ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
12 sonuç · “Vahidiyet”
01Avâik
şe) Gaileler, engeller, mânialar, amaca ulaşılmasını aksatan ve geciktiren şeyler. tas. Kalbin Allah’a yükselmesini ve ruhun O'na açılmasını enmm mm İş Şİ, ei İş tea Pr, Oe) 2 EŞ GA Avâlimü'-lübs
Berzah
Farklı iki ortam arasında yer alan ve bu iki ortama tamamen benzemediği gibi tam olarak onlardan farklı da olmayan ara ortam; iki şeyi birbirinden ayıran üçüncü şey, ara bölge. 2. Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT).
Erâik-i tevhit
را" تو حيد) ( x. Tevhit koltukları, 2. tas. Hazret-i Vahidiyette zatın mazharları olması itibariyle zati (ilahi) isimler (x1). Erbab-ı keşf Hak hakkında keşf yoluyla bilgi sahibi olanlar, kalp gözü açık olanlar.
Farku’l-cem
فرق | لجبع) Belli mertebelerde tecelli eden Bir'in çokluk haline gelmesi. Bu mertebelerdeki zuhura zat-ı ahadiyetin şuunu adı verilir. Gerçekte bu şuun salt itibari bir şey olup gerçekleşmesi söz konusu değildir. Yalnızca Bir'in, suretiyle meydana çıkışından söz edilebilir. Farku’l-vasf Zat-ı ahadiyetin, vasıflarıyla vahidiyet mertebesinde (hazretinde) zuhur etmesi.
Feth
Açmak, açılmak, açılış. 2. tas. a Sâlike zuhur eden kemal halleri. Bu haller onun çeşitli menzillere ulaşmasını ve üstün makamlara yükselmesini sağlar. Nefsteki feth tam bir ilim, ruhtaki feth marifet verir. Ber şeyin fetholmasına “kalp müşahedesi” adı verilir (x1). b “Kalp gözünün açılması. Ebu'l-Hasan eş- Şâzili'nin böyle bir fetihle; yani ilhamla Allah'tan aldığı virde hizbu'-feth denir. Kalp gözünün açılması için bu hizip okunur. İlahi fazl u lütfunla bana bir bab fetheyle Eriştir Vahdet-i Zata kulun ni'me'l-medb eyle Zâkirzâde Bütün feth, fütuh ve fütuhat hallerini veren Allah'tır. O fettah, yani fethin kaynagıdır. Müfettihü'l-ebvâp'ur. Bir kapıyı kapatırsa on kapıyı açar. “Allah Allah vakti şerif hayrola, hayırlar feth ola, şerler def ola,” duası tarikat ehli arasında çok OEE,.m,;,<.. Fevâit e e e MY ال را okunur. Bir kapı bend ederse bin kapı eyler küşâd Hazret-i Allah Efendi Fatihu'l-ebvab Lâedri Lütfeder bir gün Hudâ elbette feth-i bab eder Nef'i Feth-i karip (Cy 53 (فتح 1. Yakın feth. 2. tas. Nefsin menzillerini kateden kula açılan kalp makamı ve bunun zuhur eden sıfat ve kemalleri; Saff Suresi'nin 13. ayeti bu hususa işaret eder, Feth-i mutlak Mutlak feth; en yüce ve en mükemmel feth olup zat-ı ahadiyetin tecellisini, ayn-1 cem'de mâsivâdan tümüyle fani olup istiğrak halinde bulunmayı ifade eder; Nasr Suresi'nin 1. ayeti buna işaret eder (x1). Feth-i mübin Apaçık feth; kula açılan velayet makamı ve ilâhî isimlerin nurlarının tecellileri. Bunlar kalbin sıfat ve kemallerini beyan ve tespit eder, nefsin sıfatlarını siler. Feth Suresi'nin 1. ayeti bu hususa işaret eder. Fetk — Retk (3 - (فتق 1. Ayrışmak--Bitişmek. 