HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı, irşadı ve eserleri
Buhârâlıdır. Muhammed Şemseddîn el-Buhârî nâmıyla ve Emîr Sultân unvânıyla
şöhret bulmuşlardır. Harîrî-zâde Kemâleddîn Efendi merhûm, Tıbyânü’t-Tarâık’ında,
müşârünileyhin Nûrbahşî tarîkına mensûb olduğunu ve pederlerinin şeyhi Seyyid
Muhammed veya Mahmûd-ı Nûrbahş hazretleri bulunduğunu yazıyor. Nûrbahş tarîkının
pîr-i sânîsidir. Silsile-i tarîkatları yedi vâsıta ile Necmeddîn-i Kübrâ hazretlerine
muttasıldır.
Şu sûretle silsile-i sâdâta dâhildir:
es-Seyyid Muhammed Şemseddîn el-Buhârî b. es-Seyyid Ali b. es-Seyyid
Muhammed b. es-Seyyid Hüseyin b. es-Seyyid Ali b. es-Seyyid Muhammed b. es-Seyyid
Muhammed el-Mehdî b. Hasan el-Askerî b. Ali et-Takî b. Muhammed en-Nakî b. Ali Rızâ
b. Mûsâ el-Kâzım b. Ca’fer es-Sâdık b. Muhammed el-Bâkır b. Ali b. Zeynelâbidîn b. Hz.
Hüseyin. (Rıdvânu’llâhi teâlâ aleyhim ecmaîn)
Baldır-zâde Târîhi’nde görülen dîger bir silsile-i tarîkat ber-vech-i âtîdir:
- Ser-defter-i evliyâ Hz. Ali (Kerrema’llâhu vechehû ve radıya'llâhu anh),
- Hz. İmâm Hasan (Radıya'llâhu anh),
- Hz. İmâm Hüseyin (Radıya'llâhu anh),
- Hz. İmâm Zeynelâbidîn (Radıya'llâhu anh),
- Hz. İmâm Muhammed el-Bâkır (Radıya'llâhu anh),
- Hz. İmâm Ca’fer es-Sâdık (Radıya'llâhu anh),
- Hz. İmâm Mûsâ el-Kâzım (Radıya'llâhu anh),
- Hz. İmâm Ali Rızâ (Radıya'llâhu anh),
- Hz. Muhammed Cevâd-ı Takî (Kuddise sırruhû),
- Şeyh Ali Hâdî-i Takî (Kuddise sırruhû),
- Şeyh Hasan el-Askerî (Kuddise sırruhû),
- Şeyh Muhammed Kâim el-Muntazar (Kuddise sırruhû),
- Şeyh Hasan (Kuddise sırruhû),
- Şeyh Hüseyin (Kuddise sırruhû),
- Şeyh Seyyid Muhammed (Kuddise sırruhû),
- Şeyh Seyyid Ali Emîr Külâl (Kuddise sırruhû) Hz. Emîr’in pederidir.,
- Şeyh Seyyid Îsâ (Kuddise sırruhû) Hz. Emîr’in şeyhidir.
Hz. Emîr, Buhârâ’dan Medîne-i Münevvere’ye geldikte, Ravza-i Pâk-i Mustafaviyye’ye,
()الس ﻼم علي ك ي ا ج دي169 diye arz-ı selâm eyleyip, ()وعلي ك الس ﻼم ي ا ول دي170 sûretiyle iltifât-ı
Nebevîyyeye mazhar olmuştur. Bunu, nice zevât işitmişler ve menâkıb-nâmelere derc
etmişlerdir. Ba’de’z-ziyâre kendilerine işâret-i ma’neviyye-i peygamberî şeref-vâki’ olur.
Şöyle ki: Gözlerine görünen, nûrdan kandili ta'kîb etmesi ve o kandil nerede nihân olursa
orada ikâmet eylemesi emir buyrulur. Hz. Emîr, o nûru takip ederek Bursa şehrine gelir.
Buraya vusûlünde, o nûr gözden nihân olmakla “Burada ikâmete me’mûrum.” diye
Bursa’da tavattun buyururlar.
Hz. Emîr’in Bursa’yı teşrîfleri, Yıldırım Bâyezîd Hân’ın zamân-ı âlîlerine müsâdiftir.
Bursa’da bulundukları zamân, Sadreddîn-i Konevî hazretleri, Miftâhü’l-Gayb’ını Molla
Fenârî’den tederrüs eylediğini, Cevdet Paşa merhûm, Kısas-ı Enbiyâ ve Tevârih-ı
Hulefâ’sında. yazıyor.
