Ara
Menü

İbrâhim Gülşenî

İbrâhim Gülşenî (ö. 9 Şevval 940 / 23 Nisan 1534), Halvetiyye-Rûşeniyye'den doğan Gülşeniyye'nin pîri; Akkoyunlu sarayında “tarhan” unvanı taşıyan bir devlet adamıyken cezbeye tutulup Kahire'de dergâh kuran, üç dilde 75.000 beyit yazmış şair-şeyh.

Doğum
1441
Vefat
1534
Unvan
Gülşeniyye'nin pîri

Doğum yeri ve tarihi tartışması

Âmid'de (Diyarbakır) dünyaya geldi. Azerbaycan'ın Berdea şehrinde doğduğu ileri sürülmüşse de, babasının Âmidî nisbesini taşıması ve türbesinin Diyarbakır'da bulunması bu iddianın doğru olmadığını gösterir.

Doğum tarihi de tartışmalıdır. Muhyî-yi Gülşenî 940'ta (1534) vefat ettiğinde 114 yaşında olduğunu söyler — bu 826 (1423) demektir. Ancak yine Muhyî'ye göre babası Muhammed Âmidî, Akkoyunlu Sultanı Hamza dönemine (1434-1444) yetişmiş ve İbrâhim iki yaşındayken ölmüştür; buna göre en erken 836'da (1433) doğmuş olmalıdır. Nev'îzâde Atâî ise 830 (1427) civarını kaydeder.

Hayatı hakkında bilinenlerin büyük kısmı, oğlu Ahmed Hayâlî'nin halifesi Muhyî-yi Gülşenî'nin Menâkıb-ı İbrâhim Gülşenî adlı eserine dayanır.

Ailesi ve soy iddiası

Kültürlü bir aileye mensuptu: babası Muhammed Âmidî fıkıh, kelâm ve mantık konusunda eserleri olan bir âlim; müderrislik yapan dedesi İbrâhim, fıkha dair Tekkü'l-muglak'ın ve tasavvufa dair birçok eserin müellifi; amcası Seydî Ali ise 200'den fazla müridi olan bir şeyhti. İki yaşında babasını kaybedince bakımını ve yetiştirilmesini amcası üstlendi.

Muhyî, İbrâhim Gülşenî'nin kendi soyunu yedi kuşakla Oğuz Ata'ya ulaştırdığını söyler. Soyunu Hz. Peygamber'e veya bir sahâbeye değil Oğuz Ata'ya bağlaması dikkat çekicidir ve Akkoyunlular'da kavmiyetçi duyguların canlanması süreciyle ilgili görülmüştür — nitekim çağdaşı Uzun Hasan'ın soyu da elli ikinci veya elli dördüncü kuşakta Oğuz Ata'ya dayandırılır.

Tebriz ve Akkoyunlu sarayı

Muhyî'ye göre dört yaşında kendi başına Kur'an'ı hatmetmiş, Türkçe kitaplardan tefsir ve hadis okumaya başlamış, on yaşlarında mübarek geceleri sabaha kadar ihya etmiş, on beş yaşında kimseye haber vermeden tahsil için Mâverâünnehir'e gitmek üzere yola çıkmıştır.

Tebriz'e vardığında Uzun Hasan'ın kazaskeri Molla Hasan ile karşılaştı; kabiliyetini keşfeden Molla Hasan, Mâverâünnehir'e gitmesine gerek olmadığını söyleyip onu Tebriz'de kalmaya ikna etti ve evlât edindi. Burada medrese öğrenimi gördü ve “Molla İbrâhim” diye tanınmaya başladı.

Not: Muhyî bu olayları on beş yaşına bağlar; fakat bir kazaskerin görevlerinin bir bölümünü o yaştaki bir çocuğa bırakması mümkün değildir. Uzun Hasan'ın Tebriz'i alıp başşehir yapması 873 (1468) yılına rastladığına göre o tarihte otuz sekiz-kırk yaşlarında olmalıdır.

“Tarhan”

Tebriz Kadısı Şerefeddin ile aralarında geçen bir olay vesilesiyle Uzun Hasan ile tanıştı. Sultan, her an huzuruna girip çıkabilmesi için ona “tarhan” unvanını verdi.

İtibarının derecesi verilen görevlerden anlaşılır: Hüseyin Baykara ile yapılan barış antlaşmasında bulunmak üzere Herat'a gönderildi — orada ünlü sûfî Abdurrahman-ı Câmî ile tanıştı. Uzun Hasan ayrıca, Şîraz'a vali tayin ettiği oğlu Sultan Halil'in halka yaptığı zulmü önlemesi için onu Şîraz'a yolladı. Muhyî bu dönemde maddî durumunun oldukça iyi olduğunu, amcasına 500 altın gönderdiğini yazar.

