Ara
Menü

Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi

Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi (ö. 15 Eylül 1916), Şeyh Necib Efendi’ye mensup, Nevrekoplu Ahmed Efendi’nin yanında erbaîn çıkaran; Dârülfünun ve Medresetü’l-Vâizîn’de ders veren Halvetî-Şa‘bânî âlimidir.

Vefat
1916
Unvan
Şa‘bâniyye mensubu âlim ve muallim

İlim ve tasavvuf eğitimi

Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi, Sefîne-i Evliyâ’da Şeyh Necib Efendi’nin mensupları arasında gösterilir. Nevrekoplu Ahmed Efendi ile de görüştüğü ve onun yanında erbaîn çıkardığı kaydedilir. Bu kayıt, medrese ilimleriyle tasavvufî terbiyeyi birlikte sürdürdüğünü gösterir.

Hocalığı

Vezirlerden Zihni Paşa’nın hocasıydı. Kaynak onu geniş bilgi sahibi, ilmiyle amel eden ve tarikat sülûkunu tamamlamış bir kişi diye tanıtır. Ders icâzeti verdiği ve farklı eğitim kurumlarında muallimlik yaptığı belirtilir. Mezar kitâbesinde Dârülfünun ve Medresetü’l-Vâizîn muallimlerinden olduğu açıkça yazılıdır.

Tarikat bağı

Kitâbesinde “tarîkat-ı aliyye-i Şa‘bâniyye-i Halvetiyye sâliklerinden” ifadesi yer alır. Bu sebeple aidiyeti yalnız genel bir Halvetî nisbeti değil, doğrudan Şa‘bâniyye sâliki olarak kaydedilmelidir. Şeyh Necib ve Nevrekoplu Ahmed Efendi bağları aynı irşad zincirindeki roller bakımından ayrıca değerlendirilir; birini diğerinin yerine geçiren tek bir mürşid kaydı kurulmaz.

Vefatı ve kabri

3 Eylül 1332 rûmî tarihinin karşılığı olan 15 Eylül 1916’da vefat etti. Merkez Efendi Kabristanı’na defnedildi. Biyografideki tarih ve görev bilgileri, Sefîne’nin naklettiği mezar kitâbesiyle teyit edilir.

Soyu, tahsili ve ilk görevleri

Harput'ta doğdu; asıl adı Abdüllatif Lutfi'dir. Ailesi hakkında fazla bilgi bulunmamakta, ancak doğumundan yaklaşık üç asır önce Harput'un Germili köyüne yerleşen Koca Mehmed Ağa'nın büyük oğlu Mustafa Ağa'nın beşinci nesilden torunu olduğu kaydedilmektedir.

İlk tahsilini Harput'ta, yakın akrabası Müftü Ömer Naîmî Efendi'den ders alarak tamamladı. Ardından İstanbul'a gidip Fâtih medreselerine girdi. Buradan icâzet aldıktan sonra Adana'ya geçerek bir müddet ders okuttu ve orada evlendi. Bir süre sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a döndü; hemen ardından Beyazıt Camii dersiâmlığı ile Meclis-i Tedkîkāt-ı Şer'iyye üyeliğine tayin edildi.

Oğlu Fâik Bey

Tıp doktoru olan Fâik adında bir oğlu vardı. Dönemin iktidarı tarafından Trablus'a sürgün edildiği sırada Mısır'a kaçtı; Meşrutiyet'in ilânından sonra İstanbul'a döndü, ancak doktorluk mesleğini icra etmeyerek ticaretle meşgul oldu. Vefatında babasının Merkezefendi'deki kabrinin yanına defnedilmiştir.

