Ara
Menü

Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî

Muhammed Nûru'l-Arabî (1813, Mahalletülkübrâ – 29 Cemâziyelâhir 1305/13 Mart 1888, Ustrumca); üçüncü devre Melâmîliğinin pîri . Mısır'dan Rumeli'ye gelip yerleştiği için “Arap Hoca” , Noktatü'l-beyân sebebiyle “Noktacı Hoca” diye tanınır. Tevhidi yedi makamda sistemleştirmiştir.

Doğum
1813
Vefat
1888
Unvan
Üçüncü devre Melâmîliğinin pîri

Mısır'dan Rumeli'ye

Mısır'ın Garbiye vilâyetine bağlı Mahalletülkübrâ kasabasında doğdu. Hayatı hakkındaki bilgilerin önemli bir kısmı Menbau'n-nûr fî rü'yeti'r-Resûl adını verdiği hal tercümesiyle halifelerinden Harîrîzâde Kemâleddin Efendi'nin Tibyân'ına ve Bursalı Mehmed Tâhir'in onun hakkında kaleme aldığı menâkıbnâmesine dayanmaktadır.

Mısır'dan gelip Rumeli'ye yerleştiğinden “Arap Hoca”, Hz. Ali'nin ilmin hakikatiyle ilgili sözlerini şerhettiği Noktatü'l-beyân adlı eseri sebebiyle “Noktacı Hoca” diye tanınır.

Hz. Hüseyin soyundan Kudüs'e yerleşmiş bir aileye mensuptur… Kudüs civarında zâviyesinde medfun olan dedesi Bedrü'l-Velî diye tanınmaktaydı. Babası İbrâhim el-Kudsî'nin Mısır'a gelip yerleştiği tarih bilinmemektedir. Dört yaşında babası vefat edince dayısı tarafından himaye edilmiştir.

Tahsil ve ilk intisaplar

Muhammed Nûrü'l-Arabî, 1820'de Kahire'de Ezher hocalarından Şeyh Hasan el-Kuveysinî'nin yanında tahsil hayatına başladı. Dokuz yıl sonra öğrenimini tamamladığında Yanyalı Şeyh Ahmed Efendi ile birlikte Yanya'ya gitti. Burada Nakşibendî şeyhi Yûsuf Efendi'ye intisap etti.

1245 (1829-30) yılında Mekke'ye ulaştığında on yedi yaşında olduğunu söyleyen Muhammed Nûrü'l-Arabî, Halvetî-Şâbânî şeyhi İbrâhim eş-Şemârikî'ye intisap ederek kendisinden Halvetî-Şâbânî, Üveysiyye ve Ekberiyye tarikatlarından icâzet aldı.

Rumeli yılları

İskenderiye'den Antalya'ya geçen Muhammed Nûrü'l-Arabî, Anadolu'nun bazı şehirlerini dolaşarak Gelibolu'ya ulaştı, oradan Selânik'e geçti (1833). Ardından Serez'e gitti… Bu yılın sonunda Koçana'da Üsküp Valisi Hıfzı Paşa'nın yaptırdığı medresede müderris olarak göreve başladı.

Koçana Camii'nde akaid ilmine dair “Emâlî” kasidesini şerhetti. Ana dili Arapça olan bu gencin kasideyi Türkçe şerhetmesi valinin dikkatini çekti. İlk müntesiplerinden olan Hıfzı Paşa tarafından Üsküp'e davet edilince şehrin ulemâsıyla tanışma imkânı buldu.

1839'da Koçana'dan ayrılıp Üsküp'e yerleşti. Burada Nakşibendî-Müceddidî şeyhi Kazanlı Abdülhâlik Efendi'ye intisap etti.

İrşad ve zındıklık iddiası

1868 yılına kadar Üsküp ve civarında vahdet-i vücûd esasına dayanan kendi seyrüsülûk anlayışına göre irşad faaliyetini sürdürdü. Bu tarihte zındıklık iddiasıyla İstanbul'a şikâyet edilince Sultan Abdülaziz durumun araştırılmasını istedi. Ancak Manastır valiliği sırasında şeyhi tanımış olan Zaptiye Nâzırı Hüsnü Paşa'nın iddianın asılsız olduğunu söylemesi üzerine tahkikattan vazgeçilip şeyhin İstanbul'a davet edilmesi kararlaştırıldı.

İstanbul'a gelip devlet ricâliyle şeyhülislâmı ziyaret eden, ulemâ ve meşâyih meclislerine katılan, camilerde vaazlar veren Muhammed Nûrü'l-Arabî altı ay kadar Zaptiye nâzırının konağında ikamet ettikten sonra Üsküp'e döndü.

