Ara
Menü

Yûnus Emre

Yûnus Emre (638/1240-41 – 720/1320), Tapduk Emre'nin müridi; aşkı, tevhidi, insanı ve ölümü sade Türkçeyle söyleyerek Anadolu'da irfan dilinin kurucusu sayılan sûfî şair.

Doğum
1240
Vefat
1321
Unvan
Sûfî şair ve Türkçe irfan dilinin kurucu isimlerinden

Tarihî şahsiyeti ve tek belge

Yûnus Emre'nin yaşadığı dönem uzun süre tartışıldı. Kimi kaynaklar onu Yıldırım Bayezid devrine, kimi Orhan ve I. Murad zamanına, hatta Kanûnî dönemi şairleri arasına yerleştirdi. Bu görüşlerin tamamı, Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ndeki bir mecmuada bulunup neşredilen tek bir kayıtla geçersiz kaldı: belgeye göre Yûnus 638/1240-41'de doğmuş, seksen iki yıl yaşamış ve 720/1320'de vefat etmiştir. Böylece Taşköprizâde'nin onu Yıldırım devri şairleri arasında göstermesi ve Âşıkpaşazâde'nin Orhan devrini idrak ettiğini söylemesi düzeltilmiş oldu.

Doğum yeri ve yaşadığı çevre

Doğum yeri hakkındaki rivayetler birbirini tutmaz. Vilâyetnâme onu Sivrihisar'ın Sarıköy'ünde doğmuş gösterir ve mezarını da bu köye yakın bir yere koyar. Mecdî, Tapduk Emre'nin Sakarya yakınında yerleştiğini, Yûnus'un ise Bolu çevresinde ikamet ettiğini söyler; Lâmiî onu Kütahya suyunun Sakarya'ya karıştığı yere yakın bir mahalde yatar gösterirken Âşık Çelebi Bolulu olduğunu yazar. Köprülü, XIII. yüzyılın son yarısında Sivrihisar'da yahut Bolu civarında Sakarya'ya yakın köylerden birinde yetişmiş bir Türkmen olduğu kanaatindedir.

Arşiv belgeleri başka bir tablo çizer: Şeyh Hacı İsmâil topluluğuna mensup bir Yûnus'un Karamanoğlu İbrâhim Bey'den Lârende'de Yerce denilen araziyi satın aldığı ve İsmâil adlı bir oğlu bulunduğu kayıtlıdır. Bu belgelerdeki Yûnus'un Yûnus Emre olup olmadığı kesin değildir ve kayıtlar Vilâyetnâme ile çelişir. Oluşan kanaat şudur: Yûnus Orta Anadolu'da Sakarya çevresinde bir yerde doğmuş, Nallıhan'a yakın Emrem Sultan'daki Tapduk Emre Dergâhı'nda yaşamış, Sarıköy'deki arazisini zâviyeye bağışlamış, ölümünden bir süre önce Karaman'da arazi satın almıştır.

İki Yûnus meselesi

Kaynaklarda birden çok Yûnus vardır ve tarih boyunca birbirlerine karışmışlardır. Bursa'da yaşayan ve XV. yüzyıl başlarında vefat eden Âşık Yûnus, bazı müellifler tarafından “Âşık Yûnus, Yûnus Emre” biçiminde anılmış; bu yüzden şiirlerin hangisinin kime ait olduğu bugün de tam çözülmüş değildir. İsmâil Hakkı Bursevî'nin, Yûnus'un sülûkünden önce müftülük yaptığını söylemesi de bu karışmanın bir örneği sayılır: bilgi daha eski kaynaklarda bulunmadığına göre söz konusu zât Bursalı Âşık Yûnus olmalıdır.

