Ara
Menü

Kadı Vahyüddin

Kadı Vahyüddin, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin dînever hattı halkalarındandır. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

Yol
Cerrâhiyye
Unvan
Dînever hattı
Geniş biyografi

Bu metin, Cerrâhî silsile arşivindeki kişi dosyasının tamamı esas alınarak paragraf ve manzume düzeni korunmak suretiyle hazırlanmıştır. Gelenek içi menkıbeler tarihî kayıtlarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.

Hayatı ve silsiledeki yeri

ŞEYH KÂDÎ ÖMER VECİHÜDDÎN HAZRETLERİNİ BEYÂN EDER

O, âlemin emini, Resûl-i Kibriya'nın şerî'atinin kadısı, hâl ve kîn ehlinin sultânıdır. İsmi "ömer"dir. Ebu Bekri’s. Sıddık (R. A.) neslindnedir. Amcası "Muhammed Dîneverî"dir. Kendisi "Ebû Muhammed Ümeyye”nin oğludur. Bâzı kollardan bi’âtı onda son bulur. Ebû Muhammed, Ebû Ahmed-i Esved'den almıştır. Mümşâd-ı Dîneverî'de bu koldan Âhî Ferec-i Zincânı'den. o Ebû'î-Abbâs Nihâvendî'den. o Ebû Muhamammed Rü'yem'den. o Cüneyd-i Bağdâdî'den el almışlardır. Kâdı Ömer Hazretleri "Sühreverd'de doğmuş ve Bağdad'da ilim tahsil edip, ömrünü burada geçirmiştir.

Şiir

Merd-i merdân râh-ı revân-ı Hûdâ,

Kâdİ-i ümmet Resûl-i Hûdâ

Zâkir il bâtın âna feth oldu,

Nola ki dilerse şeyh dutâ.

\ "Kitâb-ı Fütüvvetu t-Tarîka ve Kâ’isü'r-Râhika" adlı eserde: "-Şeyh leri ilk zamanlarında ulemânın en büyüğü ve fetvâ ehlinin mükem. eli iken, tarikatin "Cehriyye" semtine meyledip, irşâd makâmına otur- Şnâsına şöyle bir olay sebep olmuştu. Selçuklu Hânedânından "İbrahim Rân" zamanında Sühreverd'e kadılık görevine tâyin olundu. Kendisine Pâdişâh tarafından Yarlık (ferman) verildi. Orada şeri’atın emirlerini yerine getirmekte iken, bir gün birbirine hasım ve dâvâcı iki zât huzuruna gelip, bir meseleden dolayı dâvâlanıp.

deliller ileri sürerek, şâhidlerle dâvâsini ispât eden dâvâcı, dâvâyı kazandı. Sonra dâvâcı Kâdî Ömer'i ziyâret ederek, delillerinin sahte ve şâhidlerinin yalancı şâhid olduğunu Kâdî Vecîhüddîn'e söyledi. Ömer Vecîhüddîn, kadılık mesleğinden feragat edip, istifâ etti. Riyâzet ve mücâhede ile kemâl mertebelerini kısa zamanda tamamlayarak, irşâd mâkamma oturdu. Esâsen kendisi şeyhzâde olması sebebiyle, zamanın şeyhleriyle dostluk edip, sohbetlerin de bulunmuştu. Tarikat ve şeri'at mevzûunda sayısız sohbetlere katılmış olması, ona yüksek bir İlmî seviye kazandırmıştı.

Kendisi önceleri; "-Bir saat adalet, yetmiş yıl ibâdetten hayırlıdır. Ben hükmümde adâlet etmiş isem, bu benim gufrâmm için kâfidir" derdi. Şeyh Muhammed Dîneverî'de: "-Ey îbn Ümeyye, bu mümkün değildir. Zirâ zaman muhtel ve halkı muhal oldu. Kendi nefsini ıslâh için ibâdet etmen, daha uygun olur" derdi. Bu olaydan sonra Şeyh Ömer, amcasının yoluna yöneldi.