Vefatı

1874 yılında Üsküp'ten ayrılan Muhammed Nûrü'l-Arabî, bugün Makedonya sınırları içinde kalan Ustrumca'ya yerleşti. 1879 ve 1884'te kalabalık bir ihvan grubuyla iki defa daha hacca gitti.

Son yıllarında irşad faaliyetleriyle uğraşan Muhammed Nûrü'l-Arabî 29 Cemâziyelâhir 1305'te (13 Mart 1888) Ustrumca'daki evinde vefat etti ve öldüğü odaya defnedildi.

COĞRAFÎ HAFIZA10 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi10 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç3 doğrudan bağlantıAğda gör →
ÇOKLU İRŞAD GÜZERGÂHI2 ayrı bağlamda görünüyorHer bağlantı ayrı açılır; ortak gövde, kol aidiyeti anlamına gelmez.

Menkıbeler

İlk 3 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Rüyada öğretilen makamlar

Hz. Peygamber'den alınan telkin.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Seyrüsülûk anlayışının özünü oluşturan, “fenâ makamları” olarak tanımladığı tevhîd-i ef'âl, tevhîd-i sıfât, tevhîd-i zât makamlarını 1250 (1834-35) yılında Koçana'da müderrisken rüyasında bizzat Hz. Peygamber'in kendisine öğrettiğini ve 1837'de onun elinden hırka giydiğini, 1843 yılına kadar bu üç makamı zevk etmeye çalıştığını söyler.

Mekke'de hac esnasında Muhammed Mekkî adlı bir meczupla karşılaşan Muhammed Nûrü'l-Arabî onun emriyle halvete girdiğini, bu sırada bekā makamları olan cem', hazretü'l-cem' ve cem'u'l-cem'in Hz. Peygamber tarafından telkin edildiğini, hac dönüşü Yenbu' mevkiinde seyrüsülûk anlayışının son makamı olan ahadiyyetü'l-cem' makamını yine Resûl-i Ekrem'in kendisini rüyasında nûrânî bir şebeke içine alıp telkin ettiğini anlatır.

Çerçeve. Bütün bilgilerin kaynağı şeyhin kendi hal tercümesidir (Menbau'n-nûr fî rü'yeti'r-Resûl — “Resûl'ü görmede nurun kaynağı”). Bu, tasavvufta üveysîlik denen çerçevedir: yaşayan bir mürşidden değil, doğrudan mânevî yoldan terbiye. Silsilesi Nakşî-Müceddidî'ye çıksa da öğretisini bu yolla aldığını söylemesi, kendi sistemini mevcut hiçbir tarikata borçlu saymadığını gösterir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.
TARİHÎ KAYIT

Emâlî kasidesini Türkçe şerhetmesi

Ana dili Arapça olan genç müderrisin Koçana Camii'nde Emâlî kasidesini Türkçe şerhetmesi Üsküp valisinin dikkatini çekti ve Üsküp'e davetiyle sonuçlandı.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Selânik'ten sonra Serez'e geçip küçük bir medresede üç ay müderrislik yaptı; ardından bölgedeki Demirhisar, Doyran, Ustrumca ve Koçana kasabalarını ziyaret etti. Aynı yılın sonunda Koçana'da, Üsküp Valisi Hıfzı Paşa'nın yaptırdığı medresede müderris olarak göreve başladı ve Koçana Camii'nde akaid ilmine dair Emâlî kasidesini şerhetti. Ana dili Arapça olan bu gencin kasideyi Türkçe şerhetmesi valinin dikkatini çekti; ilk müntesiplerinden olan Hıfzı Paşa tarafından Üsküp'e davet edilince şehrin ulemâsıyla tanışma imkânı buldu.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

“Altı ay sonra ben seni ziyaret edeceğim”

Ahmed Amiş Efendi'ye söylenen söz.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Üsküp'te Muhammed Nûrü'l-Arabî'yi ziyaret eden ve bu sırada şeyhten icâzetnâme alan Fâtih türbedarı Ahmed Amiş Efendi'nin şeyhin vefatından altı ay önce onu bir defa daha ziyaret ettiği, bu esnada şeyhin, “Altı ay sonra da ben seni ziyaret edeceğim” dediği rivayet edilmektedir.

Bu olay, Muhammed Nûrü'l-Arabî'nin mânevî vârisinin Ahmed Amiş Efendi olduğu şeklinde yorumlanmıştır (Ergin, s. 164).

Çerçeve. Söz hem kendi ölümünü haber verir hem vekâleti devreder: bedenen değil mânen ziyaret edecektir. Ahmed Amiş Efendi (ö. 1920) Fatih türbedarı olarak son devir İstanbul'unun en tesirli simalarındandır; bu rivayet üçüncü devre Melâmîliğinin merkezinin Rumeli'den İstanbul'a taşınmasını meşrulaştırır.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.

