HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Çocukluğu ve tahsili
Neccâr-zâde Mustafa Rıza b. İbrahim 1090/1679'da Şebinkarahisar'da doğdu; ailesi aynı yıl İstanbul'a göçerek Üsküdar'a yerleşti. Babasını küçük yaşta kaybetti. İlk öğrenimini Üsküdar'da gördü, hat meşk etti; ardından Beşiktaş Sinan Paşa Medresesi çevresinde tahsilini ilerletip genç yaşta ders vermeye başladı.
Celvetî ve Müceddidî terbiyesi
Aziz Mahmud Hüdâyî Âsitânesi şeyhi Yakub Afvî'nin tavsiyesiyle Odabaşı şeyhi Mustafa Fenâyî'ye intisap etti; Celvetî âdâbıyla sülûkünü tamamlayarak hilâfet aldı. Osmanlı-Rus savaşı sonrasında gittiği Edirne'de Arap-zâde Muhammed İlmî'ye bağlandı ve 13 Şevval 1123/21 Kasım 1711'de Nakşibendî-Müceddidî hilâfeti aldı. Bu iki terbiye, sonraki irşad dilinin temelini oluşturdu.
Mesnevîhanlığı
Beşiktaş Mevlevîhânesi şeyhi Mesnevîhan Mehmed Memiş Efendi'den Mesnevî okudu ve icazet aldı. Kendi tekkesinde Mesnevî okutması, Müceddidî çevrede Muhammed Âgâh, Mehmed Emîn-i Bursevî ve Ali Behçet Efendi gibi isimlerle devam eden bir okuma ve şerh hattına dönüştü. Bu ilişki Neccâr-zâde'yi Mevlevî postuna bağlamaz; Mevlevî metin kültürüyle kurduğu ilmî ve irfanî teması gösterir.
Beşiktaş'taki tekkesi
1712'de İstanbul'a döndü ve Sinan Paşa Külliyesi yanındaki tekkeyi yeniden canlandırdı. Neccâr-zâde, Dülger-zâde ve Hakkı Efendi Tekkesi adlarıyla da anılan yapıda Nakşibendî usulü Hatm-i Hâcegân ile Celvetî usulü cehrî zikir birlikte icra edildi. Tekke, onun vefatından sonra Muhammed Sıddîk, İsmail Hakkı, Abdüşşekûr ve Mustafa Rızaeddin efendilerin postlarıyla sürdü.
Hac yolculuğu
1153/1740'ta oğlu Muhammed Sıddîk'la hacca çıktı. İskenderiye, Kahire, Cidde, Mekke ve Medine güzergâhını izledi; dönüşte Şam, Konya, Akşehir, Seyitgazi, İznik ve Üsküdar üzerinden İstanbul'a geldi. Mekke'deki şiirlerini Dîvân'ın Zuhûrât-ı Mekkiyye bölümünde topladı. Yolculuğa dair olağanüstü anlatılar gelenek içi menkıbe katmanında değerlendirilmelidir.
Tasavvuf anlayışı
Neccâr-zâde, Müceddidî geleneğin vahdet-i şühûd dilini tanımakla birlikte şiirlerinde vahdet-i vücûd ifadelerini de yoğun biçimde kullandı. Makaledeki karşılaştırma, onun bu iki dili birbirini dışlayan sistemler gibi değil, yaşanan hâlin farklı anlatımları olarak kullandığını gösterir. Seyr ü sülûkun hedefini güzel ahlâk, benlik iddiasının çözülmesi, fenâ-bekā dengesi ve sünnete uygunluk çerçevesinde açıkladı.
Eserleri
Başlıca eserleri beş defter hâlindeki Dîvân-ı Neccâr-zâde: Zuhûrât-ı Mekkiyye, Muhammed-i Semerkandî'den çevirdiği Muhtasaru'l-velâye, Risâle fî'l-i'tikād ve'l-amel ve'l-ahlâk ve bir kaside şerhidir. Dîvân'ı yaklaşık 2250 beyit içerir; na't, yol büyüklerine övgü, seyr ü sülûk, tevhid, fenâ-bekā ve ahlâk temalarını işler.
Vefatı
13 Muharrem 1159/5 Şubat 1746'da İstanbul'da vefat etti ve Beşiktaş'taki türbesine defnedildi. Kaynaklar 1744'te başlayan hastalığıyla 1746'daki vefatını ayırır; eski OCR kaydındaki tarih karışıklığı bu nedenle düzeltilmiştir.