Karabağ: Dede Ömer Rûşenî ile karşılaşma

Halvetiyye'nin ikinci pîri Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'nin halifelerinden Dede Ömer Rûşenî'nin müridi Üveys, derviş kıyafetiyle Tebriz'e geldi. Uzun Hasan, kardeşine başındaki tâcın hangi tarikata ait olduğunu sorunca aldığı övgü dolu cevap üzerine bu şeyhi görmek istedi ve İbrâhim'i davet için Karabağ'a gönderdi.

Karabağ'a gidip Rûşenî ile görüşen İbrâhim, bu sırada ondan etkilenerek kendisine intisap etti. Dede Ömer daveti kabul ettiğini, ancak kış olduğu için Tebriz'e yazın gelebileceğini söyledi. İbrâhim Tebriz'e dönünce sıkı bir zühd ve riyâzet hayatına başladı; seyrüsülûkünü ertesi yıl gelen Dede Ömer'in gözetiminde sürdürdü.

Cezbe

Bu dönemde şiddetli bir cezbe hâline girerek elinde şarap şişesiyle çarşıda dolaşmaya başladı. Muhyî'nin ifadelerinden bu hâlin uzunca bir süre devam ettiği anlaşılmaktadır.

Dede Ömer Rûşenî vefatından birkaç gün önce onu halife ilân etti (ö. 892/1487).

Sultan Yâkub devri

Mürşidinin ölümünden sonra irşada başladı. Sultan Yâkub ona büyük değer verdi; askerin mâneviyatını yükseltmek için bazı savaşlara yanında götürdü. Bu yakınlıkta, İbrâhim Gülşenî'nin Uzun Hasan'a oğlu Yâkub için hoca olarak tavsiye ettiği Kadı Îsâ'nın da payı vardır; ikisi birbirlerine Farsça ve Türkçe şiirler yazmışlardır. Gülşenî, Tebriz'i anlattığı bir gazelinde Sultan Yâkub'dan övgüyle söz eder.

Sürgün yılları

Sultan Yâkub'un ölümünden (896/1490) sonra Akkoyunlu ailesindeki taht kavgaları sırasında sıkıntılı bir dönem geçirdi. 900 (1495) yılında çok sayıda müridiyle hacca gitti, Mekke'de bazı Mısırlı âlimlerle tanıştı ve Tebriz'e döndü.

Şah İsmâil 907'de (1502) Sultan Elvend'i mağlûp edip Tebriz'e girince ailesiyle şehirden ayrılıp Diyarbekir'e gitti. Ma'nevî adlı eserini burada yazmaya başladı. Muhyî, gayri müslimlerden bile ona intisap edenler olduğunu, ancak devletin cizye gelirlerinde azalma olacağı endişesiyle şeyhin onları dervişliğe kabul etmesinin yasaklandığını kaydeder.

Diyarbekir Musullu Türkmen Beyi Emîr Bey'e verilince, Emîr Bey'in Dulkadırlı Alâeddin Bey'den çekinerek Safevîler'e yaklaşması onu rahatsız etti. Kudüs'e gitmek için izin istedi, verilmedi; Emîr Bey'in yerine bıraktığı kardeşi Kayıtmaz'dan da olumsuz cevap aldı. Sonunda Alâüddevle'nin daveti üzerine Maraş'a gitti, oradan Kudüs'e geçti ve kırk gün kalıp erbaîn çıkardı.

Kahire

Mısır'a geçmeye karar verdi. Kahire civarında Birketülhac'da kısa süre konakladı. Dede Ömer Rûşenî'nin daha önce Mısır'a yerleşen halifesi Timurtaş vasıtasıyla Memlük Sultanı Kansu Gavri kendisine Kubbetü'l-Mustafâ adlı zâviyeyi tahsis etti; sultan buraya gelip onu ziyaret ederek Kahire'ye davet etti.

Kahire'de bütün camileri dolaştı, Bâbüzüveyle'deki Müeyyediyye Camii'nde bir hücrede erbaîn çıkardı ve buraya yerleşti; şöhreti kısa zamanda yayıldı.

Yavuz Sultan Selim Mısır'ı fethedip Kahire'ye girdiğinde onu ziyaret edip bir ihtiyacı olup olmadığını sordu. Gülşenî, Müeyyediyye Camii yanındaki arazinin bağışlanarak bir dergâh yapılmasını istedi ve bu isteği yerine getirildi.

