Ara
Menü

Yûnus Emre

Yûnus Emre (638/1240-41 – 720/1320), Tapduk Emre'nin müridi; aşkı, tevhidi, insanı ve ölümü sade Türkçeyle söyleyerek Anadolu'da irfan dilinin kurucusu sayılan sûfî şair.

Doğum
1240
Vefat
1321
Unvan
Sûfî şair ve Türkçe irfan dilinin kurucu isimlerinden

Tarihî şahsiyeti ve tek belge

Yûnus Emre'nin yaşadığı dönem uzun süre tartışıldı. Kimi kaynaklar onu Yıldırım Bayezid devrine, kimi Orhan ve I. Murad zamanına, hatta Kanûnî dönemi şairleri arasına yerleştirdi. Bu görüşlerin tamamı, Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ndeki bir mecmuada bulunup neşredilen tek bir kayıtla geçersiz kaldı: belgeye göre Yûnus 638/1240-41'de doğmuş, seksen iki yıl yaşamış ve 720/1320'de vefat etmiştir. Böylece Taşköprizâde'nin onu Yıldırım devri şairleri arasında göstermesi ve Âşıkpaşazâde'nin Orhan devrini idrak ettiğini söylemesi düzeltilmiş oldu.

Doğum yeri ve yaşadığı çevre

Doğum yeri hakkındaki rivayetler birbirini tutmaz. Vilâyetnâme onu Sivrihisar'ın Sarıköy'ünde doğmuş gösterir ve mezarını da bu köye yakın bir yere koyar. Mecdî, Tapduk Emre'nin Sakarya yakınında yerleştiğini, Yûnus'un ise Bolu çevresinde ikamet ettiğini söyler; Lâmiî onu Kütahya suyunun Sakarya'ya karıştığı yere yakın bir mahalde yatar gösterirken Âşık Çelebi Bolulu olduğunu yazar. Köprülü, XIII. yüzyılın son yarısında Sivrihisar'da yahut Bolu civarında Sakarya'ya yakın köylerden birinde yetişmiş bir Türkmen olduğu kanaatindedir.

Arşiv belgeleri başka bir tablo çizer: Şeyh Hacı İsmâil topluluğuna mensup bir Yûnus'un Karamanoğlu İbrâhim Bey'den Lârende'de Yerce denilen araziyi satın aldığı ve İsmâil adlı bir oğlu bulunduğu kayıtlıdır. Bu belgelerdeki Yûnus'un Yûnus Emre olup olmadığı kesin değildir ve kayıtlar Vilâyetnâme ile çelişir. Oluşan kanaat şudur: Yûnus Orta Anadolu'da Sakarya çevresinde bir yerde doğmuş, Nallıhan'a yakın Emrem Sultan'daki Tapduk Emre Dergâhı'nda yaşamış, Sarıköy'deki arazisini zâviyeye bağışlamış, ölümünden bir süre önce Karaman'da arazi satın almıştır.

İki Yûnus meselesi

Kaynaklarda birden çok Yûnus vardır ve tarih boyunca birbirlerine karışmışlardır. Bursa'da yaşayan ve XV. yüzyıl başlarında vefat eden Âşık Yûnus, bazı müellifler tarafından “Âşık Yûnus, Yûnus Emre” biçiminde anılmış; bu yüzden şiirlerin hangisinin kime ait olduğu bugün de tam çözülmüş değildir. İsmâil Hakkı Bursevî'nin, Yûnus'un sülûkünden önce müftülük yaptığını söylemesi de bu karışmanın bir örneği sayılır: bilgi daha eski kaynaklarda bulunmadığına göre söz konusu zât Bursalı Âşık Yûnus olmalıdır.

Ümmîlik tartışması

Eski kaynaklar Yûnus'un ümmîliğinden söz eder. Âşık Çelebi onun medresede başarılı olamayıp “Tanrı mektebi”nde ders okuduğunu söyler; Bektaşî geleneği de ümmî kabul eder. Hüseyin Vassâf onu “ümmî-i kâmil” diye niteler. Buna karşılık Köprülü, divanda devrin ilmî ve felsefî sistemlerine dair beliğ işaretler bulunduğunu belirterek ümmîlik geleneğinin tarihî bir hakikat sayılamayacağını söyler. Gölpınarlı, Yûnus'un Sa'dî-yi Şîrâzî'den ve Mevlânâ'dan tercüme yapacak kadar Farsça bildiğini, muhtemelen Konya'da eğitim aldığını kaydeder; Timurtaş da aynı kanaattedir. Sâdık Vicdânî ise farklı bir açıklama getirir: Yûnus ümmî olmadığı hâlde, ekrem">Resûl-i Ekrem'in vasfıyla nitelenmek için ümmî bilinmiştir.

Yûnus'un kendi beyitleri her iki yöne de çekilebilir. “Ne elif okudum ne cim” diyen mısra ümmîliğe delil sayılırken, gönlünde “ilm-i usûl” sevdası bulunduğunu söylediği başka bir şiir tersini gösterir. Burada kastedilen ümmîlik, okuma yazma bilmemekten çok “gelenekten gelen saf bilgiye sahip olmak” anlamındadır.

Mürşidi ve tarikatı

Mürşidi Tapduk Emre'dir; tarikatı ise kesin değildir. Divanında silsilesini Tapduk Emre – Barak Baba – Sarı Saltuk şeklinde kaydeder. Ancak Barak Baba'nın da Sarı Saltuk'un da gerçek kimlikleri ve tarikatları tartışmalıdır: Vilâyetnâme Barak'ı Hacı Bektâş'ın halifesi gösterir; Saltuknâme Sarı Saltuk'u Sünnî ve Hanefî bir velî olarak tanıtırken başka kaynaklar ona şeriata aykırı fikirler nispet eder. Araştırmacılar Yûnus'u kimi zaman Mevlevîliğe, kimi zaman Bektaşîliğe, kimi zaman Nakşîlik veya Halvetîliğe bağlamıştır. Divanında on iki imam adının hiç geçmemesi Sünnîliğine işaret sayılır. Mutaassıp bir Sünnî olan Niğdeli Kadı Ahmed ise Tapduk Emre ve dervişlerini sapık sûfîler diye niteler — bu, çağdaş bir muhalif değerlendirmenin kaydı olarak önemlidir.

