Ara
Menü

Muhammed Sâdık Erzincânî

Nakşibendî-Müceddidî ve Kādirî-Abdülvehhâb eğitimlerini aynı zikir ve seyrüsülûk tertibinde birleştiren, Üsküdar Alaca Minare Tekkesi şeyhi ve dört temel risalenin müellifi.

Doğum
1724
Vefat
1794
Unvan
Zenbûriyye-i Sâdıkiyye'nin pîri · Alaca Minare Tekkesi şeyhi
Temalar
beş letâif, yedi esmâ, nefsin mertebeleri, zikr-i zenbûrî, tevhîd-i nahlî

Adı, doğumu ve kimlik meselesi

Muhammed Sâdık Erzincânî 1136/1723-24'te Erzincan'da doğdu. Uzun süre Erzurum'da bulunması sebebiyle Erzurûmî nisbesiyle de anıldı. Bazı kataloglarda “Müftîzâde” diye gösterilmesi, aynı dönemde yaşayan belâgat ve mantık âlimi Müftîzâde Seyyid Mehmed Sâdık ile karıştırılmasından doğmuştur. Bu dosya iki kişiyi kesin biçimde ayırır.

Tahsil kaydındaki ihtilaf

Sefîne-i Evliyâ ve onu izleyen gelenek kayıtları, Sâdık Efendi'nin Halvetî şeyhi Abdullah Hilmî Efendi'den tahsil gördüğünü nakleder. TDV maddesi bu bilginin doğru olmadığını belirtir. Sâdık Efendi'nin kendi risalelerindeki otobiyografik satırlar bu tahsili doğrulamadığı için kayıt biyografinin kesin olguları arasına alınmamış, yalnız kaynak ihtilafı olarak korunmuştur.

Sofya ve Şam yılları

1153/1740'ta Sofya'da bulunduğu sırada bir şeyhe bağlanmadan kelime-i tevhid zikrine devam ettiğini, yaşadığı şaşkınlık hâli içinde Hızır ile görüştüğünü kendi metninde anlatır. Bu bölüm gelenek içi tecrübe anlatısıdır. 1157/1744'te Şam'a geçti; Emeviyye Camii'nde Hz. Yahyâ türbesi yakınında itikâfta bulunan Nakşibendî-Müceddidî şeyhi Süleyman Kürdî'ye intisap etti ve yaklaşık sekiz yıl onun terbiyesinde kaldı.

Uzun seyahat ve ikinci nispet

Süleyman Kürdî'nin 1165/1752'de vefatı üzerine Kudüs, Arabistan, Kıbrıs, Silifke, Karaman ve Kayseri üzerinden İstanbul'a; Rumeli'de Venedik sınırına, ardından Edirne, Yanbolu, Trabzon, Çıldır, Kars, Kürdistan ve Tiflis'e uzanan geniş bir seyahat hattı izlediğini risalelerinde kaydeder. Erzurum'a yerleşip evlendi. 1170/1756-57'de Kādirî şeyhi Hacı Mahmûd b. Abdülgafûr'un, gelenekteki adıyla Şemsî Bitlisî'nin yanında eğitimini sürdürdü.

Üsküdar ve Alaca Minare Tekkesi

1192/1778'de Erzurum'dan ayrıldı, 1193/1779'da İstanbul'a geldi. Kendi Terbiyenâme kaydına göre 1195/1781'de Üsküdar'daki Hacı Dede Nakşibendî Tekkesi'nde hizmete başladı; ertesi yıl yaşı altmışa yaklaşmıştı. Alaca Minare, Hacı Dede, Pazar ve Sâdık Efendi Tekkesi adlarıyla bilinen dergâhta yaklaşık on dört yıl irşad etti. Tekke onun medfun bulunması ve yeni zikir tertibinin merkezi olması sebebiyle Zenbûriyye âsitânesi kabul edildi.