İstanbul'a celp

Hain Ahmed Paşa isyanı bastırıldıktan sonra 931 (1525) yılında Sadrazam İbrâhim Paşa geniş yetkilerle Mısır'a gönderildi. Pek çok kişi onu ziyaret etti; İbrâhim Gülşenî ise kendi gitmeyip oğlu Ahmed Hayâlî'yi gönderdi.

Bunu saygısızlık kabul edip soruşturma başlatan İbrâhim Paşa, beylerden ve yeniçerilerden çok sayıda kimsenin şeyhin müridi olduğunu ve şeyhin oğlunu Memlük Sultanı Tomanbay'ın dul eşiyle evlendirdiğini öğrendi. İstanbul'a döndüğünde durumu padişaha arzedip bir isyan çıkarmasından endişe ettiğini söyledi ve celbi için irade çıkarttı.

Muhyî ve ondan naklen Cemâleddin Hulvî'ye göre İbrâhim Paşa, İran'dan gelen bir cifr uzmanının “İbrâhim adında biri Kanûnî'nin saltanatına göz dikmiştir” demesini fırsat bilmiş ve bu şahsın İbrâhim Gülşenî olduğunu ileri sürmüştür.

Altı aylık soruşturma

İbrâhim Paşa, şeyhin oğlu ve iki halifesiyle İstanbul'a geldiğini padişaha arzetmeyip onu itham edecek somut deliller araştırdı; bu amaçla Şeyhülislâm Kemalpaşazâde, Fenârîzâde Muhyiddin Efendi ve Kādirî Efendi'yi görevlendirdi, ayrıca bazı âlimleri tebdilikıyafet meclisine göndererek sohbetlerini dinletti.

Muhyî'ye göre altı ay sonra paşa, Kemalpaşazâde'ye adam gönderip şeyhin bir kusurunu tesbit edip etmediğini sordu; Kemalpaşazâde olumlu cevap gönderdi. Bunun üzerine paşa şeyhi padişahla görüştürmeden Mısır'a göndermeyi düşündü.

Fakat İbrâhim Gülşenî sonradan Kanûnî ile görüşme imkânı buldu. Padişah ona saygı gösterdi, kehhâlbaşına gözlerini tedavi etmesini emretti ve ilerlemiş yaşına rağmen gözleri açıldı. Mısır'a dönerken padişah onun şerefine ulemâ ve meşâyihe sarayda ziyafet verdi; Gülşenî ziyafetin ardından Beyazıt Camii'nde bir veda konuşması yaptı.

Hulvî, Kanûnî'nin İstanbul'da kalmasını teklif ettiğini, onun çok yaşlandığını söyleyerek kabul etmediğini, bunun üzerine padişahın bir halife bırakmasını rica ettiğini ve şeyhin Hasan Zarîfî'yi bıraktığını söyler.

Bu hadise, Hayrullah Efendi'nin yazdığı Türk tiyatrosunun ilk piyesine konu olmuştur.

Vefatı

Mısır'a döndükten sonra yaklaşık beş yıl daha yaşadı; 9 Şevval 940 (23 Nisan 1534) tarihinde vefat etti. Ölümüne “mâte kutbü'z-zamân İbrâhîm” ibaresi tarih düşürülmüştür.

Adı ve silsilesi

Tarikat silsilesi, Halvetiyye'nin ana kollarından Rûşeniyye'nin pîri Dede Ömer Rûşenî vasıtasıyla Yahyâ-yı Şirvânî'ye ulaşır.

Mürşidi Dede Ömer Rûşenî kendisine bir gül vererek “Sen ol bâğ-ı bekānın gülşenisin” demiş; bunun üzerine Heybetî olan mahlasını değiştirip Gülşenî'yi kullanmaya başlamıştır. Kurduğu tarikat da bu sebeple Gülşeniyye adını almıştır.

Ümmî miydi?

Öğrenim durumu hakkında kaynaklarda bilgi yoktur. Abdülvehhâb eş-Şa'rânî onunla birçok defa görüştüğünü, kendisini beğendiğini, fakat dili tutuk bir ümmî olduğunu, maksadını fasih anlatamadığını söyler.

Ancak oldukça geniş hacimli Arapça, Farsça ve Türkçe manzum eserleri bu sözlerin doğru olmadığını gösterir. Nitekim Muhyî, onun aynı anda üç ayrı kâtibe üç dilde irticâlen şiir yazdırdığını kaydeder.

