HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği, nesebi ve doğumu
Tam adı Ebü’l-Abbâs Ahmed b. İdrîs el-Hasenî el-Arâişî el-Fâsîdir. Fas’ın Atlantik kıyısındaki Arâîş bölgesine bağlı Meysûr’da doğdu. İdrîsî hânedanının kurucusu İdrîs b. Abdullah’ın soyundan geldiği için Hasenî ve İdrîsî nisbetleriyle anıldı. Doğum yılı kaynaklarda 1163/1749-50 ve Receb 1173/1760 olarak iki farklı şekilde verilir; daha yaygın kabul edilen 1163 tarihi esas alınarak künyede 1750 gösterilmiştir.
Karaviyyîn’de ilim ve tasavvuf
Yirmi yaşları civarında Fas şehrine giderek Karaviyyîn Camii çevresinde tefsir, hadis, fıkıh ve Arap dili tahsil etti. İbn Hacer el-Askalânî’nin eserlerini dikkatle okudu. Hocaları, şer‘î ilimlerle tasavvuf terbiyesini birbirinden ayırmayan bir eğitim anlayışına sahipti. Abdülvehhâb et-Tâzî vasıtasıyla Hıdıriyye, Ebü’l-Kāsım el-Vezîr vasıtasıyla Şâzeliyye’nin Nâsıriyye koluna bağlandı. Şinkītî adlı hocasından Hz. Ali’ye nispet edilen Hizbü’s-seyfî münâcâtını aldı.
Kısa zamanda çevresinde kalabalık bir talebe halkası oluştu. Derslerinde Müslümanların dinî hayatı Kur’an ve sünnetin doğrudan rehberliği altında yenilemesi gerektiğini vurguladı. Bu tavır, bir yandan hadis ve tefsire ilgisini artırırken diğer yandan mezhep taklidine yönelttiği eleştiriler sebebiyle çeşitli ilim çevreleriyle tartışmasına yol açtı.
Fas’tan ayrılış ve Kuzey Afrika yolculuğu
Fas ulemâsıyla Karaviyyîn çevresindeki bir ihtilâfa adının karışması üzerine 1797’de memleketinden ayrıldı ve bir daha dönmedi. Cezayir, Tunus ve Trablusgarp üzerinden Bingazi’ye geçti; Cebeliahdar ve Berka’da dersler verdi. Ardından İskenderiye ve Kahire’ye ulaştı. Ezher’de halka açık dersler okutması, Mağrib’de şekillenen ilim ve tasavvuf anlayışını Mısır çevresine taşıdı.
Mekke’de yaklaşık otuz yıl
1213 sonu veya 1214 başlarında, 1799’da, kendisinden etkilenen bir grup talebeyle Mekke’ye gitti. 1827-28’de Yemen’e yönelmek zorunda kalıncaya kadar, Yukarı Mısır’daki dört yıllık ikameti ve kısa seyahatleri dışında yaklaşık otuz yıl Hicaz’da bulundu. Mekke Emîri Şerîf Gālib b. Müsâid’in himayesini gördü; kendisine ve müridlerine Ca‘feriyye Sarayı tahsis edildi.
Mekke’deki siyasî hâkimiyet birkaç defa değişti. Şerîf Gālib’i şehirden çıkaran Suûd b. Abdülazîz’in de Ahmed b. İdrîs’e saygı gösterdiği aktarılır. Bununla beraber onu ne Vehhâbîliğin bir sözcüsü ne de karşı cephedeki siyasî idarenin memuru saymak mümkündür. Hayatının farklı dönemlerinde her iki tarafın mensuplarıyla temas etmiş, kendi sünnet ve tasavvuf yorumunu korumuştur.
Zeyniyye yılları
1813’te Mehmed Ali Paşa kuvvetlerinin Hicaz’a hâkim olduğu sırada müridi Muhammed Osman el-Mîrganî ile Kızıldeniz’i geçerek Yukarı Mısır’da Uksur yakınındaki Zeyniyye köyüne yerleşti. Dört yıl burada kaldı. Bazı kaynaklar, daha önceki bir Mısır seyahatinde Hasan b. Hasan Bey el-Kınâî vasıtasıyla Halvetiyye’ye de intisap ettiğini bildirir. 1817’de yeniden Mekke’ye döndü.
Mekke’den Yemen’e
1827-28’de Mekke’deki siyasî dengelerin değişmesiyle, kendisine yöneltilen dinî suçlamaların da etkisi altında şehirden kesin biçimde ayrıldı. Müridlerinin çoğuyla Yemen’e geçti; Mekke’de vekil olarak Muhammed b. Ali es-Senûsî’yi bıraktı. Mukha, Zebîd, Beytülfakih, Hudeyde, Kıtay ve Bâcil’de bulundu. Zebîd müftüsü Abdurrahman b. Süleyman’ın misafiri oldu; Yemenli âlimlere ders verdi. Şevkânî onunla yüz yüze görüşmemiş olsa da ilmî şahsiyetinden olumlu biçimde söz etti.
Yemen’de de bazı bâtınî yorumlar yaptığı iddiasıyla eleştirildi. Bu eleştirilere cevaplar yazıldı; kendisini suçlayan çevrelerden bazı isimler daha sonra temas kurup özür diledi. Bu hadiseler, Ahmed b. İdrîs’in yalnız bir zikir halkası kurmadığını; tefsir, hadis, ictihad ve tasavvufun sınırları üzerine canlı tartışmaların merkezinde bulunduğunu gösterir.
