Ara
Menü

Muhammed Pârsâ

Hâce Muhammed Pârsâ (749/1348, Buhara – 24 Zilhicce 822 / 11 Ocak 1420, Medine); Bahâeddin Nakşibend'in halifesi, hadis âlimi ve müellif. Nakşibendiyye'yi taşra tecrübesinden şehirli bir tarikata dönüştüren eserleri onundur; Medine'de vefat edip oraya defnedilmiştir.

Doğum
1355
Vefat
1420
Unvan
Erken Nakşibendî öğretinin başlıca müellifi

Buhara'da bir medreseli

749'da (1348) Buhara'da doğdu. Müridi Ebü'l-Kāsım Muhammed b. Mes'ûd'un er-Risâletü'l-Bahâiyye'sinde künyesine Ca'ferî nisbesini eklemesi onun Abdullah b. Ca'fer-i Tayyâr'ın soyundan geldiği şeklinde yorumlanmıştır.

Gençliğinde iyi bir medrese tahsili gören Muhammed Pârsâ, Bahâeddin Nakşibend'e bu yıllarda intisap etti. Fahreddin Safî, Reşehât'ta ona “Pârsâ” (dindar, zâhid) lakabının Bahâeddin Nakşibend tarafından verildiğine dair bir menkıbeyi nakleder.

Halife tayini

Bahâeddin Nakşibend'in 771 (1370) yılında yaptığı hac yolculuğu sırasında ziyaret ettiği Emîr Külâl'in halifesi ve Nakşibend'in sohbet arkadaşı Ârif Dikgerânî'nin ölüm döşeğinde ona Muhammed Pârsâ'yı halife tayin etmesini tavsiyesi, henüz yirmi iki yaşında olan Pârsâ'nın bu yıllarda yüksek bir mânevî olgunluğa erişmiş olduğunu göstermektedir.

Bahâeddin Nakşibend'in, vefatından kısa bir süre önce muhtemelen 790 (1388) yılında yaptığı ikinci haccı esnasında refakatçileri arasında bulunan Muhammed Pârsâ bu sırada şeyhinden büyük iltifat gördü. Bahâeddin Nakşibend, Hâcegân silsilesine dahil olan halifelerden ulaşan mânevî emaneti kendisine teslim ettiğini söyleyerek onu halife tayin etti.

Hac dönüşü son hastalığı esnasında yerine kimi bırakacağını bildirmesini merakla bekleyen müridlerine bu konudaki sözünü hac yolunda söylediğini ve kendisini arzu edenlerin Muhammed Pârsâ'ya nazar etmelerini bildirdiği ve hakkında, “Bizim geliş gayemiz onun varlığıdır” dediği kaydedilmektedir.

İkinci intisap ve irşad

Hâce Muhammed Pârsâ, Bahâeddin Nakşibend vefat edince (791/1389) şeyhin diğer halifesi Alâeddin Attâr'a intisap etti.

Attâr'ın ölümünün (802/1400) ardından başladığı irşad faaliyetini dinî ilimlerin ve özellikle hadis ilminin öğretimine paralel olarak devam ettirdi.

Vakıf sicillerinden onun Buhara'da hankahının yanı sıra bir medreseyi de yönettiği, hankahın oldukça zengin bir kütüphanesi bulunduğu anlaşılmaktadır. Pârsâ'nın vefatından sonra da gelişmeye devam eden bu kütüphaneye XIX. yüzyılın ikinci yarısında Buhara kadısı el koymuş, içindeki kitaplar XX. yüzyılın başlarına kadar parça parça satılmıştır.

Timurlularla ilişkisi

Horasan Valisi Şâhruh ile yakınlık kurması, Şâhruh'un onun her isteğini yerine getirmesi başşehir Semerkant'ın hâkimi Mirza Halîl'i rahatsız etti ve Muhammed'i bozkırlarda yaşayan göçebelere İslâm'ı yaymakla görevlendirip Buhara'dan uzaklaştırmak istedi.

