhte bir kere oturmayıp dâimâ kâimen isbât-ı vücüd eylediği hâlde on beş sene hıdmet-i aliyyelerinde bulundular. Esnâ-yı hıdmette Hankah'ta müezzinlik ve zâkirlik vazifesi ifâ eder imiş.
Bir kadına borcu olduğundan Zekâi Efendi'yi râhatsız eder olduğundan bir Cuma günü kadın Hânkâh-ı Nasühi'ye gelerek beklemiş. Zekât Efendi mahfilden aşağıya inerken kadını görünce fevka'l-âde mükedder olup, Hz. Pir'in râhâniyyet-i aliyyelerinden istimdâd etmiş. Esnâ-yı zikirde bir zât zuhür edip, kadının matlâbu mikdâr akçeyi müşârünileyhe vermiş. O da kadına borcunu tesviye eylemiş ve kadına hitâben, “Ben bugün Hz. Pir'den feyz talebinde bulunacak idim, senin hücümun mâni' oldu. Beni Hz. Pir'den dilendirdin. Onlar diriğ buyurmadılar. Parayı al da git.” demiş.
Şeyhinin irtihâliyle Simâvi Şeyh Hacı Hasan Efendi hazretlerinden tekmil-i tarikat eylemiştir. Hasan Simâvi'nin şeyhi de Kastamonulu Abdullâh Efendi hazretleridir. Bir de Çelebi Alâeddin Efendi hazretlerinin halifesidir. Şu hâlde bir taraftan Fazlullâh Efendi, diğer taraftan Abdullâh Efendi hazarâtından ahz-ı feyz etmiştir.
“Makâm-ı evliyâdır menba'-ı feyz fütühudur.” medhiyyesi onundur.
/119/ Yenikapı Mevlevihânesi şeyh vekili Sâdık Dede Efendi'ye kerimelerini tezvic buyurdular. 1210/(1795-96) târihinde İstanbul'a avdet buyurup, o sırada Topkapı civârında Kürkçübaşı Ahmed Şemseddin Mahallesi'ndeki Pir Ümmi Sinân Dergâhı meşihatına ta'yin olundular. (Tarik-ı Sinâni'den şeyhi Seyyid Süleymân Efendi'dir. Onun şeyhi Hasan, onun şeyhi Muslih, onun şeyhi Hüsâm, onun şeyhi Ced Hasan Efendi'dir.)
Bu dergâhta şeyh olan غ23 Ümmi Sinân ahfâdından allâme-i zamân Hasan Efendi merhüm idi. Hz. Zekâi on yedi seneden ziyâde bir zamân meşgül bi-zikri'llâh ve terbiye-i ibâdu'llâh olup, enfâs-ı ma'düde-i hayâtlarını tekmil eylediklerinde na'ş-ı mağfiret-nakışları dergâh-ı şerif haziresine defn olunmuştur ki, 1227/(1812) senesine müsâdiftir
Hü ile ârif Zekâi azm-i lâhüt eyledi
(هوايله عارف ذكائى عزم لاهوت ايلدى) târih-i intikâlidir. Mezârtaşındaki kitâbe:“Ârifai bi'llâh, mürşid-i âgâh, Şeyhü'l-kâmil, el-âlimü' -âmil el-müteşerriu'kmükemmil eş-Şeyh Mustafa Zekâi el-Halveti eş-Şa'bâni el-Üsküdâr. Kaddese sırruhu'l-Bâri, 1227.”
Gâyet rühâniyyetli bir ziyâret-gâhtır.
Matbü' ve müretteb divânı olduğu gibi Hz. Nasühi'nin Risâle-i Velediyye'si üzerine şerhi vardır. Hatt-ı destiyle bir takım âsâr ve resâili bir arada yazıp, teksir-i neshına hizmet etmiş böyle bir kitabını gördüm. 1186/(1772)'da yazmış. Demek ki irtihâlinden kırk sene evvel bunu yazmıştır. Yarısı görüldü. Âşık-ı esrâr-ı maârif oldukları o eserin yarısından nümâyândır. Cidden ve hakikaten eâzım-ı ricâl-i tarikattandır. (Kaddesa'llâhu sırrahti) Eş'ârından: Zekâi bu mirâyâda gören oldur görünen de Mezâhir kesretiyle vahdet-i Zâta halel gelmez ##* Gehi cüş eyleyüp deryâ-yı bi-pâyân olur gönlüm Gehi bir katre içre gizlenüp pinhân olur gönlüm ##* Bi-hamdi'llâh müyesser oldu vuslat bezm-i cânâna Sivâ hubbu gidüp dilden irişdim kurb-ı Rahmân'a Rumüz- “alleme'l-esmâ'ya mazhardır bu gün sırrım?! Cülüs itdim hezârân izz ile taht-ı Süleymân'a Libâs-ı köhne-i tenden vücüdum eyledim âri Giyüp bir hil'at-ı zibâ şehen-şâh oldum ekvâna Münevverdir gönül nür-ı hüviyyetden ki hikmetle İfâza eyledi şems-i hakikat ayn-ı a'yâna Ledün ilmin kitâbu'llâh-ı nâukdan taallüm kıl O bir sırr-ı ilâhidir yazılmaz levh-i imkâna Zekâi fazl-ı Hak'la çeşm-i cânı rüşenâ kıldım Sürüp rü-yı siyâhım hâk-pâ-yı Şeyh Şa'bân'a ##* Ham itdi kaddimi bâr-ı günâhım Yâ Rasüla'llâh Hacil itdi beni rü-yı siyâhın Yâ Rasüla'llâh Hevâ vâdilerinde hâke düşdüm dest-girim ol Garib ü bi-kesim yokdur penâhım Yâ Rasüla'llâh 7. (. is الأسماء iler) “Allah bütün isimleri Âdem'e öğretti...” 2. Bakara süresi, 31. (H)
Derünumda yanar hecr ü firâkın âteş-i dâim
N'ola eflâke çıksa düd-ı âhım Yâ Rastila'llâh
Eğerçi mücrim isem bende-i nâçiz-i dergâhım
Seni tasdikime hakdır güvâhım Yâ Rastla'llâh
Türâb-ı makdeminle çeşm-i cânım rüşenâ ancak
Muallâ âsitânın kıble-gâhım Yâ Rastla'llâh
Cebin-i zâtı Esmâ-i Hüsnâ hulkunu Kur'ân
Hakâyık kânısın yok iştibâhım Yâ Rasüla'llâh 1120/Gözü pür-eşk-i hasretdir Zekâi dem-be-dem ağlama
N'olur âyâ diyü hâl-i tebâhım Yâ Rastila'llâh