Hayatından kayıtlar

İlk 5 kayıt gösteriliyor

BİYOGRAFİK KAYIT

Kaybolan kabir, dikilen ağaç

Türbeden postahaneye.

Metni gösterMetni daralt

29 Cemâziyelâhir 1305'te (13 Mart 1888) Ustrumca'daki evinde vefat etti ve öldüğü odaya defnedildi. Buraya daha sonra türbe yaptırılmış, türbe Rumeli'nin Osmanlılar'ın elinden çıkmasının ardından bakımsızlıktan harap olmuş, yerine bir postahane binası inşa edilmiş, postahanenin de yıkılması üzerine kabrinin yeri tamamen kaybolmuş, mensupları bir işaret olmak üzere buraya bir ağaç dikmişlerdir.

Çerçeve. Bir kabrin izinin üç aşamada silinişi kaydedilir: türbe harap olur, üstüne bina yapılır, bina da yıkılınca yer büsbütün kaybolur. Geriye kalan tek işaret dikilen ağaçtır. Melâmîliğin — tekke, tâc ve alâmet tutmayan bir yolun — pîrine tuhaf biçimde yakışan bir sondur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.
BİYOGRAFİK KAYIT

Arapça bilen hocanın Türkçe şerhi

Koçana'da valinin dikkatini çekmek.

Metni gösterMetni daralt

Koçana Camii'nde akaid ilmine dair “Emâlî” kasidesini şerhetti. Ana dili Arapça olan bu gencin kasideyi Türkçe şerhetmesi valinin dikkatini çekti. İlk müntesiplerinden olan Hıfzı Paşa tarafından Üsküp'e davet edilince şehrin ulemâsıyla tanışma imkânı buldu.

Çerçeve. Mısırlı bir gencin Rumeli'ye geldikten birkaç yıl sonra Türkçe ders verebilmesi dikkat çekicidir; nitekim eserlerinin çoğu da Türkçedir. Kariyerinin dönüm noktası bir keramet değil, bir dil başarısıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.
BİYOGRAFİK KAYIT

“Mürşid-i kâmil bulmaya gidiyorum”

1843 hac yolculuğu.

Metni gösterMetni daralt

1843 yılında hacca gitmek üzere kalabalık bir kafileyle Üsküp'ten ayrıldı. Kafilede bulunan Üsküp ulemâsından Nebî Efendi'ye Mekke'ye mürşid-i kâmili bulmak için gittiğini söylediği kaydedilmektedir.

Çerçeve. Bu tarihte kendisi zaten dört ayrı şeyhten icâzet almış, on yıldır müderrislik yapan biridir; buna rağmen hâlâ mürşid aramaktadır. Kaynak bunu, irşada başlama tarihini tesbit için kullanır: “1843'te kâmil bir mürşid bulmak amacıyla hacca gittiğini söylediğine göre hac dönüşünün ardından irşad faaliyetine başlamış olmalıdır.”

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.
BİYOGRAFİK KAYIT

Zındıklık şikâyeti ve bir paşanın şahitliği

1868'de İstanbul'a çağrılması.

Metni gösterMetni daralt

Bu tarihte zındıklık iddiasıyla İstanbul'a şikâyet edilince Sultan Abdülaziz durumun araştırılmasını istedi. Ancak Manastır valiliği sırasında şeyhi tanımış olan Zaptiye Nâzırı Hüsnü Paşa'nın iddianın asılsız olduğunu söylemesi üzerine tahkikattan vazgeçilip şeyhin İstanbul'a davet edilmesi kararlaştırıldı.

Çerçeve. Soruşturma bir tanıklıkla düşmüştür; şikâyetin sebebi kaynakta belirtilmez, fakat vahdet-i vücûd merkezli bir öğreti ve Şeyh Bedreddin'in Vâridât'ını şerhetmesi düşünülürse tahmin edilebilir. Sonuç ilginçtir: sanık sıfatıyla çağrılan şeyh, İstanbul'da şeyhülislâmı ziyaret eden, camilerde vaaz veren bir misafire dönüşmüştür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.
BİYOGRAFİK KAYIT

Manastır'da Vâridât dersleri

Memurlara okunan bir kitap.

Metni gösterMetni daralt

Müridlerinden Çerkez İsmâil Paşa'nın davetiyle 1853'te Manastır'a gitti. Burada kaldığı üç ay içerisinde çoğunluğu memur kesiminden bir gruba Şeyh Bedreddin'in Vâridât'ını şerhetti.

