HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Doğumu ve tahsili
Sivas'ta veya Amasya'da dünyaya geldi. Babası Sarrafoğlu Hüseyin Sivaslıdır. Annesi Amasyalı olduğundan Bursalı Mehmed Tâhir onun Amasya'da doğduğunu söylerse de, diğer kaynaklarda Sivas'ta doğduğu kaydedilmektedir (Lâmiî, Taşköprizâde).
Aile çevresinde başladığı öğrenimine Konya'da devam etti. Müderris Sarı Yâkub Efendi'den icâzet aldıktan sonra Kayseri'ye giderek bir süre Huand (Hunda) Hatun Medresesi'nde müderrislik yaptı.
Bu görevi bırakışının sebebi kaynakta açıkça kaydedilir: Enîsî onun Şâfiî olduğunu, medresenin vakfiyesinde müderrislerin Hanefî mezhebinden olmasının şart koşulduğunu öğrenmesi üzerine müderrisliği bıraktığını söyler.
Mürşid arayışı
Bu yıllarda tasavvufa yönelen İbrâhim, kendisine mânevî ilimleri öğretecek bir mürşid aramaya başladı.
Önceleri Safeviyye tarikatının merkezi Erdebil Tekkesi'ne gitmeye niyetlenmişken, Akşemseddin'in şöhretini duyunca Beypazarı'na geçerek kendisini ziyaret etti ve onun dervişi oldu.
Akşemseddin'in Hamza eş-Şâmî, Abdürrahim Karahisârî, İskilipli Muslihuddin Halife gibi halifeleriyle birlikte halvete girdi; seyrüsülûkünü tamamlayarak hilâfet aldı.
Hilâfetinin tarihi için iki kayıt vardır: Enîsî, İbrâhim Tennûrî'nin “Karaman oğlu kavgası” zuhur ettiği sırada hilâfet aldığını kaydeder; Ali İhsan Yurd ise onun seyrüsülûkünü 847-848 (1444-1445) yılları arasında tamamlamış olabileceği görüşündedir.
İrşadı ve vefatı
Hilâfet aldıktan sonra Akşemseddin'in emriyle tekrar Kayseri'ye dönerek irşad faaliyetine başladı.
887 (1482) yılı sonbaharında vefat etti. Türbesi, kendisinin yaptırdığı söylenen Şeyh Camii'nin batı tarafındadır. Ölümü için “Şüd hemîşe merkad-i vey menzil-i rûhâniyân” mısraı mücevher tarih olarak düşürülmüştür.
Tennûriyye kolu
Kurduğu Bayramiyye-Şemsiyye tarikatının Tennûriyye şubesi oğulları Ali, Lutfullah ve Kasım tarafından sürdürülmüştür.
Tarikat, XVI. yüzyılda İstanbul'da Ebüssuûd Efendi'nin babası İskilipli Şeyh Muhyiddin Muhammed Yavsî tarafından temsil edilmiştir.
Şeyh Kasım'ın halifesi Mecdüddin Îsâ'nın oğlu ve müridi İlyas Saruhânî'ye (İbn Îsâ) Tennûriyye'nin Îseviyye şubesi nisbet edilirse de bu şube devam etmemiştir.
Tennûrî lakabı
Mürşidi Akşemseddin gibi İbrâhim Tennûrî'nin de hem ruhî hem bedenî hastalıkları tedavi ettiği, Tennûrî lakabını, bir ara içine düştüğü “kabz” hâlinden kurtulmak için şeyhinin himmetiyle geliştirdiği tedavi usulünden aldığı rivayet edilmektedir.
İbrâhim Tennûrî kabza düşenleri sıcak bir tandıra (tennûr) oturtup terletiyor, bir taraftan da bol su içirmek suretiyle tedavi ediyordu.
Kaynak bu uygulamayı iki türlü okur ve kendi mesafesini de koyar: gerek menâkıbnâme metnindeki “kabz ve bast” kelimelerinden, gerekse Akşemseddin'in “Bu âdeti terkeyleme ve dervişlere dahi ettir” şeklindeki emri üzerine bunu dervişlerine de uygulamasından, bu usulün mânevî sıkıntıların giderilmesi için tatbik edildiği mânasını çıkarmak mümkünse de, bunun tasavvufun ruhuna uygun bir uygulama olmadığı açıktır.
Menâkıbnâmedeki ifadeler, kabızlık hastalığına tutulmuş olanların bir tandır üzerine oturtulup terletilmek suretiyle şifaya kavuşturulması şeklinde de anlaşılmış ve İbrâhim Tennûrî'nin tıp ilmiyle de meşgul olduğu ileri sürülmüştür.
Akşemseddin'in itibarı
Akşemseddin'in İbrâhim Tennûrî'ye büyük değer verdiği ve kendisine başvuran bazı tâlipleri ona gönderdiği bilinmektedir.
Akşemseddin'in vefatından sonra küçük oğlu Hamdullah Hamdi de, rüyasında babasından aldığı bir işaretle Kayseri'ye giderek İbrâhim Tennûrî'nin yanında seyrüsülûkünü tamamlamıştı.
Şiiri
Şiirle de meşgul olan İbrâhim Tennûrî, Yûnus Emre tarzındaki manzumelerinde “Âşık” mahlasını kullanmıştır. Bu manzumelerinden birkaçı ilâhi şeklinde bestelenmiştir.
Mevlid merasimlerinde kaside olarak okunan, “Kahrın da hoş lutfun da hoş” nakaratlı ilâhisi günümüzde de sevilerek icra edilmektedir.
“Hak bir gönül verdi bana / Ha demeden hayrân olur / Bir dem gelir şâdî bulur / Bir dem gelir giryân olur” dörtlüğüyle başlayan on sekiz kıtalık ilâhisi ise Ahmet Hatiboğlu tarafından bestelenmiştir.