COĞRAFÎ HAFIZA4 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi4 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Bir valinin peşinden Selânik'e giden müşavir

İlmî müşavirliğini yaptığı Zihni Paşa Selânik valiliğine tayin edilince bütün resmî görevlerinden istifa edip onunla gitti ve on yıl kadar orada kaldı.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

İstanbul'a döndükten sonra Beyazıt Camii dersiâmlığı ile Meclis-i Tedkîkāt-ı Şer'iyye üyeliğine tayin edilmişti. Muhtemelen aynı şeyhe bağlı olmaktan kaynaklanan dostlukları sebebiyle dönemin Ticaret ve Nâfia Nâzırı Zihni Paşa'nın uzun süre ilmî müşavirliğini yaptı.

Paşanın 1891'de Selânik valiliğine tayin edilmesi üzerine bütün resmî görevlerinden istifa edip onunla birlikte Selânik'e gitti ve on yıl kadar orada kaldı. Bu yıllarda bölgedeki birçok Halvetî şeyhiyle görüştüğü kaydedilir.

1901'de Selânik'ten İstanbul'a dönünce Dârülfünun'a ilm-i kelâm müderrisi olarak tayin edildi; 29 Cemâziyelâhir 1319 (13 Ekim 1901) tarihinde kendisine haremeyn pâyesi tevcih edildi ve aynı yıl huzur dersleri muhataplığına seçildi.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Hicaz'da Arapça verilen vaazlar

1910'da gittiği hacda verdiği Arapça vaazlar oradaki âlimler tarafından takdirle karşılanmıştır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Dârülfünun'daki hocalığının yanı sıra Medresetü'l-vâizîn'de de kelâm dersleri okutan Abdüllatif Efendi 1910'da hacca gitti. Orada verdiği Arapça vaazlar âlimler tarafından takdirle karşılandı.

Beyazıt Camii dersiâmlığı sırasında birkaç defa toplu icâzet verdiği, en ünlü öğrencisinin ise Tokatlı Mehmed Nûri Efendi olduğu kaydedilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Eserleri ve metinleri

İlk 4 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Tenkîhu'l-kelâm fî akāidi ehli'l-İslâm

Dârülfünun ve Medresetü'l-vâizîn'deki kelâm hocalığı sırasında, derste okutacak uygun bir kaynak bulamadığı için yazdığı en önemli eseri.

Metni gösterMetni daralt

Eserin baş tarafında, Dârülfünun'da kelâm derslerini okutmaya başladıktan sonra takip edilebilecek klasik bir kaynak aradığını, ancak dönemin problemlerine ışık tutup bunlara cevap veren bir çalışma bulamadığı için eseri telif etmek zorunda kaldığını belirtir. Ona göre yalnızca kendi dönemlerindeki ehl-i bid'at fırkalarını ve eski Yunan felsefesine dayalı akımları reddetmek için yazılmış klasik eserler, pozitivizm gibi çağdaş felsefî akımlara yeterli cevap içermemektedir.

Arapça yazılan eser bir mukaddime, üç rükün ve bir hâtimeden oluşur. Mukaddime kelâmın tarifi, mevzuu ve gayesi gibi bahislere ayrılmış; ana bölümler klasik kelâm kitaplarındaki gibi ilâhiyyât, nübüvvât ve sem'iyyât konularına tahsis edilmiştir. Eser imâmet konusuyla sona erer.

İlk baskısında (İstanbul 1327) sayfanın üstünde metin, altında Türkçe tercümesi, daha aşağıda Türkçe dipnotlar yer alan bir tertip kullanılmıştı. İkinci baskıda (İstanbul 1330) tercüme kaldırıldı, buna karşılık Türkçe dipnotlar zenginleştirildi; eserin dörtte üçünü bu dipnotlar teşkil eder. Dârülfünun ve Medresetü'l-vâizîn'deki tecrübelerinden sonra eklemeyi gerekli bulduğu açıklamalar ise Tekmile-i Tenkîhu'l-kelâm adıyla, 15 Şevval 1330 (27 Eylül 1912) tarihli bir "İfâde-i Mahsûsa" ile bu ikinci baskıya ilâve edilmiştir.