Bektaşîlik bağı meselesi

Yûnus'un Bektaşîliğe bağlanması yaygın bir kabuldür, ancak dayanağı zayıftır. Kendisi şiirlerinde Hacı Bektâş-ı Velî'den hiç söz etmez. Vilâyetnâme Tapduk Emre ile Hacı Bektâş arasında bir münasebet kurar, fakat bu münasebet Tapduk'un ona mensubiyetini göstermez. Gölpınarlı bu noktadan hareketle Yûnus'un Bektaşî olmadığını, dahası Sarı Saltuk'un, Barak Baba'nın ve Tapduk Emre'nin de Hacı Bektâş ile alâkası bulunmadığını söyler. Ona göre Yûnus ve Tapduk Kalenderî mizaca sahiptir ama Bâtınî bir erkâna bağlı değildir.

Bektaşî geleneğinin Yûnus'u Yeseviyye'ye bağlaması ise kronolojik olarak mümkün değildir: Ahmed Yesevî 1166'da vefat etmiş, Hacı Bektâş 1210 dolaylarında doğmuştur. Bağ doğruysa aralarında Lokmân-ı Perende ile birlikte birkaç halka daha bulunmalıdır. Sonuç olarak Yûnus'un Tapduk Emre ve Barak Baba yoluyla Sarı Saltuk'a ulaşan silsilesinin Hacı Bektâş ile ilişkisi belirsizdir.

Seyahatleri

Divanındaki beyitlere göre Yûnus çok yer gezmiş, “yukarı iller” dediği Azerbaycan'a kadar gitmiştir. Şîraz, Bağdat, Tebriz, Şam ve Nahcıvan'ı gördükten sonra Rum'da kışlayıp baharda memleketine döndüğünü söyler; ilden ile yürüyüp dost sırrını aradığını, gurbet ilinde Mecnun gibi dolaştığını anlatır. Tarikatlar döneminde seyahat, nefis terbiyesinin başlıca unsurlarındandı. Tapduk Emre'nin Rumeli'ye ve silsilesinde adı geçen Sarı Saltuk'un Varna Zâviyesi'ne dervişler göndermiş olması, Yûnus'un “yukarı iller”de dolaşmasını tesadüfî olmaktan çıkarır.

Vefat tarihi tartışması

Vefat tarihi için kaynaklarda üç ayrı rakam dolaşır. Mehmet Nâil Tuman kimi kaynakların 828/1425, kiminin 843/1439 verdiğini kaydeder; ikinci tarih “gülşen-i tevhîd” terkibinin ebced karşılığıdır. Bursalı Mehmed Tâhir bu tarihe itiraz eder ve Risâletü'n-nushiyye'deki “Târih dahı yedi yüz yedi idi / Yûnus cânı bu yolda kodu idi” beytine dayanarak Yûnus'un çok daha önce vefat etmiş olması gerektiğini söyler.

Bazı araştırmacılar 707/1307'yi eserin tamamlanma yılı değil tarikata intisap yılı sayarak Beyazıt Devlet Kütüphanesi belgesindeki 720/1320 tarihini reddeder; Hikmet İlaydın bu okumadan hareketle seksen yıllık bir ömür varsayıp 1352-1362 arasını önerir. Ancak bu görüş hem Yûnus'un kendi eserindeki tarihle hem Erzi'nin yayımladığı belgeyle hem Vilâyetnâme rivayetleriyle çelişir. Köprülü, 1950'de belgenin neşrinden sonra 1320 tarihini kabul etmiştir.

Mezarı ve makamları

Anadolu'nun pek çok yerinde ve Azerbaycan'da Yûnus'a ait mezar ve makamlar vardır: Eskişehir Sarıköy (bugün Yûnusemre köyü), Karaman, Aksaray Ortaköy, Bursa, Manisa Kula Emresultan köyü, Erzurum Dutçu köyü, Isparta Keçiborlu, Afyon Sandıklı, Ankara Nallıhan Emremsultan köyü, Ünye, Sivas ve Azerbaycan'ın Gâh bölgesi. Köprülü bu çokluğu bir çelişki değil bir sevgi göstergesi sayar: Yûnus'un uğradığı yerlerde hâtırası yaşatılmış, mürşidiyle birlikte geçen destanî hayatları sevenlerinin tahayyülünde sürmüştür.

Kaynakların ağırlığı Sivrihisar yakınlarındaki Sarıköy'dedir. Buradaki mezar, Ankara-Eskişehir demiryolu hattı yapılırken 6 Mayıs 1946'da açılmış, bakiyeler geçici bir mezara nakledilmiş, 1970'te yapılan anıtmezarla bugünkü yerine getirilmiştir. Köprülü, Gölpınarlı ve Timurtaş mezarın burada olduğunu kabul eder.

Bir ihtimal daha vardır: Yûnus'un seyahatinde konakladığı Yukarı Azerbaycan'daki Zâhidiyye çevresi Ahî Mîrem'i de yetiştirmiştir. Ahî Mîrem'in Anadolu'ya gelip Tapduk Emre'den kalan bir zâviyede irşadda bulunmuş olması mümkündür; bu durumda “Yûnus Emrem” ile “Ahî Mîrem” kabirlerinin karışmış olabileceği ileri sürülmüştür.

Türkçenin irfan dili

Yûnus'un tasavvuf tarihindeki asıl yeri, ilmî eserlerde Arapçanın, sanat ürünlerinde Farsçanın egemen olduğu bir dönemde tasavvufî hakikatleri sade Türkçeyle söylemesidir. Aşk, tevhid, insan, ölüm, dervişlik ve güzel ahlâk onun başlıca konularıdır. Kendisinden sonra gelen tekke şiirinin neredeyse tamamı bu damardan beslenmiş; Kaygusuz Abdal'dan Edib Harâbî'ye uzanan zincirin ilk halkası o olmuştur.

