Sarıköy'de çiftçilikle geçinen fakir Yûnus, buğday almak üzere Karahöyük'e gider ve bir süre Hacı Bektâş-ı Velî'nin yanında kalır. Dönmek üzereyken Hacı Bektaş ona buğday yerine “nefes” vermeyi teklif eder; Yûnus ısrar edince dilediği kadar buğday verilerek gönderilir. Köyüne yaklaşırken gafletinin farkına varır: buğday bir gün tükenecek, nefes tükenmeyecektir. Tekkeye döner ve nasip ister. Durum Hacı Bektâş'a arzedilince “Bundan sonra olmaz; biz o kilidin anahtarını Tapduk Emre'ye verdik, varsın nasibini ondan alsın” der.
Çerçeve. Anlatı, Yûnus'un Tapduk Emre'ye yönelişini bir tercih anına bağlar. Menkıbe, iki velî arasındaki ilişkiyi ve nasibin kime bağlı olduğunu anlatan bir gelenek metnidir; tarihî bir görüşmenin tutanağı değildir. Ayrıca Yûnus'un ailesi bulunduğuna dair “ehl ü iyâl var, nefes karın doyurmaz” sözü, bu anlatının içinden gelen dolaylı bir bilgidir.