Ancak bu sırada Şâhruh, Halîl'e savaş açıp onu mağlûp edince Muhammed Pârsâ da Buhara'da kaldı. Nakşî kaynakları bu olayı, Pârsâ'nın göreve başlamadan önce gidip ziyaret ettiği Bahâeddin Nakşibend ve Emîr Külâl'in mezarlarında yaptığı dua sonucu gerçekleştiği şeklinde yorumlamıştır.

İbnü'l-Cezerî ile imtihan

Timur'un torunu Uluğ Bey döneminde kıraat ve hadis âlimi İbnü'l-Cezerî ile aralarında cereyan eden hadise, onun tasavvufun yanı sıra hadis ilminde de ileri bir seviyede olduğunu göstermektedir.

Muhalifleri, Mâverâünnehir âlimlerinin rivayet ettiği hadislerin sıhhatini araştırmak için Semerkant'a gelen İbnü'l-Cezerî'ye Muhammed Pârsâ'nın çok sayıda hadis naklettiğini söyleyip bunları incelemesi ricasında bulunmuşlardır.

Bunun üzerine Uluğ Bey Pârsâ'yı Buhara'dan Semerkant'a çağırmış, kurulan mecliste İbnü'l-Cezerî, Pârsâ'dan senedleriyle birlikte hadis nakletmesini istemiş, bu arada onun naklettiği bir senedi bilmediğini söyleyince Pârsâ başka senedler zikretmiş, İbnü'l-Cezerî bunları da kabul etmeyince Muhammed Pârsâ bir kitap adı vererek bunu muteber sayıp saymayacağını sormuş, olumlu cevap alınca Semerkant kadısına dönüp kitabın kütüphanesindeki yerini, cildini, sayfasını bildirmiş ve söylediklerinin doğru olduğu anlaşılmıştır.

Uluğ Bey'in bu hadiseden sonra Muhammed Pârsâ'ya yaptığı saygısızlıktan dolayı pişmanlık duyduğu kaydedilmektedir. Fahreddin Safî onun mânevî halini gizlemeye çok dikkat ettiğini, mecbur kaldığı için keramet gösterdiğini söyler.

Son hac ve vefatı

Muhammed Pârsâ, 822 Muharreminde (Şubat 1419) ikinci defa hacca gitmek üzere Buhara'dan yola çıktı. Nesef, Çagāniyân, Tirmiz, Belh ve Cam gibi şehirlere uğrayarak buralardaki âlim ve şeyhlerle görüştü ve tam hac zamanı Mekke'ye ulaştı.

Bu sırada hastalandığından vedâ tavafını sedye üzerinde taşınarak yapabildi. Medine'ye gidip Hz. Peygamber'in kabrini ziyaret ettiği günün ertesinde vefat etti ve oraya defnedildi (24 Zilhicce 822 / 11 Ocak 1420).

Cenaze namazını kılanlar arasında Osmanlı ulemâsından Molla Fenârî de bulunmaktaydı. Zeyniyye tarikatının pîri Zeynüddin el-Hâfî, Mısır'dan beyaz taş getirterek kabrinin başına dikmiş, daha sonra kabri Orta Asya'dan gelen hacılar için ziyaretgâh haline gelmiştir.

Tesiri

Muhammed Pârsâ, telif ettiği eserlerle bu taşralı dinî tecrübenin şehirli bir tarikat haline gelip Nakşibendiyye'ye dönüşmesinde önemli rol oynamış, ancak Hâcegân silsilesi onunla değil Alâeddin Attâr'la devam etmiştir.

Melâmet neşvesine sahip olan Muhammed Pârsâ'nın sohbete büyük önem verdiği ve bu önemi vurgulamak için, “Namazın kazâsı olur, sohbetin kazâsı olmaz” dediği nakledilmektedir. Ona göre melâmetîlerin hallerini anlamak Hâcegân tarikini anlamaya yardımcıdır.

Muhammed Pârsâ, Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin görüşlerine ilgi duymuş ve eserinde bunlara yer vermiştir. Oğlu Ebû Nasr Pârsâ onun Fusûs'un can, Fütûhât'ın gönül olduğunu söylediğini nakleder. Bu açıdan Nakşibendiyye tarihinde özel bir yere sahiptir.

