Ara
Menü

Açıkbaş Seyyid Mahmud Resmî

Açıkbaş Seyyid Mahmud Resmî (ö. 15 Rebîülâhir 1077/1666), amcası Rûmiyye Şeyhi'nden Nakşibendî terbiyesi alan; Âmid'den Bursa'ya gelerek Dâye Hatun ve Ulu Cami'de irşad halkaları kuran şeyh ve şairdir.

Vefat
1666
Unvan
Âmidli Nakşibendî şeyhi, Bursa irşad çevresinin etkili ismi ve şair
Temalar
Âmid, Rûmiyye çevresi, Nakşibendiyye, İstanbul, Bursa, Dâye Hatun Camii, Ulu Cami, Resmî mahlası

Kimliği, ailesi ve “Açıkbaş” lakabı

Açıkbaş Seyyid Mahmud Resmî, XVII. yüzyılda Âmid'den İstanbul ve Bursa'ya uzanan Nakşibendî çevrenin şeyh ve şairlerindendir. Şeyhî Mehmed Efendi tam adını Seyyid Mahmud b. Seyyid Ahi Mahmud b. Seyyid Mehmed b. Seyyid Mehmed şeklinde kaydeder. Ailenin önceki kuşağında “Baba” lakabı ve Âcizî mahlası da anılır.

“Açıkbaş” lakabının hangi olay veya giyim biçiminden doğduğu kaynakta açıklanmaz. Şeyhî'nin şiir ve şahsiyet tasvirinde kullandığı “baş açık divâne” sözü lakapla edebî bir bağ kurar; fakat bunu tarihî bir lakap menkıbesine dönüştürmek mümkün değildir.

Âmid'deki Nakşibendî aile çevresi

Âmid'de doğan Seyyid Mahmud, Rûmiyye Şeyhi diye tanınan Nakşibendî şeyhi Seyyid Mahmud Efendi'nin kardeşinin oğluydu. Amcası Urmiye'den Âmid'e gelmiş, şehirde bir cami ve zâviye kurmuş, kıraat ve irşad faaliyetleriyle geniş bir çevre edinmişti.

Açıkbaş Seyyid Mahmud temyiz çağına erişince tasavvuf yoluna yöneldi; tevbe, inâbet ve irade elini amcasından aldı. Bu kayıt yalnız aile yakınlığını değil, açık bir şeyh-mürid bağını gösterir. Rûmiyye Şeyhi'nin 1048/1639'da öldürülmesinden sonra çevresindeki bazı kişilerin şehirden ayrıldığı; Açıkbaş Mahmud'un Bursa'ya gidişinin de bu dağılma içinde gerçekleştiği belirtilir.

İstanbul üzerinden Bursa'ya gelişi

Şeyhî, onun önce İstanbul'a ulaştığını, bir müddet sonra Bursa'ya geçtiğini yazar. Akademik araştırma Bursa'ya yerleşmesini yaklaşık 1049/1640'a tarihler. Böylece Âmid'deki aile zâviyesinden çıkan Nakşibendî irşad hattı İstanbul üzerinden Bursa'nın dinî hayatına taşınmış oldu.

Bursa'da müstakil bir tekke kurduğu açıkça kaydedilmez. Faaliyetinin merkezleri Dâye Hatun Camii ile Ulu Cami idi. Bu iki camide çevresinde topluluklar oluştu; sohbet ve irşad halkaları yürüttü.

Dâye Hatun Camii ve Ulu Cami halkaları

Dâye Hatun Camii, hayatının sonuna ve kabrine kadar uzanan başlıca mekândır. Ulu Cami ise daha geniş şehir cemaatine ulaştığı ikinci merkezdi. Şeyhî'nin “halka-bend-i cem‘iyyet” ifadesi, onun Bursa'da etrafında düzenli bir sohbet topluluğu meydana getirdiğini gösterir.

Kaynak, bu halkaların günlük programını, zikir usulünü veya halifelerini ayrıntılandırmaz. Rûmiyye çevresinin bazı uygulamalarında farklı tasavvufî mirasların izleri tartışılmış olsa da Açıkbaş Mahmud'a özel bir usul belgesi bulunmadan bunlar kesin uygulama listesi hâline getirilmemiştir.

1653 İstanbul hadisesi

Açıkbaş Mahmud 1063/1653'te İstanbul'a yaptığı bir ziyaret sırasında siyasal ve dinî çevrelerde yankı uyandıran bir çıkışta bulundu. Naîmâ'nın aktardığı olaya dayanan araştırmaya göre, nâkibüleşraf Seyrekzâde'ye Vâlide Turhan Sultan'ın evlendirilmesini teklif etti. Teklifin kadın nâibliğine mi, saray siyasetine mi, yoksa Turhan Sultan'ın Kādızâdeli vaizleri himayesine mi yöneldiği açık değildir.

Bu çıkış üzerine “divâne” sayılarak Süleymaniye Dârüşşifası'na kapatıldı. Fakat ziyaretçilerinin artması ve çevresindeki ilginin devam etmesi üzerine serbest bırakılıp Bursa'ya gönderildi. Olay, kaynakların kendi dili ve dönemin siyasî gerilimi içinde aktarılmalıdır; modern bir tıbbî teşhis gibi okunamaz.

1656 tarihli şikâyet ve ithamlar

Cemâziyelâhir 1067/1656'da Bursa'dan otuz kişinin merkeze sunduğu bir şikâyet dilekçesinde kendisine kutubluk ve keramet iddiası, halkı yanıltma, bir yetimin malına el koyma ve itiraz edenlere şiddet gösterme gibi suçlamalar yöneltildi. Saray önce Bursa kadısına başka bir şehre sürülmesi, ardından İstanbul'a gönderilmesi emrini verdi.

