HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve aile çizgisi
Seyyid Fazlullah b. Seyyid Abdullah b. Seyyid Hâce Fazlullah, 1049/1639-40’ta doğdu. Babası, Fatih Camii yakınındaki Emîr Buhârî Zâviyesi şeyhi Seyyid Abdullah en-Nakşibendî; dedesi aynı zâviyenin önceki şeyhlerinden Hâce Fazlullah’tır. Üç kuşaklı künye, onu aynı zâviyede ve başka tarikat çevrelerinde görülen Fazlullah adlı şeyhlerden ayırır.
Şeyhî onu sahih nesep sahibi bir seyyid olarak tanıtır. Bu kayıt tarihî biyografinin kimlik unsurudur; soyun daha eski halkaları eldeki başlıkta ayrıntılandırılmadığından yeni bir nesep zinciri üretilmemiştir.
Tahsil ve mülâzemet kaydındaki kronoloji
Kaynak, 1055 Şâbanında Karaçelebizâde Mahmud Efendi’den mülâzemet aldığını bildirir. Ancak doğum yılı 1049 ile bu tarih birlikte alındığında Fazlullah Efendi henüz çocuk yaşta görünür. Neşirde her iki tarih de açıkça böyledir. Bu sebeple kayıt aktarılmış, fakat olağan bir tahsil kronolojisi gibi düzeltilmeden sunulmuştur; tarihlerden birinde yazma veya istinsah problemi bulunması mümkündür.
Şeyhî’nin değerlendirmesine göre ilmî birikimi genişti; Arapça, Farsça ve Türkçeyi rahatça konuşuyor, güçlü hafızası ve düzenli sözüyle tanınıyordu. Belirli bir telif zikredilmediği için ona eser listesi atfedilmemiştir.
Medrese görevleri
İlk görevi kırk akçe ile Maksud Bey Medresesi müderrisliğiydi. Bu görevden ayrıldıktan sonra 26 Safer 1067/14 Aralık 1656’da yeni kurulan Muhasebeci Şaban Ağa Medresesi’nin hâric derecesine tayin edildi. ahir">Rebîülâhir 1077/Eylül-Ekim 1666’da Sinan Ağa Medresesi’ne geçti.
Bu basamaklar onun yalnız tekke ailesinde yetişmiş bir şeyh değil, Osmanlı ilmiye düzeninde müderrislik yapmış bir âlim olduğunu gösterir. Önceki kısa kayıtta Sinan Ağa tayininin 1070 olarak verilmesi kaynak metniyle uyuşmadığından 1077 şeklinde düzeltilmiştir.
Emîr Buhârî Zâviyesi postu
Babası Seyyid Abdullah Efendi’nin Şevval 1080/Mart 1670’te vefatı üzerine, Zilkade 1080/Mart-Nisan 1670’te Fatih Camii yakınındaki Emîr Buhârî Zâviyesi kendisine verildi. Fazlullah Efendi bu tayin üzerine medrese tedrisinden tamamen çekildi ve zâviye hizmetine yöneldi.
Bu geçiş, ilmiye ile tekke çevrelerinin birbirinden kopuk olmadığını gösteren açık bir biyografik örnektir. Fazlullah Efendi’nin müderrislik tecrübesi, Nakşibendî zâviyesindeki sohbet ve eğitim hizmetinin ilmî arka planını oluşturdu.
Hekim Çelebi Zâviyesi
13 Cemâziyelevvel 1120/1 Ağustos 1708’de İspirî Damadı Mustafa Efendi’nin vefatıyla boşalan Hekim Çelebi Zâviyesi de Emîr Buhârî şeyhi Seyyid Fazlullah Efendi’ye verildi. Böylece ömrünün son yılında iki ayrı Nakşibendî merkezinin meşihatı aynı kişide birleşti.
İki kurum tek bir yapı değildi. Nitekim Fazlullah Efendi’nin vefatından sonra Emîr Buhârî Zâviyesi oğluna, Hekim Çelebi Zâviyesi başka bir şeyhe verildi. Site, iki zâviyeyi kurum ve coğrafya bakımından ayrı tutar.
Hac yolculuğu ve Tûr yakınında vefatı
1121/1709 başlarında hac ve Hz. Peygamber’in ravzasını ziyaret niyetiyle deniz yolundan Kahire’ye gitti. Receb ayında Süveyş İskelesi’nden Hicaz yönüne hareket etti. Birkaç gün sonra gemide hastalandı ve 20 Receb 1121’de Tûr Dağı yakınlarında, gecenin dördüncü saatinde vefat etti.
Naaşı ertesi gün gemiden çıkarıldı ve dağın eteğine defnedildi. Şeyhî bu ölümü “Visâlin Kâbe’dir rûz-ı ecel azmi zamânıdır / Kefen ihrâmı, tâbut ol yolun taht-ı revânıdır” beytiyle çerçeveler. Beyit, ölüm sahnesinin kaynak müellifindeki edebî yorumudur; Fazlullah Efendi’ye ait bir söz gibi gösterilmemiştir.
İki ayrı halefiyet
Vefatından sonra Emîr Buhârî Zâviyesi oğlu Seyyid Abdülkebîr Efendi’ye verildi. Hekim Çelebi Zâviyesi ise Seyyid Ahmed el-Mekkî en-Nakşibendî’ye tevcih edildi. Bu ayrım, aile içi devamın Emîr Buhârî postunda sürdüğünü, ikinci kurumun başka bir şeyhe geçtiğini açıkça gösterir.
Kaynakta Fazlullah Efendi’nin başka çocukları, eşinin kimliği veya müstakil halifeler listesi verilmez. Eksik alanlar tahminle doldurulmamıştır.
Şahsiyeti ve tarihî yeri
Şeyhî Fazlullah Efendi’yi ilmi amelle birleştiren, fazilet ve takvâ sahibi, ibadete düşkün, şeriat ölçülerine bağlı, vakur ve temiz huylu bir şeyh olarak anlatır. Üç dilde konuşabilmesi, kuvvetli hafızası ve düzgün ifadesi özellikle kaydedilir.
Tarihî yeri, XVII. yüzyılın ikinci yarısında Fatih’teki erken Nakşibendî kurumunun aile yoluyla devamını sağlaması; medrese kariyerinden tekke postuna geçmesi ve kısa süre için Hekim Çelebi Zâviyesi’ni de yönetmesidir. Biyografi Şeyhî’nin Vekāyi‘u’l-fuzalâ III, s. 2719-2720’deki müstakil kaydına göre yeniden kurulmuştur.