Çerçeve. Vâridât, Osmanlı tarihinin en tartışmalı metnidir; müellifi 1420'de idam edilmiştir. Bunu bir vali konağında, devlet memurlarına açıkça okutmak cesur bir tercihtir. Şerhi sonradan Arapça olarak da yazacaktır (Letâifü't-tahkīkāt fî şerhi'l-Vâridât). XVI. yüzyılda Sofyalı Bâlî Efendi'nin Şeyh Bedreddin aleyhine padişaha mektup yazdığı düşünülürse, üç asırda mesafenin ne kadar değiştiği görülür.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.

Eserleri ve metinleri

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Manastır'da Vâridât şerhi

1853'te Manastır'da kaldığı üç ay içinde, çoğunluğu memur kesiminden bir gruba Şeyh Bedreddin'in Vâridât'ını şerhetti.

Metni gösterMetni daralt

Müridlerinden Çerkez İsmâil Paşa'nın davetiyle 1853'te Manastır'a gitti ve orada kaldığı üç ay içinde, çoğunluğu memur kesiminden oluşan bir gruba Şeyh Bedreddin'in Vâridât'ını şerhetti. Bundan önce, İstanbul'a hassa müşiri olarak tayin edilen Üsküp Valisi Selim Paşa'nın daveti üzerine 1850'de İstanbul'a gitmiş ve altı ay kadar paşanın misafiri olarak kalıp şehrin ulemâ ve meşâyihiyle tanışmıştı. Hz. Ali'ye nisbet edilen Noktatü'l-beyân'ı şerhettiği için 'Noktacı Hoca' diye anılır; Mısır'dan gelip Rumeli'ye yerleştiği için de 'Arap Hoca' lakabını taşır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
ESER / METİN

Elli beşi aşan eser

Listeler ve sayı ihtilâfı.

Metni gösterMetni daralt

Muhammed Nûrü'l-Arabî'nin, önemli bir bölümünü birkaç sayfalık risâlelerin oluşturduğu çoğu Türkçe, diğerleri Arapça çok sayıda eseri bulunmaktadır. Bursalı Mehmed Tâhir kırk altı eserin adını zikredip bunlardan bazı örnekler vermiştir.

Abdülbâki Gölpınarlı'nın kitabında on yedisi Arapça, otuz sekizi Türkçe elli beş eserden meydana gelen bir liste yer almaktadır.

Türkçe eserlerin bir kısmı ders takrirlerinden oluşmuş veya sohbetlerinde tutulan notlardan derlenmiştir. Arapça eserlerinin bir kısmı, şeyhin emriyle başta Ali Örfî Efendi olmak üzere mensupları tarafından tercüme edilmiştir. Bunların orijinal nüshaları günümüze ulaşmamıştır.

Eserlerinin sayısı altmış sekize kadar çıkarılmışsa da bunlardan bazıları aynı eserin farklı adla kaydedilmiş şeklidir, bir kısmı da başka müelliflere aittir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.
ESER / METİN

Letâifü't-tahkīkāt fî şerhi'l-Vâridât

Şeyh Bedreddin şerhi.

Metni gösterMetni daralt

Şeyh Bedreddin'in Vâridât'ının Arapça şerhidir. Şeyhin müridlerinden Ali Örfî tarafından tercüme edilen eseri M. Sadettin Bilginer (İstanbul 1979) ve M. Fazlı Güvenç (Ankara 1982) sadeleştirerek aynı adla (Vâridat Şerhi) neşretmiştir. Güvenç neşrinin sonunda müellifin Şerh-i Gazel-i Hacı Bayrâm-ı Velî adlı risâlesiyle salavatı bulunmaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.
ESER / METİN

Şerh-i Dîvân-ı Niyâzî

Sohbet notlarından derlenen şerh.

Metni gösterMetni daralt

Sohbetlerinde tutulan notlardan derlenmiş olup eseri Hasan Özlem (Mısrî Niyâzî Dîvânı ve Şerhi, Ankara 1974) ve M. Sadettin Bilginer (İstanbul 1976) farklı metinlerden sadeleştirerek yayımlamıştır.

İlk neşrin sonunda müellifin Sırr-ı Ezân-ı Muhammedî, Risâle-i Tevhîd-i Behiyye, Risâle-i Sülûk-i Hakīkat ve Mürşidü'l-uşşâk adlı eserleri de yer almaktadır.

Çerçeve. Niyâzî-i Mısrî (ö. 1694), Halvetiyye'nin Mısriyye kolunun pîri ve sürgünde ölmüş bir şairdir; vahdet-i vücûd dilinin Türkçedeki en güçlü sesi sayılır. Nûru'l-Arabî'nin onu şerhetmesi, kendi öğretisinin edebî kaynağını gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.
ESER / METİN

Şerh-i Akāid-i Nesefiyye

Akaid metnine şerhi.

