ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
13 sonuç · “Taayyün”
01Agyar
(5 (اغيا veya Agyar. t. Gayr Yabancılar, bigâneler, zıtlar, muhallifler, eller, başkaları, yar olmayanlar. tas. a Sûfî olmayan, tasavvufi hayata yabancı, Ah | zıt. Tasavvufi hayata aşina olanlara ehl-i dil veya gönül ehli denir. b Aynı tarikatten ve meşrepten olmayan. Aynı tarikatten ve meşrepten olanlara ihvan ve hemmeşreb denir. c Mâsivâ, Allah'tan gayri olan her şey. Bkz. Yabancı, Zıt. Halka benzemeye işin, süre gönülden teşvişin Yüzbini birdir dervişin arada ağyâr gerekmez Yünus Sür çıkar ağyârı dilden ta tecelli ede Hak Padişah girmez saraya, hâne mâmur olmadan Lâedri Ağza tükürme Âb-ı dehen, ermişlerin kemalinden nasip almak, nefeslerinden faydalanmak ve onların haliyle hallenmek için şeyhlerin müritlerinin ağzına tükürmeleri. Ahmed Yesevinin şeyhi Baba Arslan'ın ağzına Hz. Peygamber bir hurma tanesi atmış ve tükrüğünden de ona ihsan etmişti. Baba Arslan da aynı şeyi Ahmed Yesevi'ye yapmıştı. Ağza tükürme geleneğinin kaynağı, ihnâk veya tahnikle, yani yeni doğan çocuğun dimağını oğma, hurma ve benzeri bir şeyi çiğneyip onun ağzına atma uygulamasıdır. Hastahktan kurtulmak ve şifa bulmak amacıyla da ermişlere veya üfürükçü hocalara gidilerek ağza tükürtülür. Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için TEİM 22 kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Ağzı dualı Mücabu'd-da've, müstecabu'd-da've. Allah katında duası makbul kişi. Ah (eh) Asikin iç âlemindeki ateşin ve elemin ifadesi olan bir nida. “Ah minel aşk ve ahvâlihi ahreke kalbi bi-harâretihi.” Allah kelimesinin ilk ve son harfi bir araya getirilirse ‘ah’ meydana çıkar. Âh, Allah'ın kısa şekli olduğundan, bazen Abdullah abd-âh şeklinde yazılır. O halde âh, Allah demektir. Âşıkın âh demesi, O'na sıgınması anlamına gelir. Âh Allah, Emân Muhammed demektir. Güneşin ışıkları elif'e (yani oka), kütlesi h harfine benzediğinden her gün ‘ah’ (Allah) diyerek doğar. Minare elif, caminin kubbesi h olduğu için her cami ‘ah’ (Allah) der. ‘Iman'ın başındaki elif atılırsa geriye yaman kalır ve elif'i (yani Allah'ı) olmayanın hali yamandır, demek olur. Bkz. Emân. Aşk ile gel imdi Allah diyelim Derd ile göz yaşıyla âh idelim Gitmeye bağrı başı dinmeye gözü yaşı Her dem dervişin işi âh ile zâr gerek Yünus
Avâlimü'Hübs
١ لم ١ (عر Lübs âlemleri, Ahadiyet hazretinden inen ve onun aşagisinda bulunan mertebelerin tümü. Zat-ı Akdes bütün tecellileriyle (taayyün) bu mmm mmm A'yân-ı sâbite am a EA İLE im del mertebeye iner, bütün ruhani, misali ve hissi sıfatlarla vasıflanarak bu libâslara bürünür. Ete kemiğe büründü Yünus diye göründü Yünus Emre Bunca suretler libâsın gah bir giyerim N Gâh soyunup cümlesinden şöyle uryan olurem Niyazi Mısri
Azra
5£) Dilber, bakire. tas a Kimsenin keşf edemediği ve sırrına | vâkıf olamadığı yüce hakikat. b Hakk'ın halktan gizli tuttuğu ve sakladığı velisi |. Uzre kabilesinin azraları (dilberleri) yaşadıkları aşk hayatıyla ün yapmışlardır. Uzri aşk, adını bu kabileden alır. Bkz. Arüs, Uzri aşk.