Yine müşârünileyh hakkında diyor ki:
Zâhir ü bâtını ma’mûr ve kerâmâtı zâhir olup, Bursa ahâlîsi ona ziyâde muhabbet
peydâ eylediler. “Emîr Sultân” diye şöhret buldu.
Salâtîn-i Osmâniyye dahi onun kerâmâtını görüp kendisine ziyâde riâyet ve
ta'zîm ve onunla teberrük eder oldular ve azm-i sefer ettiklerinde duâsını alırlardı. O da
onlara kılıç kuşatırdı. Yıldırım Beyâzıt Hân’a da kılıç kuşattı.171 Mesâlih-i millete ikdâm
etmek, nasîhatiyle onu i’mâr-ı mülke sevk ederdi. Yine ma’nen vâki’ olan bir işâret üzerine
Hz. Pâdişâh Yıldırım Hân’ın kerîmesi Hundî Sultân’la izdivâc eder. Bu sultân Germiyan
oğlu’nun kızı Devlet Şah Hatun’dan tevellüd eylemiş ve Çelebi Sultân Mehmed’in li-
ebeveyn büyük hemşîresi bulunmuştur.
“Ey ceddim! Sana selâm olsun.” (H)
“Ey oğul! Sana da selâm olsun.” (H)
"Emîr Sultânın Bursa’ya gelmesi Yıldırım Beyazıt zamânındadır. Taklîd-i seyf, teberrük tarîkiyle sonra
icrâ edilmiş olsa gerektir."
Pâdişâh o zamân Edirne’de muhârebede imişler. Pâdişâhın ma'lûmatı lâhık olmadan sultânla izdivâc vukû’ bulur. Keyfiyyet pâdişâha aksi sûretle ihbâr edilmekle, "Hz. Emîr’in vücûdunu ortadan kaldırsınlar." diye Bursa’ya mahall-i harbden kırk kişi gönderirler. Fakat bunlar nezd-i Emîr’e geldiklerinde Hz. Emîr’de estaîzü billâh ( ًص يْ َحةً َواحِ دَةَ ِإنْ كَانَ تْ ِإ ﱠﻻ َ 172 َ )فَ إِذا هُ مْ خَامِ دُونâyet-i kerîmesinin esrârı zuhûr edip gelen kırk kişi li-hikmeti’llâh o anda hâb-ı ebedîye dalarlar ki, Bursa’da civâr-ı Hz. Emîr’de ziyâret-gâhdır. Fakîr ziyâret ettim. Bu zevâtın, nazar-ı Hz. Emîr’e mazhariyyeti, kabirlerinin ziyâretgâh olmasına sebep olmuştur. O zamân Müftiyyü’l-enâm ve Şeyhü’l-islâm olan allâme-i zamân Şemseddîn Molla Fenârî, Hz. Pâdişâh’a keyfiyyeti etrâflı bir sûrette bâ-arîza bildirmekle Hâkân-ı müşârünileyhin ihtiyârı elden gidip kendilerini dâmâdlığa kabûl edip, görmek üzere Bursa’ya şitâbân olur ve beynehumâda nice esrâr zuhûr eder; mezkûr arîzanın sûreti ve bu ahvâlin tafsîli (için) Baldırzâde târîhi’ne ve ahîren neşr olunan Yâdigâr-ı Şems nâm esere mürâcaat etmelidir.
Hz. Emîr, bir gece, âlem-i ma’nâda, Fahr-ı âlem (salla’llâhu aleyhi ve sellem.)
efendimiz hazretlerini görmüşlerdir. Risâlet-penâh efendimiz, saâdetle, Câmi'-i Kebîr’in
yerini teşrîf buyurup, mübârek asâ-yı şerîfleriyle câmi'-i şerîfin hudûdunu çizip, işâretle,
“Şu mahalle, ümmetim için bir ulu câmi' binâ edin.” diye emr u fermân buyurmuşlar. Hz.
Emîr, vâkıa-ı mezkûreyi kayınpederi Yıldırım Bâyezîd’e ifâde eylemesiyle, her ikisi ve
erkân-ı devlet, derhâl câmi'-i şerîfin olduğu mahalle gelip, Sultânü’l-Enbiyâ (aleyhi
ekmelü’t-tahâyâ)’nın işâret buyurdukları mahalde nûrânî bir hudûd görüp derhâl câmi'-i
şerîf inşâsına muvaffak olmuşlardır. Dünyâda misli olmayan ve el-yevm ma’mûr bulunan
bir ma'bed-i ferah-fezâdır.
