HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği, ailesi ve doğru adlandırma
Kaynaklarda Pîr Hamdî Efendi, Hamdî-i Evvel ve Eşrefzâde Hamdî adlarıyla anılan sûfî şair, Eşrefoğlu Rûmî'nin torunu ve Abdürrahîm-i Tirsî'nin oğludur. Annesi, Eşrefoğlu Rûmî'nin kızı Züleyha Hatun'dur. Böylece İznik'teki Eşrefiyye âsitânesinin hem aile hem irşad silsilesi içinde yetişmiştir. “Hamdî-i Evvel” denmesi, daha sonraki Eşrefzâde postnişinleri arasında aynı mahlası taşıyan Hamdî-i Sânî'den ayırmak içindir.
Doğum yılı kesin bir kayıtla bilinmez. Menâkıb-ı Eşrefzâde'deki uzun ömür rivayeti doğru kabul edilirse 892/1486-87 dolayında doğmuş olması gerekir; bu, kesin tarih değil kaynaklardan çıkarılan yaklaşık bir tarihtir. Bazı çalışmalarda 892 hicrî yılının milâdî karşılığı farklı hesaplanmıştır. Güvenle söylenebilen husus, babasının 926/1520'deki vefatında henüz dergâhın yönetimini üstlenemeyecek yaşta bulunduğudur.
Muslihuddin Efendi'nin terbiyesi
Abdürrahîm-i Tirsî vefatına yakın, halifesi Bilecikli Muslihuddin Efendi'yi İznik âsitânesinde posta vekil bırakmış ve oğlunun eğitimini ona emanet etmiştir. Muslihuddin Efendi yalnız dergâhı idare etmedi; Hamdî Efendi'nin ilmî ve tasavvufî terbiyesiyle de meşgul oldu. Eski kaynaklarda Muslihuddin'in memleketi Mudurnu diye de gösterilir. Ancak onun müridi Abdullah Veliyyüddin Bursevî'nin Menâkıb-ı Eşrefzâde'sindeki Bilecik kaydı, şahsa daha yakın bir tanıklık olduğu için tercih edilmelidir.
Muslihuddin Efendi'nin 930/1524'te vefat ettiği kaydı esas alındığında Hamdî Efendi bu tarihten sonra Eşrefzâde âsitânesinin postuna geçti. Bu geçiş, yalnız babadan oğula geçen bir aile makamı değildi: Hamdî'nin önce babasının yetkili halifesi yanında seyrüsülûkunu tamamlaması, Eşrefî geleneğinde nesep ile tasavvufî ehliyetin birlikte gözetildiğini gösterir.
İznik Eşrefzâde Âsitânesi'nde postnişinliği
Hamdî Efendi, Eşrefiyye'nin üçüncü postnişini sayılır: Eşrefoğlu Rûmî ve Abdürrahîm-i Tirsî'den sonra, aradaki emanetçi postnişin Muslihuddin Efendi'nin terbiyesi ve hilâfetiyle irşad görevini üstlendi. Araştırmacılar Eşrefiyye'nin teşekkül ve kurumsallaşma safhasının Abdürrahîm-i Tirsî ile Hamdî-i Evvel dönemlerinde tamamlandığını belirtir. İznik merkezli dergâhın aile çevresini aşarak bir tarikat ocağı hâline gelmesi, âdâbın sürdürülmesi ve sonraki post halkasının yetişmesi bu uzun şeyhlik devrinin başlıca tarihî sonucudur.
Kaynakların verdiği vefat yılı ile Muslihuddin'in ölüm tarihi birlikte düşünüldüğünde, Hamdî Efendi'nin yaklaşık seksen yıl posta hizmet etmiş olması mümkündür. Menâkıbnâmelerde onun yüz yirmi yıla yaklaşan bir ömür sürdüğü nakledilir. Bu olağanüstü uzunluk bağımsız resmî kayıtlarla doğrulanamadığından, biyografide tarihî olgu ile gelenek rivayeti birbirinden ayrılmalıdır.
Şiiri ve elde kalan ilâhileri
Hamdî Efendi, “Hamdî” mahlasıyla dinî-tasavvufî şiirler söyledi. Kaynaklar ona bir divan nispet eder. Süleymaniye Kütüphanesi Hacı Mahmud Efendi 3750 numaralı yazmanın Abdürrahîm-i Tirsî'ye ait görünen kısmında, 87a-101b varakları arasındaki şiirlerin Hamdî Efendi'ye ait olduğu tespit edilmiştir. Modern araştırmada on dokuz ilâhisi Latin harflerine aktarılmıştır. Bu durum, eski bibliyografik kayıtlardaki “divan sahibi” ifadesini somut metinlerle destekler; fakat bugün elde eksiksiz ve müellif tertibi bir divan bulunduğu anlamına gelmez.