Ümmîlik tartışması

Eski kaynaklar Yûnus'un ümmîliğinden söz eder. Âşık Çelebi onun medresede başarılı olamayıp “Tanrı mektebi”nde ders okuduğunu söyler; Bektaşî geleneği de ümmî kabul eder. Hüseyin Vassâf onu “ümmî-i kâmil” diye niteler. Buna karşılık Köprülü, divanda devrin ilmî ve felsefî sistemlerine dair beliğ işaretler bulunduğunu belirterek ümmîlik geleneğinin tarihî bir hakikat sayılamayacağını söyler. Gölpınarlı, Yûnus'un Sa'dî-yi Şîrâzî'den ve Mevlânâ'dan tercüme yapacak kadar Farsça bildiğini, muhtemelen Konya'da eğitim aldığını kaydeder; Timurtaş da aynı kanaattedir. Sâdık Vicdânî ise farklı bir açıklama getirir: Yûnus ümmî olmadığı hâlde, Resûl-i Ekrem'in vasfıyla nitelenmek için ümmî bilinmiştir.

Yûnus'un kendi beyitleri her iki yöne de çekilebilir. “Ne elif okudum ne cim” diyen mısra ümmîliğe delil sayılırken, gönlünde “ilm-i usûl” sevdası bulunduğunu söylediği başka bir şiir tersini gösterir. Burada kastedilen ümmîlik, okuma yazma bilmemekten çok “gelenekten gelen saf bilgiye sahip olmak” anlamındadır.

Mürşidi ve tarikatı

Mürşidi Tapduk Emre'dir; tarikatı ise kesin değildir. Divanında silsilesini Tapduk Emre – Barak Baba – Sarı Saltuk şeklinde kaydeder. Ancak Barak Baba'nın da Sarı Saltuk'un da gerçek kimlikleri ve tarikatları tartışmalıdır: Vilâyetnâme Barak'ı Hacı Bektâş'ın halifesi gösterir; Saltuknâme Sarı Saltuk'u Sünnî ve Hanefî bir velî olarak tanıtırken başka kaynaklar ona şeriata aykırı fikirler nispet eder. Araştırmacılar Yûnus'u kimi zaman Mevlevîliğe, kimi zaman Bektaşîliğe, kimi zaman Nakşîlik veya Halvetîliğe bağlamıştır. Divanında on iki imam adının hiç geçmemesi Sünnîliğine işaret sayılır. Mutaassıp bir Sünnî olan Niğdeli Kadı Ahmed ise Tapduk Emre ve dervişlerini sapık sûfîler diye niteler — bu, çağdaş bir muhalif değerlendirmenin kaydı olarak önemlidir.

Bektaşîlik bağı meselesi

Yûnus'un Bektaşîliğe bağlanması yaygın bir kabuldür, ancak dayanağı zayıftır. Kendisi şiirlerinde Hacı Bektâş-ı Velî'den hiç söz etmez. Vilâyetnâme Tapduk Emre ile Hacı Bektâş arasında bir münasebet kurar, fakat bu münasebet Tapduk'un ona mensubiyetini göstermez. Gölpınarlı bu noktadan hareketle Yûnus'un Bektaşî olmadığını, dahası Sarı Saltuk'un, Barak Baba'nın ve Tapduk Emre'nin de Hacı Bektâş ile alâkası bulunmadığını söyler. Ona göre Yûnus ve Tapduk Kalenderî mizaca sahiptir ama Bâtınî bir erkâna bağlı değildir.

Bektaşî geleneğinin Yûnus'u Yeseviyye'ye bağlaması ise kronolojik olarak mümkün değildir: Ahmed Yesevî 1166'da vefat etmiş, Hacı Bektâş 1210 dolaylarında doğmuştur. Bağ doğruysa aralarında Lokmân-ı Perende ile birlikte birkaç halka daha bulunmalıdır. Sonuç olarak Yûnus'un Tapduk Emre ve Barak Baba yoluyla Sarı Saltuk'a ulaşan silsilesinin Hacı Bektâş ile ilişkisi belirsizdir.

Seyahatleri

Divanındaki beyitlere göre Yûnus çok yer gezmiş, “yukarı iller” dediği Azerbaycan'a kadar gitmiştir. Şîraz, Bağdat, Tebriz, Şam ve Nahcıvan'ı gördükten sonra Rum'da kışlayıp baharda memleketine döndüğünü söyler; ilden ile yürüyüp dost sırrını aradığını, gurbet ilinde Mecnun gibi dolaştığını anlatır. Tarikatlar döneminde seyahat, nefis terbiyesinin başlıca unsurlarındandı. Tapduk Emre'nin Rumeli'ye ve silsilesinde adı geçen Sarı Saltuk'un Varna Zâviyesi'ne dervişler göndermiş olması, Yûnus'un “yukarı iller”de dolaşmasını tesadüfî olmaktan çıkarır.