Sabyâ dönemi ve Necdli âlimlerle münazara
Ekim 1828’de Asîr bölgesindeki Sabyâ’ya ulaştı. Bölge hükümdarı Ali b. Müceşşil tarafından karşılandı ve hayatının son devresini burada geçirdi. Nâsır el-Kubeybî öncülüğündeki bir grubun itirazları üzerine Aralık 1829’da düzenlenen münazarada Muhammed b. Abdülvehhâb’ın bid‘atlarla mücadele hizmetini kabul ettiğini, fakat takipçilerinin aşırılıklarının bu hizmete zarar verdiğini söyledi. Böylece hem yenilenme ihtiyacını hem de dinî tekfir ve aşırılığa mesafesini korudu.
Kur’an, sünnet ve ictihad anlayışı
Ahmed b. İdrîs’in düşüncesinde Kur’an ve sünnete dönüş merkezîdir. Mezhep birikimini bütünüyle değersiz saymaktan ziyade, sonraki görüşlerin nasların önüne geçirilmesine ve ictihad kapısının kapatılmasına karşı çıktı. Bir mezhebe kayıtsız şartsız bağlanmaması, Mekke, Mısır ve Yemen ulemâsıyla tartışmalarının başlıca sebeplerindendi. Onun bazı âyet ve hadis yorumları güçlü tasavvufî işaretler taşır; bu yorumları klasik zâhirî tefsirin yerine geçen genel bir yöntem değil, irşad sohbetinin mânevî katmanı olarak değerlendirmek gerekir.
Tarîkat-ı Muhammediyye ve İdrîsiyye
Tasavvuf anlayışının merkezinde Tarîkat-ı Muhammediyye fikri bulunur. İrşadın nihai ölçüsünü Hz. Peygamber’in sünnetine bağlılıkta görür; salavat, zikir, hadis ve nebevî örnekliği bir arada ele alır. Kendi mânevî terbiyesini doğrudan Resûlullah’ın ruhaniyetinden aldığı yolundaki gelenek içi beyanı, tarihî hoca ve icazetlerini yok saymak için değil, bütün yolların kaynağını nebevî rehberlikte gördüğünü anlatmak için kullanılmıştır.
Onun çevresinde teşekkül eden yol İdrîsiyye, Ahmediyye veya Ahmediyye-İdrîsiyye adlarıyla anılır. Bu nispet, Şâzelî ve Nâsırî temelleri korumakla birlikte müstakil evrâd, salavat ve halife ağı geliştirmiştir. İdrîsiyye, daha sonra kurulan Senûsiyye’nin alt kolu değildir; tarih sırası tersine, Senûsiyye Ahmed b. İdrîs’in halifesi Muhammed b. Ali es-Senûsî’nin kurduğu müstakil devam yoludur.
Salavat, evrâd ve metinler
Ahmed b. İdrîs’e nispet edilen salavat, hizip ve dualar geniş bir coğrafyada okunmuştur. es-Salâtü’l-azîmiyye en tanınmış salavat metinlerindendir. Dersleri ve cevapları müridleri tarafından derlenmiş; el-İkdü’n-nefîs fî nazmi cevâhiri’t-tedrîs onun sohbet ve öğretim mirasını koruyan başlıca derlemelerden olmuştur. Evrâd ve salavat külliyatının nüsha, rivayet ve neşirleri farklı olduğundan her metnin nispeti kendi yazma ve baskı tarihi içinde incelenmelidir.
Halifeleri ve dünya ölçeğindeki tesiri
Üç büyük halifesi XIX. yüzyıl tasavvuf haritasında kalıcı yollar meydana getirdi. Muhammed b. Ali es-Senûsî’nin Senûsiyyesi Kuzey Afrika ve Sahra’da zâviye, eğitim ve dayanışma ağı kurdu. Muhammed Osman el-Mîrganî’nin Mîrganiyyesi Kızıldeniz’in iki yakasında, Sudan ve Eritre’de yayıldı. İbrâhim er-Reşîd’in Reşîdiyyesi Hicaz, Sudan ve başka bölgelerde devam etti; bu hattan Dandarâviyye ve Sâlihiyye gibi çevreler doğdu.
Ahmed b. İdrîs daha 1813’te Mîrganî’yi irşad için Eritre’ye göndermişti. Öğrencileri ve onların halifeleri Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya kadar eğitim, tebliğ ve kimi bölgelerde sömürgeciliğe karşı direniş faaliyetlerinde bulundu. Bu siyasî ve askerî sonuçların her biri Ahmed b. İdrîs’in doğrudan programı gibi gösterilemez; fakat kurduğu esnek halife ağı ile nebevî sünnet vurgusunun geniş coğrafyalarda yeni kurumlara dönüşebildiğini gösterir.
Vefatı ve sonraki hânedan
Ahmed b. İdrîs 21 Receb 1253’te, 21 Ekim 1837’de Sabyâ’da vefat etti ve burada defnedildi. Soyundan gelen bir kol daha sonra Asîr İdrîsî hânedanını kurdu; bu siyasî yapı 1933’te Suûdî Devleti’ne katıldı. İdrîsî hânedanı, İdrîsiyye’nin mânevî irşad ağıyla akrabalık taşısa da tarikat teşkilatıyla özdeş bir kurum değildir.