Metinlerinin tespiti meselesi

Bugün tam bir Yûnus Emre divanı ortaya konulabilmiş değildir. Sebebi tek değildir: sonraki dönemlerde istinsah edilen divanlara “Yûnus” mahlaslı başka şairlerin şiirleri karışmış; yazmalarda istinsah hataları, beyit ve mısra yer değiştirmeleri, birbirine karışan yahut ikiye üçe bölünen şiirler birikmiştir. Buna hangi şiirin Yûnus Emre'ye, hangisinin Âşık Yûnus'a ait olduğunun belirlenememesi eklenir. Divan nüshalarının yanı sıra mecmua ve cönklerin de taranması gerekir; bunlar henüz sistemli biçimde incelenmemiştir. Söz konusu mecmualar arasında 1480 tarihli, Grek harfleriyle yazılmış bir yazma da bulunur.

Mürşidi, silsilesi ve tarikatı meselesi

Mürşidi Tapduk Emre'dir, ancak tarikatı kesin olarak belli değildir. Bir kısım araştırmacı tarikat pîrlerini Horasan'a bağlarken onun Nakşî, Halvetî, Mevlevî yahut Kādirî olduğunu söylemiştir; üzerinde en fazla durulan tarikatlar ise Mevlevîlik'le Bektaşîlik'tir. Yûnus divanında silsilesini Tapduk Emre, Barak Baba ve Sarı Saltuk şeklinde kaydetmiş, Saltuknâme'de de Tapduk Emre'nin Sarı Saltuk ve Yûnus Emre ile görüştüğü belirtilmiştir. Ancak gerek Barak Baba'nın gerekse Sarı Saltuk'un gerçek kimlikleri ve tarikatları bilinmemektedir.

Bazı kaynaklarda Hacı Bektâş-ı Velî'ye bağlanan Yûnus ve Tapduk Emre, Hacı Bektâş-ı Velî'nin Ahmed Yesevî ile münasebeti dolayısıyla Yeseviyye mensubu gösterilir. Fakat Ahmed Yesevî'nin 1166'da öldüğü, Hacı Bektâş-ı Velî'nin ise 1210 yıllarında doğduğu göz önüne alınınca Hacı Bektaş'ın Yesevî'nin dervişleri arasında yer aldığını kabul etmek tarihen mümkün değildir; aradaki mânevî bağ doğru ise Lokmân-ı Perende ile birlikte birkaç isim daha bulunmalıdır. Yûnus Emre şiirlerinde Hacı Bektâş-ı Velî'den doğrudan söz etmez. Gölpınarlı'ya göre Hacı Bektaş'tan hiç söz etmeyen Yûnus Bektaşî değildir; hatta Sarı Saltuk'un, Barak Baba'nın ve Tapduk Emre'nin de Hacı Bektâş-ı Velî ile alâkası yoktur. Yûnus ve Tapduk Emre Kalenderî mizaca sahip olmakla birlikte Bâtınî bir erkâna bağlı değildir. Divanında on iki imamın adının hiç geçmemesi de Sünnîliğine delil sayılmıştır. Neticede Tapduk Emre ve Barak Baba vasıtasıyla Sarı Saltuk'a ulaşan silsilesinin Hacı Bektâş-ı Velî ile alâkasının belli olmadığı söylenebilir.

Kabri ve Anadolu'daki makamları

Anadolu'nun pek çok yerinde ve Azerbaycan'da Yûnus'a ait mezar ve makamlar mevcuttur. Bunlar, seyahat ettiği yerlerdeki sohbetlere katıldığını, çok sevildiğini ve hâtırasının yaşatıldığını gösterir; muhtemelen bazı seyahatlerinde mürşidi Tapduk Emre ile beraber bulunduğundan destanî hayatları sevenlerinin tahayyülünde yaşamış ve yaşatılmıştır.

Anadolu'da mezarının bulunduğu söylenen yerler şunlardır: Eskişehir Sarıköy (bugün Yûnusemre köyü), Karaman, Aksaray Ortaköy, Bursa, Manisa Kula Emresultan köyü, Erzurum Dutçu (Düzcü) köyü, Isparta Keçiborlu, Afyon Sandıklı, Ankara Nallıhan Emremsultan köyü, Ünye ve Sivas. Bunların yanında Azerbaycan'ın Gâh bölgesinde de bir makam vardır. Fuad Köprülü'nün başlattığı araştırmalarla birlikte bu mezarlardan üçünün gerçek mezar olduğu iddiası gündeme gelmiş ve zaman zaman büyük tartışmalara yol açmıştır. Ayrıca Yûnus'un seyahati sırasında konakladığı Yukarı Azerbaycan'daki Zâhidiye çevresinin Ahî Mîrem'i de yetiştirdiği, Ahî Mîrem'in Anadolu'ya gelip Tapduk Emre'den kalan bir zâviyede irşadda bulunmuş olabileceği, bu durumda Yûnus Emrem ile Ahî Mîrem'in kabirlerinin karıştırılmış olacağı ileri sürülmüştür.

COĞRAFÎ HAFIZA13 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi13 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Mevlânâ ile ilgili iki rivayet

Mevlânâ'nın onun için "bu Türkmen kocasının izini önümde buldum" dediği ve Yûnus'un Mesnevî için "uzun yazmışsın" dediği nakledilir.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç →

Süleyman Şeyhî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Yûnus hakkında "İlâhî menzillerin hangisine çıktımsa bu Türkmen kocasının izini önümde buldum, onu geçemedim" dediğini nakleder.

Aktarılagelen bir başka rivayete göre Yûnus bir gün karşılaştığı Mevlânâ'ya "Mesnevî'yi sen mi yazdın?" diye sormuş, Mevlânâ "evet" deyince Yûnus, "Uzun yazmışsın. Ben olsam, 'Et ü kemik büründüm / Yûnus diye göründüm' derdim" karşılığını vermiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Buğday yerine nefes

Yûnus'un Hacı Bektâş'a gidip buğday istemesi, sonra pişman olup nasip için dönmesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç →

Sarıköy'de çiftçilikle geçinen fakir Yûnus, buğday almak üzere Karahöyük'e gider ve bir süre Hacı Bektâş-ı Velî'nin yanında kalır. Dönmek üzereyken Hacı Bektaş ona buğday yerine “nefes” vermeyi teklif eder; Yûnus ısrar edince dilediği kadar buğday verilerek gönderilir. Köyüne yaklaşırken gafletinin farkına varır: buğday bir gün tükenecek, nefes tükenmeyecektir. Tekkeye döner ve nasip ister. Durum Hacı Bektâş'a arzedilince “Bundan sonra olmaz; biz o kilidin anahtarını Tapduk Emre'ye verdik, varsın nasibini ondan alsın” der.