Metni gösterMetni daralt

Müridlerinden Ustrumcalı Şahkuluzâde Ömer'in derleyip bastırdığı risâle (İstanbul, ts.) Mehmet Serhan Tayşi tarafından şeyhin Şerhu'l-Mahmûdî adlı akaide dair risâlesiyle birlikte yayımlanmıştır (İstanbul 1993).

Çerçeve. Akāidü'n-Nesefî, Sünnî akîdenin medreselerde okutulan temel metnidir. Zındıklıkla suçlanmış bir şeyhin bu metni şerhetmesi, öğretisini Ehl-i sünnet çerçevesinde tutma iddiasının belgesidir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.
ESER / METİN

958 sayfalık külliyat

Tek ciltte toplanan risâleler.

Metni gösterMetni daralt

Muhammed Nûrü'l-Arabî'nin ve mensuplarının eserlerini içeren 958 sayfalık bir külliyatta (İSAM Ktp., nr. 82588, fotokopi nüsha) şeyhin şu eserleri yer alır: ed-Dürrü'n-nefîs alâ salâti İbn İdrîs, İhsânü'r-rahmân, Risâle fi't-tasavvuf, Mevziu's-sır ve'l-hâfî, Tefsîr-i Sûre-i Fâtiha, el-Cevâhirü's-seniyye, Şerh-i Akāid-i Nesefiyye, ed-Dürerü's-seniyye şerhu risâleti'l-Gavsiyye, Sülûk-i Hakīkat, Mebde' ve Meâd, Vâridat Tercümesi, Mürşidü'l-uşşâk, Dâiretü'l-vücûd, Şerh-i Noktatü'l-beyân, Sıfât-ı Sübûtiyye, Esrâr-ı Ezân-ı Muhammedî, Risâle-i Tevhîd-i İlâhiyye, Şerh-i Gazel-i Hacı Bayrâm-ı Velî, Risâle-i İcmâliyye fî sülûki's-sâdâti'n-Nakşiyye ve'l-Melâmiyye, Kitâbü'd-Devâir ve'l-eflâk, Şerh-i Delâilü'l-hayrât.

İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı Osman Ergin yazmaları içinde Muhammed Nûrü'l-Arabî'nin eserlerini içeren zengin bir koleksiyon bulunmaktadır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.

Kavram dünyası

İlk 6 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Kahire'den Rumeli'ye uzanan tahsil ve intisap güzergâhı

1820'de Ezher'de Hasan el-Kuveysnî'nin yanında başladı; Yanya, Mekke ve Kahire'den sonra 1833'te Gelibolu üzerinden Selânik'e geçerek Rumeli'ye yerleşti.

Metni gösterMetni daralt

Tahsil hayatına 1820'de Kahire'de Ezher hocalarından Şeyh Hasan el-Kuveysnî'nin yanında başladı. Dokuz yıl sonra öğrenimini tamamlayınca Yanyalı Şeyh Ahmed Efendi ile Yanya'ya gitti ve orada Nakşibendî şeyhi Yûsuf Efendi'ye intisap etti. Yûsuf Efendi'nin emriyle Mekke'ye yöneldi; 1245'te (1829-30) Mekke'ye ulaştığında on yedi yaşında olduğunu söyler. Burada Halvetî-Şâbânî şeyhi İbrâhim eş-Şemârikî'ye intisap ederek ondan Halvetî-Şâbânî, Üveysiyye ve Ekberiyye tarikatlarından icâzet aldı, ayrıca Şeyh Ömer Abdürresûl adlı bir şeyhten hadis okudu. Üç yıllık Mekke ikametinin ardından Kahire'ye döndü; hocası el-Kuveysnî önce Hz. Hüseyin'in makamını ziyaret etmesini istedi, sonra kendisinde vehbî ilimlerin inkişaf ettiğini ve Rumeli'ye gitmesi gerektiğini söyledi. Bunun üzerine İskenderiye'den Antalya'ya geçti, Anadolu'nun bazı şehirlerini dolaşarak Gelibolu'ya ulaştı ve oradan 1833'te Selânik'e geçti.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Fenâ ve bekā makamları: kendi seyrüsülûk düzeni

Tevhîd-i ef'âl, tevhîd-i sıfât ve tevhîd-i zât'tan kurulu fenâ makamları ile cem', hazretü'l-cem', cem'u'l-cem' ve ahadiyyetü'l-cem'den kurulu bekā makamlarına dayanan bir sülûk anlayışı geliştirdi.