Vefat tarihi tartışması

Vefat tarihi için kaynaklarda üç ayrı rakam dolaşır. Mehmet Nâil Tuman kimi kaynakların 828/1425, kiminin 843/1439 verdiğini kaydeder; ikinci tarih “gülşen-i tevhîd” terkibinin ebced karşılığıdır. Bursalı Mehmed Tâhir bu tarihe itiraz eder ve Risâletü'n-nushiyye'deki “Târih dahı yedi yüz yedi idi / Yûnus cânı bu yolda kodu idi” beytine dayanarak Yûnus'un çok daha önce vefat etmiş olması gerektiğini söyler.

Bazı araştırmacılar 707/1307'yi eserin tamamlanma yılı değil tarikata intisap yılı sayarak Beyazıt Devlet Kütüphanesi belgesindeki 720/1320 tarihini reddeder; Hikmet İlaydın bu okumadan hareketle seksen yıllık bir ömür varsayıp 1352-1362 arasını önerir. Ancak bu görüş hem Yûnus'un kendi eserindeki tarihle hem Erzi'nin yayımladığı belgeyle hem Vilâyetnâme rivayetleriyle çelişir. Köprülü, 1950'de belgenin neşrinden sonra 1320 tarihini kabul etmiştir.

Mezarı ve makamları

Anadolu'nun pek çok yerinde ve Azerbaycan'da Yûnus'a ait mezar ve makamlar vardır: Eskişehir Sarıköy (bugün Yûnusemre köyü), Karaman, Aksaray Ortaköy, Bursa, Manisa Kula Emresultan köyü, Erzurum Dutçu köyü, Isparta Keçiborlu, Afyon Sandıklı, Ankara Nallıhan Emremsultan köyü, Ünye, Sivas ve Azerbaycan'ın Gâh bölgesi. Köprülü bu çokluğu bir çelişki değil bir sevgi göstergesi sayar: Yûnus'un uğradığı yerlerde hâtırası yaşatılmış, mürşidiyle birlikte geçen destanî hayatları sevenlerinin tahayyülünde sürmüştür.

Kaynakların ağırlığı Sivrihisar yakınlarındaki Sarıköy'dedir. Buradaki mezar, Ankara-Eskişehir demiryolu hattı yapılırken 6 Mayıs 1946'da açılmış, bakiyeler geçici bir mezara nakledilmiş, 1970'te yapılan anıtmezarla bugünkü yerine getirilmiştir. Köprülü, Gölpınarlı ve Timurtaş mezarın burada olduğunu kabul eder.

Bir ihtimal daha vardır: Yûnus'un seyahatinde konakladığı Yukarı Azerbaycan'daki Zâhidiyye çevresi Ahî Mîrem'i de yetiştirmiştir. Ahî Mîrem'in Anadolu'ya gelip Tapduk Emre'den kalan bir zâviyede irşadda bulunmuş olması mümkündür; bu durumda “Yûnus Emrem” ile “Ahî Mîrem” kabirlerinin karışmış olabileceği ileri sürülmüştür.

Türkçenin irfan dili

Yûnus'un tasavvuf tarihindeki asıl yeri, ilmî eserlerde Arapçanın, sanat ürünlerinde Farsçanın egemen olduğu bir dönemde tasavvufî hakikatleri sade Türkçeyle söylemesidir. Aşk, tevhid, insan, ölüm, dervişlik ve güzel ahlâk onun başlıca konularıdır. Kendisinden sonra gelen tekke şiirinin neredeyse tamamı bu damardan beslenmiş; Kaygusuz Abdal'dan Edib Harâbî'ye uzanan zincirin ilk halkası o olmuştur.