2. tas. Fetk, mutlak maddenin, türlerin şekilleri halinde ayrıntılı olarak ortaya çıkması veya vahidiyet mertebesinde gizli olarak mevcut olan nispi isimlerin, zat-ı ahadiyette saklı bulunan zati hakikatlerin meydana çıkmasıdır (Kı). Çokluğu değil, birliği görme haline retk, bunun tersi ise fetk'dir. Çınarı çekirdekte görmeye retk, çekirdeği çınarda görmeye fetk denir, Enbiyâ Suresi'nin 30. ayeti bu hususa işaret eder (kı). Bkz. Retk. Yakın feth. 2. tas. Nefsin menzillerini kateden kula açılan kalp makamı ve bunun zuhur eden sıfat ve kemalleri; Saff Suresi'nin 13. ayeti bu hususa işaret eder, Feth-i mutlak Mutlak feth; en yüce ve en mükemmel feth olup zat-ı ahadiyetin tecellisini, ayn-1 cem'de mâsivâdan tümüyle fani olup istiğrak halinde bulunmayı ifade eder; Nasr Suresi'nin 1. ayeti buna işaret eder (x1). Feth-i mübin Apaçık feth; kula açılan velayet makamı ve ilâhî isimlerin nurlarının tecellileri. Bunlar kalbin sıfat ve kemallerini beyan ve tespit eder, nefsin sıfatlarını siler. Feth Suresi'nin 1. ayeti bu hususa işaret eder. Fetk — Retk (3 - (فتق 1. Ayrışmak--Bitişmek. 2. tas. Fetk, mutlak maddenin, türlerin şekilleri halinde ayrıntılı olarak ortaya çıkması veya vahidiyet mertebesinde gizli olarak mevcut olan nispi isimlerin, zat-ı ahadiyette saklı bulunan zati hakikatlerin meydana çıkmasıdır (Kı). Çokluğu değil, birliği görme haline retk, bunun tersi ise fetk'dir. Çınarı çekirdekte görmeye retk, çekirdeği çınarda görmeye fetk denir, Enbiyâ Suresi'nin 30. ayeti bu hususa işaret eder (kı). Bkz. Retk. Ayrışmak--Bitişmek. 2. tas. Fetk, mutlak maddenin, türlerin şekilleri halinde ayrıntılı olarak ortaya çıkması veya vahidiyet mertebesinde gizli olarak mevcut olan nispi isimlerin, zat-ı ahadiyette saklı bulunan zati hakikatlerin meydana çıkmasıdır (Kı). Çokluğu değil, birliği görme haline retk, bunun tersi ise fetk'dir. Çınarı çekirdekte görmeye retk, çekirdeği çınarda görmeye fetk denir, Enbiyâ Suresi'nin 30. ayeti bu hususa işaret eder (kı). Bkz. Retk.
Hazret
(5 (حضر Huzur, ilâhî dergâh. tas. Makam, mertebe, Hakk'ın huzuru. Hazret-i ahadiyet Allah'ın saf ve halis zatı, /â-taayyün mertebesi. Hazret-i esmâiye Hazret-i vahidiyetten sonra gelen ve onun mazharı olan mertebe. Hazret-i hüviyet Buna Hazret-i gaybu'l-guyüp, Hazret-i batnu’l-bevatin ve mutlak hüviyet adı da verilir. Zatı, maadadan ayrı olarak mülahaza etme. Hazret-i ilmiye-i amaiye Uluhiyet mertebesi ve gaybu'l-guyüp mertebesi (sr). Hevâ Hazret-i vahidiyet Hazret-i ahadiyetten sonra gelen ve onun mazharı olan mertebe.