Ailesi ve müridleri

Vefatından üç yıl önce müridlerinden Süleyman Ferketî'ye hadis rivayeti için icâzet veren Muhammed Pârsâ'nın ilim ve irşad faaliyetini birlikte sürdürdüğü anlaşılmaktadır.

Müridleri arasında er-Risâletü'l-Bahâiyye müellifi Ebü'l-Kāsım Muhammed b. Mes'ûd, Muînülfukarâ diye tanınan Ahmed b. Mahmûd, Hâce Ferruh Tebrîzî, Abdürrahim Neyistanî, Süleyman Ferketî ve yerine halife olarak bıraktığı oğlu Ebû Nasr Pârsâ zikredilmektedir.

Babasının son hac ziyaretine katılan Ebû Nasr Pârsâ hac dönüşü Belh'e yerleşmiş, burada babası gibi hadis öğretimi ve irşadla meşgul olmuştur. 865 (1461) yılında Belh'te vefat eden Ebû Nasr Pârsâ için Timurlu kumandanlardan Mîr Mezîd Argun görkemli bir türbe inşa ettirmiştir; türbe çok hasar görmesine rağmen günümüze kadar gelmiştir.

Pârsâ ailesi sonraki yüzyıllarda Belh'te etkin konuma gelmiştir. Bazı kaynaklarda Nakşibendiyye'nin bir kolu olarak Pârsâiyye tarikatından bahsedilmekteyse de ailenin Ebû Nasr Pârsâ'dan sonraki mensupları tasavvuf alanında faaliyet göstermemiştir.

COĞRAFÎ HAFIZA9 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi9 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç4 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Menkıbeler

İlk 1 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Mezar başında yapılan dua ve bir savaş

Sürgünden kurtuluşun Nakşî yorumu.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Horasan Valisi Şâhruh ile yakınlık kurması, Şâhruh'un onun her isteğini yerine getirmesi başşehir Semerkant'ın hâkimi Mirza Halîl'i rahatsız etti ve Muhammed'i bozkırlarda yaşayan göçebelere İslâm'ı yaymakla görevlendirip Buhara'dan uzaklaştırmak istedi.

Ancak bu sırada Şâhruh, Halîl'e savaş açıp onu mağlûp edince Muhammed Pârsâ da Buhara'da kaldı.

Nakşî kaynakları bu olayı, Pârsâ'nın göreve başlamadan önce gidip ziyaret ettiği Bahâeddin Nakşibend ve Emîr Külâl'in mezarlarında yaptığı dua sonucu gerçekleştiği şeklinde yorumlamıştır.

Çerçeve. Kaynağın ifadesi dikkatlidir: olayı anlatan cümle ile onu kerâmete bağlayan cümle ayrıdır — birincisi Timurlu iç savaşının bir vakası, ikincisi tarikat kaynaklarının yorumudur.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Fahreddin Safî, Reşehât, I, 108-109.

Hayatından kayıtlar

İlk 5 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

“Bizim geliş gayemiz onun varlığıdır”

Nakşibend'in halifelik işareti.

Metni gösterMetni daralt

Bahâeddin Nakşibend, Hâcegân silsilesine dahil olan halifelerden ulaşan mânevî emaneti kendisine teslim ettiğini söyleyerek onu halife tayin etti.

Hac dönüşü son hastalığı esnasında yerine kimi bırakacağını bildirmesini merakla bekleyen müridlerine bu konudaki sözünü hac yolunda söylediğini ve kendisini arzu edenlerin Muhammed Pârsâ'ya nazar etmelerini bildirdiği ve hakkında, “Bizim geliş gayemiz onun varlığıdır” dediği kaydedilmektedir.

