HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği, adı ve mahlas meselesi
Arapzâde İlmî Muhammed Efendi, XVIII. yüzyıl başlarında Edirne’de faaliyet gösteren Nakşibendî-Müceddidî şeyhi, şair ve tasavvuf müellifidir. Kaynaklarda adı Mehmed veya Muhammed; mahlası ise çoğunlukla İlmî, bazı aktarımlarda Âlemî biçiminde geçer. Manzumelerindeki “İlmî” mahlası ve modern araştırmaların tercih ettiği biçim esas alınmıştır. Aynı dönemde yaşayan İmâm-ı Sultânî Arabzâde Mehmed Efendi ile aynı kişi değildir.
Ailesi ve ilk tarikat çevresi
Babası, Kādirî şeyhi Arap Halil Efendi olarak kaydedilir. Edirne’deki aile dergâhının ilk döneminin Kādirî oluşu da bu baba ocağıyla uyumludur. Ancak İlmî Muhammed Efendi’nin kendi irşad kimliği Nakşibendiyye’nin Müceddidiyye çizgisinde belirginleşmiştir; babanın Kādirî nispeti oğla tek başına Kādirî şeyhliği olarak aktarılmamıştır.
Muhammed-i Semerkandî’den hilâfeti
İlmî Muhammed Efendi, Üsküdarlı Şeyh Ebû Abdullah Muhammed Ensârî es-Semerkandî’nin halifeleri arasında gösterilir. Bu hat, Muhammed Ma‘sûm ve İmâm-ı Rabbânî’ye uzanan Nakşibendî-Müceddidî aktarım çevresi içinde değerlendirilir. Mürşidi Muhammed-i Semerkandî’ye ait Farsça manzum Muhtasarü’l-velâye’nin daha sonra Neccârzâde Rızâ tarafından Türkçeye çevrilmesi, bu öğretim hattının yazılı izlerinden biridir.
Edirne’de Arapzâde Tekkesi
Teftin Ağa Mahallesi’ndeki Çiçekçi Mektep Sokağı’nda bulunan Arapzâde Tekkesi’nin bânisi İlmî Muhammed Efendi’dir. Tekke önce Kādirî aile ocağı, ardından onun döneminde Nakşibendî-Müceddidî irşad merkezi olarak anıldı. Vefatından sonra da yaşamayı sürdürdü; 1244/1829 ve 1253/1837 tarihli kayıtlarda tahsisat ve tamiratı görülür. Yapı harap hâle gelince 1902’de belediye tarafından istimlâk edilerek arsası Belediye Hastanesi bahçesine katıldı.
Neccârzâde Rızâ’nın mürşidi
1121/1710’da Osmanlı kuvvetlerinin toplandığı Edirne’ye gelen Mustafa Rızâ, burada Arapzâde Mehmed İlmî Efendi’ye intisap etti. Şevval 1123’te, Kasım 1711’de hilâfet aldı ve ertesi yıl İstanbul’a döndü. Daha sonra Neccârzâde Rızâ adıyla tanınan bu halife, Beşiktaş’taki irşad çevresinde Nakşibendî-Müceddidî hatm-i hâcegânını Celvetî zikir ve Mesnevî tedrisiyle birlikte yürüttü.
Neccârzâde’nin şiirindeki şeyh tasviri
Neccârzâde, divanındaki Arapça bir şiirde şeyhi Arapzâde Mehmed İlmî’nin kendisine Muhyiddin İbnü’l-Arabî suretinde zuhur ettiğini ve Ekberî irfanın mirasını taşıdığını anlatır. Bu ifade İlmî Efendi’nin biyografik bir görüşme kaydı değil, müridinin mânevî tecrübesini şiir diliyle aktaran gelenek içi bir yorumdur. Tarihî biyografi ile aynı kesinlikte sunulmamalıdır.
Mîzânü’t-tarîk
Üç varaklık Mîzânü’t-tarîk, Nakşibendiyye’nin evrâd ve usulünü, müellifin silsilesini ve Abdülhâlik-ı Gucdüvânî’ye nispet edilen nasihatleri konu edinir. Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi koleksiyonu 6542/2 numarada bir nüshası kayıtlıdır. Kısa hacmine rağmen eser, Arapzâde’nin irşad yolunu kendi diliyle takip etmek bakımından temel kayıttır.
Hadis derlemesi
Mecma‘u’d-dürer ve’l-gurer fî ehâdîsi Seyyidi’l-beşer, Hz. Peygamber’e nispet edilen hadisleri bir araya getiren eseridir. Başlığın kataloglarda küçük imlâ farklılıklarıyla yazılması, eserin ayrı kitaplar sanılmasına yol açmamalıdır. Metin tenkitli biçimde incelenmeden hadislerin sıhhati veya eserin tam tertibi hakkında kesin hüküm verilmemiştir.
Câmî gazeli şerhi
Şerh-i Gazel-i Hazret-i Mevlânâ Abdurrahman-ı Câmî, Câmî’nin bir gazelini tasavvufî kavramlar çerçevesinde açıklayan eseridir. İstanbul Üniversitesi Türkçe Yazmalar 1774 ve Süleymaniye Kütüphanesi Murad Buhârî 1203 gibi kayıtlar, metnin yazma dolaşımını belgeleyen başlıca izlerdendir.
Şiir dili ve irşad anlayışı
Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler söylediği kaydedilen İlmî Efendi’nin bilinen beyti, riyâ ve gösterişten kaçınmayı kalendermeşrep bir ahlâkla birleştirir: “Riyâ vü süm‘ayı terk et kalender-meşreb ol İlmî / Cihânın bûd u nâ-bûdu hakîkat ibtilâdır hep.” Beyit, tarikat mensubiyetini terk etmeyi değil; mânevî hâli gösterişe dönüştürmemeyi öğütler.
Vefatı ve kabri
1130/1718’de Edirne’de vefat etti. “Sultân-ı şeriat” terkibi vefatına tarih olarak gösterilir. Arapzâde Tekkesi’nin haziresine defnedildi; şair Sâgarî’nin de aynı hazirede bulunduğu kaydedilir. Tekke ve hazire günümüze ulaşmadığı için kabir noktası, tarihî mahalle ölçeğinde ve yaklaşık olarak gösterilmiştir.
Tarihî yeri
İlmî Muhammed Efendi’nin önemi üç halkayı birleştirmesindedir: Kādirî bir aile ocağından gelen Edirne tekke mirası, Muhammed-i Semerkandî üzerinden Nakşibendî-Müceddidî aktarım ve Neccârzâde Rızâ vasıtasıyla İstanbul’da devam eden irşad çevresi. Onu yalnız “bir şeyhin hocası” diye özetlemek, eserlerini ve Edirne’deki kurumsal izini görünmez bırakır.