Kesret-Vahdet
(كثرة - وحد ة) +. Çokluk-Birlik. 2, tas. Bir olan Hakk'ın isim ve sıfatlarıyla tecelli edip çokluk halinde görünmesi kesret, bu çokluğun hakiki | bir varlığı olmadığını kavrayıp var olarak yalnızca Hakk'ı görmeye vahdet denir. | Zehi derya-yı vahdet kim kesilmez hergiz emvacı | Bu kesret âlemi andan doğup nâçâr olur peydâ | İçi umman-1 vahdettir yüzü sahra-yı kesrettir | Yüzün gören görür ağyâr içinde yâr olur peydâ | N. Misti | Merc-i kesret nev be-nev hep bahr-ı vahdetten gelir Âlem-i imkâna her var vahidiyetten gelir | Aczi | Iki mertebede çokluk vardır: makul kesret, yani ilahi isimlerdeki çokluk ve | maddi (zahiri-hissi) varlıktaki kesret; buna meşhut kesret ve kesret-i mezahir de de- | nir. Aslında her iki kesret de gerçekte yoktur. Zira var olan yalnızca Hak'tır. | Çokluk yalnızca görüntüdedir, hakikatte ise birlik vardır (sm). Bkz. Vahdette kesret, Kesrette vahdet. Kesrette vahdet Tefrika, Ke'su'l-hübb Sevgi kadehi, Sâlikin sırı, âşıkın kalbi; kâse mazhar, şarap ise | zahirdir (İFM ir:r 13-114). Bkz. Câm, Kadeh. Keşfi ar. (كشف) 1, Açığa çıkarma, perdenin açılması. Örtülü olanı açma, gizli olanı meydana çıkarma, sezme, tahmin etme, 2. tas, a Süfilere, göre maddi ve duyulur âlemden gelen tesir, kir ve pas kalbin gayb âlemini görmesine engel olan bir per- | de (hicap) oluşturur. Riyazet ve tasfiye ile bu perde kalkınca gayb ayan-beyan gö- | rülür. Bu perdenin açılmasına, yani kalp gözünün açılmasına keşf denir, Keşf, | perdenin ötesindeki gaybi hususlara ve hakiki şeylere, bunları yaşayarak ve temaşa ederek vakıf olmak (cr). Mükâşefe, beden ve his perdesinin kalkması ve — Keşkül: — ee ME METE 2) ruh âleminin seyr edilmesi (TK 11:1252). b İlham. Doğrudan ve aracısız Allah'tan alınan bilgi. Bu bilgi ya ilahi hitabı işitmek ve dinlemek veya gayb âlemini görmek suretiyle elde edilir. ¢ İbn Arabi'ye göre veliler bilgileri peygamberlere موب hiy getiren meleğin aldığı kaynaktan doğrudan alırlar. Bazı keşifler kesin bilgi verir (iFH 63). Bkz. Ashab-ı keşf, Ehl-i keşf. Hiç ummadığın bir yerde Nâgâh açıla ol perde Derman eder ol derde 1 Mevlâ görelim neyler Keşf-i ahval-ı kubur Bir velinin mezarlarda gömülü olan ölülerin o âlemdeki hallerini bilmesi (sr; TK 11:1252). Keşf-i havâtır İnsanın aklından geçen ve kalbine gelen hisleri araştırması, bunlardan hak olanı bâtıl olandan ayırt etmesi, doğru olanı tespit etmesi. Keşf-i manevi Hakikatlerin mücerret suretlerinin temaşa edilmesi, şeyleri ve olayları anlam olarak idrak etmek. Keşfi muhayyel Rüyada veya vâkide görülen hususlara hayal gücünün kendine göre bir biçim vermesi, bu yüzden keşfin tabire ve yoruma muhtaç olması. Keşf-i mücerret Keşifle görülen şeyin aynen vâki olması, hayalin ve mühayyilenin bunda etkili olmamasi, Keşf-i nazari Çile yoluyla nefsini arındıran kimsenin, daha çok akli bilgiler öğrenmesini sağlayan keşif. Keşfi nazarinin ötesinde ve ilerisinde kesf-i nuri, bunun da ötesinde keşf-i ilahi, bunun da ötesinde keşf-i ruhani vardır. Kesf-i yâni Kıyasa ve istidlâle değil, temaşaya ve görmeye dayanan keşif, Kesf-i zamair Bir velinin başkalarının kalbinden ve zihninden geçen şeyleri bilmesi. Keşkül i fars. (J (كشكو >. Dervişler ve dilenciler tarafından kullanılan Hint cevizi veya abanozdan yapılmış çanak; madeni olanları da vardır. Bazen bunların dua ve çeşitli motiflerle süslendiği de olur. Anadolu'da abdallar, Kalenderler ve Bektaşiler tarafından kullanılmıştır. Bu çanakla sadaka toplanırdı. Bazı tarikatlerde nefs terbiyesi icin buna izin verilmişti. İçine her çeşit gıda maddesi ve para konulurdu. 