HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Ustrumca’dan Sofya’ya
Bâlî Efendi bugünkü Kuzey Makedonya sınırları içindeki Ustrumca’da doğdu. İlk öğrenimini burada gördü; tahsilini Sofya ve İstanbul’da tamamladı. Halvetî şeyhi Kasım Çelebi’ye intisap ederek tasavvufî terbiyesini onun yanında tamamladı ve Sofya’yı ikinci vatanı edindi.
Rumeli’de irşadı
Sofya çevresinde geniş bir irşad halkası kurdu. Eski kaynaklarda on iki bin mürid ve dört yüz halife yetiştirdiği söylenir; bu rakamlar nüfuzunun büyüklüğünü anlatan geleneksel sayılar olarak ihtiyatla okunmalıdır. En tanınmış müridleri arasında Kurd Muhammed Efendi ile Nûreddinzâde Muslihuddin Efendi bulunur.
Kanûnî devri ve seferler
Kanûnî Sultan Süleyman’ın takdirini kazandı; bazı seferlere katılarak askerlere vaaz ve mânevî destek verdi. Bu ilişki onu yalnız tekke çevresinde değil, XVI. yüzyıl Osmanlı ilim ve siyaset dünyasında da etkili bir Halvetî şeyhi hâline getirdi.
Fikir dünyası
Bâlî Efendi zâhirî ilimlerle tasavvufu birlikte ele aldı. İbnü’l-Arabî’nin Fuṣûṣü’l-hikem’ine yazdığı Arapça şerhte önceki şârihlere zaman zaman itiraz etti. Firavun’un imanı, kazâ ve kader gibi tartışmalı meselelerde metinler arasında karşılaştırma yapan ihtiyatlı bir yaklaşım sergiledi. Şeyh Bedreddin’in görüşlerine karşı padişaha yazdığı mektup da onun tasavvuf adına ileri sürülen her yorumu benimsemediğini gösterir.
Eserleri
Başlıca eseri Şerḥu Fuṣûṣi’l-ḥikem’dir. Ayrıca Atvâr-ı Seb‘a, Şerḥu hadîsi küntü kenzen, Risâletü’l-kazâ ve’l-kader, Kıssa-i İbrâhim Aleyhisselâm, Mecmûatü’n-nesâih, Risâletü’t-tasavvuf ve Vâridât adlı eserleri vardır. Şiirleri ve çeşitli mektupları da yazma mecmualarda korunmuştur.
Şiiri ve irşad dili
Şiirlerinde dünya gösterişinden geçmek, mârifet tahsili, ibadet, zikir ve gönlü ilâhî tecelliye hazırlamak üzerinde durur. Ebüssuûd Efendi’ye yazdığı manzum mektupta medrese inşasının tek başına yeterli olmadığını, ilmin mârifet ve ahlâkla tamamlanması gerektiğini savunur.
Beyt-i ma‘mûr ister isen dil-i dânâyı gör
Mescid-i Aksâ dilersen dergeh-i Mevlâ’yı gör
Bal menkıbesi
Bir Hristiyanın taşıdığı şarap fıçılarını “bal” diye adlandırması üzerine içindekilerin bala dönüştüğü anlatılır. “Bir bakışta bâdeyi bal eyledi Bâlî Baba” sözüyle meşhur olan bu rivayet, adının tarihî etimolojisi değil gelenek içindeki keramet anlatısıdır.
Vefatı
960/1553’te Sofya yakınındaki Sâlihiye’de vefat etti ve oraya defnedildi. Daha sonra Kadı Abdurrahman tarafından kabri çevresine cami, türbe ve zâviye yaptırıldı.