Metni gösterMetni daralt

Seyrüsülûk anlayışının özünü, 'fenâ makamları' olarak tanımladığı tevhîd-i ef'âl, tevhîd-i sıfât ve tevhîd-i zât mertebeleri oluşturur. Bu üç makamı 1250'de (1834-35) Koçana'da müderrisken rüyasında bizzat Hz. Peygamber'in kendisine öğrettiğini, 1837'de onun elinden hırka giydiğini ve 1843 yılına kadar bu üç makamı zevketmeye çalıştığını söyler. Mekke'de hac esnasında karşılaştığı Muhammed Mekkî adlı meczubun emriyle girdiği halvette bekā makamları olan cem', hazretü'l-cem' ve cem'u'l-cem'in Hz. Peygamber tarafından telkin edildiğini; hac dönüşü Yenbû mevkiinde ise anlayışının son makamı olan ahadiyyetü'l-cem'i Resûl-i Ekrem'in kendisini rüyasında nûrânî bir şebeke içine alarak telkin ettiğini anlatır. Oğlu Şerif Efendi'den nakledildiğine göre 15 Rebîülâhir 1267'de (17 Şubat 1851) fenâ ve bekā mertebeleriyle ahadiyyetü'l-cem' makamını içeren tevhid anlayışı üzere irşada mezun olmuştur; buna göre bu tarihten önce müridlerini Nakşibendî usulüyle irşad ettiği söylenebilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

1868 zındıklık şikâyeti ve düşen tahkikat

Vahdet-i vücûd esaslı irşadı sebebiyle zındıklıkla suçlanıp İstanbul'a şikâyet edildi; Zaptiye Nâzırı Hüsnü Paşa'nın iddiayı asılsız bulmasıyla tahkikattan vazgeçildi ve şeyh İstanbul'a davet edildi.

Metni gösterMetni daralt

1868 yılına kadar Üsküp ve civarında vahdet-i vücûd esasına dayanan kendi seyrüsülûk anlayışına göre irşad faaliyetini sürdürdü. Bu tarihte zındıklık iddiasıyla İstanbul'a şikâyet edilince Sultan Abdülaziz durumun araştırılmasını istedi. Ancak Manastır valiliği sırasında şeyhi tanımış olan Zaptiye Nâzırı Hüsnü Paşa'nın iddianın asılsız olduğunu söylemesi üzerine tahkikattan vazgeçilip şeyhin İstanbul'a davet edilmesi kararlaştırıldı. İstanbul'a gelerek devlet ricâli ile şeyhülislâmı ziyaret etti, ulemâ ve meşâyih meclislerine katıldı, camilerde vaazlar verdi; altı ay kadar Zaptiye nâzırının konağında ikamet ettikten sonra Üsküp'e döndü. Ertesi yıl Bosna valiliğinden azledilen Topal Osman Paşa ile Hüsnü Paşa'nın daveti üzerine bir defa daha İstanbul'a geldi. 1870'te Manastır'a giderken uğradığı Tikveş'te, tarihini de belirterek (27 Cemâziyelâhir 1287 / 24 Eylül 1870) kutbiyet makamına ulaştığını kaydetmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Ustrumca'daki vefat ve kaybolan kabir

Kaynak vefatı 29 Cemâziyelâhir 1305 (13 Mart 1888) Ustrumca olarak verir; kütükteki kayıt 1872 diyor. Kabri üzerine yapılan türbe harap olmuş, yerine postahane yapılmış, kabrin yeri tamamen kaybolmuştur.

Metni gösterMetni daralt

1874 yılında Üsküp'ten ayrılarak bugün Kuzey Makedonya sınırları içinde kalan Ustrumca'ya yerleşti; 1879 ve 1884'te kalabalık bir ihvan grubuyla iki defa daha hacca gitti. Son yıllarını irşad faaliyetleriyle geçirdi. Kaynağa göre 29 Cemâziyelâhir 1305'te (13 Mart 1888) Ustrumca'daki evinde vefat etti ve öldüğü odaya defnedildi. Buraya sonradan bir türbe yaptırılmış, Rumeli'nin Osmanlılar'ın elinden çıkmasının ardından türbe bakımsızlıktan harap olmuş, yerine bir postahane binası inşa edilmiş, postahanenin de yıkılması üzerine kabrin yeri tamamen kaybolmuş, mensupları bir işaret olmak üzere buraya bir ağaç dikmişlerdir.

ÇELİŞKİ (çözülmedi): kaynak bu zatın yaşadığı yılları 1813-1888 olarak verir; kütükteki kayıt ise 1805-1872 der. İki tarih dizisi burada yan yana bırakılmış, biri diğerine tercih edilmemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Üçüncü devre Melâmîliği

Bir tasnifin doğuşu.

Metni gösterMetni daralt

Müridi Harîrîzâde Kemâleddin Efendi, Tibyânü vesâili'l-hakāik adlı ansiklopedik eserinde “Melâmiyye” maddesinde Melâmîliği Hamdûn el-Kassâr, Hacı Bayrâm-ı Velî ve Muhammed Nûrü'l-Arabî'ye nisbet ettiği üç şubeye ayırarak inceler; Nûriyye adıyla zikrettiği son şubenin Nakşibendiyye-i Müceddidiyye'nin bir kolu olduğunu söyler.