Mevleviyye ile yakınlık

Gülşeniyye ile Mevleviyye arasında bir yakınlık oluşmuş; Mevlânâ'nın “Dîdem rûh-ı hûb-i Gülşenî râ / Ân çeşm-i çerâğ-ı Rûşenî râ” (Gülşenî'nin güzel yüzünü gördüm, o Rûşenî'nin gözünün ışığıdır) beytiyle Gülşenî'nin geleceğini müjdelediğine inanılmıştır. Muhyî de Ma'nevî'ye bu beyti ihtiva eden gazelle başlar.

Mevlânâ'nın torunlarından Divane Mehmed Çelebi'nin Kahire'ye gelip zindandaki İbrâhim Gülşenî'yi kurtardığına dair menkıbe de bu yakınlığın oluşmasında etkili olmuştur. Zaten Mesnevî'ye nazîre olarak yazdığı Ma'nevî de bu ilginin en açık delilidir.

İbnü'l-Arabî ve İbnü'l-Fârız

Uzun Hasan devrinde Tebriz'de bazı zâhir ulemâsı İbnü'l-Arabî aleyhinde bulununca araya girip onu savundu. Sultan Yâkub Karabağ'da kışladığında, sultanın maiyetindeyken Karabağ mollalarına Fusûsü'l-hikem'in önemli meselelerini açıkladı; mecliste bulunan Mevlânâ Abdülganî Tardü'l-lüsûs an husûsi'l-Fusûs'u, Mevlânâ İsmâil Reddü'n-nusûs ani'l-Fusûs'u onun açıklamalarından faydalanarak yazdılar. Bu, İbnü'l-Arabî'yi anlayacak yüksek irfan seviyesine sahip olduğunu gösterir.

Etkilendiği diğer bir sûfî İbnü'l-Fârız'dır; Arapça divanını onun et-Tâiyyetü'l-kübrâ'sına nazîre olarak yazmıştır.

COĞRAFÎ HAFIZA14 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi14 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç11 doğrudan bağlantıAğda gör →
ÇOKLU İRŞAD GÜZERGÂHI2 ayrı bağlamda görünüyorHer bağlantı ayrı açılır; ortak gövde, kol aidiyeti anlamına gelmez.

Menkıbeler

İlk 5 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

“Sen ol bâğ-ı bekānın gülşenisin”

Dede Ömer Rûşenî'nin bir gülle verdiği ad.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Mürşidi Dede Ömer Rûşenî kendisine bir gül vererek “Sen ol bâğ-ı bekānın gülşenisin” dedi. Bunun üzerine Heybetî olan mahlasını değiştirip Gülşenî'yi kullanmaya başladı; kurduğu tarikat da bu sebeple Gülşeniyye adını aldı.

Çerçeve. Mahlas değişimi bir yolun adının doğuşudur. Rûşenî (aydınlık) ile Gülşenî (gül bahçesi) arasındaki bağ, Mevlânâ'ya nisbet edilen “Gülşenî'nin yüzünü gördüm, o Rûşenî'nin gözünün ışığıdır” beytinde de sürdürülmüştür.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb-ı İbrâhim Gülşenî.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Elinde şarap şişesiyle çarşıda

Sülûk sırasında girdiği şiddetli cezbe hâli.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Dede Ömer Rûşenî'nin gözetiminde seyrüsülûkünü sürdürdüğü dönemde şiddetli bir cezbe hâline girerek elinde şarap şişesiyle çarşıda dolaşmaya başladı. Muhyî'nin ifadelerinden bu hâlin uzunca bir süre devam ettiği anlaşılmaktadır.

Çerçeve. Melâmet geleneğinde kasıtlı olarak halkın kınamasını üzerine çekme tavrının en sert örneklerindendir; sahnedeki adam o sırada Akkoyunlu sarayında “tarhan” unvanı taşıyan itibarlı bir devlet adamıdır. Menkıbenin gücü de bu tezattadır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb-ı İbrâhim Gülşenî.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Cifr uzmanının haberi

“İbrâhim adında biri saltanata göz dikmiştir.”

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Muhyî ve ondan naklen Cemâleddin Hulvî'ye göre, İran'dan gelen bir cifr uzmanının “İbrâhim adında biri Kanûnî Sultan Süleyman'ın saltanatına göz dikmiştir” demesini Sadrazam İbrâhim Paşa fırsat bilmiş ve bu şahsın İbrâhim Gülşenî olduğunu ileri sürerek şeyhi İstanbul'a getirtmiştir.