Metinlerinin tespiti meselesi

Bugün tam bir Yûnus Emre divanı ortaya konulabilmiş değildir. Sebebi tek değildir: sonraki dönemlerde istinsah edilen divanlara “Yûnus” mahlaslı başka şairlerin şiirleri karışmış; yazmalarda istinsah hataları, beyit ve mısra yer değiştirmeleri, birbirine karışan yahut ikiye üçe bölünen şiirler birikmiştir. Buna hangi şiirin Yûnus Emre'ye, hangisinin Âşık Yûnus'a ait olduğunun belirlenememesi eklenir. Divan nüshalarının yanı sıra mecmua ve cönklerin de taranması gerekir; bunlar henüz sistemli biçimde incelenmemiştir. Söz konusu mecmualar arasında 1480 tarihli, Grek harfleriyle yazılmış bir yazma da bulunur.

COĞRAFÎ HAFIZA12 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi12 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 6 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Buğday yerine nefes

Yûnus'un Hacı Bektâş'a gidip buğday istemesi, sonra pişman olup nasip için dönmesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Sarıköy'de çiftçilikle geçinen fakir Yûnus, buğday almak üzere Karahöyük'e gider ve bir süre Hacı Bektâş-ı Velî'nin yanında kalır. Dönmek üzereyken Hacı Bektaş ona buğday yerine “nefes” vermeyi teklif eder; Yûnus ısrar edince dilediği kadar buğday verilerek gönderilir. Köyüne yaklaşırken gafletinin farkına varır: buğday bir gün tükenecek, nefes tükenmeyecektir. Tekkeye döner ve nasip ister. Durum Hacı Bektâş'a arzedilince “Bundan sonra olmaz; biz o kilidin anahtarını Tapduk Emre'ye verdik, varsın nasibini ondan alsın” der.

Çerçeve. Anlatı, Yûnus'un Tapduk Emre'ye yönelişini bir tercih anına bağlar. Menkıbe, iki velî arasındaki ilişkiyi ve nasibin kime bağlı olduğunu anlatan bir gelenek metnidir; tarihî bir görüşmenin tutanağı değildir. Ayrıca Yûnus'un ailesi bulunduğuna dair “ehl ü iyâl var, nefes karın doyurmaz” sözü, bu anlatının içinden gelen dolaylı bir bilgidir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî (Manakıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî), s. 48-49.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Kırk yıl eğri odun taşımaması

Erenler meydanına eğrinin yakışmayacağı düşüncesiyle tekkeye yalnız düzgün odun taşıması.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Tapduk Emre'nin yanına varan Yûnus'a şeyhi, hâlinin kendisine mâlûm olduğunu, hizmet edip emek vermesi hâlinde nasibini alacağını söyler. Yûnus kırk yıl boyunca tekkeye yalnız düzgün odun taşır; erenler meydanına eğrinin yakışmayacağını düşünür.

Çerçeve. “Kırk yıl” geleneksel bir süre kalıbıdır, takvim değeri taşımaz. Anlatının ağırlık merkezi süre değil ölçüdür: hizmetin niteliği, taşınan odunun düzgünlüğü üzerinden anlatılır. Yûnus'un adı etrafında en çok tekrarlanan menkıbe budur.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

“Yûnus, söyle!” — kilidin açılışı

Tapduk Emre'nin cezbe hâlinde iki Yûnus arasından Yûnus Emre'ye dönüp söylemesini emretmesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Rum erenlerinin Tapduk Emre'nin tekkesinde büyük bir meclis kurdukları gün, mecliste Yûnus Emre ile birlikte Yûnus-ı Gûyende denilen başka bir Yûnus daha bulunmaktadır. Tapduk cezbeye gelince Gûyende'ye “Yûnus, söyle!” der, fakat o işitmez; söz üç kere tekrarlanır, yine işitmez. Bunun üzerine Tapduk Yûnus Emre'ye döner: “Yûnus, vakit geldi, o hazinenin kilidini açtık, nasibini aldın, hünkârın nefesi yetişti, sen söyle!” Gönlü açılan, gözlerinden perde kalkan Yûnus şevk denizine düşerek söylemeye başlar.