Berzah
Farklı iki ortam arasında yer alan ve bu iki ortama tamamen benzemediği gibi tam olarak onlardan farklı da olmayan ara ortam; iki şeyi birbirinden ayıran üçüncü şey, ara bölge. 2. Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). Ölümle başlayıp kıyamete kadar süren zaman, bu zaman içinde ruhların bulunduğu mekân ve âlem, dünya ile ahiret arasındaki âlem (Mü'min Süresi, 100; Rahman Suresi, 20). Ölümle dünyadan ayrılan ruhlar berzah âlemine gittikleri gibi, uyku halinde bedenden ayrılan ruhlar da bu âleme giderler. 3. İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İki hal, iki sıfat, iki mertebe ve iki âlem arasında bulunan ara hale, sıfata, mertebeye ve âleme de berzah denir; örn. hayal, varlıkla yokluk ara- Bevn sında yer alan bir berzahtr, ne vardır ne de yok, ne malumdur ne de meçhul, ne | müsbettir ne de menfi veya hem vardır hem yoktur. 4. İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT). İnsanın hakikati ve mahiyeti de bir berzahtır. Hak ile halk arasında bulunur. Bir yönüyle Hakk’a, diğer yönüyle halka dönüktür veya insan bir yönden ruhlar âlemine, diğer yönden be- | den ve madde âlemine bağlıdır. Mülk ile meleküt, şehadet ile gayb âlemleri ara- | sında bulunur. Hem o, hem bu âlemin bazı özelliklerine sahip olduğu halde mutlak olarak ne o, ne de bu âlemdendir. Bütün berzahların aslı olan ilk taayyüne ve hazret-i vahidiyete berzah-ı câmi, berzah-ı evvel, berzah-ı azam gibi isimler verilir, Vahidiyet mutlak birlikle çokluk arasında bir berzahtır (KT).
Bineva
(| (بينو I. Aciz, zayıf, biçare, zavallı, sesi soluğu çıkmayan. tas. Acizlik, çaresizlik (us). Bi-nişan s. Sars. (بينشا ن) x, Namsiz nişansız, adsız sansiz olma. tas. a Fena makamı. b Zat-ı kibriya, lâ-taayyün (belirsizlik) mertebesi (sr). O bir dilberdurur yoktur nişânı Nişân olur mu nişândan igera Yünus Ben mest-i vuslatım diye salınma Sofiya Ol şâh-ı bt-nisandan var bizde âşina nee Ettik o kadr ref-i taayyün ki Neşati Ayine-i pür-tâb-ı mücellâda nihanız
Büthane
+. Puthane, tapınak. 2. tas. a Vahdet-i kül, lâhüti âlem. b Zat-ı ahadiyet, mazhar olma hali. e Maddi âlem, unsurlar âlemi, Büt-perest Âşık, hakiki tevhit ehli, aşka ve vahdete mazhar olmak. Büt vahdet Zünnar hizmete, put vahdete işarettir. zn eed Cabülka —Cabülsâ(U (جا بو لقا - جا بو 1. Efsanevi iki şehir. ee gi Birinin şarkta, diğerinin garpta olduğu kabul edilir. 2, tas. Bu es fs iki şehir misal âlemindedir. Sâlikin hakikate ulaşmak için ae ie harekete geçtiği ilk menzil Cabülkâ, son menzil Cabülsâ'dır. He Pe Cabülkâ uluhiyet, Cabülsâ insaniyet mertebesidir. Zat-ı ilâhî in 7 bs mesrikinden dogan her sey taayyün-i insani mağribinde A gurup eder (MT m1, 350-3 53).
Cihan
( (جها Dünya, âlem. Cihan-ı emr İlahi emir âlemi. Cihan-ı halk Belirtiler (taayyünat) suretindeki tecelli mertebesi, Cihan-ı nefs Nefsani arzular (taallükat, bağlar) âlemi (sp).
Cihet-i dik ve sia
I. Darlık ve genişlik yönü. 2. tas. Zat-ı kibriyanın düşünülen ve anlaşılan her şeyden münezzeh oluşu, ki buna gerçek birlik adı da verilir. Zat düşünülemez ve anlaşılamaz; ne varlık olarak ne düşünce olarak zata hiçbiri sığmaz. Allah'ı Allah'tan başka bilen yoktur. Bu hususa dik (darlık) denir. Sonsuz mazharlar gerektiren isimler ve sıfatlar itbariyle bütün mertebelerde tecelli etmesi bakımından zatta bir genişlik söz konusudur ki bu ana da sia (genişlik) adı verilir. Cihet-i talep 1. Talep yönü. 2. tas. Vöcub ciheti: Rububiyet isimlerinin alyan-1 sâbiteyle tecelli etmeyi talep etmeleri. İmkân ciheti; Ayân-ı sâbitenin rububiyet isimleriyle tecelli etmeyi talep etmeleri (kı). Cila r. Açığa çıkma, görünme. 2. tas, Kutsal zatın, zatında zatı için tecelli etmesi. Isticla: Zatın taayyünatında zatı için tecelli etmesi. Mükemmel cila: Hakk'ın insan-ı kâmil ile mükemmel bir şekilde tecelli etmesi, Mükemmel isticla: Hakk'ın kendisini kendisiyle kendisinden temaşa etmesi (sr), Âlem, Kaynak işaretleri Basılı sözlükte bu açıklama için KI kısaltmalarıyla kaynak gösterilmiştir. Allah'ın tecelli ettiği bir ayna olup bu aynanın cilası insandır. İnsan olmasa, yani ayna cilası olmasa ilâhî güzellik, bu mükemmellikte zuhur etmezdi, (İFH 49; وعم 10).