Bunlar muhaliflerin dilekçesinde yer alan ithamlardır; araştırma, suçlamaların doğrulandığını gösteren bir hüküm kaydı sunmaz. Bu nedenle biyografide kesinleşmiş fiiller gibi değil, XVII. yüzyıl Bursa'sındaki sûfî-ulemâ ve Kādızâdeli gerilimlerinin belgesi olarak yer alır. Daha sonra yeniden Bursa'da bulunması, İstanbul sürecinin kalıcı bir sürgünle sonuçlanmadığını gösterir.

Bursa'nın tasavvuf çevresi ve Niyâzî-i Mısrî

Açıkbaş Mahmud'un Bursa devri, Üftâdezâde İbrahim, çeşitli Halvetî ve Celvetî şeyhler ile Niyâzî-i Mısrî'nin bulunduğu hareketli bir tasavvuf ortamına rastlar. Râkım'ın aktardığı listede Niyâzî-i Mısrî'nin özellikle görüştüğü şeyhler arasında Açıkbaş Mahmud da anılır.

Mısrî'nin günümüze gelen metinlerinde bu ilişkiyi doğrudan anlatan açık bir kayıt bulunmadığından dostluğun ayrıntıları kesinleştirilemez. Ancak iki ismin Bursa'da aynı yıllarda bulunması ve ortak muhalif çevrelerle karşılaşması, temas ihtimalini tarihî bakımdan mümkün kılar.

Resmî mahlası ve şiiri

Seyyid Mahmud şiirlerinde Resmî mahlasını kullandı. Şeyhî'nin koruduğu dört beyit, seher vakti, feyiz, fenâ, sûret bağından geçiş, vatanı terk ve manevî yolculuk imgeleri etrafında kuruludur:

Ey şems-i sabâ, âh-ı seherden hazer eyle;
Lutf eyle bize feyz-i nazardan haber eyle.

Güm-geşte-i nâyâbına ey dil erişirsen,
Feryâd-ı şebângâh u figân-ı seher eyle.

Zevk-ı ebedî ister isen bezm-i fenâda,
Ervâh sıfatı kayd-ı suverden güzer eyle.

Fevrî varayım dersen eğer arş-ı kabûle,
Resmî gibi sen dahi vatandan sefer eyle.

Son beyit hem mahlasını hem kendi hayatındaki Âmid-İstanbul-Bursa yolculuğunu çağrıştırır. Bununla birlikte şiirin biyografik bir seyahat tutanağı değil, klasik tasavvuf şiirinin manevî sefer diliyle kurulmuş bir metin olduğu unutulmamalıdır.

Cezbe, istiğrak ve şahsiyet tasviri

Şeyhî onu cezbe ve istiğrakla tanınan, ilâhî sırların keşfine yönelmiş, tecelli nurlarına mazhar, hâl sahibi ve gönlü aşk ile dolu bir şeyh olarak tasvir eder. Bu ifadeler dönem tezkirelerinin tasavvuf büyükleri için kullandığı gelenek içi övgü dilidir.

Tarihî kayıtlardaki tartışmalı hadiselerle tezkirenin bu yüksek manevî portresi yan yana okunduğunda, Açıkbaş Mahmud'un Bursa'da hem güçlü bir bağlılık hem de ciddi bir muhalefet doğuran etkili bir şahsiyet olduğu görülür.

Vefatı ve kabri

Açıkbaş Seyyid Mahmud Resmî 15 Rebîülâhir 1077 Cuma günü ikindi vaktinde, 1666 yılında vefat etti. Dâye Hatun Camii hazîresinin batı tarafına defnedildi. “Rahmetin kıla ziyâde ol Muîn” mısraı vefatına tarih düşürülmüştür.

Kabri, Âmid'den Bursa'ya taşınan irşad hayatının son durağıdır. Bugün tarihî yeri; Rûmiyye Şeyhi'nden aldığı Nakşibendî terbiyesi, Bursa camilerindeki sohbet halkaları, döneminin dinî-siyasî tartışmalarındaki görünürlüğü ve Resmî mahlasıyla bıraktığı şiir üzerinden okunabilir.

COĞRAFÎ HAFIZA2 coğrafî bağlantı
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi2 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Eserleri ve metinleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Resmî mahlasıyla şiiri

Şeyhî dört beyitlik tasavvufî şiirini tam metin olarak korur.

Metni gösterMetni daralt

Şiir seher, feyiz, fenâ, sûret bağından geçiş ve vatanı terk ederek manevî sefere çıkma imgelerini işler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, II, 1363-1364; Derin Terzioğlu, Sufi and Dissident in the Ottoman Empire, 1999, s. 45-46, 99-104.

Kavram dünyası

İlk 1 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Cezbe ve istiğrak portresi

Şeyhî onu hâl sahibi, gönlü aşk ve muhabbetle dolu bir şeyh olarak tasvir eder.

Metni gösterMetni daralt

Bu anlatım tezkirenin gelenek içi övgü dilidir; tarihî olay kayıtlarından ayrı bir katmanda okunur.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, II, 1363-1364; Derin Terzioğlu, Sufi and Dissident in the Ottoman Empire, 1999, s. 45-46, 99-104.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, II, 1363-1364; Derin Terzioğlu, Sufi and Dissident in the Ottoman Empire, 1999, s. 45-46, 99-104
Ortak kaynak kataloğunu aç →