Çerçeve. Buna rağmen Hâcegân silsilesi onunla değil Alâeddin Attâr'la devam etmiştir — Pârsâ da şeyhinin vefatından sonra Attâr'a intisap etmiştir. Silsiledeki halka ile mânevî emanetin taşıyıcısı, Nakşibendî geleneğinde her zaman aynı kişi değildir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Pârsâ”, c. 30, s. 560-562.
BİYOGRAFİK KAYIT

İbnü'l-Cezerî'nin önünde açılan kütüphane rafı

Semerkant'ta kurulan hadis meclisi.

Metni gösterMetni daralt

Muhalifleri, Mâverâünnehir âlimlerinin rivayet ettiği hadislerin sıhhatini araştırmak için Semerkant'a gelen İbnü'l-Cezerî'ye Muhammed Pârsâ'nın çok sayıda hadis naklettiğini söyleyip bunları incelemesi ricasında bulunmuşlardır.

Kurulan mecliste İbnü'l-Cezerî, Pârsâ'dan senedleriyle birlikte hadis nakletmesini istemiş, onun naklettiği bir senedi bilmediğini söyleyince Pârsâ başka senedler zikretmiş, İbnü'l-Cezerî bunları da kabul etmeyince Muhammed Pârsâ bir kitap adı vererek bunu muteber sayıp saymayacağını sormuş, olumlu cevap alınca Semerkant kadısına dönüp kitabın kütüphanesindeki yerini, cildini, sayfasını bildirmiş ve söylediklerinin doğru olduğu anlaşılmıştır.

Uluğ Bey'in bu hadiseden sonra Muhammed Pârsâ'ya yaptığı saygısızlıktan dolayı pişmanlık duyduğu kaydedilmektedir.

Çerçeve. Mesele kerametle değil, kütüphanedeki rafın yeriyle çözülmüştür. Fahreddin Safî onun mânevî halini gizlemeye çok dikkat ettiğini, mecbur kaldığı için keramet gösterdiğini söyler — bu sahne, bir sûfînin kendini âlim diliyle savunmasının örneğidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Pârsâ”, c. 30, s. 560-562.
BİYOGRAFİK KAYIT

Peygamber'in kabrini ziyaretin ertesi günü

Medine'de biten yolculuk.

Metni gösterMetni daralt

822 Muharreminde (Şubat 1419) ikinci defa hacca gitmek üzere Buhara'dan yola çıktı. Nesef, Çagāniyân, Tirmiz, Belh ve Cam gibi şehirlere uğrayarak buralardaki âlim ve şeyhlerle görüştü ve tam hac zamanı Mekke'ye ulaştı.

Bu sırada hastalandığından vedâ tavafını sedye üzerinde taşınarak yapabildi. Medine'ye gidip Hz. Peygamber'in kabrini ziyaret ettiği günün ertesinde vefat etti ve oraya defnedildi (24 Zilhicce 822 / 11 Ocak 1420).

Cenaze namazını kılanlar arasında Osmanlı ulemâsından Molla Fenârî de bulunmaktaydı.

Çerçeve. Cenazesinde iki ayrı dünyanın buluşması dikkat çekicidir: Osmanlı'nın ilk şeyhülislâmı sayılan Molla Fenârî namazını kılmış, Zeyniyye pîri Zeynüddin el-Hâfî mezar taşını diktirmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Pârsâ”, c. 30, s. 560-562.
BİYOGRAFİK KAYIT

Mısır'dan getirtilen beyaz taş

Kaybolan mezar taşının hikâyesi.

Metni gösterMetni daralt

Zeyniyye tarikatının pîri Zeynüddin el-Hâfî, Mısır'dan beyaz taş getirterek kabrinin başına dikmiş, daha sonra kabri Orta Asya'dan gelen hacılar için ziyaretgâh haline gelmiştir.

Muhammed Fazlullah, 1212 (1798) yılında hacca gittiğinde gördüğü bu taşı 1225'teki (1810) ziyaretinde yerinde bulamadığını ve muhtemelen Vehhâbî istilâsı sırasında yıkılmış olduğunu söylemektedir.