Zenbûriyye'nin teşekkülü

Sâdık Efendi, Nakşibendiyye-Müceddidiyye'nin beş letâif eğitimini Kādiriyye'nin Abdülvehhâb nispetli yedi esmâ ve nefis mertebeleri tertibiyle bir arada uyguladı. Toplu zikrin arı kovanını andıran sesi sebebiyle bu usule zikr-i zenbûrî veya tevhîd-i nahlî denildi. Zenbûriyye bu sebeple tek köklü yeni bir ana tarikat değil, iki irşad nispetini Sâdık Efendi'nin tertibinde birleştiren Osmanlı koludur.

Halifeleri

Vefatından sonra Alaca Minare postuna İbrâhim Hamdi Ispartavî geçti. Kırkağaçlı Mehmed Emin Efendi ve Kürd Hoca diye tanınan Abdurrahman Harputî diğer bilinen halifelerindendir. Kırkağaçlı Mehmed Emin üzerinden Abalı Hâfız Muhammed Haydar Bergamavî'ye, oradan Yahyâ Âgâh İstanbulî'ye ulaşan hat Zenbûriyye'nin yazılı ve merasim hafızasını taşıdı.

Eserleri

Risâle-i Terbiyenâme tasavvuf âdâbı, ahlâk ve kısa otobiyografiyi; Risâle-i Ma‘rifetü'n-nefs insan gruplarıyla nefis mertebelerini; Risâle-i Mergūbe istiğfar, havâtır ve sâlikin hâllerini; Risâle-i Mahbûb nefsin dört mertebesini şehir sembolüyle ele alır. Sefîne ayrıca Hakîkatü'l-yakīn tercümesini kaydeder ve külliyatı Risâle-i Hamse diye anar. On yedi manzumesi tespit edilmiştir.

Vefatı ve tarih farkı

Rebîülâhir 1209/Kasım 1794'te vefat etti ve tekke hazîresine defnedildi. Arşivde Rebîülevvel 1209/Ekim 1794 ve 1210/1795 kayıtları da bulunur; kendi yaş kaydı ile TDV ve Sefîne'nin ortaklaştığı 1209/1794 ana tarih olarak kullanılmış, farklı ay ve yıl rivayetleri gizlenmemiştir.

Ra‘fet Efendi'nin yakın tanıklığı

Terbiye-nâme'yi istinsah eden ve kendisini şeyhin “mânevî evlâdı” diye tanıtan Ra‘fet Efendi, vefatı sırasında yanında bulunduğunu ve şeyhinin Alaca Minare karşısındaki kendi vakfı Dârü'l-emân Tekkesi'ne defnedildiğini yazar. Bu kayıt sonraki tabakat anlatısından farklı olarak yakın çevreden bir tanıklıktır. Aktardığı tarih mısraı şöyledir:

Geldi bir hâtif, dedi ânîde Ra‘fet târihin:
Nakd-i ömrün verdi, aldı yerine Dârü'l-emân.

Basılı neşirde mısraın ebced hesabına ilişkin farklı sonuçlar bulunduğundan kronoloji yalnız bu hesaba değil, açık 1209/1794 kaydına dayandırılmıştır.

Sâdık mahlasıyla manzumeleri

Sâdık Efendi'nin tekke ve irşad dilini taşıyan manzumelerinden, metni güvenle okunabilen kıtalar şöyledir:

Menba‘-ı feyz oldu çün bu tekyemiz Dârü'l-emân,
Başım üzre gel azîzim, sana verdim hoş mekân.

Dilim olan hüsn-i zannın biz fakîre lutf edip,
Çün tevâzu‘ ettin, ol Hak zâyi‘ etmez bî-gümân.

Sen kabul et bu niyâzım, etme cânâ kîl ü kāl,
Sakın, zinhâr ilm ü fazlın sakla anı misl-i cân.

Keşf-i esrâr etme ârif, bilmeyiz kâmil kemâl,
Kimdir ol sâhib-tasarruf, kandedir sâhib-zamân.

Biz fakîr-i nâtüvânız, hâke yeksân olmuşuz,
Acz ü hayret aldı bizde, kalmadı zevk-i cihân.

Çünkü “ölmeden önce ölünüz” sırrı zâhir oldu hak,
Bâtıl oldu cümle varlık, kalmadı benden nişân.

Kim bize benlikle gelmez, mahv ederse varlığın,
Sâdık oldu; ver emânet, sâhibin bulsun hemân.