Şiir

Tâlib’i Hakk olana mürştd olan hâdVdir,

Ilm-i âmil olanlar âkibet şâdî'dir..

Nakledildiğine göre, kendileri o derece "fenâ" hâlini ihtiyâr etmişlerdi ki, kırk gün halvet ve uzlet üzere kalırdı. Hatta bâzen o derece yoksulluk çekerdi ki, tıraşa verecek bir mangırı bile olmazdı. Dervişlerinden biri şöyle bir hâlini nakleder: "-Bir gün kendi bağımdaki bir zerdali ağacına çıkmış, üzerindeki meyvalanm toplamaya çalışıyordum. Şeyh'in yolu, benim bağımın önünden geçiyordu. Şeyh'i son derece ızdırap içinde gördüm. Şeyh'in beşerî duygulan galebe edip, kendi kendine söylenerek: "٠ Ey Bârî-i Hûda, sen şüphesiz tek kuvvet ve kudret sâhibisin.

Dilesen şu ağaçlan ve üzerindeki meyvelerini bir anda altın ve mücevher kılmağa muktedirsin. Ama bana bir tıraş akçesi lutfetmezsin" der demez, hemen o ağaçlar gözlerimin önünde altın ve meyveleri mücevher kesildi. Sonra bu mücevherler hemen şeyhin yolu üzerine döküldüler. Şeyh hemen secdeye kapanıp, yüzünü toprağa sürerek hıçkınklarla ağlayıp, istiğfar kıldı ve: Ey Rabbim, ben lâtife ettim. Bana senden gayrisi gerekmez" diye niyâz etmekte iken; ben, hemen ağaçtan inerek, yola çıkıp, şeyhin ayağına düşerek, mübârek ellerinden öptüm.

Bana nasihat ve hayır duâ edip; "-Biz sağ kaldıkça bu gördüğün mânâyı ve sırlan ifşa etme. Zirâ Hakk Teâlâ ile dostları arasında böyle nice muâmeleler olur" diye, sıkı sıkı tenbih etti. Ben bu olay sırasında bir altın ve mücevheri alıp, saklamıştım. Şeyh'in vefatından sonra dervişlerine gösterip, o olayı aynen naklettim" dedi.

Şiir

Evliyâ'da çok olur nâz il niyâz٠

îtikâd-ı pâk idendir ehl-i râz

Kendilerinin inci değerindeki nasihat verici sözlerinden; "-Tâlibleri Hak yoluna ulaştırmak için mürşîd gerekir. Bu, kâmil mürşîd olmalıdır. Kâmil mürşîd'e ilimden ve sanâyî'den bir şey yoktur ki, ona mâlûm olmasın." derdi. Ve yine; "-Sâîik'in vüsûl sırasında mücâhede ile elde ettiği hâlleri ve mânâları, kendi ehl-i beyti gibi müşâhedesi ile korur. Eğer dalâletle veya gafletle saptırırlarsa, onlara tasarrûf ederek, düştükleri helâk uçurumundan mânevi kabzalarıyla çekip, çıkarırlar. Zirâ kâmil mürşîd.de gafletten ve noksandan bir zerre yoktur" diye buyururdu.

"-Bir işi yapmadan yaptım demekte fayda yoktur. Eğer yapıldıysa, ondan zâhiren mânâ zuhur eder. Hayır ve şer tenhâda vücûda gelse, ondan eser peydâ olur. Eğer bu hâl açığa vurulmazsa, bu kuru kavgadan ibârettir." derdi. Şeyh hazretleri yine bir mecliste: "-Dört işin dört kişiden zuhûra gelmesi güzellik işâretidir ve herkesin rağbetine mazhardır. Dört iş daha vardır ki, onu yapanlar halkın kötülemesine muhatap olurlar.