Çerçeve. Aynı taşı on iki yıl arayla iki kez arayan bir hacının kaydı, Hicaz'daki türbe ve mezar taşlarının akıbetine dair birinci elden bir tanıklıktır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Muhammed Fazlullah, Umdetü'l-makāmât, s. 75.
BİYOGRAFİK KAYIT

Kadının el koyduğu kütüphane

Hankah kütüphanesinin dağılışı.

Metni gösterMetni daralt

Vakıf sicillerinden onun Buhara'da hankahının yanı sıra bir medreseyi de yönettiği, hankahın oldukça zengin bir kütüphanesi bulunduğu anlaşılmaktadır.

Pârsâ'nın vefatından sonra da gelişmeye devam eden bu kütüphaneye XIX. yüzyılın ikinci yarısında Buhara kadısı el koymuş, içindeki kitaplar XX. yüzyılın başlarına kadar parça parça satılmıştır.

Çerçeve. Dört buçuk asır büyüyen bir koleksiyon, elli yılda dağılmıştır. Orta Asya'daki tasavvuf yazmalarının bugün dünyanın çeşitli kütüphanelerine dağılmış olmasının sebeplerinden biri de budur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Dodkhudoeva, sy. 5-6 (1998), s. 128.

Eserleri ve metinleri

İlk 5 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Risâle-i Kudsiyye

Nakşibend'in sohbet notları.

Metni gösterMetni daralt

Bahâeddin Nakşibend'in sohbetlerinde tuttuğu notları ve bunların şerhini ihtiva eden eser on bölümden meydana gelmektedir. Zikir, telvin, temkin, cem', fark, velâyet, fenâ ve bekā gibi terimlerin ele alındığı kitap Ahmed Tâhirî Irâkī (Tahran 1975) ve Melik Muhammed İkbal (Ravalpindi 1975) tarafından tahkik edilerek yayımlanmıştır.

XVIII. yüzyılda Uşşâkī şeyhlerinden Salâhî Efendi'nin Türkçe'ye çevirdiği eseri (İstanbul 1323) Necdet Tosun da Muhammed Bahâeddîn Hazretleri'nin Sohbetleri adıyla tercüme etmiştir (İstanbul 1998).

Çerçeve. Bahâeddin Nakşibend kitap yazmamıştır; sözlerinin en yakın kaydı bu risâledir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Pârsâ”, c. 30, s. 560-562.
ESER / METİN

Faslü'l-hitâb

Nakşibendiyye'yi tasavvuf mirasına bağlayan kitap.

Metni gösterMetni daralt

Çeşitli tasavvuf terimlerini, ricâlü'l-gayb, ashap ve Ehl-i beyt'e muhabbet gibi konuları ihtiva eden bu Farsça eserde Muhammed Pârsâ'nın Nakşibendiyye'yi tasavvufun genel prensipleri ve mirasıyla bütünleştirme gayreti içinde olduğu dikkat çekmektedir.

Melâmetiyye ve Nakşibendiyye arasındaki yakınlığa vurgu yapması ve Ehl-i beyt imamlarını sûfî geleneğinin kaynağı olarak göstermesi kitabın önemli bir yönüdür.

İlk defa Taşkent'te basılan eserin (1331) tahkikli neşrini Celîl-i Misgernejâd yapmıştır (Tahran 2004). Kitap XV. yüzyılda Mûsâ İznikî ve XVIII. yüzyılda Tâhir b. Nebî Ruhâvî tarafından Türkçe'ye, XVI. yüzyılda Emîr Pâdişah tarafından Arapça'ya tercüme edilmiştir. Ali Hüsrevoğlu Tevhîde Giriş: Faslu'l-hitâb Tercemesi adıyla günümüz Türkçesine çevirmiştir (İstanbul 1988).

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Pârsâ”, c. 30, s. 560-562.
ESER / METİN

Tefsirleri ve hadis çalışmaları

Âlim yönünün ürünleri.