Nakşibendî âsitânesine dair kıtalar

Kâbe-i Dârü'l-emân'dır âsitân-ı Nakşibend,
Bütegâh-ı kudsiyândır âsitân-ı Nakşibend.

Cilvegâh-ı evliyâ vü asfiyâdır rûz u şeb,
Feyz-bahş-ı âşıkāndır âsitân-ı Nakşibend.

Râh-ı Hak'ta olmak istersen dilâ ger behremend,
Mahv edip nakş-ı sivâyı ol gulâm-ı Nakşibend.

COĞRAFÎ HAFIZA2 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi2 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç3 doğrudan bağlantıAğda gör →
ÇOKLU İRŞAD GÜZERGÂHI2 ayrı bağlamda görünüyorHer bağlantı ayrı açılır; ortak gövde, kol aidiyeti anlamına gelmez.

Eserleri ve metinleri

İlk 1 kayıt gösteriliyor

ESER / METİN

Terbiye-nâme'yi istinsah eden Ra'fet Efendi'nin ketebe kaydı

Terbiye-nâme'yi istinsah eden ve şeyhin manevî evlâdı sayılan Ra'fet Efendi, eserin sonuna müellifin kimliğini, defin yerini ve vefat tarihini düşen bir kayıt yazmıştır.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, Terbiye-nâme'nin sonundaki istinsah kaydını olduğu gibi aktarır. Nüshayı yazan Ra'fet Efendi kendisini şeyhin veled-i mânevîsi olarak tanıtır ve risalenin müellifinin eş-Şeyh Sâdık olduğunu belirtir.

Aynı kayıtta üç bilgi bir arada verilir: müellifin Üsküdar'da Alaca Minare karşısında, kendi vakıf ve binası olan tekkede medfun bulunduğu; Ra'fet Efendi'nin vefat ânında hizmetinde hazır olduğu; ve vefat tarihini bildiren mısra. Ebced hesabıyla mısra 1209/(1794) tarihini verir.

Çerçeve. Müstensih kaydı, menâkıb rivayetlerinden farklı bir kaynak türüdür: eserin kendi nüshasına yazılmış, tarihi ve tanığı belli bir belgedir. Vefat ânında yanında bulunduğunu söyleyen bir kâtibin ifadesi olduğu için, hem eserin nispeti hem defin yeri bu kayıtla en güçlü dayanağını bulur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.

Kavram dünyası

İlk 2 kayıt gösteriliyor

KAVRAM

Kendi vakfı olan dârü'l-emân tekkesinde medfen

Üsküdar'da Alaca Minare karşısında, kendi vakfı ve binası olan tekkede medfundur; vefat tarihi mısraı da tekkeyi dârü'l-emân diye anar.

Metni gösterMetni daralt

İstinsah kaydına göre Şeyh Sâdık, Üsküdar'da Alaca Minare karşısındaki tekkede medfundur. Metnin özellikle vurguladığı nokta, bu tekkenin başkasının değil, bizzat kendisinin eser-i vakf u binası olmasıdır: kurduğu yere gömülmüştür.

Tekke, kayıtta dârü'l-emân, yani emniyet yurdu diye anılır. Vefatına düşürülen mısra da aynı kelimeyi kullanır: ömür sermayesini verip yerine dârü'l-emânı almıştır. Böylece kurduğu yapının adı, vefat tarihinin de anahtarı hâline gelir.

Çerçeve. Bir şeyhin kendi kurduğu tekkede gömülü olması, o yapının aile veya vakıf merkezi olarak sürmesini sağlayan bağdır; kayıt, bugün Alaca Minare'deki tekkenin adının niçin ona nispet edildiğini de açıklar. Bilgi bir menkıbe değil, nüsha üzerine yazılmış bir belge kaydıdır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.
KAVRAM

Sâdık mahlası ve vefat tarihindeki fecr-i sâdık teşbihi

Şiirde mahlası Sâdık, ismi Muhammed'dir; Vassâf vefatını 1209 Rebîülâhirinde (Kasım 1794) fecr-i sâdık doğarken ayının batması olarak anlatır.