Bunların ilki, âdil bir pâdişâh olup, âlem halkına ve teb’asma adâletle muamele etmeğe meyledip, adâîetini halka sebep edenler, İkincisi büyük âlim olup, mertebesi gereğince halkı irşâd için vâ’z ve nasihate gayret edenler: Üçüncüsü kâr ve ticâret için sefer ederek, kazandığı servetini ibâdet kay. dıyla halka ve fukaraya sadaka eden tüccârlar. Dördüncüsü ise, biât ehli olup, rücu lilîâh (dönüşü Allâh'a olan) ve fenâ'fî'llâh (Allâh'da fenâ olan) olan kişidir. Eğer bunların aksi olursa, böylelerinden sakınmak gerekir.

Zirâ, o kişilerin hüsrâna ve Alîâh'ın gazâbına uğrayıp, cehennem azabına düçâr olması kaçınılmazdır. Eğer o kişi Padişahlığın, saltanatın şevketini zulm ve tahakküm şeklinde anlayıp, zulme rızâ gösterirse, âlim dünyevî ilmi mertebelerine göre, dünyâ temkini için kullanırsa; dünyâ malı için didinip, çalışan, gayret eden tüccar; bi'ât ehline tâc ve hırka ve şeyhlik ihtirâsı için tâbi olan kişi, sûfıyye ehlinin hakikatinden gâfıldir" dedi. Ve yine: "-Tövbenin malzemesi ibâdet ve taattır. Ayni zamanda pîr-i tarikate inâbet ve biât etmektir.

Bir kişi eğer yeterince kulluğun yerine getiremiyor, ihlâs diliyorsa; tövbe ve inâbet ederek "Zikrûllâh" ile gece gündüz ibâdetle şeyh'e itâat ve hizmetten uzak olmasın" diye buyurdu. Menkıbelerinden biri şöyle nakledilir: -Bir tarihte Şeyh hazretleri hastalanır, bâzı dostları: "-Sultânım, kendinize deva veren bir şeyler içseniz olmaz mı?" deyince; Şeyh: ',-Bir tabıb getirseniz iyi olur." dedi. Onlar da gidip, nasrânî (hırıstiyan) olmakla berâber, iyi ve usta bir hekim olan zâtı alıp, şeyhin yanına getirdiler.

Hekim, şeyhin nabzını dinleyip, ona; Bir kaç gün eğer uygun görürseniz şu şerbeti size içerelim ve üzerinizdeki bu derdi def edelim” dedi. Şeyh: '1-Bizim hastalığımız seni küfründen kurtarmak içindi. Yoksa devâya ihtiyâcımız yoktur" diye buyurarak, hemen ayağa kalkıp, iyileşti. Sonra tövbe eden nasrânî hekimi irşâd etti. Rivâyet edildiğine göre, bu hastalıktan kalktıktan uzun yıllar sonra vefât etti.

Şiir

Âcib dâr euî ekberdir şarâbı ehl-i tevkîd'in,

Verir bir katresi neşe-i hayâ bi ehl-i temcîd'in

Şeyh hazretleri (442 H./1050-51 M.) veya (452 H./1060 M.) tarihinde vefat etti. Kabri "Bağdad"dadır. Halife "el-Kâim Bili âh" asrıdır. Hin d ve Afganistan civarında Gazne hânedânından Sultan İbrahim b. Mes'ûd ile Harezm, İran ve civarında Selçuklu hânedânından Tuğrul Bey'in hüküm sürdüğü asırdır. Kendisinin dört halifesi sırasıyla; Ömerü'l-Bekri, Osmanü'l-Harrâz, Mâcid-i Şirvânî ve Kâim-i makâmı olan Ebû'n-Necîb" hazretleridir.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç2 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKAMuhammed el-BekrîMuhammed el-Bekrî → Kadı Vahyüddin: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.SONRAKİ HALKAÖmer el-BekrîKadı Vahyüddin → Şeyh Ömer el-Bekri: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.