Metni gösterMetni daralt

Tefsîr-i Süver-i Semâniyye — Kadr, Beyyine, Zilzâl, Âdiyât, Kāria, Tekâsür, Asr ve Hümeze sûrelerinin tefsiri; 820 (1417) yılında Buhara'da kaleme alınmıştır (Süleymaniye Ktp., Bağdatlı Vehbi Efendi, nr. 63; Şehid Ali Paşa, nr. 113). Ayrıca Tefsîr-i Sûre-i Fâtiha (Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 3262).

Fusûlü's-sitte, hadislerden hüküm çıkarmanın usullerine dairdir ve Arapça kaleme alınmıştır (Hacı Selim Ağa Ktp., nr. 538); Erba'ûne hadîsen (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 2954).

Çerçeve. Vefatından üç yıl önce müridlerinden Süleyman Ferketî'ye hadis rivayeti için icâzet vermiştir — hankah ile medreseyi aynı anda yürüten bir şeyhtir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Pârsâ”, c. 30, s. 560-562.
ESER / METİN

Diğer risâleleri

Şerh, keşif ve makāmât metinleri.

Metni gösterMetni daralt

Tuhfetü's-sâlikîn (nşr. Ali Ahmed Şah Herevî, Delhi 1970); Makāmât-ı Hâce Alâüddîn Attâr — Alâeddin Attâr'ın sözlerinden derlenmiş, bazı kısımları Safî'nin Reşehât'ında yer alır.

Risâle-i Keşfiyye — zikir, hakîkat-i Muhammediyye, kelime-i tevhid, aşk, mârifet ve vahdet-i vücûda dairdir; Salâhî Efendi Risâle-i Vücûd Tercümesi adıyla Türkçe'ye çevirmiştir (Süleymaniye Ktp., Pertev Paşa, nr. 633).

Şerh-i Hakku'l-yakīn, Mahmûd-ı Şebüsterî'ye ait eserin şerhidir (Kayseri Râşid Efendi Ktp., nr. 1088). Ayrıca Risâle-i Mahbûbiyye, Risâle fi'l-mezârât, Risâle müntehabe min Akīdeti Ebi'l-Kāsım es-Semerkandî.

Abdurrahman-ı Câmî tarafından Sühanân-ı Hâce Muhammed Pârsâ adıyla derlenen bazı sözlerini Marijan Molé yayımlamıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Pârsâ”, c. 30, s. 560-562.
TARİHÎ KAYIT

Eser kaydı

Faṣlu'l-Ḫitāb ve el-Fuṣūlu's-Sitte.

Metni gösterMetni daralt

Faṣlu'l-Ḫitāb ve el-Fuṣūlu's-Sitte.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İSAM Ulema Veritabanı.

Kavram dünyası

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

“Namazın kazâsı olur, sohbetin kazâsı olmaz”

Sohbetin yeri.

Metni gösterMetni daralt

Melâmet neşvesine sahip olan Muhammed Pârsâ'nın sohbete büyük önem verdiği ve bu önemi vurgulamak için, “Namazın kazâsı olur, sohbetin kazâsı olmaz” dediği nakledilmektedir.

Çerçeve. Söz, namazı küçültmek için değil sohbetin telâfisizliğini anlatmak için söylenmiştir: kaçırılan namaz sonra kılınır, kaçırılan meclis bir daha kurulmaz. Nakşibendiyye'de sohbet, halvet ve riyâzetin önüne geçen asıl terbiye yoludur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Pârsâ”, c. 30, s. 560-562.
TARİHÎ KAYIT

Melâmet ile Hâcegân yakınlığı

İki neşvenin akrabalığı.

Metni gösterMetni daralt

Ona göre melâmetîlerin hallerini anlamak Hâcegân tarikini anlamaya yardımcıdır.

Faslü'l-hitâb'ın önemli bir yönü de Melâmetiyye ve Nakşibendiyye arasındaki yakınlığa vurgu yapmasıdır.

Çerçeve. Benzerlik usulde açıktır: hafî zikir, hırka giymeme, kerâmeti gizleme, halk içinde ayırt edilmeme. Fahreddin Safî onun mânevî halini gizlemeye çok dikkat ettiğini söyler — bu, melâmet neşvesinin tanımıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Pârsâ”, c. 30, s. 560-562.
KAVRAM

“Fusûs can, Fütûhât gönüldür”

İbnü'l-Arabî'ye bakışı.