Fütur
Yarmak, yarık. tas. Belirme ve buna tabi olan hususlar ile halkın Hak'tan seçilir hale gelmesi ve farklılaşması.
Hakikat
Gerçek; var olduğu kesin ve açık olarak bilinen şey, bir şeyi a Hakka'l-yakin o şey yapan husus, mahiyet. 2. tas. a Hakk'ın sâlikten vasıflarını alarak yerine kendi vasıflarını koyması (ittisaf bi-evsafillâh). Zira kul ile kulda ve kuldan faali- 5 yette bulunan O'dur (im). Ondan başka hakiki fail yoktur (TK 1:305). b Tasavvuf. Hakikat, ilm-i tasavvuf; şeriat ise ilm-i fıkıhur. Hakikate şeriat bir paranın iki yüzü gibidir. Hakikatsiz (özsüz, anlamsız) şeriat makbul değil, şeriatsız hakikat ise bâtıldır. İkisi arasında tam bir uyum vardır. Şeriat, tarikat, hakikat, marifet dört kapıdır. Şeriat bir ağaç, hakikat onun meyvesidir. c Hz. Âdem'den kıyamete kadar değişmeyen hükümler. Hakikat-i Muhammediye (4 (حقيقة محبد 1. Muhammedi gerçek. 2. tas. Bütün güzel isimleri kendinde barındıran ve bulunduran ilk taayyünle birlikte olan Zat. Zat, ism-i azam (kı; cr). Her şey bu hakikatten ve bu hakikat için yaratılmıştır. Muhammedi gerçek. 2. tas. Bütün güzel isimleri kendinde barındıran ve bulunduran ilk taayyünle birlikte olan Zat. Zat, ism-i azam (kı; cr). Her şey bu hakikatten ve bu hakikat için yaratılmıştır.
Hakikatu’l-esma
İsimlerin hakikati. 2. tas. a İlahi isimler. b Zatın taayyün ve nispetleri. Bunlar isimlerin birbirinden ayırt edilmelerini sağlayan sıfatlardır (kı; cr). Hakikatu’l-hakaik (3% (حقيقة | لحقا 1. Hakikatlerin hakikati. 2. tas. Tüm hakikatleri içeren zat-ı ahadiyet. Buna hazret-i cem veya hazret-i vücut adı da verilir (KI; TK 1:3353, CT). Hakiki aşk İlahi aşk. Allah'ın kulu sevmesi ve kulun Allah'ı sevmesi şeklinde iki türü vardır; Allah kulunu, kulu Allah'ı seviyorsa buna muaşaka (sevişme) denir. Hakikatlerin hakikati. 2. tas. Tüm hakikatleri içeren zat-ı ahadiyet. Buna hazret-i cem veya hazret-i vücut adı da verilir (KI; TK 1:3353, CT). Hakiki aşk İlahi aşk. Allah'ın kulu sevmesi ve kulun Allah'ı sevmesi şeklinde iki türü vardır; Allah kulunu, kulu Allah'ı seviyorsa buna muaşaka (sevişme) denir.
Hat
Ayva tüyü, delikanlının yüzündeki sakal. tas. a Gayb âlemi. b Varlık mertebelerinin en yakını olan âlem-i ervahın taayyünatına işaret c Mücerret ruhlar âleminden ibaret olan kibriya âlemi (sr). Hatt u hâlin iki böldü bu cihânın halkını Birini kâfir, birini ehl-i iman eyledi Mısri Zaman-ı hattı geldi yâr lütfun bi-giran eyler Metaın her kişi akşama karşı râyegân eyler Nev'i mm, os Joe
Abdullah Bosnevi ve Merâtib-i Vücûd
Mertebe neden kullanılır? Merâtib-i vücûd tasnifleri tek varlığın çoğalma hikâyesi değil, mutlaklık, ilim, ruh, misal ve duyulur âlem arasındaki nispetleri açıklama araçlarıdır. Tasnif sayısı müellif ve metne göre değişebilir. Yedili tasnif Ahadiyyet, vahdet, vâhidiyyet, ruhlar, misal, şehâdet ve insan mertebeleri olarak özetlenen yedili düzen, Hakk'ın zâtın