Metni gösterMetni daralt

Sefîne, kısa bir cümleyle kimlik bilgisini netleştirir: şiirdeki mahlası Sâdık, ismi Muhammed'dir. Bu ayrım, aynı dönemde benzer adlar taşıyan şeyhler arasında onu ayırt etmek için önemlidir.

Müellif vefat kaydını da bu mahlas üzerinden kurar: 1209 senesi Rebîülâhirinde (Kasım 1794) fecr-i sâdık doğarken Hazret'in vücut ayı batmıştır. Sabahın ilk gerçek ışığına verilen ad ile şeyhin mahlası aynı kelimede birleşir.

Çerçeve. Tarih burada kuru bir kayıt olarak değil, edebî bir teşbihin içine yerleştirilerek verilir; bu Sefîne'nin karakteristik üslûbudur. Teşbihi ayıklayınca geriye kalan çekirdek bilgi, mahlasın Sâdık oluşu ve 1209 Rebîülâhir/Kasım 1794 vefat tarihidir; ikisi de belge değerindedir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

HOCASI / ŞEYHİHacı Mahmûd b. AbdülgafûrYahyâ Âgâh İstanbulî'nin Millî Kütüphane no. 3200 yazmasında kaydettiği Zenbûriyye-Kādiriyye silsile sırası. Biyografik hoca-talebe belgesiyle gelenek içi mânevî aktarım kaydı birbirinden ayrılarak okunmalıdır.TALEBESİ / HALİFESİİbrâhim Hamdi IspartavîYahyâ Âgâh İstanbulî'nin Millî Kütüphane no. 3200 yazmasında kaydettiği Zenbûriyye-Kādiriyye silsile sırası. Biyografik hoca-talebe belgesiyle gelenek içi mânevî aktarım kaydı birbirinden ayrılarak okunmalıdır.TALEBESİ / HALİFESİMehmed Emin KırkağacîYahyâ Âgâh İstanbulî'nin Millî Kütüphane no. 3200 yazmasında kaydettiği Zenbûriyye-Kādiriyye silsile sırası. Biyografik hoca-talebe belgesiyle gelenek içi mânevî aktarım kaydı birbirinden ayrılarak okunmalıdır.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

İstanbul · TürkiyeMuhammed Sadık Erzincani TürbesiZiyaretgâh kaydı Kaynakta “HZ. PİR EŞ-ŞEYH MUHAMMED SADIK ERZİNCANİ (SADIK EFENDİ HZ.)” adıyla, ZENBURİYYE çevresinde, ÜSKÜDAR/İSTANBUL ziyaretgâh kaydı olarak yer alır. Adres tarifi KÖPRÜLÜ FAZIL PAŞA SK. NO:44 İrtihal kaydı Kaynak veri kümesinde hicrî irtihal tarihi REBİÜLAHİR 1210 olarak verilir. Bu tarih, şahsiyet dosyasındaki biyografik tarihle ayrıca karşılaştırılmalıdır.İstanbul · TürkiyeAlaca Minare · Şeyh Sâdık Efendi TekkesiHacı Dede, Pazar ve Sâdık Efendi Tekkesi adlarıyla da bilinen Nakşibendî dergâh; Kartal Baba Caddesi, Köprülü Fazıl Paşa, Boybeyi ve Miroğlu sokaklarının çevirdiği tarihî ada üzerinde yer alır. Muhammed Sâdık Erzincânî'nin postnişinliği ve burada medfun oluşuyla Zenbûriyye âsitânesi kabul edilir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ
  2. [2]Yahyâ Âgâh İstanbulî istinsahı, Ankara Millî Kütüphane, no. 3200
  3. [3]Hatırat / İstanbul Ziyaretgâhları uygulaması, sürüm 1.0.5 — çıkarılmış veri kümesi
  4. [4]Şeyh Sâdık Efendi Tekkesi arşiv kayıtları; Sadık Yazar, ‘Mehmed Sâdık Erzincânî’, TDV İslâm Ansiklopedisi; İskender Cüre, ‘Osmanlı’nın Nadir Tarikatlarından Zenbûriyye ve Şeyh Yahya Âgâh Efendi’nin Üç Eseri’ (2021); Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. II
Ortak kaynak kataloğunu aç →