ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
21 sonuç · “Bî'a”
01Bengal Çiştî Hankahları
Ahî Sirâc, Nûr Kutb-i Âlem ve Eşref Cihangîr-i Simnânî çevreleriyle Bengal ve Bihâr'da gelişen bölgesel ağ; tek kuruculu kol değildir.
A‘rec Şeyhî Çelebi
A‘rec Şeyhî Çelebi (ö. 971/1563-64), Celâlzâde Sâlih Efendi’nin yanında yetişen; Nişancı Mehmed Paşa hanesiyle akrabalık kuran ve Bursa Mollâ Yegân Medresesi’nde ders veren Tosyalı Osmanlı âlimidir.
Abdülfettah Çelebi
Abdülfettah Çelebi (ö. 977/1569), Şeyh Nasreddin’in oğlu ve Ebüssuûd Efendi’nin yeğenidir. Amcasından mülâzemet almış; Hacı Hasan ve Pîrî Paşa medreselerinde ders vererek hâric derecesine yükselmiştir.
Abdülmün‘im b. Abdünnebî Ali el-Kādirî
Abdülmün‘im b. Abdünnebî Ali el-Kādirî el-Mâlikî (ö. 1986), Muhammed Habîbullah eş-Şinkītî’den aldığı Kādirî irşadını Mısır’da Şer‘iyye adıyla düzenleyen; evrâd ve zikir meclisi esaslarını eserlerinde kayda geçiren sûfîdir.
Ali b. Ammâr el-Menzelî eş-Şuaybî
Ali b. Ammâr el-Menzelî eş-Şuaybî, XVIII. yüzyılda adına nispet edilen Menzeliyye koluyla tanınan Kādirî şeyhidir. Menzeliyye Cezayir ve Tunus’ta yayılmış, nispeti sonraki icazet hatlarıyla Batı Afrika’ya kadar taşınmıştır.
Ali b. Meymûn el-Mağribî
Ali b. Meymûn el-Mağribî (1450–1511), Mağrib’den Hicaz, Suriye, Lübnan ve Bursa’ya uzanan irşad ağıyla Şâzeliyye’nin Anadolu’daki ilk güçlü temaslarından birini kuran; zühd, sünnete bağlılık ve doğrudan terbiye anlayışıyla tanınan sûfî ve âlimdir.
Allâme-i Şâşî Mehmed Çelebi
Allâme-i Şâşî Mehmed Çelebi (ö. 1577), Ahî Çelebi ailesinden gelen; Zeynelâbid, Ahîzâde, Kazızâde ve Ma‘lûl Emîr Efendi çevresinde yetişerek Bursa ile Beşiktaş medreselerinde ders veren Osmanlı müderrisidir.
Anabolulu Ali Hilmî Çelebi
Anabolulu Ali Hilmî Çelebi (ö. 1004/1595-96), Balyabadra ve Mizistre’de kadılık yapan, mukataa mallarını teftiş eden ve Hilmî mahlasıyla şiir söyleyen Osmanlı ilmiye mensubudur.
Arab İbrâhim b. Kāsım el-Halebî
Arab İbrâhim b. Kāsım el-Halebî (ö. 983/1575), Halep’te yetişip Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alan; Kalenderhâne ve Sahn medreselerinde ders veren, ardından İzmir kadılığı yapan Osmanlı âlimidir.
Arabzâde Abdülbâki Çelebi
Arabzâde Abdülbâki Çelebi (895/1490–971/1564), Mollâ Arab’ın oğlu; taşra medreselerinden Sahn-ı Semân’a yükselen ve Halep, Mekke, Bursa ile Mısır kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Asamm Ahmed Çelebi
Ahmed b. Mahmûd el-Asamm el-Karamânî el-Lârendî (ö. 971/1563-64), İstanbul’da vaaz ve tefsir dersleri veren; büyük Tefsîru’l-Karamânî’si, Türkçe Letâifnâme nispeti ve Halvetî terbiyesiyle tanınan Osmanlı âlimidir.
Ayasofya Hatibi Şeyhülkurrâ Şâban Efendi
Ayasofya Hatibi Şeyhülkurrâ Şâban Efendi (1607/08–1686), Evliyâ Mehmed Efendi’den kıraat tahsil eden; Kadırga, Fâtih, Haseki, Üsküdar Valide Sultan, Süleymaniye ve Ayasofya camilerinde imamlık ve hatiplik yapan XVII. yüzyıl Osmanlı kıraat otoritesidir.