Eser, yeni kelâm dönemini müjdeleyen çalışmalar arasında sayılır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Fetvâ makamının itirazına yazılan astronomi risâlesi

Tenkîhu'l-kelâm'ın basımını inceleyen Bâb-ı Fetvâ ilgililerinin eleştirilerine cevap olarak kaleme aldığı risâleyi, II. Meşrutiyet'ten önce yayımlamaya cesaret edememiştir.

Metni gösterMetni daralt

İlm-i Hey'et ile Kütüb-i Mukaddese Arasındaki Zâhirî Hilâfın Tevcîh ve Tevfîki Hakkında Risâle, Tenkîhu'l-kelâm'ın birinci baskısının sonuna eklenmiştir. Risâlede astronomi alanında eski dönemlerde hâkim olan genel kanaat ile İslâm âlimlerinin buna dair yorumları ve ilgili âyetleri tefsir edişleri, modern çağdaki ilmî yaklaşımlar ve bunlara karşı takınılması gereken tavır ele alınır.

Müellif bu risâleyi, yayımına izin vermek üzere Tenkîhu'l-kelâm'ı incelemeye alan Bâb-ı Fetvâ ilgililerince ileri sürülmüş eleştirilere cevap mahiyetinde kaleme aldığını, buna rağmen II. Meşrutiyet'ten önce yayımlamaya cesaret edemediğini kendisi belirtir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Uzun yıllar vaaz kitabı olarak okunan Mecâlis

1889'da tamamladığı otuz sekiz "meclis"lik mev'iza kitabı, Türkiye'deki din görevlileri tarafından uzun yıllar vaaz kitabı olarak kullanılmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Mecâlisü'l-envâri'l-ahadiyye ve mecâmiu'l-esrâri'l-Muhammediyye, itikadî ve amelî konularda geniş halk kitlelerine yönelik, kıssalarla süslenmiş, âyet ve hadislere dayalı öğütlerden oluşan "mev'iza" türünde bir eserdir. Müellif eseri 1306 yılının Zilhicce ayında (Ağustos 1889) tamamladığını kaydeder.

Kendisinin "meclis" adını verdiği otuz sekiz ana başlıktan oluşan kitap, Türkiye'deki din görevlileri tarafından uzun yıllar vaaz kitabı olarak kullanılmış ve pek çok baskısı yapılmıştır (İstanbul 1306, 1311, 1313). Arapça metinler ile bunların bazı Türkçe açıklamalarından meydana gelen eser, halk ve din görevlileri arasında Mev'iza-i Abdüllatif adıyla da tanınır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Târîh-i İlm-i Kelâm ve yarım kalan son çalışma

Fırkalar, dinler, felsefe tarihi ve devrin inkârcı akımlarını ele alan son eserini rahatsızlığı sebebiyle tamamlayamadığını kendisi yazar.

Metni gösterMetni daralt

Târîh-i İlm-i Kelâm (İstanbul 1332) bir mukaddime, dört bab ve çeşitli alt başlıklardan oluşur. Muhtasar bir mezhepler tarihi izlenimi veren birinci bölümde İslâm tarihi boyunca ortaya çıkan itikadî fırkalar kısaca tanıtılır; ikinci bölümde dinler anlatılır, üçüncü bölümde felsefenin kısa bir tarihçesi yapılır, son bölümde devrin inkârcı akımlarına dikkat çekilir. Eserde dönemindeki İslâm âlimlerini bekleyen âcil görevin kelâmı asrın ihtiyaçlarına göre yeniden tedvin ve telif etmek olduğu vurgulanır.

Müellif eserin sonunda rahatsızlığından söz ederek bu çalışmasını tamamlayamadığını belirtmiştir; kitabın basıldığı 1332 yılı aynı zamanda vefat yılıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Kavram dünyası

İlk 4 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

"Üçüncü bir ilm-i kelâm dönemi"

Kelâmın, Batı'da gelişen ilmî ve felsefî akımlar karşısında zamanın gerisinde kaldığını, bu sebeple yeniden tedvin edilmesi gerektiğini savundu.

