HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Azerbaycan'da doğumu ve ilk tahsili
İbrâhim Gülşenî, Atâyî'nin verdiği nesep kaydına göre Mehmed'in oğludur ve ailesi Oğuz Ata'ya bağlanır. Yaklaşık 830/1426-1427 yılında Azerbaycan'da doğdu. İlk terbiyesini amcası Seyyid Ali'nin yanında aldı; ardından Tebriz'e giderek Halvetiyye'nin Yahyâ-yı Şirvânî kolundan Dede Ömer Rûşenî'ye intisap etti.
Dede Ömer Rûşenî'nin yanında
Rûşenî'nin hizmetinde riyâzet ve tasavvuf terbiyesi gördü. Başlangıçta kullandığı Heybetî mahlasını mürşidinin çevresinde Gülşenî olarak değiştirdi. Eğitimini tamamladıktan sonra irşad seccadesine geçti. Bu bağ, Gülşeniyye'nin Halvetiyye içindeki tarihî yerini açıklar: yol müstakil adıyla İbrâhim Gülşenî çevresinde teşekkül etmiş olsa da aktarım hattı Dede Ömer Rûşenî ve Yahyâ-yı Şirvânî üzerinden Halvetiyye'ye ulaşır.
İran'dan Kahire'ye
Şah İsmâil'in yükselişi sırasında bölgede oluşan siyasî ve mezhebî gerilim üzerine İran coğrafyasından ayrılarak Kahire'ye yerleşti. Kubbetü'l-Mustafa denilen yerde ikamet etti ve Şeyh Şâhin-i Mısrî ile görüştü. Yavuz Sultan Selim'in 922/1517'de Mısır'ı fethetmesinden sonra kendisine Müeyyediyye karşısında bir zâviye yeri tahsis edildi. Zâviyenin yapımına 926/1520 yılında başlandı ve yapı 931/1525 yılında tamamlandı. Kahire'deki bu merkez, Gülşeniyye'nin Arap ve Osmanlı coğrafyalarına açılan ana dergâhı hâline geldi.
İstanbul ziyareti ve vefatı
Şöhreti İstanbul'a ulaştığında Kanûnî Sultan Süleyman'ın davetiyle yaklaşık 935/1528-1529 yılında İstanbul'a geldi ve padişahın huzuruna kabul edildi. Ardından Kahire'ye dönmesine izin verildi. 940/1534 yılında Kahire'de vefat etti ve kendi zâviyesindeki türbesine defnedildi.
İlim, şiir ve eserleri
Atâyî, onu tefsir, hadis, kelâm ve tasavvuf alanlarında yetkin bir mürşid ve güçlü bir şair olarak tanıtır. Kaynakta İbnü'l-Fârız'ın Tâiyye'sine nazîresi; seyrüsülûk âdâbını ve yolun mertebelerini işleyen manzumeleri; Türkçe ve Farsça şiirlerini taşıyan divanı zikredilir. En hacimli eseri, Mevlânâ'nın Mesnevî'sine nazîre olarak kaleme aldığı yaklaşık kırk bin beyitlik Ma‘nevî'dir. Edebî üretimi Gülşenî zikir ve mûsiki geleneğiyle birlikte okunmalı; şiirlerdeki menkıbevî övgüler tarihî biyografinin yerine geçirilmemelidir.