2. Çok çeşitli konuları içinde toplayan eserler. Keşkül-i fukara Muhallebiye benzeyen bir tatlı, Kıble Keşkül tercemanı Bektaşilerdeki bu terceman şöyledir: “Fukara-ı bâbullah, sâil-i şâh-i keşkül aşıkane bend-i seyda Allah Allah ey vallah hü dost (AM 29). Kevkebu’s-subh (ard | كب 45) I. Sabah yıldızı, tas İniş mertebesindeki Hakk'ın tecellileri, Hz, Ibrahim'in gördüğü ve “İşte Rabb'im” dediği tecelli (sr), Kevyn i. ar (455) 1, Oluş, olmak, tas. Tüm varlıklar, kainat, âlem, kün (“ol”) emriyle oluşan varlıklar (sı, 432; İFM). Bkz Bevn, Halvet der encümen | Kevn-i cami İnsan-ı kâmil | Kevn-u fesat Oluşum-bozulma Kevn-u fesat âlemi Maddi âlem. Kevnu'l-futur Halkın Haktan ayrı ve farklı hale gelmesi. Bir olan Hakk'ın çokluk haline gelmesi ilahi cemiyetin ve Zati tekliğin dağınık hale gelmesini gerektir- | mez Kevnu's-subh Beliren ilk tecelli, külli nefsin mazhariyetiyle gerçekleşen tecelli (kı) Kevn ve bevn Halk içinde Hakla olmak Hak olması itibariyle değil, âlem olması itibariyle âlemin (hayali-zilli) varlığı (cr; ipy 48, 159) Ayn-ı mevcüdata eyler kudretullahi iyân Bâdiya ayine-i ibret-nümâdır kainat Badii Kevneyn i. ar s5 45) Iki cihan, dünya ve ahiret Bana sen can gereksin can gerekmez | Seni gerek seni kevneyn gerekmez Esrefzade Kıble i ar (43) 1, Kâbe; Kâbe yönü, 2. tas Sevgili, Hak, Hak dostu olan mürşit Avamın kıblesi Kâbe, havassın kıblesi gökteki arş, havassu'l-havassın kıblesi kâmillerin gönlü, ariflerin canıdır (sr 373, 392). Hakk'ın cemal-i ba-kemali Bizim kıblemiz yarin yüzü Kâ'be ise herkesin kıblesi Kiblem benim ezelde cemalin değil miydi Kâ'be yapılmadan dahi mihrab gelmeden Kadı Burhaneddin “hale, m <-> “Vie وو A 5 يي Ws ği Kışr
Kül
Bütünlük, tümlük. tas. a Kul, Allah'tan başkasına az ya da çok bagimh olduğu sürece Hakk’a bütünüyle (külliyen) kul olamaz. “Sen her şeyinle ona yönelirsen o her şeyi sana yöneltir”. b Isimleri kendisinde toplayan ilâhî birlik (vahidiyet) mertebesi itibariyle Hakk'ın ismi. Bu itibarla ona “Bizatihi tek” “İsim ve sıfatlarla küll” de denilmiştir. A e he
Kutbu'Lirşat
Rehber kutup. 2. tas. Her üç terim de halkı irşat etmek ve hidayete birlik (vahid erdirmek işiyle görevli veli anlamına gelir. Bu veli arştan ferşe kadar tasarrufta “İsim ve sıfa bulunur. Kül a MM al a la 2 RT cutup i, ar. (LS) veya Kutb 1. Medar, değirmenin alt taşına yerleştirilen ve üst taşın dönmesini sağlayan demir. 2. tas. a En büyük veli. b Her zaman âlemde Allah'ın nazar kıldığı yer olan tek kişi (x1). ¢ Kutup âlemin ruhu, âlem de onun bedeni gibidir. Her şey kutbun çevresinde ve onun sayesinde hareket eder, yani her şeyi o idare eder ( İFH 39, 73) üyi.fars.(s 95) x. Köy, mahalle, semt. 2. tas, Kulluk makamı (11s) Hasılım yok ser-i kayunda beladan gayri Garazım yok reh-i aşkında fenadân gayri Fuzüli Yârın ser-i küyunda rakibi tepelerdim Ama nideyim Kâ'be'de kan eylemek olmaz Lâedri i-yi ab u gil Maddi âlem -yi harabat 1. Harâbât köyü. 2. tas. Kendinden geçme ve fani olma makamı, kayi meykede (meyhane köyü) ve ka-yi mugân (keşişler köyü) de aynı anlamda kullaulır yi yâr Sevgilinin bulunduğu semt fr-i tarikat Şatahat; bütün dinlere ve yetmiş iki buçuk millete bir gözle bakmak ) fr-i zulf: Siyah saç für (i ) veya Küfr 1. Örtmek, inkar. 