Cevdet Paşa merhûm, Kısas-ı Enbiyâ’da, bu câmi'-i şerîf hakkında yazıyor:
Mervîdir ki, Bâyezîd Han hazretleri, Emîr Sultân ile bu câmi'-i şerîfin binâsını
muâyene ederken, azîz hazretleri: “Pek makbûl ve müstahsen tarh olunmuş, lâkin dört
köşesine birer meyhâne yapılsa daha mükemmel olurdu.” demesiyle, hünkâr, müteğayyir
olup,” Câmi'-i şerîf, beyt-i Hudâ’dır; civârında menâhî vü melâhînin ne münâsebeti
vardır?” cevâbını verdikte Azîz hazretleri, “Pâdişâhım, hakîkatta beyt-i Hudâ, mü'minin
kalbidir. Niçin kalb-i şerîfinizi menâhî vü melâhî ile âlûde edersiniz” diye pâdişâhın
meşgûl-ı işret olmasındaki fenâlığa işâret buyurmasıyla, Şehriyâr hazretlerine intibâh gelip,
cümle-i muharremâttan tevbe ve istiğfar etmiştir.
Hz. Emîr’in kerâmât-ı irfâniyyesi çoktur. Hakk-ı âlîlerinde müteaddid menâkıb-
nâmeler yazılmıştır.
833/(1429-30) senesinde, “İntikâl-i Emîr” ( )انتق ال أمي رterkîbinin nâtık olduğu üzere,
âlem-i bakâya irtihâl eylemişlerdir. Tarîkat-ı Aliyye-i Bayramiyye’nin Pîr-i muhteremi,
Hacı Bayram-ı Velî hazretleri gasl eylemişlerdir. Medfen-i mübârekleri üzerine türbe inşâ
olunmuş ve devr-i Azîzî’de yeniden ihyâ edildiğinden, el-yevm, pek ma’mûrdur.
Türbe-i şerîfelerinin olduğu mahallin kıble tarafına iki minâreli bir câmi'-i münîf binâ
olunup, Sultân Selîm-i sâlis zamânında mükemmelen ta’mîr edilmiştir. Civâr-ı Hz. Emîr,
İstanbul’un, Eyüb Sultân’ı mesâbesindedir. Türbe-i şerîfe pek müzeyyendir.
Sandûkalarının baş tarafında, “Yâ Hazret-i Pîr, Şemseddîn el-Buhârî, Emîr Sultân Kuddise
sırruhû’l-Mennân” diye muharrerdir. Bir tarafında harem-i âlîleri ve kerîmeleri ve dîger
tarafında mahdûm-ı mükerremleri medfûndur. Hakk-ı âlilerinde söylenip, türbe-i
münevverelerinde levha halinde, vaz’-ı mevkı-ı ihtirâm kılınmış medâyıhtan:
“O yalnız bir sayha oldu; hemen sönüverdiler.” 36. Yâsîn sûresi, 29. (H)
Ey âlem-i velâyete sultân olan Emîr
Vey mülk-i Rûm’a rahmet-i Rahmân olan Emîr
* * *
Bi-Hamdi’llâh nasîb oldu ziyâret Kutb-ı devrânı
Cihâna nûr-ı feyzi münteşirdir gün gibi hâli
Emîr Sultân-ı zî-şâna gönülden bendelik arz it
Budur yâ Hû saâdet neylerim ben mâl ile câhı
Günâhım hadden efzûndur kerem kıl dest-gîr(im) ol
Bu İlmî kemterindir hâk-pâyın oldu rû-mâli
* * *
Yüzün sür hâk-pây-ı Hazret-i Sultân Emîr’e*
Yuyam dirsen dil-i âlûdeden çirk-âb-ı hâki*
Nisâr it nakd-i cânı âsitânından nûr-ı feyz al*
Safâ-yı aşk-ı rûhânî virir bu türbe-i pâki
Budur sultân-ı kalb ü taht ü tâc mülk-i istiğnâ
Furûğ-ı şûriş-i aşkı ser-â-ser tutdu eflâki
Budur dergâh-ı âli pîş-vâ-yı mürşid-i uşşâk
Bunu böyle görür kimin kim olsa çeşm-i idrâki
Ziyâret eyleyüp gel dergehinden eyle istimdâd
Vücûdun mahv u müstağrak gönüldür eyle idrâki
Cenâb-ı fahr-ı âlem aşkına dil-şâd buyur nûrum
