HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Tarihî şahsiyeti ve tek belge
Yûnus Emre'nin yaşadığı dönem uzun süre tartışıldı. Kimi kaynaklar onu Yıldırım Bayezid devrine, kimi Orhan ve I. Murad zamanına, hatta Kanûnî dönemi şairleri arasına yerleştirdi. Bu görüşlerin tamamı, Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ndeki bir mecmuada bulunup neşredilen tek bir kayıtla geçersiz kaldı: belgeye göre Yûnus 638/1240-41'de doğmuş, seksen iki yıl yaşamış ve 720/1320'de vefat etmiştir. Böylece Taşköprizâde'nin onu Yıldırım devri şairleri arasında göstermesi ve Âşıkpaşazâde'nin Orhan devrini idrak ettiğini söylemesi düzeltilmiş oldu.
Doğum yeri ve yaşadığı çevre
Doğum yeri hakkındaki rivayetler birbirini tutmaz. Vilâyetnâme onu Sivrihisar'ın Sarıköy'ünde doğmuş gösterir ve mezarını da bu köye yakın bir yere koyar. Mecdî, Tapduk Emre'nin Sakarya yakınında yerleştiğini, Yûnus'un ise Bolu çevresinde ikamet ettiğini söyler; Lâmiî onu Kütahya suyunun Sakarya'ya karıştığı yere yakın bir mahalde yatar gösterirken Âşık Çelebi Bolulu olduğunu yazar. Köprülü, XIII. yüzyılın son yarısında Sivrihisar'da yahut Bolu civarında Sakarya'ya yakın köylerden birinde yetişmiş bir Türkmen olduğu kanaatindedir.
Arşiv belgeleri başka bir tablo çizer: Şeyh Hacı İsmâil topluluğuna mensup bir Yûnus'un Karamanoğlu İbrâhim Bey'den Lârende'de Yerce denilen araziyi satın aldığı ve İsmâil adlı bir oğlu bulunduğu kayıtlıdır. Bu belgelerdeki Yûnus'un Yûnus Emre olup olmadığı kesin değildir ve kayıtlar Vilâyetnâme ile çelişir. Oluşan kanaat şudur: Yûnus Orta Anadolu'da Sakarya çevresinde bir yerde doğmuş, Nallıhan'a yakın Emrem Sultan'daki Tapduk Emre Dergâhı'nda yaşamış, Sarıköy'deki arazisini zâviyeye bağışlamış, ölümünden bir süre önce Karaman'da arazi satın almıştır.
İki Yûnus meselesi
Kaynaklarda birden çok Yûnus vardır ve tarih boyunca birbirlerine karışmışlardır. Bursa'da yaşayan ve XV. yüzyıl başlarında vefat eden Âşık Yûnus, bazı müellifler tarafından “Âşık Yûnus, Yûnus Emre” biçiminde anılmış; bu yüzden şiirlerin hangisinin kime ait olduğu bugün de tam çözülmüş değildir. İsmâil Hakkı Bursevî'nin, Yûnus'un sülûkünden önce müftülük yaptığını söylemesi de bu karışmanın bir örneği sayılır: bilgi daha eski kaynaklarda bulunmadığına göre söz konusu zât Bursalı Âşık Yûnus olmalıdır.
Ümmîlik tartışması
Eski kaynaklar Yûnus'un ümmîliğinden söz eder. Âşık Çelebi onun medresede başarılı olamayıp “Tanrı mektebi”nde ders okuduğunu söyler; Bektaşî geleneği de ümmî kabul eder. Hüseyin Vassâf onu “ümmî-i kâmil” diye niteler. Buna karşılık Köprülü, divanda devrin ilmî ve felsefî sistemlerine dair beliğ işaretler bulunduğunu belirterek ümmîlik geleneğinin tarihî bir hakikat sayılamayacağını söyler. Gölpınarlı, Yûnus'un Sa'dî-yi Şîrâzî'den ve Mevlânâ'dan tercüme yapacak kadar Farsça bildiğini, muhtemelen Konya'da eğitim aldığını kaydeder; Timurtaş da aynı kanaattedir. Sâdık Vicdânî ise farklı bir açıklama getirir: Yûnus ümmî olmadığı hâlde, Resûl-i Ekrem'in vasfıyla nitelenmek için ümmî bilinmiştir.