Çerçeve. Anlatı, şairliğin bir kazanım değil bir izin ânı olarak kurulduğunu gösterir. Mecliste ikinci bir Yûnus bulunması ayrıca dikkat çekicidir: kaynaklardaki “iki Yûnus” meselesinin gelenek içindeki en erken izlerinden biridir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî (Manakıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî), s. 48-49.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Şeştâ sesiyle cezbelenmesi

Tapduk Emre'nin çaldığı şeştânın sesiyle Yûnus'un sanatını bırakıp derviş olması.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Üftâde'nin sohbetlerinden derlenen Vâkıât'a göre Tapduk Emre şeştâ çalardı. Bir gün yine çalmaya başlayınca sesi Yûnus'a dokunur; Yûnus cezbelenir, sanatını bırakıp Tapduk'a derviş olur. Aynı kaynakta Yûnus'un Tapduk'a otuz yıl hizmet ettiği, şeyhinin kızıyla evlendiği ve pîrinin nefesinin bereketiyle şair olduğu belirtilir.

Çerçeve. Bu rivayet Vilâyetnâme'dekini tamamlar görünse de ayrıntıları örtüşmez: hizmet süresi kırk değil otuz yıldır ve intisap sebebi buğday değil mûsikîdir. İki anlatı arasındaki bu fark, menkıbelerin tek bir olayın kaydı değil, farklı çevrelerin hafızası olduğunu gösterir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Aziz Mahmud Hüdâyî, Vâkıât-ı Üftâde, s. 91, 256.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Otuz yıl sonra ayrılış ve dönüş

Sülûkü tamamlayamadığını düşünüp tekkeden ayrılan Yûnus'un yolda uyanıp geri dönmesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Otuz yıllık hizmetten sonra Yûnus, “Ben bu yolculuktan bir şey anlayamadım, muhtemelen sülûkü tamamlayamayacağım” diyerek tekkeden ayrılır. Yolda rastladığı erenler ve onlarla yaşadığı olağanüstü hâller sayesinde gafletten uyanır, geri döner ve Tapduk'un ayaklarına kapanarak kendini bağışlatır.

Çerçeve. Anlatı sonraki tasavvuf edebiyatında öğretici bir örnek hâline gelmiştir: XVII. yüzyıl Bayramî şeyhi Bolulu Himmet Efendi, sülûkünü tamamlayamayan sâlikin celâl terbiyesinden geçirilebileceğini anlatırken bu olayı delil gösterir. Menkıbenin gelenek içindeki işlevi biyografik değil, terbiye usulüne dairdir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Aziz Mahmud Hüdâyî, Vâkıât-ı Üftâde, s. 374; İsmâil Hakkı Bursevî, Rûhu'l-beyân, I, 171.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Molla Kasım ve üç bin şiir

Şiirleri şeriata aykırı bulup yakan ve suya atan zâhidin, kendi adının geçtiği beyitle tövbe etmesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Rivayete göre Yûnus üç bin şiir söylemiş; Molla Kasım adlı bir zâhid bunları şeriata aykırı bularak bin tanesini yakmış, bin tanesini suya atmıştır. Kalan bini okurken “Derviş Yûnus bu sözü eğri büğrü söyleme / Seni sîgaya çeken bir Molla Kasım gelir” beytine rastlayınca pişman olup tövbe etmiş ve Yûnus'un velîliğine inanmıştır. İnanışa göre yakılan şiirleri gökte melekler, suya atılanları balıklar, kalanları insanlar okumaktadır.

Çerçeve. Bu bir halk rivayetidir; tarihî bir Molla Kasım'a dayanmaz. Anlatının asıl işlevi, Yûnus'un şathiye türündeki söyleyişlerine yöneltilen zâhirî itirazlara gelenek içinden verilmiş bir cevap olmasıdır. Aynı zamanda divanın neden eksik olduğuna dair geleneğin kendi açıklamasını sunar.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Halk rivayeti; TDV İslâm Ansiklopedisi, “Yûnus Emre”, c. 43, s. 600-606.

Eserleri ve metinleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Risâletü'n-nushiyye

707/1307'de mesnevi biçiminde yazılmış 600 beyitlik nasihatnâme; Anadolu sahasının ilk özgün tasavvufî nasihatnâmelerinden.