Bolevîzâde Seyyid Ahmed Saîd Efendi
Bolevîzâde Seyyid Ahmed Saîd Efendi (1672-1729), İstanbul’un yüksek medreselerinden Kudüs, Şam, Yenişehir ve Medine kadılıklarına ilerleyen; derviş tabiatı ve yumuşak ahlâkıyla anılan Osmanlı âlimidir.
tabî'at
Yaratılış, t seciye, bir varhğm aslî yapısı ve maddî dünya anlamında bir terim. “Gökler ve yer.” anlamında bütün evreni ifade eden Kur’ân terimi. t
tabî'atçılar
Tabiat bilimlerine dayah bir metafizik kurma eğilimi ve gayreti içinde olan İslâm feylezoflannm oluşturduğu ekol. t
mâ ba'de’t-tabî'a
mâ ba'de’t-tabî'a a. [Ar.] Hayat ve varlık ile bunlarm karşısmda Allah ve varlık ötesi dünyayı ele alan, bunlarm yanmda tabiî bilimlerin ilkelerini Mâ araştıran bilim dalı için kullanılan kelâm terimi, metafizik (bk. metafizik). Aristo’nun metafizik için kullandığı Latince “prote fhilosophia” teriminin Arapça karşılığıdır, bk. felsefe-i ûlâ
mâ kable’t-tabî'a
mâ kable’t-tabî'a a. [Ar.] Varlığın bütün ilkelerini ve özünü içermesi bakımından ve de değer bakımından bilimlerin tamamından önce gelen anlamında kelâm terimi.
mâ verâ'e’t-tabî'a
mâ verâ'e’t-tabî'a a. e [Ar.] Hayat ve varlık ile bunların u karşısmda Allah ve varlık ötesi ve dünyayı ele alan, bunların yal, nında tabiî bilimlerin ilkelerini ak araştıran bilim dalı için kullanılan kelâm terimi, metafizik (bk. k. metafizik). Aristo’nun metafizik için kullandığı Latince “prote fhilosophia” teriminin Arapça [< karşılığıdır, bk. felsefe-i ûlâ Sj e mazhar a. [Ar.] tas. Tasavvuf e inancına göre, Allah’ın isim, sıu fat ve eylemlerinin ortaya çıktığı ve veya göründüğü yer. n
bî'at
İslâm devletlerinde idare eden üe idare edilenler (halk) arasmda seçim ve bağlılık çerçevesinde yapılan sosyopolitik akit. İslâm hukuku çerçevesinde yapılan bu akit, devlet başkanmı seçme, belirleme ve ona bağlılık gösterme yolunda bir itimatnamedir. Kur’ân-ı Kerîm’in “Fetih suresi” nde Müslümanların Hz. Muhammed’e biat etmeleri anlatılır. Hz. Peygamber zamanmda dinî hükümlere bağlı kalmak ve Resulullah’a itaat etmek, anlamında uygulamaya konulan bî’at, sonraki dönemlerde devrin şartlarma göre farklılıklar göstermiştir. O’nun ölümünden hemen sonra ilk biat uygulaması, Hz. Ömer’in Hz. Ebubekir’in elini sıkararak onun halifeliğini ilân etmesi ile gerçekleşir. Sonralan ise bu uygulama çoklukla siyasî bir nitelik kazanmış ve “biat merasimleri” düzenlenmiştir. Özellikle Osmanh döneminde buna çok titizlik gösterümiştir. Önce “Hırka-i Saâdet Dairesi”nde başlayan merasim, veziriazam ve şeyhülislâmm biat gösterisinden sonra Topkapı Sarayı’ndaki “Bâbüssaade” önünde kurulan tahta oturan padişahm önünde devam ederdi. Burada toplanan vezirler ve öteki devlet erkâm padişahm eteğini öperek biat merasimini sürdürürler; ilmiye smıfı ise onun elini öperek biat geleneğini gösterirlerdi.
Bî'a
Hıristiyanların mâbedi, tapınak, kilise. Bî'adaki küfür alâmetleri boşaltılırsa, namaz kılmak mekruh olmaz. (Alâüddîn Haskefî) Bî'aya gidip hazret-i Îsâ'dan, Meryem anadan bir şey isteyenin îmânı gider. (İbn-i Âbidîn)
Bî'at-I Rıdvân
Hudeybiye'de Semûre ismindeki ağacın altında 400 Eshâb-ı kirâmın Peygamber efendimize, emirlerini kayıtsız şartsız yerine getireceklerine dâir verdikleri söz. Kur'ân-ı kerîmde Bî'at-ı Rıdvân yapanlar hakkında meâlen buyruldu ki: Andolsun ki, Allahü teâlâ, seninle o ağacın altında bî'at ettikleri vakit mü'minlerden râzı olmuştur. (Feth sûresi: 18) Ağaç altında gerçekten bî'at edenlerden hiç biri, Cehennem'e girmeyecektir. (Hadîs-i şerîf-Tezkiye-i Ehl-i Beyt)