2. tas Tefrika âleminin karanlığı (115) lakiki iman, kesretin vahdette gizlenmesi, kulun fani olması. Akılan, hakiki sevgiliye hizmet ve itaat etmekten kinâyedir (Gi 1v:331; BE 252: 71 252). Dinin terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeri Medar, değirmenin alt taşına yerleştirilen ve üst taşın dönmesini sağlayan demir. 2. tas. a En büyük veli. b Her zaman âlemde Allah'ın nazar kıldığı yer olan tek kişi (x1). ¢ Kutup âlemin ruhu, âlem de onun bedeni gibidir. Her şey kutbun çevresinde ve onun sayesinde hareket eder, yani her şeyi o idare eder ( İFH 39, 73) üyi.fars.(s 95) x. Köy, mahalle, semt. 2. tas, Kulluk makamı (11s) Hasılım yok ser-i kayunda beladan gayri Garazım yok reh-i aşkında fenadân gayri Fuzüli Yârın ser-i küyunda rakibi tepelerdim Ama nideyim Kâ'be'de kan eylemek olmaz Lâedri i-yi ab u gil Maddi âlem -yi harabat 1. Harâbât köyü. 2. tas. Kendinden geçme ve fani olma makamı, kayi meykede (meyhane köyü) ve ka-yi mugân (keşişler köyü) de aynı anlamda kullaulır yi yâr Sevgilinin bulunduğu semt fr-i tarikat Şatahat; bütün dinlere ve yetmiş iki buçuk millete bir gözle bakmak ) fr-i zulf: Siyah saç für (i ) veya Küfr 1. Örtmek, inkar. 2. tas Tefrika âleminin karanlığı (115) lakiki iman, kesretin vahdette gizlenmesi, kulun fani olması. Akılan, hakiki sevgiliye hizmet ve itaat etmekten kinâyedir (Gi 1v:331; BE 252: 71 252). Dinin terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeri Harâbât köyü. 2. tas. Kendinden geçme ve fani olma makamı, kayi meykede (meyhane köyü) ve ka-yi mugân (keşişler köyü) de aynı anlamda kullaulır yi yâr Sevgilinin bulunduğu semt fr-i tarikat Şatahat; bütün dinlere ve yetmiş iki buçuk millete bir gözle bakmak ) fr-i zulf: Siyah saç für (i ) veya Küfr 1. Örtmek, inkar. 2. tas Tefrika âleminin karanlığı (115) lakiki iman, kesretin vahdette gizlenmesi, kulun fani olması. Akılan, hakiki sevgiliye hizmet ve itaat etmekten kinâyedir (Gi 1v:331; BE 252: 71 252). Dinin terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeri Örtmek, inkar. 2. tas Tefrika âleminin karanlığı (115) lakiki iman, kesretin vahdette gizlenmesi, kulun fani olması. Akılan, hakiki sevgiliye hizmet ve itaat etmekten kinâyedir (Gi 1v:331; BE 252: 71 252). Dinin terk edenin küfürdür işi Bu ne küfürdür imandan içeri
Mebâdi
İlkler, 2. tas. Sâlikin sülükunun başlangıcında riayet etmesi lazım gelen namaz, oruç ve benzeri hususlar ve şer'i adap ki, mübtedilerin mutlaka bunlara uymaları icap eder (sr). Mebâdi'n-nihayat ( (مبا دى | لنهايا 1. Sonların ilkleri. 2. taş Namaz, oruç ve hac | gibi farz ibadetler; örn. namazın nihayeti en yüksek seviyedeki yakınlık ve hakiki | vuslattan ibarettir. Zekâtın nihayeti Hak'tan gayrısını (mal-mülk) sırf Hak sevgisi | sebebiyle harcamaktır, Orucun nihayeti tabiatın ihtiyaçlarından ve buna güç veren hususlardan, Allah'ta fani olarak uzak kalmaktır. Haccın nihayeti marifete ermek ve fenadan sonra beka halini gerçekleştirmektir; çünkü haccın menâsiki nihayete ve ahadiyet-i ceme ve farka doğru yolculuk yapan sâliklerin menzillerine karşılık | olarak konulmuştur. Her mensek manevi yolculuğun bir konak yerine tekabül | eder (kı). Mebdeiyyet (ius) 1, İlkelilik. 