Çerçeve. Anlatının ironisi, kaynağın işaret etmediği ama okurun göreceği yerdedir: aynı adı taşıyan ve saltanata yakınlığıyla sonu gelecek olan bir başkası vardır — sadrazamın kendisi.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb; Cemâleddin Hulvî, Lemezât.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Açılan gözler

Kanûnî'nin emriyle yapılan tedavi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Kanûnî ile görüşmesinde padişah ona saygı gösterdi, kehhâlbaşına gözlerini tedavi etmesini emretti ve ilerlemiş yaşına rağmen gözleri açıldı.

Çerçeve. Menâkıbnâme bunu keramet olarak değil, padişahın iltifatının sonucu olarak kaydeder. Mısır'a dönerken sarayda onun şerefine ulemâ ve meşâyihe ziyafet verilmiş, Gülşenî ardından Beyazıt Camii'nde bir veda konuşması yapmıştır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb, s. 417.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Divane Mehmed Çelebi'nin kurtarışı

Mevlânâ torununun Kahire'ye gelip onu zindandan çıkarması.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Mevlânâ'nın torunlarından Divane Mehmed Çelebi'nin Kahire'ye gelerek zindanda bulunan İbrâhim Gülşenî'yi kurtardığına dair bir menkıbe anlatılır.

Çerçeve. Anlatı, Gülşeniyye ile Mevleviyye arasındaki yakınlığın oluşmasında etkili olmuştur. Aynı yakınlığın diğer ayakları, Mevlânâ'ya nisbet edilen “Gülşenî” beyti ve Mesnevî'ye nazîre olarak yazılan Ma'nevî'dir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Sâkıb Dede, Sefîne-i Nefîse, I, 34; Selâhaddîn-i Mevlevî, s. 14.

Hayatından kayıtlar

İlk 3 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Sadrazama gitmeyip oğlunu göndermesi

Bir protokol tercihinin İstanbul'a celple sonuçlanması.

Metni gösterMetni daralt

1525'te geniş yetkilerle Mısır'a gönderilen Sadrazam İbrâhim Paşa'yı pek çok ileri gelen ziyaret etti; İbrâhim Gülşenî ise kendi gitmeyip oğlu Ahmed Hayâlî'yi gönderdi.

Bunu saygısızlık sayan paşa soruşturma başlattı ve beylerle yeniçerilerden çok sayıda kişinin şeyhin müridi olduğunu, ayrıca şeyhin oğlunu Memlük Sultanı Tomanbay'ın dul eşiyle evlendirdiğini öğrendi. İstanbul'a dönünce isyan endişesini padişaha arzedip celp iradesi çıkarttı.

Çerçeve. Fetihten sonraki Mısır'da bir şeyhin müridleri arasında askerlerin bulunması siyasî bir mesele hâline gelmişti; olayın çekirdeği kerametten çok yeni idarenin tedirginliğidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Gülşenî”, c. 21, s. 301-304.
BİYOGRAFİK KAYIT

Tebdilikıyafet dinlenen sohbetler

Kemalpaşazâde'nin altı aylık soruşturmadan olumlu cevap vermesi.

Metni gösterMetni daralt

İbrâhim Paşa, şeyhi itham edecek somut deliller bulmak için Şeyhülislâm Kemalpaşazâde, Fenârîzâde Muhyiddin Efendi ve Kādirî Efendi'yi görevlendirdi; ayrıca bazı âlimleri tebdilikıyafet meclisine gönderip sohbetlerini dinletti.

Altı ay sonra paşa, Kemalpaşazâde'ye adam gönderip bir kusur tesbit edip etmediğini sordu; şeyhülislâm olumlu cevap gönderdi. Bunun üzerine paşa onu padişahla görüştürmeden Mısır'a göndermeyi düşündü — fakat görüşme yine de gerçekleşti.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb, s. 417.
BİYOGRAFİK KAYIT

Cizye endişesiyle durdurulan intisaplar

Gayri müslimlerin dervişliğe kabulünün yasaklanması.

Metni gösterMetni daralt

Diyarbekir yıllarında gayri müslimlerden bile ona intisap edenler olduğunu, ancak devletin cizye gelirlerinde azalma olacağı endişesiyle şeyhin onları dervişliğe kabul etmesinin yasaklandığını Muhyî kaydeder.

Çerçeve. İhtidânın malî sonucu olan bu kaydın değeri, bir tarikat menâkıbnâmesinde vergi düzenine dair somut bir bilgi taşımasıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb-ı İbrâhim Gülşenî.

Eserleri ve metinleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Ma'nevî

Mesnevî'ye nazîre; 40.000 beyit, Diyarbekir'de on ayda yazıldı.