Metni gösterMetni daralt

XIX. yüzyılın sonlarında pek çok Osmanlı âliminin dile getirdiği, dinî ilimlerin ve özellikle kelâmın yöntem ve muhteva bakımından yenilenmesi fikrine katılanlardandır. Ona göre kelâm, hem muhatabı olduğu akımlar hem de dayandığı klasik ilmî ve felsefî veriler açısından zamanın oldukça gerisinde kalmıştır.

Bu teşhisin ardından ortaya koyduğu tez şudur: ortaya çıkan yeni felsefî akım ve gelişmeleri mutlaka dikkate alması gereken "üçüncü bir ilm-i kelâm dönemi" yaşanmaktadır. Kendi eseriyle bu dönemin yeni telif tarzına örnek olabilecek bir çalışma ortaya koyduğunu söylemiş, bu yolda daha ileri ve ciddi adımların atılmasını ise kendinden sonraki nesillerden beklediğini ifade etmiştir.

Fikrî mesaisini büyük ölçüde İslâm dininin objektif ilme aykırı düşmediği noktasında yoğunlaştırdı. Bu amaçla tabiat ilimlerindeki gelişmeleri takip etti ve bu konulara temas eden âyetleri yeni bir anlayışla açıklamaya çalıştı; ancak aşırı te'villere gitmedi, gaybî hakikatleri maddîleştirme çabası içine girmedi. Ulûhiyyet ve nübüvvet bahislerini günün ilmî anlayışıyla ispat için ısı, ışık, madde, kuvvet ve elektrik gibi fizik konularının yanı sıra gök tabakaları, ay, güneş ve yer küresinin özellikleri gibi astronomi bilgilerinden, bazı kimyasal etkileşimlerden, insanın biyolojik ve psikolojik yönlerinden faydalandı.

Dinin, özellikle de İslâmiyet'in ilerlemeye engel teşkil ettiği iddiasını iftira olarak niteledi; cebir anlayışının da İslâm'ın ferdî ve içtimaî sorumluluk telakkisiyle bağdaşmadığını vurguladı.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Vefat tarihindeki karışıklık ve mezar taşının tanıklığı

Araştırmalarda ölümü için 1330 ve 1333 gibi iki ayrı tarih ve 1914 milâdî karşılığı verilir; mezar taşı kitâbesi ise 3 Ağustos 1332 (16 Ağustos 1916) tarihini gösterir.

Metni gösterMetni daralt

Kendisinden söz eden bazı yeni araştırmalarda, büyük ihtimalle hicrî ve rûmî tarihlerin birbirine karıştırılmasından kaynaklanan bir yanlışlık sebebiyle milâdî karşılığının 1914 olduğu belirtilerek ölümü için 1330 ve 1333 biçiminde iki farklı tarih verilmektedir.

Buna karşılık, hakkında yapılan araştırmaların hiçbirinde kaynak olarak kullanılmayan Sefînetü'l-evliyâ'da Hüseyin Vassâf'ın naklettiği mezar taşı kitâbesine göre 3 Ağustos 1332 (16 Ağustos 1916) tarihinde vefat etmiştir. 1332 yılında İstanbul'da yayımlanan Târîh-i İlm-i Kelâm'ın sonunda rahatsızlığından söz ederek eseri tamamlayamadığını belirtmiş olması da bu tarihi destekler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Silsile ve aktarım bağı 1

Mütebahhi­ rln-i ulemadan ilmi ile amil, sülı'.ik-ı tarikatı ikmal etmiş bir merd-i kamil idi. Ders­ ten icazet vermiş, birçok muallimliklerde bulunmuştur. Mezar taşında şöyle yazar: "Tar1kat-ı aliyye-yi Şa'banlyye-i Halvetiyye salikitmndan ve ulemô.-yı benô.mdan Dll­ rü'l-Fünfm ve Medresetü'l-Vllizin muallimlerinden Harpftti el-Hile AbduUatlf Efendi rahı­ çün el-Flltiha. 3 Eylül 1 33 2/( 1 5 Eylül 1 9 1 6) .