Sâdık Vicdânî'nin… ardından Abdülbâki Gölpınarlı Melâmetîler'e ilk devre Melâmîler'i, Bayramîler'e ikinci devre Melâmîler'i, Muhammed Nûrü'l-Arabî mensuplarına üçüncü devre Melâmîler'i adını vermiş, onun bu tasnifi daha sonra yaygınlık kazanmıştır. Esasen o da kendisini “Melâmî” nisbesiyle tanımlamaktadır.

Çerçeve. Tasnif bugün yerleşmiştir: I. devre Nîşâbur'da Hamdûn el-Kassâr (IX. yüzyıl), II. devre Bayramî Melâmîliği (XV-XVIII. yüzyıl, Dede Ömer Sikkînî'den Olanlar Şeyhi'ne), III. devre Nûru'l-Arabî (XIX. yüzyıl). Bu üç devre arasında kesintisiz bir silsile yoktur; ortak olan meşreptir — alâmetsizlik ve nefsi kınama.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.
KAVRAM

Tevhidin yedi makamı

Fenâ, bekā ve ahadiyyetü'l-cem'.

Metni gösterMetni daralt

Muhammed Nûrü'l-Arabî'ye göre tevhid yedi mertebe veya makamdır. Bunların ilk üçüne (tevhid-i ef'âl, tevhid-i sıfât, tevhid-i zât) “fenâ makamları”, diğer üçüne (cem', hazretü'l-cem', cem'u'l-cem') “bekā makamları” denir. Son makam olan ahadiyyetü'l-cem' makām-ı Muhammedî olup zamanın kutbuna mahsustur.

Muhammed Nûrü'l-Arabî, “Yetimin malına yaklaşmayınız” meâlindeki âyeti (el-İsrâ 17/34) zikrederek bu âyetteki “yetim”in Hz. Peygamber, “mal”ın ise ahadiyyetü'l-cem' makamı olduğunu, ancak Resûlullah'ın telkini halinde bu makama ulaşılıp zevk edilebileceğini söyler.