Metni gösterMetni daralt

707/1307 yılında yazılmış, seyrüsülûk ehline öğütleri içeren 600 beyitlik bir risâledir. “Fâilâtün fâilâtün fâilün” vezninde on üç beyitlik bir nazımla başlar, kısa mensur bir bölümle devam eder; asıl mesnevi “mefâîlün mefâîlün feûlün” veznindedir. İlâhilerine göre daha az şiir özelliği taşır ve Anadolu sahasında yazılmış tasavvufî muhtevalı ilk özgün nasihatnâmelerden biri sayılır. Latin harfleriyle çeşitli neşirleri yapılmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: nşr. Abdülbaki Gölpınarlı, Risâlat al-Nushiyya ve Dîvân, İstanbul 1965; Mustafa Tatcı, Yunus Emre Dîvânı III: Risâletü'n-nushiyye — Tenkitli Metin, Ankara 2008.
TARİHÎ KAYIT

Dîvan

Tertibi için verilen en eski tarih 707/1307; en eski nüshaları XIV. yüzyıla iner. Tam bir metni bugün de kurulabilmiş değildir.

Metni gösterMetni daralt

Tertibi hakkında verilen en eski tarih 707/1307'dir. Birçok nüshası içinde en eskilerinin XIV. yüzyıla kadar gerilediği tahmin edilir: Ritter nüshası (XIV. yy.), Raif Yelkenci (XIV-XV. yy.), Fâtih (tahminen XV. yy.), Yahyâ Efendi (XVI. yy.) ve Nuruosmaniye (1540).

Tam bir divan kurulamamasının sebepleri birikimlidir: sonraki istinsahlara “Yûnus” mahlaslı başka şairlerin şiirleri karışmış; yazmalarda istinsah hataları, beyit ve mısra yer değiştirmeleri, birbirine karışan yahut bölünen şiirler çoğalmıştır. Buna hangi şiirin Yûnus Emre'ye, hangisinin Âşık Yûnus'a ait olduğunun belirlenememesi eklenir. Divan nüshalarının yanı sıra mecmua ve cönkler de taranmalıdır; bunlar henüz sistemli biçimde incelenmemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Ritter, Raif Yelkenci, Fâtih, Yahyâ Efendi ve Nuruosmaniye (1540) nüshaları; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, s. 600-606.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Ümmî ve ümmî-i kâmil

Yûnus için kullanılan ümmîlik, okuma yazma bilmemekten çok gelenekten gelen saf bilgiye sahip olmayı anlatır.

Metni gösterMetni daralt

Kaynaklar Yûnus'u çoğunlukla ümmî sayar; Hüseyin Vassâf onu “ümmî-i kâmil” diye niteler. Sâdık Vicdânî ise ümmî bilinmesini, Resûl-i Ekrem'in vasfıyla nitelenme arzusuna bağlar. Şiirlerinde kendisi için kullandığı ümmî sıfatı, “gelenekten gelen saf bilgiye sahip olan” anlamındadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, I, 146-154; Sâdık Vicdânî, Tarikatler ve Silsileleri, s. 155.
TARİHÎ KAYIT

Nefes

Velînin müride verdiği mânevî nasip; Yûnus menkıbesinin merkezindeki kavram.

Metni gösterMetni daralt

Hacı Bektâş'ın buğday yerine teklif ettiği, Tapduk Emre'nin “hünkârın nefesi yetişti” diyerek işaret ettiği mânevî nasip. Yûnus menkıbesinin tamamı bu kavram etrafında kurulur: tükenen buğday ile tükenmeyen nefes arasındaki tercih.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî, s. 48-49.
TARİHÎ KAYIT

Tanrı mektebi

Âşık Çelebi'nin, Yûnus'un medrese yerine devam ettiği yeri anlatmak için kullandığı tabir.