Metni gösterMetni daralt

Mevlânâ'nın Mesnevî'sine nazîre olarak yazılan Farsça eser 40.000 beyittir ve Diyarbekir'de on ayda tamamlanmıştır.

İstanbul'dayken eseri Şeyhülislâm Kemalpaşazâde'ye inceletmiş; Kemalpaşazâde zâhir ehlinin bunun mânasına vâkıf olamayacağını, eserin birçok ilâhî sırrı ihtiva ettiğini söylemiştir. Hulvî'ye göre Gülşenî bir nüshasını ona vermiş, bu nüsha Kemalpaşazâde'nin türbesinde muhafaza edilmiştir.

Hemen hepsi müellifi hayattayken yazılmış, ciltleri de değerli pek çok nüshası vardır. İlk 500 beyti Lâ'lî Mehmed Fenâî tarafından şerhedilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 2080; Hâlet Efendi, nr. 272; Esad Efendi, nr. 2908.
TARİHÎ KAYIT

Farsça Dîvân

17.000 beyit; Mevlânâ ve Yûnus Emre etkisi.

Metni gösterMetni daralt

17.000 beyitten meydana gelen Farsça divanda şairin Mevlânâ ve Yûnus Emre'nin etkisinde kaldığı görülür.

Toplamda Türkçe, Arapça ve Farsça 75.000 beyitlik şiir yazmıştır. Muhyî, onun aynı anda üç ayrı kâtibe üç dilde irticâlen şiir yazdırdığını kaydeder — Şa'rânî'nin “dili tutuk bir ümmî” değerlendirmesini geçersiz kılan tanıklık budur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 3866 (istinsah 931/1525); Millet Ktp., Farsça Manzum, nr. 418.
TARİHÎ KAYIT

Türkçe Divan

1700 beyit; Yûnus Emre ve Nesîmî etkisi belirgin.

Metni gösterMetni daralt

1700 beyitten oluşan Türkçe divanda Yûnus Emre ve Nesîmî'nin şiirlerinin etkisi bellidir. En iyi nüshası Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi'ndedir.

Diğer Türkçe eserleri Pendnâme ve Çobannâme'dir; ayrıca mensur Tahkīkāt-ı Gülşenî ona nisbet edilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: DTCF Ktp., Mustafa Çan, nr. 982; İÜ Ktp., TY, nr. 890.
TARİHÎ KAYIT

Arapça Dîvan

İbnü'l-Fârız'ın et-Tâiyyetü'l-kübrâ'sına nazîre; 5000 beyit.

Metni gösterMetni daralt

İbnü'l-Fârız'a ait et-Tâiyyetü'l-kübrâ'nın etkisi altında yazdığı şiirlerden oluşan 5000 beyitlik Arapça divandır; tek nüshası Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi'ndedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: DTCF Ktp. (tek nüsha).
TARİHÎ KAYIT

Kenzü'l-cevâhir ve Sîmurgnâme

Rubâî-tuyuğ derlemesi ve 30.000 beyit olduğu söylenen mesnevi.

Metni gösterMetni daralt

Kenzü'l-cevâhir, tasavvufî konulara dair rubâî ve tuyuğlardan meydana gelen Farsça bir eserdir; 7500 beyit ihtiva eder ve tek nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ndedir.

Sîmurgnâme için Muhyî 30.000 beyit olduğunu söyler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İÜ Ktp., FY, nr. 1233; Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb, s. 239.
TARİHÎ KAYIT

Eser kaydı

Manʿevī, Dīvān-ı Eşʿār ve [Naẓīre ʿalā Tāʾiyye-i İbn Fārıż].

Metni gösterMetni daralt

Manʿevī, Dīvān-ı Eşʿār ve [Naẓīre ʿalā Tāʾiyye-i İbn Fārıż].

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: İSAM Ulema Veritabanı.

Kavram dünyası

İlk 4 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Gülşeniyye

Halvetiyye-Rûşeniyye'den doğan, Kahire merkezli kol.

Metni gösterMetni daralt

Silsilesi, Halvetiyye'nin ana kollarından Rûşeniyye'nin pîri Dede Ömer Rûşenî vasıtasıyla tarikatın ikinci pîri Yahyâ-yı Şirvânî'ye ulaşır.

Yol, Gülşenî'nin Kahire'de Müeyyediyye Camii yanına — Yavuz Sultan Selim'in bağışladığı arazi üzerine — kurduğu dergâhla merkezini buldu. İstanbul'daki temsili ise Kanûnî'nin ricası üzerine bıraktığı halifesi Hasan Zarîfî ile başlar.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Gülşenî”, c. 21, s. 301-304.
TARİHÎ KAYIT

Tarhan

Uzun Hasan'ın verdiği, huzura serbest giriş hakkı tanıyan unvan.