Çerçeve. Yedi makam, Halvetî esmâ-i seb'asının bir muadili gibi görünse de yapısı farklıdır: burada isim değil, tevhidin idrak dereceleri sıralanır. Son makamın “zamanın kutbuna mahsus” sayılması, sistemi kapalı bir hiyerarşi hâline getirir — nitekim kendisi 27 Cemâziyelâhir 1287'de (24 Eylül 1870) kutbiyyet makamına ulaştığını tarih vererek kaydeder. Âyet yorumu ise bu makamın kimseye kendiliğinden açılmayacağını söyler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Ustrumca (Strumica) · Kuzey MakedonyaKabri (yeri kaybolmuş)1874'te yerleştiği ve 29 Cemâziyelâhir 1305'te (13 Mart 1888) vefat edip öldüğü odaya defnedildiği ev. Sonradan yapılan türbe harap olmuş, yerine postahane inşa edilmiş, o da yıkılınca kabrin yeri tamamen kaybolmuş; mensupları işaret olarak buraya bir ağaç dikmiştir. Konum şehre göre yaklaşıktır.Ustrumca · Kuzey MakedonyaUstrumca1874'te Üsküp'ten ayrılarak yerleştiği ve son yıllarını irşadla geçirdiği kasaba; daha 1833'teki ilk Rumeli dolaşmasında da uğradığı yerlerdendir. Kaynağa göre burada kendi evinde vefat etmiş ve öldüğü odaya defnedilmiştir. Kabrin üzerine sonradan yapılan türbe, Rumeli'nin Osmanlı idaresinden çıkmasının ardından bakımsızlıktan harap olmuş; yerine bir postahane binası inşa edilmiş, o da yıkılınca kabrin yeri tamamen kaybolmuştur. Mensupları yerini işaretlemek üzere buraya bir ağaç dikmişlerdir.Garbiye · MısırMahalletülkübrâ1813'te doğduğu kasaba; ailesi Kudüs'ten Mısır'a gelip yerleşmiştir. Dört yaşında babasını kaybedip dayısının himayesine girmiştir. İlişkili kişi dosyası Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî : Mısır'da doğan, Ezher'de eğitim gören ve irşad faaliyetlerini ağırlıkla Rumeli'de sürdüren Muhammed Nûru'l-Arabî; Nakşibendî, Halvetî-Şâbânî ve Ekberî birikimi tevhid merkezli bir eğitim dili içinde birleştirdi.Üsküp (Skopje) · Kuzey MakedonyaÜsküp1839'da yerleşip 1874'e kadar kaldığı, Nakşibendî-Müceddidî şeyhi Kazanlı Abdülhâlik Efendi'ye intisap ettiği ve kendi seyrüsülûk anlayışına göre irşad ettiği şehir; üçüncü devre Melâmîliğinin merkezidir.Kočani · Kuzey MakedonyaKoçanaÜsküp Valisi Hıfzı Paşa'nın yaptırdığı medresede müderrislik yaptığı, “Emâlî” kasidesini Türkçe şerhederek dikkat çektiği ve fenâ makamlarının kendisine rüyada öğretildiğini söylediği kasaba. İlişkili kişi dosyası Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî : Mısır'da doğan, Ezher'de eğitim gören ve irşad faaliyetlerini ağırlıkla Rumeli'de sürdüren Muhammed Nûru'l-Arabî; Nakşibendî, Halvetî-Şâbânî ve Ekberî birikimi tevhid merkezli bir eğitim dili içinde birleştirdi.Kahire · MısırEzher1820'de Şeyh Hasan el-Kuveysinî'nin yanında dokuz yıl süren tahsiline başladığı yer; Mekke dönüşü de hocasıyla burada buluşup Rumeli'ye gitmesi tavsiyesini almıştır. İlişkili kişi dosyası Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî : Mısır'da doğan, Ezher'de eğitim gören ve irşad faaliyetlerini ağırlıkla Rumeli'de sürdüren Muhammed Nûru'l-Arabî; Nakşibendî, Halvetî-Şâbânî ve Ekberî birikimi tevhid merkezli bir eğitim dili içinde birleştirdi.Mekke · Suudi ArabistanMekke1245/1829-30'da İbrâhim eş-Şemârikî'den Halvetî-Şâbânî, Üveysiyye ve Ekberiyye icâzeti aldığı; 1843'te “mürşid-i kâmil bulmak için” gittiği ve bekā makamlarının telkin edildiğini söylediği şehir. İlişkili kişi dosyası Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî : Mısır'da doğan, Ezher'de eğitim gören ve irşad faaliyetlerini ağırlıkla Rumeli'de sürdüren Muhammed Nûru'l-Arabî; Nakşibendî, Halvetî-Şâbânî ve Ekberî birikimi tevhid merkezli bir eğitim dili içinde birleştirdi.Bitola · Kuzey MakedonyaManastır (Bitola)1853'te Çerkez İsmâil Paşa'nın davetiyle gidip üç ay kaldığı ve çoğunluğu memur kesiminden bir gruba Şeyh Bedreddin'in Vâridât 'ını şerhettiği şehir. İlişkili kişi dosyası Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî : Mısır'da doğan, Ezher'de eğitim gören ve irşad faaliyetlerini ağırlıkla Rumeli'de sürdüren Muhammed Nûru'l-Arabî; Nakşibendî, Halvetî-Şâbânî ve Ekberî birikimi tevhid merkezli bir eğitim dili içinde birleştirdi.Ioannina · YunanistanYanya (Ioannina)Ezher tahsilinin ardından Yanyalı Şeyh Ahmed Efendi ile gidip Nakşibendî şeyhi Yûsuf Efendi'ye intisap ettiği şehir; ilk tarikat bağıdır. İlişkili kişi dosyası Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî : Mısır'da doğan, Ezher'de eğitim gören ve irşad faaliyetlerini ağırlıkla Rumeli'de sürdüren Muhammed Nûru'l-Arabî; Nakşibendî, Halvetî-Şâbânî ve Ekberî birikimi tevhid merkezli bir eğitim dili içinde birleştirdi.İstanbul · TürkiyeFatih (Ahmed Amiş Efendi)Kendisinden icâzet alan ve mânevî vârisi sayılan Fâtih türbedarı Ahmed Amiş Efendi'nin (ö. 1920) bulunduğu yer; üçüncü devre Melâmîliğinin İstanbul'daki merkezidir. İlişkili kişi dosyası Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî : Mısır'da doğan, Ezher'de eğitim gören ve irşad faaliyetlerini ağırlıkla Rumeli'de sürdüren Muhammed Nûru'l-Arabî; Nakşibendî, Halvetî-Şâbânî ve Ekberî birikimi tevhid merkezli bir eğitim dili içinde birleştirdi.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Muhammed Nûrü'l-Arabî”, c. 30
  2. [2]Sefîne-i Evliyâ - Cilt 3
  3. [3]Yerel kaynak biyografisi
  4. [4]Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Abdürrahîm Fedâî; Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü; Muhammed Nûru'l-Arabî (TDV İslâm Ansiklopedisi); Abdürrahîm Fedâî ve Merâtib-i Vücûd Risâlesi
  5. [5]Kişi kartı kaynak paketi — Seyyid Muhammed Nûru'l-Arabî
Ortak kaynak kataloğunu aç →