Metni gösterMetni daralt

Muhammed Pârsâ, Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin görüşlerine ilgi duymuş ve eserinde bunlara yer vermiştir.

Oğlu Ebû Nasr Pârsâ onun Fusûs'un can, Fütûhât'ın gönül olduğunu söylediğini nakleder. Bu açıdan Nakşibendiyye tarihinde özel bir yere sahiptir.

Çerçeve. “Özel yer” ifadesi yerindedir: iki asır sonra İmâm-ı Rabbânî vahdet-i vücûda karşı vahdet-i şühûdu ortaya koyacak, Nakşibendiyye'nin İbnü'l-Arabî ile ilişkisi mesafeli hâle gelecektir. Pârsâ, bu ayrımdan önceki yakınlığın temsilcisidir. Ona atfedilen Şerh-i Fusûsü'l-hikem'in aidiyeti ise tartışmalıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Pârsâ”, c. 30, s. 560-562.
KAVRAM

Cehrî zikre verdiği cevap

Herat ulemâsına yazılan risâle.

Metni gösterMetni daralt

Muhammed Pârsâ'nın, cehrî zikir konusunda görüşünü soran Herat ulemâsına cevap olarak kaleme aldığı risâlede Kur'an'ın yüksek sesle okunmasını örnek gösterip cehrî zikri onayladığı görülmektedir.

Çerçeve. Nakşibendiyye hafî zikrin yolu sayılır; buna rağmen Bahâeddin Nakşibend'in halifesi, cehrî zikri meşrû görmüştür. Hâce Ali Râmîtenî'den Emîr Külâl'e kadar silsilenin sesli zikirle yürüdüğü hatırlanırsa tutum tutarlıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Pârsâ”, c. 30, s. 560-562.
KAVRAM

Pârsâiyye

Var sayılan bir kol.

Metni gösterMetni daralt

Bazı kaynaklarda Nakşibendiyye'nin bir kolu olarak Pârsâiyye tarikatından bahsedilmekteyse de ailenin Ebû Nasr Pârsâ'dan sonraki mensupları tasavvuf alanında faaliyet göstermemiştir.

Pârsâ ailesi sonraki yüzyıllarda Belh'te etkin konuma gelmiş, bu aileden Abdülhâdi Pârsâ, Şeybânîler'den Ubeydullah Han döneminde Belh kadısı olarak görev yapmıştır. XVII. yüzyılın sonlarında Ebû Nasr Pârsâ'nın torunlarından Sâlih Hâce'nin bir süre Belh'in idaresini ele aldığı kaydedilmektedir.