Yûnus'un kendi beyitleri her iki yöne de çekilebilir. “Ne elif okudum ne cim” diyen mısra ümmîliğe delil sayılırken, gönlünde “ilm-i usûl” sevdası bulunduğunu söylediği başka bir şiir tersini gösterir. Burada kastedilen ümmîlik, okuma yazma bilmemekten çok “gelenekten gelen saf bilgiye sahip olmak” anlamındadır.
Mürşidi ve tarikatı
Mürşidi Tapduk Emre'dir; tarikatı ise kesin değildir. Divanında silsilesini Tapduk Emre – Barak Baba – Sarı Saltuk şeklinde kaydeder. Ancak Barak Baba'nın da Sarı Saltuk'un da gerçek kimlikleri ve tarikatları tartışmalıdır: Vilâyetnâme Barak'ı Hacı Bektâş'ın halifesi gösterir; Saltuknâme Sarı Saltuk'u Sünnî ve Hanefî bir velî olarak tanıtırken başka kaynaklar ona şeriata aykırı fikirler nispet eder. Araştırmacılar Yûnus'u kimi zaman Mevlevîliğe, kimi zaman Bektaşîliğe, kimi zaman Nakşîlik veya Halvetîliğe bağlamıştır. Divanında on iki imam adının hiç geçmemesi Sünnîliğine işaret sayılır. Mutaassıp bir Sünnî olan Niğdeli Kadı Ahmed ise Tapduk Emre ve dervişlerini sapık sûfîler diye niteler — bu, çağdaş bir muhalif değerlendirmenin kaydı olarak önemlidir.
Bektaşîlik bağı meselesi
Yûnus'un Bektaşîliğe bağlanması yaygın bir kabuldür, ancak dayanağı zayıftır. Kendisi şiirlerinde Hacı Bektâş-ı Velî'den hiç söz etmez. Vilâyetnâme Tapduk Emre ile Hacı Bektâş arasında bir münasebet kurar, fakat bu münasebet Tapduk'un ona mensubiyetini göstermez. Gölpınarlı bu noktadan hareketle Yûnus'un Bektaşî olmadığını, dahası Sarı Saltuk'un, Barak Baba'nın ve Tapduk Emre'nin de Hacı Bektâş ile alâkası bulunmadığını söyler. Ona göre Yûnus ve Tapduk Kalenderî mizaca sahiptir ama Bâtınî bir erkâna bağlı değildir.
Bektaşî geleneğinin Yûnus'u Yeseviyye'ye bağlaması ise kronolojik olarak mümkün değildir: Ahmed Yesevî 1166'da vefat etmiş, Hacı Bektâş 1210 dolaylarında doğmuştur. Bağ doğruysa aralarında Lokmân-ı Perende ile birlikte birkaç halka daha bulunmalıdır. Sonuç olarak Yûnus'un Tapduk Emre ve Barak Baba yoluyla Sarı Saltuk'a ulaşan silsilesinin Hacı Bektâş ile ilişkisi belirsizdir.
Seyahatleri
Divanındaki beyitlere göre Yûnus çok yer gezmiş, “yukarı iller” dediği Azerbaycan'a kadar gitmiştir. Şîraz, Bağdat, Tebriz, Şam ve Nahcıvan'ı gördükten sonra Rum'da kışlayıp baharda memleketine döndüğünü söyler; ilden ile yürüyüp dost sırrını aradığını, gurbet ilinde Mecnun gibi dolaştığını anlatır. Tarikatlar döneminde seyahat, nefis terbiyesinin başlıca unsurlarındandı. Tapduk Emre'nin Rumeli'ye ve silsilesinde adı geçen Sarı Saltuk'un Varna Zâviyesi'ne dervişler göndermiş olması, Yûnus'un “yukarı iller”de dolaşmasını tesadüfî olmaktan çıkarır.