Metni gösterMetni daralt

Tarhan, Türk-Moğol devlet geleneğinde vergiden muaf, hükümdarın huzuruna izinsiz çıkabilen imtiyazlı kişiyi ifade eder.

Uzun Hasan bu unvanı her an huzuruna girip çıkabilmesi için İbrâhim Gülşenî'ye vermiştir. Herat'a barış antlaşması için gönderilmesi ve Şîraz'a, valilik yapan şehzadenin zulmünü önlemek üzere yollanması bu itibarın somut karşılıklarıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb-ı İbrâhim Gülşenî.
TARİHÎ KAYIT

Cezbe

Sâlikin iradesi dışında kapıldığı ilâhî çekiliş hâli.

Metni gösterMetni daralt

Cezbe, sâlikin kendi çabasıyla değil doğrudan ilâhî çekişle yaşadığı hâldir ve bu hâldeki kişinin davranışları şeriatın zâhirine aykırı görünebilir.

İbrâhim Gülşenî'nin sülûk döneminde elinde şarap şişesiyle çarşıda dolaşması bu çerçevede anlatılır. Hâlin uzunca bir süre devam ettiği kaydı, bunun geçici bir sarhoşluk değil bir merhale olarak görüldüğünü gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb-ı İbrâhim Gülşenî.
TARİHÎ KAYIT

Fusûs müdafaası

İbnü'l-Arabî'yi ulemâya karşı savunması ve iki reddiye.

Metni gösterMetni daralt

Uzun Hasan devrinde Tebriz'de bazı zâhir ulemâsı İbnü'l-Arabî aleyhinde bulununca araya girip onu savundu.

