ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
11 sonuç · “edâ (I)”
01Hoca Ahmed Yesevî
Ahmed Yesevî (ö. 562/1166), Türkistan bozkırlarında hece vezniyle söylediği “hikmet”lerle İslâm'ı Türklere kendi dilinde anlatan Yeseviyye pîri; tarihî şahsiyetine dair vesikalar az, buna karşılık tesiri Orta Asya Türk dünyasında eşsizdir.
Hüseyin Azmî Dede
Hüseyin Azmî Dede (1815 – 1892); XIX. yüzyıl Mevlevî şeyhi ve müellif. Dokuz yaşında başladığı meşihat vazifesini ömrünün sonuna kadar sürdürmüş ; kelâm, fıkıh, tasavvuf ve dinler tarihi sahalarında eser vermiştir. Sâz u Terâneye Dâir risâlesinde mûsikinin cevazını savunur.
Prizrenli Abdürrahîm Fedâî
Prizrenli Abdürrahîm Fedâî (ö. 1303/1885), Ezher tahsilli bir müderris; Muhammed Nûru'l-Arabî'nin damadı ve başhalifesi, Üsküp Melâmî tekkesinin kurucusu, şiir ve risâleleriyle üçüncü devre Melâmîliğinin başlıca açıklayıcılarındandır.
Selmân-ı Fârisî
Selmân-ı Fârisî (ö. 35-36/656), Mecûsî bir âteşkede görevlisiyken din arayışıyla İran'dan çıkıp köle olarak Medine'ye düşen ve Hz. Peygamber'in “Selmân bizdendir, Ehl-i beyt'tendir” dediği sahâbî; Hendek'te hendek fikrinin sahibi, Medâin valisi ve pek çok tasavvuf silsilesinin halkası.
Sûfî Muhammed Dânişmend
Sûfî Muhammed Dânişmend; Ahmed Yesevî'nin talebesi ve Mir'âtü'l-kulûb 'un müellifi. Yesevîlik öğretisine dair en erken kaynaklardan birini bırakmıştır. Şeyhinin “bir müridim, bir de yarım müridim var” sözündeki “yarım mürid” odur.
Şeyh Hâdi Ahmed Efendi
Şeyh Hâdi Ahmed Efendi, Hüseyn-i Lâmekânî’nin halifesi; vahdet konusunda bir eser ve Bayramiyye silsilesine dair manzume kaleme aldığı kaydedilen sûfîdir.
Şeyh Hasan Ünsi Efendi
Şeyh Hasan Ünsi Efendi b. Recep b. Şehid Muhammed, ilm-i zahir ü batında kemal sahibi idi. Zühd ü takva ile daima halayıktan münkat ı' ve münzevi olup, elli seneden mütecav iz dışarı çıkmamışt ır. Ahir ömrüne değin mücahede ve inz iva üzere id i . Kiiimü'l-leyl ve müstecabü'd-da've olup, Alay Köşkü kurbunda Aydınoğlu Tek kesi'nde şeyh id i . "A'rec Hasan…
Şeyh Muhammed Gālib Salâhaddin Efendi
Muhammed Gālib Salâhaddin Efendi (d. 1858–59), İstanbullu; kırk beş yıl adliye hizmetinde bulunan, 1896’da hilâfet alan ve Uşşâkî tarihine dair geniş sözlü hafızasıyla tanınan şeyhtir.
Şeyh Seyyid Ahmed Kerâmeddin
Seyyid Ahmed Kerâmeddin Efendi (d. 1857-58), Üsküdar'daki Nasûhiyye Âsitânesi'nde yetişmiş; babası Muhyiddin Efendi'nin ardından post hizmetini üstlenmiş, Meclis-i Meşâyih'te görev yapmış ve Nasûhî geleneğine dair eserler kaleme almıştır.
Uzun Bâlî Efendi
Uzun Bâlî Efendi (901–977/1495-96–1569), Kemalpaşazâde çevresinde yetişmiş; Rumeli kadılıklarında bulunmuş, Budin kadılığına giderken Çorlu'da vefat etmiş; hocasının eserlerine dair istinsah ve hâşiyeleriyle anılmıştır.
edâ (I)
edâ (I) a. [Ar.] Sözlük anlamı “Ödeme, görevi yerine getirme, ifa etme.” olan bu söz, dinî ve hukukî bir görevin usulünce ve zamanında yerine getirilmesi olarak terim hâlini almıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de bir yerde esas anlamında (Bakara suresi, 2 / 178), üç ayette de bu kelime türemiş biçimleriyle kullanılmıştır. Bu terim, şer’î delillerden ve bireysel ilişkilerden doğan borç ve görevlerin yerine getirilmesi bağlammda fıkıh usulü, borçlar hukuku, ibadetlerin yerine getirilmesi, şahitlik gibi değişik alanlarda kullanılmıştır.