Vefat tarihi tartışması
Vefat tarihi için kaynaklarda üç ayrı rakam dolaşır. Mehmet Nâil Tuman kimi kaynakların 828/1425, kiminin 843/1439 verdiğini kaydeder; ikinci tarih “gülşen-i tevhîd” terkibinin ebced karşılığıdır. Bursalı Mehmed Tâhir bu tarihe itiraz eder ve Risâletü'n-nushiyye'deki “Târih dahı yedi yüz yedi idi / Yûnus cânı bu yolda kodu idi” beytine dayanarak Yûnus'un çok daha önce vefat etmiş olması gerektiğini söyler.
Bazı araştırmacılar 707/1307'yi eserin tamamlanma yılı değil tarikata intisap yılı sayarak Beyazıt Devlet Kütüphanesi belgesindeki 720/1320 tarihini reddeder; Hikmet İlaydın bu okumadan hareketle seksen yıllık bir ömür varsayıp 1352-1362 arasını önerir. Ancak bu görüş hem Yûnus'un kendi eserindeki tarihle hem Erzi'nin yayımladığı belgeyle hem Vilâyetnâme rivayetleriyle çelişir. Köprülü, 1950'de belgenin neşrinden sonra 1320 tarihini kabul etmiştir.
Mezarı ve makamları
Anadolu'nun pek çok yerinde ve Azerbaycan'da Yûnus'a ait mezar ve makamlar vardır: Eskişehir Sarıköy (bugün Yûnusemre köyü), Karaman, Aksaray Ortaköy, Bursa, Manisa Kula Emresultan köyü, Erzurum Dutçu köyü, Isparta Keçiborlu, Afyon Sandıklı, Ankara Nallıhan Emremsultan köyü, Ünye, Sivas ve Azerbaycan'ın Gâh bölgesi. Köprülü bu çokluğu bir çelişki değil bir sevgi göstergesi sayar: Yûnus'un uğradığı yerlerde hâtırası yaşatılmış, mürşidiyle birlikte geçen destanî hayatları sevenlerinin tahayyülünde sürmüştür.
Kaynakların ağırlığı Sivrihisar yakınlarındaki Sarıköy'dedir. Buradaki mezar, Ankara-Eskişehir demiryolu hattı yapılırken 6 Mayıs 1946'da açılmış, bakiyeler geçici bir mezara nakledilmiş, 1970'te yapılan anıtmezarla bugünkü yerine getirilmiştir. Köprülü, Gölpınarlı ve Timurtaş mezarın burada olduğunu kabul eder.
Bir ihtimal daha vardır: Yûnus'un seyahatinde konakladığı Yukarı Azerbaycan'daki Zâhidiyye çevresi Ahî Mîrem'i de yetiştirmiştir. Ahî Mîrem'in Anadolu'ya gelip Tapduk Emre'den kalan bir zâviyede irşadda bulunmuş olması mümkündür; bu durumda “Yûnus Emrem” ile “Ahî Mîrem” kabirlerinin karışmış olabileceği ileri sürülmüştür.
Türkçenin irfan dili
Yûnus'un tasavvuf tarihindeki asıl yeri, ilmî eserlerde Arapçanın, sanat ürünlerinde Farsçanın egemen olduğu bir dönemde tasavvufî hakikatleri sade Türkçeyle söylemesidir. Aşk, tevhid, insan, ölüm, dervişlik ve güzel ahlâk onun başlıca konularıdır. Kendisinden sonra gelen tekke şiirinin neredeyse tamamı bu damardan beslenmiş; Kaygusuz Abdal'dan Edib Harâbî'ye uzanan zincirin ilk halkası o olmuştur.
Metinlerinin tespiti meselesi
Bugün tam bir Yûnus Emre divanı ortaya konulabilmiş değildir. Sebebi tek değildir: sonraki dönemlerde istinsah edilen divanlara “Yûnus” mahlaslı başka şairlerin şiirleri karışmış; yazmalarda istinsah hataları, beyit ve mısra yer değiştirmeleri, birbirine karışan yahut ikiye üçe bölünen şiirler birikmiştir. Buna hangi şiirin Yûnus Emre'ye, hangisinin Âşık Yûnus'a ait olduğunun belirlenememesi eklenir. Divan nüshalarının yanı sıra mecmua ve cönklerin de taranması gerekir; bunlar henüz sistemli biçimde incelenmemiştir. Söz konusu mecmualar arasında 1480 tarihli, Grek harfleriyle yazılmış bir yazma da bulunur.