Çerçeve. Aile tarikat kolu değil, bir şehir hânedanı hâline gelmiştir: şeyhlikten kadılığa, oradan idareye. Abdurrahman-ı Câmî, Ebû Nasr Pârsâ'nın şeriat ve şeriat bilgisi itibariyle babasına eşit, âlicenaplık bakımından ondan üstün olduğunu söyler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Pârsâ”, c. 30, s. 560-562.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Medine · Suudi ArabistanCennetü'l-Bakī', MedineHz. Peygamber'in kabrini ziyaret ettiğinin ertesi günü, 24 Zilhicce 822'de (11 Ocak 1420) vefat edip defnedildiği şehir. Cenaze namazında Molla Fenârî de bulunmuş, Zeynüddin el-Hâfî Mısır'dan getirttiği beyaz taşı kabrinin başına diktirmiştir; taş 1810'daki bir ziyarette yerinde bulunamamıştır. Konum yaklaşıktır.Buhara · ÖzbekistanBuhara749/1348'te doğduğu, hankah ve medresesini yönettiği, zengin kütüphanesini kurduğu şehir; 822 Muharreminde (Şubat 1419) son hac yolculuğuna buradan çıkmıştır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Pârsâ : Bahâeddin Nakşibend'in halifesi Muhammed Pârsâ, şeyhinin sohbetlerini ve erken Nakşibendî kavram dünyasını yazıya taşıyan âlim-sûfîdir.Semerkant · ÖzbekistanSemerkantUluğ Bey'in çağırmasıyla geldiği ve İbnü'l-Cezerî ile hadis meclisinin kurulduğu başşehir; Mirza Halîl'in onu Buhara'dan uzaklaştırma teşebbüsü de buradan gelmiştir. İlişkili kişi dosyası Muhammed Pârsâ : Bahâeddin Nakşibend'in halifesi Muhammed Pârsâ, şeyhinin sohbetlerini ve erken Nakşibendî kavram dünyasını yazıya taşıyan âlim-sûfîdir.Belh · AfganistanBelh (Ebû Nasr Pârsâ Türbesi)Son hac yolculuğunda uğradığı ve oğlu Ebû Nasr Pârsâ'nın dönüşte yerleşip 865/1461'de vefat ettiği şehir. Timurlu kumandan Mîr Mezîd Argun'un yaptırdığı görkemli türbe, hasar görmesine rağmen günümüze ulaşmıştır.Mekke · Suudi ArabistanMekke822/1419 haccını eda ettiği şehir; hastalandığı için vedâ tavafını sedye üzerinde taşınarak yapabilmiştir. İlişkili kişi dosyası Muhammed Pârsâ : Bahâeddin Nakşibend'in halifesi Muhammed Pârsâ, şeyhinin sohbetlerini ve erken Nakşibendî kavram dünyasını yazıya taşıyan âlim-sûfîdir.Termiz · ÖzbekistanTirmizSon hac yolculuğunda Nesef ve Çagāniyân ile birlikte uğrayıp âlim ve şeyhlerle görüştüğü şehirlerden biri. İlişkili kişi dosyası Muhammed Pârsâ : Bahâeddin Nakşibend'in halifesi Muhammed Pârsâ, şeyhinin sohbetlerini ve erken Nakşibendî kavram dünyasını yazıya taşıyan âlim-sûfîdir.Torbat-ı Câm · İranCamSon hac yolculuğunda uğradığı şehir; Ahmed-i Câmî'nin memleketidir. İlişkili kişi dosyası Muhammed Pârsâ : Bahâeddin Nakşibend'in halifesi Muhammed Pârsâ, şeyhinin sohbetlerini ve erken Nakşibendî kavram dünyasını yazıya taşıyan âlim-sûfîdir.Buhara · ÖzbekistanKasr-ı ÂrifânŞeyhi Bahâeddin Nakşibend'in köyü ve türbesi; Buhara'dan uzaklaştırılmak istendiğinde Emîr Külâl'in mezarıyla birlikte ziyaret ettiği yer. Konum yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Muhammed Pârsâ : Bahâeddin Nakşibend'in halifesi Muhammed Pârsâ, şeyhinin sohbetlerini ve erken Nakşibendî kavram dünyasını yazıya taşıyan âlim-sûfîdir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Pârsâ”, c. 30, s. 560-562
  2. [2]Fahreddin Safî, Reşehât, I, 108-109
  3. [3]Muhammed Fazlullah, Umdetü'l-makāmât, s. 75
  4. [4]Dodkhudoeva, sy. 5-6 (1998), s. 128
  5. [5]İSAM Ulema Veritabanı
  6. [6]TDV İslâm Ansiklopedisi, ‘Necmeddîn-i Kübrâ’ ve ‘Ya‘kūb-i Çerhî’ maddeleri; Hâcegân geleneği üzerine akademik çalışma; Reşahât ve Kübrevî tabakat kayıtları
  7. [7]TDV İslâm Ansiklopedisi: Nakşibendiyye ve ilgili şahıs maddeleri; Necdet Tosun, Bahâeddin Nakşbend; Muhammed Pârsâ, Risâle-i Kudsiyye
  8. [8]Kişi kartı kaynak paketi — Muhammed Pârsâ
Ortak kaynak kataloğunu aç →