Çerçeve. Anlatı, Yûnus'un Tapduk Emre'ye yönelişini bir tercih anına bağlar. Menkıbe, iki velî arasındaki ilişkiyi ve nasibin kime bağlı olduğunu anlatan bir gelenek metnidir; tarihî bir görüşmenin tutanağı değildir. Ayrıca Yûnus'un ailesi bulunduğuna dair “ehl ü iyâl var, nefes karın doyurmaz” sözü, bu anlatının içinden gelen dolaylı bir bilgidir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî (Manakıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî), s. 48-49.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Kırk yıl eğri odun taşımaması

Erenler meydanına eğrinin yakışmayacağı düşüncesiyle tekkeye yalnız düzgün odun taşıması.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç →

Tapduk Emre'nin yanına varan Yûnus'a şeyhi, hâlinin kendisine mâlûm olduğunu, hizmet edip emek vermesi hâlinde nasibini alacağını söyler. Yûnus kırk yıl boyunca tekkeye yalnız düzgün odun taşır; erenler meydanına eğrinin yakışmayacağını düşünür.

Çerçeve. “Kırk yıl” geleneksel bir süre kalıbıdır, takvim değeri taşımaz. Anlatının ağırlık merkezi süre değil ölçüdür: hizmetin niteliği, taşınan odunun düzgünlüğü üzerinden anlatılır. Yûnus'un adı etrafında en çok tekrarlanan menkıbe budur.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

“Yûnus, söyle!” — kilidin açılışı

Tapduk Emre'nin cezbe hâlinde iki Yûnus arasından Yûnus Emre'ye dönüp söylemesini emretmesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç →

Rum erenlerinin Tapduk Emre'nin tekkesinde büyük bir meclis kurdukları gün, mecliste Yûnus Emre ile birlikte Yûnus-ı Gûyende denilen başka bir Yûnus daha bulunmaktadır. Tapduk cezbeye gelince Gûyende'ye “Yûnus, söyle!” der, fakat o işitmez; söz üç kere tekrarlanır, yine işitmez. Bunun üzerine Tapduk Yûnus Emre'ye döner: “Yûnus, vakit geldi, o hazinenin kilidini açtık, nasibini aldın, hünkârın nefesi yetişti, sen söyle!” Gönlü açılan, gözlerinden perde kalkan Yûnus şevk denizine düşerek söylemeye başlar.

Çerçeve. Anlatı, şairliğin bir kazanım değil bir izin ânı olarak kurulduğunu gösterir. Mecliste ikinci bir Yûnus bulunması ayrıca dikkat çekicidir: kaynaklardaki “iki Yûnus” meselesinin gelenek içindeki en erken izlerinden biridir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî (Manakıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî), s. 48-49.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Şeştâ sesiyle cezbelenmesi

Tapduk Emre'nin çaldığı şeştânın sesiyle Yûnus'un sanatını bırakıp derviş olması.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç →

Üftâde'nin sohbetlerinden derlenen Vâkıât'a göre Tapduk Emre şeştâ çalardı. Bir gün yine çalmaya başlayınca sesi Yûnus'a dokunur; Yûnus cezbelenir, sanatını bırakıp Tapduk'a derviş olur. Aynı kaynakta Yûnus'un Tapduk'a otuz yıl hizmet ettiği, şeyhinin kızıyla evlendiği ve pîrinin nefesinin bereketiyle şair olduğu belirtilir.

Çerçeve. Bu rivayet Vilâyetnâme'dekini tamamlar görünse de ayrıntıları örtüşmez: hizmet süresi kırk değil otuz yıldır ve intisap sebebi buğday değil mûsikîdir. İki anlatı arasındaki bu fark, menkıbelerin tek bir olayın kaydı değil, farklı çevrelerin hafızası olduğunu gösterir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Aziz Mahmud Hüdâyî, Vâkıât-ı Üftâde, s. 91, 256.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Otuz yıl sonra ayrılış ve dönüş

Sülûkü tamamlayamadığını düşünüp tekkeden ayrılan Yûnus'un yolda uyanıp geri dönmesi.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç →

Otuz yıllık hizmetten sonra Yûnus, “Ben bu yolculuktan bir şey anlayamadım, muhtemelen sülûkü tamamlayamayacağım” diyerek tekkeden ayrılır. Yolda rastladığı erenler ve onlarla yaşadığı olağanüstü hâller sayesinde gafletten uyanır, geri döner ve Tapduk'un ayaklarına kapanarak kendini bağışlatır.

Çerçeve. Anlatı sonraki tasavvuf edebiyatında öğretici bir örnek hâline gelmiştir: XVII. yüzyıl Bayramî şeyhi Bolulu Himmet Efendi, sülûkünü tamamlayamayan sâlikin celâl terbiyesinden geçirilebileceğini anlatırken bu olayı delil gösterir. Menkıbenin gelenek içindeki işlevi biyografik değil, terbiye usulüne dairdir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Aziz Mahmud Hüdâyî, Vâkıât-ı Üftâde, s. 374; İsmâil Hakkı Bursevî, Rûhu'l-beyân, I, 171.

Eserleri ve metinleri

İlk 3 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Dîvân ve şiirlerinin nüsha meselesi

417 şiirinin 138'i aruz, diğerleri hece vezniyledir; nüshalarına başka Yûnus'ların şiirleri karıştığı için bugüne kadar tam bir Yûnus Emre divanı ortaya konulamamıştır.

Metni gösterMetni daralt

Divanının tertibi hakkındaki en eski tarih 707 (1307) yılıdır; birçok nüshası içinde en eskilerinin XIV. yüzyıla kadar geriye gittiği tahmin edilmektedir. Daha sonraki dönemlerde istinsah edilen divanlara "Yûnus" mahlaslı başka şairlerin şiirlerinin de karıştığı görülür. Divan yazmalarındaki istinsah hataları, beyit ve mısraların yer değiştirmesi, birbirine karışıp iç içe giren yahut ikiye üçe bölünen şiirler ve aynı şiirin farklı yazmalarda değişik beyit sayılarıyla kaydedilmesi divanın tertibinde dikkatle ele alınması gereken hususlardır. Hangi şiirlerin Yûnus Emre'ye, hangilerinin Âşık Yûnus'a veya başka bir Yûnus'a ait olduğunun tesbiti de ayrı bir meseledir; bu yüzden bugüne kadar tam bir Yûnus Emre divanı ortaya konulamamıştır.