Metni gösterMetni daralt

Mütebahhi­ rln-i ulemadan ilmi ile amil, sülı'.ik-ı tarikatı ikmal etmiş bir merd-i kamil idi. Ders­ ten icazet vermiş, birçok muallimliklerde bulunmuştur. Mezar taşında şöyle yazar: "Tar1kat-ı aliyye-yi Şa'banlyye-i Halvetiyye salikitmndan ve ulemô.-yı benô.mdan Dll­ rü'l-Fünfm ve Medresetü'l-Vllizin muallimlerinden Harpftti el-Hile AbduUatlf Efendi rahı­ çün el-Flltiha. 3 Eylül 1 33 2/( 1 5 Eylül 1 9 1 6) .

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 4.
TARİHÎ KAYIT

Usul, zikir ve seyrüsülûk 2

Ders­ ten icazet vermiş, birçok muallimliklerde bulunmuştur. Mezar taşında şöyle yazar: "Tar1kat-ı aliyye-yi Şa'banlyye-i Halvetiyye salikitmndan ve ulemô.-yı benô.mdan Dll­ rü'l-Fünfm ve Medresetü'l-Vllizin muallimlerinden Harpftti el-Hile AbduUatlf Efendi rahı­ çün el-Flltiha. 3 Eylül 1 33 2/( 1 5 Eylül 1 9 1 6) .

Metni gösterMetni daralt

Ders­ ten icazet vermiş, birçok muallimliklerde bulunmuştur. Mezar taşında şöyle yazar: "Tar1kat-ı aliyye-yi Şa'banlyye-i Halvetiyye salikitmndan ve ulemô.-yı benô.mdan Dll­ rü'l-Fünfm ve Medresetü'l-Vllizin muallimlerinden Harpftti el-Hile AbduUatlf Efendi rahı­ çün el-Flltiha. 3 Eylül 1 33 2/( 1 5 Eylül 1 9 1 6) .

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Sefîne-i Evliyâ - Cilt 4.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · TürkiyeMerkezefendi Kabristanıİstanbul'da vefat eden Abdüllatif Efendi buraya defnedilmiştir. Tıp doktoru olan oğlu Fâik Bey de vefatında babasının kabrinin yanına gömülmüştür. Mezar taşı kitâbesi, vefat tarihi tartışmasında belirleyici kayıt olmuştur.İstanbul · TürkiyeBeyazıt CamiiAdana dönüşünde tayin edildiği dersiâmlık görevini yürüttüğü cami; burada birkaç defa toplu icâzet vermiştir. İlişkili kişi dosyası Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi : Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi (ö. 15 Eylül 1916), Şa‘bâniyye-i Halvetiyye sâliki; Zihni Paşa’nın hocası, Dârülfünun ve Medresetü’l-Vâizîn muallimidir.İstanbul · TürkiyeFâtih medreseleriHarput'taki ilk tahsilinin ardından İstanbul'a gidip girdiği ve icâzet aldığı medreseler. İlişkili kişi dosyası Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi : Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi (ö. 15 Eylül 1916), Şa‘bâniyye-i Halvetiyye sâliki; Zihni Paşa’nın hocası, Dârülfünun ve Medresetü’l-Vâizîn muallimidir.İstanbul · TürkiyeMedresetü'l-vâizînDârülfünun'daki hocalığının yanı sıra kelâm dersleri okuttuğu medrese. Tenkîhu'l-kelâm'ı da Dârülfünun ile buradaki hocalığı sırasında kaleme almıştır. İlişkili kişi dosyası Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi : Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi (ö. 15 Eylül 1916), Şa‘bâniyye-i Halvetiyye sâliki; Zihni Paşa’nın hocası, Dârülfünun ve Medresetü’l-Vâizîn muallimidir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Sefîne-i Evliyâ - Cilt 4
  2. [2]Kişi dosyasının kaynakları — Harputlu Hoca Abdüllatif Efendi
Ortak kaynak kataloğunu aç →