HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kaşgar’dan İstanbul’a
Kaynak, doğumunu 1100 hicrî yılına yerleştirir ve vefatında yetmiş dört yaşında olduğunu söyler. Bu iki bilgi milâdî hesaba tam olarak uyuşmadığından doğum yılı yaklaşık 1687 olarak gösterilmiştir. Kaşgar’da doğdu; ilim ve tasavvuf tahsilinden sonra İstanbul’a gelerek Eyüp Sultan çevresine yerleşti.
La‘lîzâde Dergâhı
Önce La‘lîzâde Abdülbâkī Efendi’nin yaptırdığı Nakşibendî dergâhında şeyhlik yaptı. Dergâh bekâr dervişlere tahsis edilmişti. Abdullah Efendi evlenmek istediğinde bu görevi bıraktı.
Hacı Murtaza Camii çevresi
Ardından Hacı Murtaza Efendi’nin camisi çevresindeki Nakşibendî hücrelerinin meşihatını üstlendi. On altı yıl burada ders, zikir ve irşadla meşgul oldu. Kaynak onu âlim, salih ve şiirleri bulunan bir şeyh olarak anar.
Vefatı ve halifeleri
7 Safer 1174/19 Eylül 1760’ta vefat etti. Eyüp Sultan’da yüksekçe bir mevkide bulunan türbesine defnedildi. Oğlu Ubeydullah Efendi on yıl postta kaldı ve 1770’te vefat etti. Şeyh Hüseyin ile Şeyh Îsâ da halifeleri arasında sayılır. Bu kişilerin bağı burada korunmuş, fakat müstakil biyografileri Abdullah Efendi’nin hayatına karıştırılmamıştır.
Eski metnin devamındaki Abdülhakîm Arvâsî biyografisi ayrı bir şahsa aittir ve bu dosyadan çıkarılmıştır.
Vakıf şartı ve meşihat değişikliği
Sefîne-i Evliyâ, Abdullah Efendi'nin İstanbul'daki hizmetini iki ayrı makam üzerinden anlatır. Önce La'lîzâde Abdülbâkî Efendi'nin bina ettirdiği dergâha şeyh olmuş, fakat burası vakfiyesi gereği mücerredlere, yani evlenmemiş dervişlere meşrut kılınmıştı.
Evlenmeyi murad edince bu meşihati terk etmiş; Devlet-i Aliyye hâcegânından Hacı Murtaza Efendi'nin yaptırdığı caminin etrafındaki Nakşî hücrelerinin meşihatini üzerine almıştır. Bu ikinci makamda on altı yıl irşadla meşgul olmuş, 1174 Saferinin yedinci günü (19 Eylül 1760) vefat etmiştir. Kaynak ayrıca onun ulemâdan ve cidden sulehâdan sayıldığının nakledildiğini yazar.
Kabri ve Vassâf'ın ziyareti
Kabri, Eyüp Sultan'da tepeye doğru yükselen yüksek bir mahalde, kendisine mahsus türbededir. Hüseyin Vassâf bu noktada nakilden ayrılıp kendi tanıklığını kaydeder: türbeyi ziyaret ettiğini, burasının pek feyizli ve rûhâniyetli bir mübarek mahal olduğunu yazar.
Müellifin birinci ağızdan verdiği bu not, Sefîne'nin yirminci yüzyıl başındaki İstanbul ziyaret coğrafyasını kaydeden bölümlerindendir; ancak türbenin semt içindeki tam yeri tarif edilmediği için bugünkü konumu ayrıca tespit edilmelidir.
Ondan gelen kolun sonu
Vassâf, kendi yazdığı manzum silsilenâmeden alıntı yaparak bu postun sırasını verir. Kaşgar'dan gelen Abdullah Efendi'den feyiz alan Şeyh Hüseyin burada postnişin olmuş, onu Hacı Ömer Efendi, sonra da Şeyh Derviş Efendi izlemiştir.
Manzumenin ardından müellif açık bir hüküm koyar: Abdullah Efendi'den gelen silsile Derviş Efendi'de munkatı olmuş, yani kesilmiştir. Aynı bahiste Abdullah Efendi'nin torununun da şeyhlik yaptığı ve 1213/(1798) yılında vefat ettiği bildirilir.