2. tas, Zat-ı ahadiyetin vahidiyet mertebesinden evvel olması itibariyle ahadiyeti izleyen salt görelik Cizafet-i mahz). Burada sözü edilen vahidiyet mertebesi (hazreti) isim ve sıfatlarla ilgili nispetlerin ve taayyünatın kaynağıdır. İşaretler ise akli varsayımlardır (itibârât) (x1), Sonların ilkleri. 2. taş Namaz, oruç ve hac | gibi farz ibadetler; örn. namazın nihayeti en yüksek seviyedeki yakınlık ve hakiki | vuslattan ibarettir. Zekâtın nihayeti Hak'tan gayrısını (mal-mülk) sırf Hak sevgisi | sebebiyle harcamaktır, Orucun nihayeti tabiatın ihtiyaçlarından ve buna güç veren hususlardan, Allah'ta fani olarak uzak kalmaktır. Haccın nihayeti marifete ermek ve fenadan sonra beka halini gerçekleştirmektir; çünkü haccın menâsiki nihayete ve ahadiyet-i ceme ve farka doğru yolculuk yapan sâliklerin menzillerine karşılık | olarak konulmuştur. Her mensek manevi yolculuğun bir konak yerine tekabül | eder (kı). Mebdeiyyet (ius) 1, İlkelilik. 2. tas, Zat-ı ahadiyetin vahidiyet mertebesinden evvel olması itibariyle ahadiyeti izleyen salt görelik Cizafet-i mahz). Burada sözü edilen vahidiyet mertebesi (hazreti) isim ve sıfatlarla ilgili nispetlerin ve taayyünatın kaynağıdır. İşaretler ise akli varsayımlardır (itibârât) (x1),
Mebna-i tasavvuf
ف) yar el) 7, Tasavvufun temeli. 2, tas. Fakirlik ve ihtiyaç haline sımsıkı sarılmak, cömert ve diğerkâm olma halini gerçekleştirmek, teşebbüs | ve iradeyi terk (: Kİ). Mecâli-i külliye (4.15 «J lees) Varlığın genel tecelli yerleri, tecelligâh, mazhar. 2. tas. Kapalı kapıların kilitlerini açan anahtarlar ve bunların mazharları. Bu mazharlar beştir; Zat-ı ahadiyetin tecelligâhı; birinci berzahın tecelligâhı; ceberüt âleminin tecelligâhı; meleküt âleminin tecelligâhı; mülk âleminin tecelligahi. Bu âlemlerden beşincisi, dördüncüsünün, dördüncüsü üçüncüsünün (ve böyle devam eder) tecelligâhı ve mazharlarıdır. Zat-ı ahadiyetin tecelli ettiği yer birinci ber- | zah, yani hazret-i vahidiyet olup o hiçbir şeyin tecelli mahalli değildir. Zira üzerinde diğer bir mertebe yoktur (Kı; TK 1). Bkz. Hazarât-ı hamse, Merâtib-i kül | liyye, Tecelli. | Mecânin-i ukela (öc (مجانين 1. Akıllı deliler. 2. tas. Deli veli; meczup. Bunlar sü- | rekli olarak cezbe halinde bulunduklanndan kendilerine hâkim olamaz, geçimlerini temin edemezler (İFM 1:322; NUM 11:830), Akıllı deliler. 2. tas. Deli veli; meczup. Bunlar sü- | rekli olarak cezbe halinde bulunduklanndan kendilerine hâkim olamaz, geçimlerini temin edemezler (İFM 1:322; NUM 11:830),
Menzil
Makam, konak, durak, mertebe seyr ve sülûk esnasında varılan ve geçilen konaklama yerleri. Merâtib-i külliyye (415 تب | 5) Umümi mertebeler, genel kategoriler. tas. Varlığın külli mertebesi altıdır: zat-ı ahadiyet, hazret- i vahidiyet, mücerret ruhlar, nefsler, mülk âlemi, kevn-i câmi, yani insan-ı kâmil. Beş tecelligah, altı mertebe vardır, Zira alttaki bir mertebe bir üstteki mertebenin tecelligahidir. Bu yüzden en üstteki mertebe tecelligâh değildir; zira onun üstünde bir mertebe yoktur. Zat-ı ahadiyete hiçbir sey yansımaz, her şey ondan yansır. Merdan-i Huda Hak erenler; ricâü'l-gayb. Merd-i mutlak Kâmil arif (sr).