Yûnus'un 417 şiirinden 138'i aruz, diğerleri hece vezniyle yazılmıştır. Heceyle söylenen şiirler şeklen gazele benzediğinden bunlara "heceli gazel" demek mümkündür; böylece Yûnus Emre ilk defa gazeli hece veznine uyarlayıp yeni bir şekil ortaya koymuş, daha sonraki mutasavvıf şairleri de bu gazelleriyle etkilemiştir. Cönk ve mecmualarda "ilâhi, nefes, nutuk" başlıkları altında kaydedilen şiirleri ayrı birer edebî tür değildir. İlâhileri daha söylendiği tarihten itibaren dilden dile dolaşmaya başlamış, XIV. yüzyıldan itibaren abdalân-ı Rûm vasıtasıyla Osmanlı fetihlerine paralel şekilde Türk-İslâm coğrafyasına yayılmıştır. II. Murad devrinde Türkler'e esir düşen György adlı bir Macar'ın Tractatus adlı eserinde "Yûnus" mahlasıyla iki ilâhinin kaydedilmiş olması bu yayılmanın erken bir tanığıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Risâletü'n-nushiyye

707/1307'de mesnevi biçiminde yazılmış 600 beyitlik nasihatnâme; Anadolu sahasının ilk özgün tasavvufî nasihatnâmelerinden.

Metni gösterMetni daralt

707/1307 yılında yazılmış, seyrüsülûk ehline öğütleri içeren 600 beyitlik bir risâledir. “Fâilâtün fâilâtün fâilün” vezninde on üç beyitlik bir nazımla başlar, kısa mensur bir bölümle devam eder; asıl mesnevi “mefâîlün mefâîlün feûlün” veznindedir. İlâhilerine göre daha az şiir özelliği taşır ve Anadolu sahasında yazılmış tasavvufî muhtevalı ilk özgün nasihatnâmelerden biri sayılır. Latin harfleriyle çeşitli neşirleri yapılmıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: nşr. Abdülbaki Gölpınarlı, Risâlat al-Nushiyya ve Dîvân, İstanbul 1965; Mustafa Tatcı, Yunus Emre Dîvânı III: Risâletü'n-nushiyye — Tenkitli Metin, Ankara 2008.
TARİHÎ KAYIT

Dîvan

Tertibi için verilen en eski tarih 707/1307; en eski nüshaları XIV. yüzyıla iner. Tam bir metni bugün de kurulabilmiş değildir.

Metni gösterMetni daralt

Tertibi hakkında verilen en eski tarih 707/1307'dir. Birçok nüshası içinde en eskilerinin XIV. yüzyıla kadar gerilediği tahmin edilir: Ritter nüshası (XIV. yy.), Raif Yelkenci (XIV-XV. yy.), Fâtih (tahminen XV. yy.), Yahyâ Efendi (XVI. yy.) ve Nuruosmaniye (1540).

Tam bir divan kurulamamasının sebepleri birikimlidir: sonraki istinsahlara “Yûnus” mahlaslı başka şairlerin şiirleri karışmış; yazmalarda istinsah hataları, beyit ve mısra yer değiştirmeleri, birbirine karışan yahut bölünen şiirler çoğalmıştır. Buna hangi şiirin Yûnus Emre'ye, hangisinin Âşık Yûnus'a ait olduğunun belirlenememesi eklenir. Divan nüshalarının yanı sıra mecmua ve cönkler de taranmalıdır; bunlar henüz sistemli biçimde incelenmemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Ritter, Raif Yelkenci, Fâtih, Yahyâ Efendi ve Nuruosmaniye (1540) nüshaları; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, s. 600-606.

Öğütleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

İnsân-ı kâmil ve sevgi anlayışı

Tasavvuf anlayışı Kur'an ve Sünnet'e dayanır; sevgisi insanı sevmede kalmayıp bütün varlığı içine alan ilâhî bir sevgiye dönüşür ve gayesi insân-ı kâmil olmaktır.

Metni gösterMetni daralt

Türk tasavvuf edebiyatı sahasında kendine has bir tarzın kurucusu olan Yûnus Emre, Ahmed Yesevî ile başlayan tekke şiiri geleneğini özgün bir söyleyişle Anadolu'da yeniden ortaya koymuştur. İlâhilerinde bütün insanlığı ilâhî aşka, kardeşliğe, merhamet ve şefkate davet etmiş; insan olmanın, kendini bilmenin ve Cenâb-ı Hakk'a ulaşmanın şartlarını anlatmıştır. Onu panteist, mistik veya hümanist saymak isabetli değildir; tasavvuf anlayışı Kur'an ve Sünnet'e, kendisinden önceki mutasavvıfların düşünce ve tecrübelerine dayanır.

Sevgi temeli üzerine kurulu düşünce dünyası insanı sevme noktasında kalmayıp Allah sevgisine uzanır; ondaki sevgi kademe kademe zerreden küreye bütün varlığı içine alan ilâhî bir sevgiye dönüşür. Tarif ettiği insan, Hz. Peygamber'in şahsında temsil edilen "insân-ı kâmil" (er kişi), yani yaratılış gayesi olan ilâhî ahlâka ulaşmış insandır. Ona göre ahlâk, insana yakışmayan davranışları terkedip ilâhî yaratılıştaki asla (fıtrat-ı asliyye) yönelmektir; ahlâkî olmayan davranışlar onun dilinde hayvanî nefse ait "yaramaz" kelimesiyle ifade edilir ve bu davranışların yararlı hale dönüştürülmesi insân-ı kâmil olmanın esasıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Doğum ve vefat tarihi tartışması

Adnan Erzi'nin neşrettiği belgeye göre 638'de (1240-41) doğmuş, seksen iki yıl yaşamış ve 720'de (1320) vefat etmiştir; kaynaklar bundan çok farklı tarihler de verir.