Sultan Yâkub Karabağ'da kışladığında, sultanın maiyetindeyken Karabağ mollalarına Fusûsü'l-hikem'in önemli meselelerini açıkladı. Mecliste bulunanlardan Mevlânâ Abdülganî Tardü'l-lüsûs an husûsi'l-Fusûs'u, Mevlânâ İsmâil Reddü'n-nusûs ani'l-Fusûs'u onun açıklamalarından faydalanarak kaleme aldı — kendisi yazmadı, fakat tartışmanın metinlerini doğurdu.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Gülşenî”, c. 21, s. 301-304.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKAHayâlî-i Gülşenî (Emîr Ahmed)Lemezât'taki Gülşenî silsilesinde Dede Ömer Rûşenî'den sonra İbrâhim Gülşenî, ondan sonra Ahmed Hayâlî gelir.AİLE / NESEPHayâlî-i Gülşenî (Emîr Ahmed)Halvetiyye-Gülşeniyye'nin kurucusu İbrâhim Gülşenî'nin (ö. 940/1534) oğludur; kaynaklarda ısrarla 'İbrâhim Gülşenî'nin oğlu Şeyh Ahmed Hayâlî' diye anılır.TALEBESİ / HALİFESİEdirneli Âşık EfendiÂşık Efendi, Kahire'de İbrâhim Gülşenî'nin meclisine katıldı ve onun tarafından Edirne'ye gönderildi.TALEBESİ / HALİFESİEdirneli Hasan DedeHasan Dede Kahire'de İbrâhim Gülşenî'nin yanında tarikat eğitimini tamamladı.TALEBESİ / HALİFESİHasan-ı ZarîfîHasan-ı Zarîfî, Kahire'de İbrâhim Gülşenî'nin yanında eğitim gördü ve irşad izni aldı.AİLE BAĞIHayâlî-i Gülşenî (Emîr Ahmed)Ahmed Hayâlî, İbrâhim Gülşenî'nin oğlu ve post halefidir.SONRAKİ POSTHayâlî-i Gülşenî (Emîr Ahmed)İbrâhim Gülşenî'nin 940/1533-34'te vefatından sonra Kahire âsitânesi postuna oğlu Ahmed Hayâlî geçti.TALEBESİ / HALİFESİSirozlu Mehmed İlhâmîMehmed İlhâmî, Kahire'de İbrâhim Gülşenî Âsitânesi'nde tarikat eğitimini tamamladı.AİLE BAĞISeyyid Ali Safvetî EfendiSeyyid Ali Safvetî, İbrâhim Gülşenî’nin torunudur.TALEBESİ / HALİFESİŞeyh Ebü’s-Safâ Şemseddin Ahmed Hayâlîİbrâhim Gülşenî, oğlu Ahmed Hayâlî’nin mürşidi ve posttaki selefidir.TALEBESİ / HALİFESİGülşenî Velî Dedeİbrâhim Gülşenî devrinde Edirne’ye irşad için gönderildiği aktarılır; doğrudan tarihli icazet belgesi bulunmadığından kaynak ihtiyatı korunur.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Diyarbakır · TürkiyeÂmid (Diyarbakır)Doğduğu şehir; babasının Âmidî nisbesi ve türbesinin buradaki varlığı Berdea iddiasını çürütür. Tebriz'den ayrıldıktan sonra buraya dönüp Ma'nevî 'yi burada yazmaya başladı. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.Kahire, Bâbüzüveyle · MısırMüeyyediyye Camii ve Gülşenî DergâhıKahire'de bir hücresinde erbaîn çıkarıp yerleştiği cami. Yavuz Sultan Selim'in bağışladığı yan arazi üzerine kurulan dergâh Gülşeniyye'nin merkezi oldu; 1534'te burada vefat etti. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.Tebriz · İranTebrizMolla Hasan'ın evlât edinip medrese öğrenimi gördürdüğü, Uzun Hasan'dan “tarhan” unvanını aldığı ve cezbe hâlini yaşadığı şehir. Şah İsmâil'in 1502'de girmesiyle terketti. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.Karabağ · AzerbaycanKarabağUzun Hasan'ın daveti için gönderildiği ve Dede Ömer Rûşenî ile karşılaşıp intisap ettiği yer. Sultan Yâkub'un kışladığı dönemde Fusûs derslerini de burada verdi. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.Herat · AfganistanHeratHüseyin Baykara ile yapılan barış antlaşmasında bulunmak üzere gönderildiği şehir; Abdurrahman-ı Câmî ile burada tanıştı. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.Şîraz · İranŞîrazUzun Hasan'ın, vali tayin ettiği oğlu Sultan Halil'in halka yaptığı zulmü önlemesi için onu gönderdiği şehir. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.Kudüs · FilistinKudüsDiyarbekir'den çıkıp Maraş üzerinden geldiği şehir; kırk gün kalıp erbaîn çıkardıktan sonra Mısır'a geçmeye karar verdi. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.Kahramanmaraş · TürkiyeMaraşDulkadırlı Alâüddevle'nin daveti üzerine gittiği şehir; Kudüs yolculuğu buradan başladı. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.Mekke · Suudi ArabistanMekke900 (1495) yılında çok sayıda müridiyle hac için geldiği şehir; bazı Mısırlı âlimlerle burada tanıştı. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.İstanbul · TürkiyeBeyazıt CamiiKanûnî'nin sarayda verdiği ziyafetin ardından veda konuşmasını yaptığı cami. İlişkili kişi dosyası İbrâhim Gülşenî : Dede Ömer Rûşenî'nin yanında yetişen; Diyarbakır ve Kahire'deki irşadıyla Gülşeniyye'yi kurumsallaştıran sûfî.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb-ı İbrâhim Gülşenî
  2. [2]TDV İslâm Ansiklopedisi, “İbrâhim Gülşenî”, c. 21, s. 301-304
  3. [3]Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb; Cemâleddin Hulvî, Lemezât
  4. [4]Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb, s. 417
  5. [5]Sâkıb Dede, Sefîne-i Nefîse, I, 34; Selâhaddîn-i Mevlevî, s. 14
  6. [6]Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 2080; Hâlet Efendi, nr. 272; Esad Efendi, nr. 2908
  7. [7]Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 3866 (istinsah 931/1525); Millet Ktp., Farsça Manzum, nr. 418
  8. [8]DTCF Ktp., Mustafa Çan, nr. 982; İÜ Ktp., TY, nr. 890
  9. [9]DTCF Ktp. (tek nüsha)
  10. [10]İÜ Ktp., FY, nr. 1233; Muhyî-yi Gülşenî, Menâkıb, s. 239
  11. [11]İSAM Ulema Veritabanı
  12. [12]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, s. 668-676
  13. [13]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, s. 676-683
  14. [14]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakâ’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, s. 688-707
  15. [15]Nev‘îzâde Atâyî, Hadâ’iku’l-Hakā’ik fî Tekmileti’ş-Şakā’ik, c. II, s. 1238-1243
  16. [16]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. III, s. 187-188; Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, c. I, s. 113; Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmânî, c. I, s. 193, 200; Sâdık Vicdânî, Tomâr-ı Turuk-ı Aliyye: Halvetiyye, Gülşeniyye silsilesi
  17. [17]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ III
  18. [18]Kişi kartı kaynak paketi — İbrâhim Gülşenî
Ortak kaynak kataloğunu aç →