Metni gösterMetni daralt

Âşık Çelebi, Yûnus'un medresede başarılı olamayıp “Tanrı mektebi”nde ders okuduğunu ifade eder. Tabir, tekke terbiyesinin medrese tahsiline karşı konumlandırılışını özetler ve ümmîlik tartışmasının anahtar terimlerinden biridir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Âşık Çelebi, Meşâirü'ş-şuarâ, II, 689.
TARİHÎ KAYIT

Yukarı iller

Yûnus'un divanında Azerbaycan ve çevresi için kullandığı tabir.

Metni gösterMetni daralt

Yûnus'un seyahatlerini anlattığı beyitlerde Azerbaycan ve çevresi için kullandığı tabir. Şîraz, Bağdat, Tebriz, Şam ve Nahcıvan'la birlikte anılır. Tapduk Emre'nin silsilesinin bu coğrafyayla bağlantısı, seyahatin tesadüfî olmadığını düşündürür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Yûnus Emre”, c. 43, s. 600-606.
TARİHÎ KAYIT

Tapduk – Barak Baba – Sarı Saltuk silsilesi

Yûnus'un divanında kaydettiği üç halkalı silsile ve bu halkaların tartışmalı kimlikleri.

Metni gösterMetni daralt

Yûnus divanında silsilesini Tapduk Emre, Barak Baba ve Sarı Saltuk şeklinde verir. Üç adın da tarikat mensubiyeti tartışmalıdır: Vilâyetnâme Barak'ı Hacı Bektâş'ın halifesi gösterir; Saltuknâme Sarı Saltuk'u Sünnî ve Hanefî bir velî diye tanıtırken başka kaynaklar ona aykırı fikirler nispet eder. Bu belirsizlik, Yûnus'un tarikatının kesin olarak tayin edilememesinin başlıca sebebidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, s. 78; Ebülhayr-i Rûmî, Saltuknâme.
TARİHÎ KAYIT

Nispet problemi

Şiirlerin Yûnus Emre'ye mi, Bursalı Âşık Yûnus'a mı ait olduğunun belirlenememesi.

Metni gösterMetni daralt

Bursa'da yaşayan ve XV. yüzyıl başlarında vefat eden Âşık Yûnus'un varlığı ilk defa Timurtaş tarafından belirgin biçimde ortaya konmuştur. Bazı müellifler onu “Âşık Yûnus, Yûnus Emre” biçiminde andığı için iki şair tarih boyunca karışmıştır. Bugün tam bir Yûnus Emre divanının kurulamamasının başlıca sebeplerinden biri budur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Faruk K. Timurtaş, Yunus Emre Divanı (haz. girişi), s. 19.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Mihalıççık · TürkiyeYûnus Emre Türbesi (Sarıköy / Yûnusemre köyü)Kaynakların ağırlığının işaret ettiği yer. Mezar, Ankara-Eskişehir demiryolu hattı yapılırken 6 Mayıs 1946'da açılmış, 1970'te anıtmezara taşınmıştır.Nallıhan · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Emremsultan köyü)Tapduk Emre Dergâhı'nın bulunduğu kabul edilen yer; Yûnus'un yaşadığı çevre olarak gösterilir.Karaman · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Karaman)Yûnus'un ölümünden bir süre önce Karaman'da arazi satın aldığına dair arşiv kaydıyla ilişkilendirilir.Aksaray · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Ortaköy)Yûnus Emre Makamı (Ortaköy)Bursa · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Bursa)Bursalı Âşık Yûnus ile karışma ihtimalinin en yüksek olduğu yer.Kula / Manisa · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Emresultan köyü)Yûnus Emre Makamı (Emresultan köyü)Erzurum · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Dutçu köyü)Yûnus Emre Makamı (Dutçu köyü)Isparta · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Keçiborlu)Yûnus Emre Makamı (Keçiborlu)Afyonkarahisar · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Sandıklı)Yûnus Emre Makamı (Sandıklı)Ordu · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Ünye)Yûnus Emre Makamı (Ünye)Sivas · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Sivas)Yûnus Emre Makamı (Sivas)Qax · AzerbaycanYûnus Emre Makamı (Gâh)Seyahatlerinde uğradığı 'yukarı iller'deki makam. Zâhidiyye çevresinden Ahî Mîrem ile karışmış olabileceği ileri sürülmüştür.