Metni gösterMetni daralt

Tarihî şahsiyeti hakkında çok farklı görüşler ileri sürülmüştür. Yıldırım Bayezid devrine (1389-1402) eriştiğini söyleyenler, Kanûnî dönemi şairleri arasında ona da yer verenler, VII. (XIII.) asrın sonu ile VIII. (XIV.) asrın ilk yıllarında yaşadığını ileri sürenler olmuştur. Bu görüşler, Adnan Erzi'nin Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ndeki bir mecmuadan alarak 1950'de neşrettiği belgeyle büyük ölçüde geçerliliğini yitirmiştir: belgede Yûnus Emre'nin 638 (1240-41) yılında doğduğu, seksen iki yıl yaşadığı ve 720'de (1320) vefat ettiği kaydedilmektedir. M. Fuad Köprülü bu belgeden sonra vefat tarihinin 1320 olduğunu kabul etmiştir. Buna göre Taşköprizâde'nin onu Yıldırım devri şairleri arasında göstermesi ve Âşıkpaşazâde'nin Orhan devriyle I. Murad zamanını idrak ettiğini söylemesi doğru değildir.

Buna karşılık kaynaklar başka tarihler de verir. Mehmet Nâil Tuman vefat tarihinin bazı kaynaklarda 828 (1425), bazılarında 843 (1439) olarak verildiğini kaydeder; Bursalı Mehmed Tâhir "gülşen-i tevhîd" terkibinin karşılığı olan 843 (1439) tarihini nakleder, ancak risâlesindeki "Târih dahı yedi yüz yedi idi / Yûnus cânı bu yolda kodu idi" beytine göre bundan çok önce vefat etmiş olması gerektiğini söyler. Bazı araştırmacılar Risâletü'n-nushiyye'nin tamamlandığı 707 (1307) yılını tarikata intisap yılı sayıp 720'den sonra öldüğünü ileri sürmüş, Hikmet İlaydın ise 1352-1362 arasında vefat ettiğini savunmuştur. Kayıtlar birleştirilmeden yan yana durmaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Ümmîliği meselesi

Eski kaynaklar ümmî olduğunda birleşirken Köprülü, Gölpınarlı ve Timurtaş bunu tarihî bir hakikat saymaz; "ümmî" sıfatı gelenekten gelen saf bilgiye sahip olmak anlamında yorumlanır.

Metni gösterMetni daralt

Eski kaynaklarda ümmîliğinden söz edilir. Âşık Çelebi, Yûnus'un medresede başarılı olamayıp "Tanrı mektebi"nde ders okuduğunu ifade eder; Bektaşî geleneğinde de ümmî kabul edilir, Niyâzî-i Mısrî de aynı görüştedir. İsmâil Hakkı Bursevî onun ümmî fakat hikmet sahibi olduğunu belirttiği halde "Çıktım erik dalına" şathiyesini şerhederken sülûkünden önce müftülük yaptığını söyler; bu bilgi ondan önceki kaynaklarda yer almadığına göre adı geçen zatın Bursalı Âşık Yûnus olması gerektiği belirtilir. Hüseyin Vassâf onu "ümmî-i kâmil" diye niteler.

Buna karşılık Köprülü, o devrin ilmî ve felsefî sistemlerine divanında yer yer beliğ işaretler bulunduğunu, dolayısıyla ümmîlik geleneğinin hiçbir zaman tarihî bir hakikat sayılamayacağını söyler. Gölpınarlı, onun Sa'dî-i Şîrâzî'den ve Mevlânâ'dan tercüme yapacak kadar Farsça bildiğini kaydeder ve Konya'da eğitim almış olabileceğini ileri sürer; Timurtaş da ümmî olmadığı, büyük ihtimalle tahsilini Konya'da yaptığı kanaatindedir. Sâdık Vicdânî ise ümmî olmadığı halde Resûl-i Ekrem'in vasfıyla nitelenmek için ümmî bilindiğini söyler. Kendi beyitleri de iki yönlüdür: "Ne elif okudum ne cim varlıktandır kelecim" diyen Yûnus, başka bir şiirinde gönlünde "ilm-i usûl" sevdası olup zâhirî bilgi peşinde koştuğunu söyler. Neticede şiirlerinde sık kullandığı ümmî sıfatının "gelenekten gelen saf bilgiye sahip olan" anlamına geldiği, öğrenimini yetiştiği tekke ve çevre içinde düşünmek gerektiği belirtilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Türkçede bir tasavvuf dili kurması

Eski Anadolu Türkçesi'nin oluşumunda rol oynayan ilk Türk şairi sayılır; İsmâil Hakkı Bursevî onun için "bu lisanın hatmidir" der.

Metni gösterMetni daralt

Yûnus Emre, Eski Anadolu Türkçesi'nin oluşumunda çok önemli rol oynayan ilk Türk şairidir. Kullandığı kelimeler ve ifade kalıpları, bunlara yüklediği anlamlar ve mecazlar Türkçe'nin edebî bir dil haline gelmesi yolunda büyük bir merhaledir; onu diğer mutasavvıf şairlerden ayıran özellik de budur. Kendinden önce Anadolu'da sözlü bir edebiyat bulunmakla birlikte Batı Türkçesi'yle ilk ve en güzel şiirleri o ortaya koymuş, şifahî birikimden yararlanarak dili sanatkârane bir üslûpla işleyip Türkçede bir tasavvuf dili oluşturmuştur.

Süleyman Şeyhî, Yûnus'tan sonra gelen şairlerin onun gibi şiir söylemeye muvaffak olamadıklarını kaydeder; İsmâil Hakkı Bursevî ise "Şeyh Yûnus bu lisanın hatmidir. Zira ondan sonra gelen erbâb-ı mezâkın her biri onun mezâkı üzerine gitmiş, nazımda onu taklit etmiştir" der. Şiirlerinin asırlarca okunup günümüze ulaşmasının sebebi de bu üslûptur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Seyahatleri ve "yukarı iller"

Şiirlerine ve menkıbelere göre pek çok yeri gezmiş, "yukarı iller" dediği Azerbaycan'a kadar gitmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Divanındaki bazı beyitlere ve menkıbelere göre Yûnus Emre pek çok yeri gezmiş, "yukarı iller" dediği Azerbaycan'a kadar gitmiştir. İlden ile yürüyüp dost sırrını aradığını, Urum'da ve Şam'da kendisi gibi bir garip bulamadığını, gurbet ilinde âşık olup Mecnun gibi dolaştığını, Şîraz, Bağdat, Tebriz, Şam ve Nahcıvan gibi beldeleri gördükten sonra Rum'da kışlayıp baharda memleketine döndüğünü söyler.

