ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
16 sonuç · “Abdu’r-Rahmân”
01Buzguşiyye / Necîbiyye
Necîbüddin Ali Buzguş’un Şiraz merkezli irşadıyla gelişen, oğlu Abdurrahman ve sonraki halkalarla devam eden kol.
Niyâziyye-i Kādiriyye
Abdurrahman en-Niyâzî'ye (ö. 1311/1894) nispet edilen, İskenderiye'deki Kādirî tekke çevresi ve Mısır'ın resmî tarikat idaresi içinde görülen Kādiriyye kolu.
Norşin Kolu
Abdurrahman Tâğî'nin Norşin'deki medrese-tekke merkezinden yayılan Hâlidî halka.
Abdurrahman Ali Nûreddin
Abdurrahman Ali Nûreddin, Ahmed el-Bedevî’nin ilk halifesi Abdül‘âl b. Fakih’ten sonra Tanta’daki merkez postunu üstlenen; Bedeviyye’nin kurucu kuşaktan sonraki hizmet ve irşad sürekliliğini temsil eden üçüncü postnişindir.
Abdurrahman Câmî
Abdurrahman-ı Câmî / Molla Câmî (23 Şâban 817 / 7 Kasım 1414, Harcird – 18 Muharrem 898 / 9 Kasım 1492, Herat); Fars şiirinin son büyük üstadı sayılan Nakşibendî şair ve âlim. Nefehâtü'l-üns müellifi; İbnü'l-Arabî'nin vahdet-i vücûdunu Nakşibendiyye ile kaynaştırmıştır .
Abdurrahman en-Niyâzî
Abdurrahman en-Niyâzî (ö. 1311/1894), Kādiriyye'nin Mısır'da teşekkül eden Niyâziyye koluna adını veren pîr ve İskenderiye'deki bir Kādirî tekkenin şeyhidir. Tarihî yeri, Osmanlı derviş dolaşımı ile Mısır'ın resmî tekke idaresinin kesişiminde belirginleşir.
Akşehirli Abdurrahman Gubârî
Akşehirli Abdurrahman Gubârî (ö. 974/1566-67), Şeyh Hamdullah ekolünden hattat, Şeyh Abdüllatif’in müridi, Irakeyn seferi kâtibi, şehzade hocası ve Mekke’de mahmil kadısı olan Nakşibendî şairdir.
Amasyalı Karabaş Abdurrahman Efendi
Amasyalı Karabaş Abdurrahman Efendi (ö. 1040/1630-31), Hoca Sâdeddin Efendi’den mülâzemet aldıktan sonra Mekke Süleymaniye Medresesi’nde ders veren; vaazları, Abbâsî kıyafeti ve şehir ileri gelenleri arasındaki yeriyle tanınan Osmanlı âlimidir.
Babakuşî Abdurrahman Efendi
Babakuşî Abdurrahman Efendi (ö. Zilkade 983/Şubat-Mart 1576), Ebüssuûd Efendi’den mülâzemet alan; Edirne ve İstanbul medreselerinin ardından Sahn pâyesiyle Kefe müftülüğüne getirilen Osmanlı fıkıh âlimidir.
Baldırzâde Abdurrahman Efendi
Baldırzâde Abdurrahman Efendi (ö. Şaban 970/1563), Zenbilli Ali Cemâlî’nin muîdi ve mülâzımı olarak yetişen; İstanbul, Edirne ve Tire medreselerinden sonra Medine ve Halep kadılıklarında bulunan Osmanlı âlimidir.
Dede Osman Avnî er-Ruhâvî
Dede Osman Avnî er-Ruhâvî (ö. 1300/1883), Ziyâeddin Abdurrahman Hâlis et-Tâlebânî’nin yanında seyrüsülûkünü tamamlayıp Urfa’ya halife tayin edilen ve Dergâh Camii Zâviyesi’nde yaklaşık yetmiş yıl hizmet eden Hâlisî-Kādirî şeyhidir.
Erzurûmîzâde Abdürrahim Aziz Efendi
Erzurûmîzâde Abdürrahim Aziz Efendi, 1098/1686-87’de mülâzemet alan; Hızır Çelebi, Ali Efendizâde Dârülhadisi, Abdurrahman Paşa ve Nişancı Paşa-yı Atîk medreselerinde görev yapan Osmanlı müderrisidir. 1131/1719’da ağır hastalığı sebebiyle emekliye ayrılmış, daha sonra kaybolmuş; ölüm tarihi bilinmemektedir.
Ezelîzâde Abdurrahman b. İbrâhim
Ezelîzâde Abdurrahman b. İbrâhim (ö. 972/1565), Şeyh Cemâl Efendi’den Halvetî terbiyesi alan; Konya Sâhib Ata Zâviyesi’nde zâhirî ve bâtınî ilimleri okutan, Vişne Efendi’nin irşadını tamamlayan ve Bahrü’l-ulûm adlı tefsiri kaleme alan âlim-şeyhtir.
Gümüşlüoğlu Abdurrahman Çelebi
Gümüşlüoğlu Abdurrahman Hüsâmî Çelebi (yaklaşık 1387–XV. yüzyıl ortaları), Amasya müftüsü, Şeyh Zekeriyyâ’nın halefi ve tasavvuf şairidir.
Hâfız Abdurrahman Tevfîk (Büyük) Efendi
Büyük Tevfîk Efendi, 1865-1898 arasında Üsküdar Rifâî Âsitânesi postunda bulunan; Ziyâ Molla’nın babası ve mürşidi olan Rifâî şeyhidir.
Abdu’r-Rahmân
er-Rahmân, bağışlayan, esirgeyen, acıyan anlamlarmadır. er-Rahmân isminin kendisinde ortaya çıktığı kula, Abdu’r-Rahmân denir. O, rahmetin dışında kalmadığı için, kabiliyeti ölçüşündü bütün âlemlere rahmettir. Kur’an’da elli yedi yerde geçer.ABDU’R-RAKîB: er-Rakîb, gözetleyip, kontrol eden demektir. er-Rakîb isminin tecellîsi altında nefsinin fanî olup gittiğini idrak ederek, gözetleyicisini, kendisine nefsinden daha yakın bulun kula, Abdu’r-Rakîb denir. Bu kul, Allah’ın hiç bir hududuna tecâvüz etmez. Bu hadlere riâyet etmeye, kendini tam vermiş kimse bulunmaz. Arkadaşları yanına geldiğinde, onları Allah’ın murâkabesiyle gözetler. Kur’an’da beş yerde geçer.