Bu abd-i kem-teri kim dergehinde sînesi çâki
Kelâm-ı sırr-ı lâ-havfün aleyhim bunda zâhirdir
İder ihsân ehlu’llâh kuluna eylemez bêkî
Hakîrin Râşid’e eyle şefâat cedd-i pâkinçün
Muharrer eyledi pejmürde hâlet kilk-i çâlâkî
Hz. Emîr’in entâk-ı şerîfesinden :
Tevhîde gel haddin aşma
Doğru yolundan şaşma
Yüz altmış altı çeşme
Başındaki gül bizdedir
Pîr Sultân bu yolda kuldur
Virdin okuyan bu dildir
Elif Hakk’a doğru yoldur
Mîm istersen dal bizdedir
* * *
Müselmânlar gönül şehri açılmaz bir melâlet var
Nazar eylen şu dünyâya aceb dürlü garâbet var
Şerîat göğe çekildi yer yüzüne suyu saçıldı*
Yıkıldı zulm île âlem kıyâmetden alâmet var
Ne kâdî adl ü dâd eyler ne müftî halkı şâd eyler
Ne ümmî i’tikâd eyler ne îmânda tamâmet var
Zâhid zühde riyâ katar kalan mahlûk dahi beter
Ne dânişmend okur tutar ne a’yânında şefkat var
Erenler dervişe söğer dervîş dahi kapu gezer*
Ne halk tanrısını anar ne dervîşde kanâat var
Ne Pîrler ulusun yoklar ne hâtunlar evin bekler
Ne kız oğlan edep saklar yiğitlerde cehâlet var
Emîr Sultân bu serverlik Hak’ı sevmekdürür erlik
Bu dirlik bir eyu dirlik kalanında dalâlet var
Güfte-i Emîr Sultân :
Gerçek âşıklara salâ denildi
Derdi olan gelsin dermânı buldum
Âh ile vâh ile devrân iderken
Cân içinde cânânı buldum
Akar gözlerimden yaş yerine kan
Zerrece görünmez gözüme cihân
Deryâlar nûş idüben kanmaz iken
Âşıklar kandıran ummânı buldum
Âşıklar meydâna doğru varırlar
Erenler cem’ olmuş virüp alırlar
Cümle enbiyâlar dîvân dururlar
Hakk’a mahbûb olan sultânı buldum
.......
.......
Açılmış dükkân kurulmuş bâzâr
Cevâhir-bahş olan dükkânı buldum
Emîr Sultân ne hoşça bâzâr imiş
Erenler cem’ oluben gezer imiş
Cümlenin maksûdu dîdâr imiş
Ol maksûda iren sultânı buldum
Hz. Emîr’in dîger bir mahdûmları, Şeyh Bedreddîn hazretlerinden hilâfet alarak,
kümmelîn sırasına girmiş; kerâmâtı zâhir olmuş bir merd-i kâmildir. Civâr-ı Hz. Emîr’de
câmi'-i şerîfin cânib-i garbında cesed-i şerîfi sâye-i Hudâ’da âsûdedir.
Hz. Emîr, uzunca boylu, esmerü’l-levn, melîhu’l-vech, mükehhal gözlü, uzunca
sakallı idi. (Kaddesa’llâhu sırrahû)
Menâkıb-ı Emîr Sultan nüsha denetimi
Bursalı Şevkî’nin 960/1553’te kaleme aldığı Menâkıb-ı Emîr Sultan, Emîr Sultan’ın vefatından yaklaşık bir asır sonra oluşmuş biyografik menâkıbnâmedir. Sekiz yazma nüshası tesbit edilmiş, tenkitli çalışmada dört ana nüsha karşılaştırılmıştır.
Eser, Buhara–Medine–Bursa yolculuğu, Hundi Hatun’la evlilik, Yıldırım Bayezid ve II. Murad’la ilişkiler, halifeler, vakıf çevresi ve ölüm anlatısını kronolojik bir omurga içinde verir; olağanüstü anlatıları da bu omurgaya ekler. Gün, yer ve kişi bilgisi başka kaynaklarla doğrulanmadan menkıbe ayrıntısı tarihî olay diye sunulmaz.