Seyahatlerinin sebebi ve şekli tam olarak bilinmemekle birlikte tarikatlar döneminde seyahat, sûfîlerin hayatında nefis terbiyesinin önemli bir unsurudur. Ayrıca şeyhi Tapduk Emre'nin ailesi veya tarikat şeceresi bakımından bu yöreyle bağlantısı bulunabileceğinden "yukarı iller"de dolaşması tesadüfî sayılmaz; nitekim Tapduk Emre, Rumeli'ne ve özellikle silsilesinde adı geçen Sarı Saltuk'un ikamet ettiği Varna Zâviyesi'ne de bazı dervişlerini göndermiştir. Buna karşılık onun Horasan'dan Anadolu'ya gelip yine yukarı illere dönen bir derviş olduğu yönündeki görüş doğru bulunmamıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Ümmî ve ümmî-i kâmil

Yûnus için kullanılan ümmîlik, okuma yazma bilmemekten çok gelenekten gelen saf bilgiye sahip olmayı anlatır.

Metni gösterMetni daralt

Kaynaklar Yûnus'u çoğunlukla ümmî sayar; Hüseyin Vassâf onu “ümmî-i kâmil” diye niteler. Sâdık Vicdânî ise ümmî bilinmesini, Resûl-i Ekrem'in vasfıyla nitelenme arzusuna bağlar. Şiirlerinde kendisi için kullandığı ümmî sıfatı, “gelenekten gelen saf bilgiye sahip olan” anlamındadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, I, 146-154; Sâdık Vicdânî, Tarikatler ve Silsileleri, s. 155.
TARİHÎ KAYIT

Nefes

Velînin müride verdiği mânevî nasip; Yûnus menkıbesinin merkezindeki kavram.

Metni gösterMetni daralt

Hacı Bektâş'ın buğday yerine teklif ettiği, Tapduk Emre'nin “hünkârın nefesi yetişti” diyerek işaret ettiği mânevî nasip. Yûnus menkıbesinin tamamı bu kavram etrafında kurulur: tükenen buğday ile tükenmeyen nefes arasındaki tercih.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî, s. 48-49.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ETKİLEDİĞİHacı Bektâş-ı VelîVilâyetnâme'ye göre Yûnus'u Tapduk Emre'ye yönlendiren kişidir; ancak Yûnus şiirlerinde ondan doğrudan söz etmez ve mensubiyeti tartışmalıdır.
Bu bağın kanıt fişi
İlişki kimliği
908
Yön
59 → 690
Tür
Tarihî etki
Hat / varyant
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Eser / belge
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Baskı / nüsha
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Cilt
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Sayfa
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Varak
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Tarih
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Doğrulama
Kaynak belirtilmemiş

İlişki / dönem açıklaması: Vilâyetnâme'ye göre Yûnus'u Tapduk Emre'ye yönlendiren kişidir; ancak Yûnus şiirlerinde ondan doğrudan söz etmez ve mensubiyeti tartışmalıdır.

Her ilişki kendi kimliği ve hattıyla korunur. Künye veya sayfa bulunması, tarihî iddianın bağımsız olarak doğrulandığı anlamına gelmez.

ETKİLEDİĞİHoca Ahmed YesevîAhmed Yesevî ile başlayan tekke şiiri geleneğini özgün bir söyleyişle Anadolu'da yeniden ortaya koymuştur.
Bu bağın kanıt fişi
İlişki kimliği
909
Yön
59 → 673
Tür
Tarihî etki
Hat / varyant
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Eser / belge
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Baskı / nüsha
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Cilt
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Sayfa
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Varak
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Tarih
Bilinmiyor / kayıt belirtilmemiş
Doğrulama
Kaynak belirtilmemiş

İlişki / dönem açıklaması: Ahmed Yesevî ile başlayan tekke şiiri geleneğini özgün bir söyleyişle Anadolu'da yeniden ortaya koymuştur.

Her ilişki kendi kimliği ve hattıyla korunur. Künye veya sayfa bulunması, tarihî iddianın bağımsız olarak doğrulandığı anlamına gelmez.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Ankara · TürkiyeTapduk Emre Dergâhı (Emrem Sultan Zâviyesi)Kaynakların vardığı kanaate göre Yûnus Emre, Nallıhan'a yakın Emrem Sultan'daki zâviyede, Tapduk Emre Dergâhı'nda yaşamıştır. Sarıköy'deki arazisini bu zâviyeye bağışladığı belirtilir. İlişkili kişi dosyası Yûnus Emre : Yûnus Emre (638/1240-41–720/1320), Tapduk Emre’nin irşadında yetişen; Dîvânı ve Risâletü’n-nushiyye’siyle aşk, tevhid, ahlâk ve insan anlayışını Anadolu Türkçesinin kalıcı şiir diline dönüştüren mutasavvıftır.Mihalıççık · TürkiyeYûnus Emre Türbesi (Sarıköy / Yûnusemre köyü)Kaynakların ağırlığının işaret ettiği yer. Mezar, Ankara-Eskişehir demiryolu hattı yapılırken 6 Mayıs 1946'da açılmış, 1970'te anıtmezara taşınmıştır. İlişkili kişi dosyası Yûnus Emre : Yûnus Emre (638/1240-41–720/1320), Tapduk Emre’nin irşadında yetişen; Dîvânı ve Risâletü’n-nushiyye’siyle aşk, tevhid, ahlâk ve insan anlayışını Anadolu Türkçesinin kalıcı şiir diline dönüştüren mutasavvıftır.Nallıhan · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Emremsultan köyü)Tapduk Emre Dergâhı'nın bulunduğu kabul edilen yer; Yûnus'un yaşadığı çevre olarak gösterilir. İlişkili kişi dosyası Yûnus Emre : Yûnus Emre (638/1240-41–720/1320), Tapduk Emre’nin irşadında yetişen; Dîvânı ve Risâletü’n-nushiyye’siyle aşk, tevhid, ahlâk ve insan anlayışını Anadolu Türkçesinin kalıcı şiir diline dönüştüren mutasavvıftır.Karaman · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Karaman)Yûnus'un ölümünden bir süre önce Karaman'da arazi satın aldığına dair arşiv kaydıyla ilişkilendirilir. İlişkili kişi dosyası Yûnus Emre : Yûnus Emre (638/1240-41–720/1320), Tapduk Emre’nin irşadında yetişen; Dîvânı ve Risâletü’n-nushiyye’siyle aşk, tevhid, ahlâk ve insan anlayışını Anadolu Türkçesinin kalıcı şiir diline dönüştüren mutasavvıftır.Aksaray · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Ortaköy)İlişkili kişi dosyası Yûnus Emre : Yûnus Emre (638/1240-41–720/1320), Tapduk Emre’nin irşadında yetişen; Dîvânı ve Risâletü’n-nushiyye’siyle aşk, tevhid, ahlâk ve insan anlayışını Anadolu Türkçesinin kalıcı şiir diline dönüştüren mutasavvıftır.Bursa · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Bursa)Bursalı Âşık Yûnus ile karışma ihtimalinin en yüksek olduğu yer. İlişkili kişi dosyası Yûnus Emre : Yûnus Emre (638/1240-41–720/1320), Tapduk Emre’nin irşadında yetişen; Dîvânı ve Risâletü’n-nushiyye’siyle aşk, tevhid, ahlâk ve insan anlayışını Anadolu Türkçesinin kalıcı şiir diline dönüştüren mutasavvıftır.Kula / Manisa · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Emresultan köyü)İlişkili kişi dosyası Yûnus Emre : Yûnus Emre (638/1240-41–720/1320), Tapduk Emre’nin irşadında yetişen; Dîvânı ve Risâletü’n-nushiyye’siyle aşk, tevhid, ahlâk ve insan anlayışını Anadolu Türkçesinin kalıcı şiir diline dönüştüren mutasavvıftır.Erzurum · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Dutçu köyü)İlişkili kişi dosyası Yûnus Emre : Yûnus Emre (638/1240-41–720/1320), Tapduk Emre’nin irşadında yetişen; Dîvânı ve Risâletü’n-nushiyye’siyle aşk, tevhid, ahlâk ve insan anlayışını Anadolu Türkçesinin kalıcı şiir diline dönüştüren mutasavvıftır.Isparta · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Keçiborlu)İlişkili kişi dosyası Yûnus Emre : Yûnus Emre (638/1240-41–720/1320), Tapduk Emre’nin irşadında yetişen; Dîvânı ve Risâletü’n-nushiyye’siyle aşk, tevhid, ahlâk ve insan anlayışını Anadolu Türkçesinin kalıcı şiir diline dönüştüren mutasavvıftır.Afyonkarahisar · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Sandıklı)İlişkili kişi dosyası Yûnus Emre : Yûnus Emre (638/1240-41–720/1320), Tapduk Emre’nin irşadında yetişen; Dîvânı ve Risâletü’n-nushiyye’siyle aşk, tevhid, ahlâk ve insan anlayışını Anadolu Türkçesinin kalıcı şiir diline dönüştüren mutasavvıftır.Ordu · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Ünye)İlişkili kişi dosyası Yûnus Emre : Yûnus Emre (638/1240-41–720/1320), Tapduk Emre’nin irşadında yetişen; Dîvânı ve Risâletü’n-nushiyye’siyle aşk, tevhid, ahlâk ve insan anlayışını Anadolu Türkçesinin kalıcı şiir diline dönüştüren mutasavvıftır.Sivas · TürkiyeYûnus Emre Makamı (Sivas)İlişkili kişi dosyası Yûnus Emre : Yûnus Emre (638/1240-41–720/1320), Tapduk Emre’nin irşadında yetişen; Dîvânı ve Risâletü’n-nushiyye’siyle aşk, tevhid, ahlâk ve insan anlayışını Anadolu Türkçesinin kalıcı şiir diline dönüştüren mutasavvıftır.Qax · AzerbaycanYûnus Emre Makamı (Gâh)Seyahatlerinde uğradığı 'yukarı iller'deki makam. Zâhidiyye çevresinden Ahî Mîrem ile karışmış olabileceği ileri sürülmüştür. İlişkili kişi dosyası Yûnus Emre : Yûnus Emre (638/1240-41–720/1320), Tapduk Emre’nin irşadında yetişen; Dîvânı ve Risâletü’n-nushiyye’siyle aşk, tevhid, ahlâk ve insan anlayışını Anadolu Türkçesinin kalıcı şiir diline dönüştüren mutasavvıftır.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî (Manakıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî), s. 48-49
  2. [2]Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî
  3. [3]Aziz Mahmud Hüdâyî, Vâkıât-ı Üftâde, s. 91, 256
  4. [4]Aziz Mahmud Hüdâyî, Vâkıât-ı Üftâde, s. 374; İsmâil Hakkı Bursevî, Rûhu'l-beyân, I, 171
  5. [5]Halk rivayeti; TDV İslâm Ansiklopedisi, “Yûnus Emre”, c. 43, s. 600-606
  6. [6]Süleyman Şeyhî, Bahrü'l-velâye, vr. 143b; halk rivayeti
  7. [7]nşr. Abdülbaki Gölpınarlı, Risâlat al-Nushiyya ve Dîvân, İstanbul 1965; Mustafa Tatcı, Yunus Emre Dîvânı III: Risâletü'n-nushiyye — Tenkitli Metin, Ankara 2008
  8. [8]Ritter, Raif Yelkenci, Fâtih, Yahyâ Efendi ve Nuruosmaniye (1540) nüshaları; TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, s. 600-606
  9. [9]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, I, 146-154; Sâdık Vicdânî, Tarikatler ve Silsileleri, s. 155
  10. [10]Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî, s. 48-49
  11. [11]Âşık Çelebi, Meşâirü'ş-şuarâ, II, 689
  12. [12]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Yûnus Emre”, c. 43, s. 600-606
  13. [13]Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, s. 78; Ebülhayr-i Rûmî, Saltuknâme
  14. [14]Faruk K. Timurtaş, Yunus Emre Divanı (haz. girişi), s. 19
  15. [15]Kişi kartı kaynak paketi — Yûnus Emre
Ortak kaynak kataloğunu aç →