Şiirleri Eşrefî irfanının ortak dilini taşır: tevhid, münâcât, na't, Hz. Ali ve Ehl-i beyt sevgisi, zikir, seyrüsülûk, dervişlik, mürşide bağlılık, vahdet ve ilâhî aşk başlıca eksenlerdir. Dilinin tekellüften uzak, tekke meclisinde okunmaya elverişli ve Yunus Emre-Eşrefoğlu çizgisine yakın oluşu dikkat çeker. Hece ve aruzla söylenen şiirlerinde vezin kusurları bulunabilmesi, metinlerin sözlü icra ve mecmua aktarımı içinde yaşamasıyla da ilgilidir.
Şiirlerin nispet meselesi
Hamdî mahlasını Eşrefzâde ailesinden birden fazla şairin kullanması, şiirlerin aidiyetini güçleştirir. Yâdigâr-ı Şemsî'de Hamdî-i Sânî adına yazılan bir şiirin eski mecmuada Pîr Hamdî şiirleri arasında bulunması bunun açık örneğidir. Ayrıca yazma nüshadaki tasnif, şiirlerin bir bölümünü Abdürrahîm-i Tirsî'nin divanı içinde göstermiştir. Bu sebeple her manzumeyi yalnız mahlasına bakarak Hamdî-i Evvel'e vermek doğru değildir.
Alper Ay'ın karşılaştırmalı çalışması, dil, kavram, mecmua tertibi ve aile geleneğini birlikte değerlendirerek on dokuz ilâhiyi Pîr Hamdî çevresinde toplamıştır; araştırmacı yine de bazı nispetlerin ihtiyat payı taşıdığını açıkça belirtir. Site kaydında şiir külliyatı, “kesin divan metni” diye değil, yazma ve sonraki kaynakların karşılaştırılmasıyla belirlenen bir şiir halkası olarak sunulmalıdır.
Çocukları ve Eşrefî yayılması
Menâkıb-ı Eşrefzâde ve Yâdigâr-ı Şemsî, Hamdî Efendi'nin Ali Sırrî, Abdülmü'min ve Lütfü adlı üç oğlundan söz eder. Ali Sırrî Efendi İznik'teki merkez postunu sürdürmüştür. Abdülmü'min ile Lütfü Efendi'nin ise Lefke çevresinde yerleşerek Eşrefî irşadını devam ettirdikleri bildirilir. Böylece Hamdî'nin dönemi, hem İznik âsitânesindeki post zincirini hem çevre merkezlere açılan aile-halife ağını birleştirir.
Çocukları ve torunları arasında şiir söyleyen ve divan tertip eden isimlerin bulunması, Eşrefiyye'de edebî üretimin rastlantı olmadığını gösterir. Eşrefoğlu Rûmî'nin Müzekki'n-nüfûs'u, Divan'ı ve Tarîkatnâme'siyle kurduğu yazılı kültür; Abdürrahîm-i Tirsî ve Hamdî-i Evvel'den sonraki postnişinler eliyle devam etmiş, İznik âsitânesini aynı zamanda bir şiir ve metin üretim merkezi hâline getirmiştir.
Vefatı, kabri ve tarihî yeri
Yaygın kabul gören kayda göre Pîr Hamdî Efendi 1012/1603-04'te vefat etti. Bazı ikincil eserlerde 1018/1609 tarihi de görülür; daha erken kaynaklarla desteklenen 1012 tarihi tercih edilir, ihtilâf bütünüyle gizlenmez. İznik'te Eşrefzâde haziresine, dedesi Eşrefoğlu Rûmî'nin yakınına defnedildi.
Hamdî Efendi'nin tarihî önemi yalnız Eşrefoğlu soyundan gelmesine dayanmaz. Muslihuddin Efendi'nin terbiyesinden geçip uzun süre postta kalması, Eşrefiyye'nin kuruluş kuşağı ile yerleşmiş tarikat kurumu arasındaki köprüyü oluşturur. Şiirlerinin mecmualarda korunması, oğullarının İznik ve Lefke çevresindeki faaliyeti ve müridi Abdullah Veliyyüddin Bursevî'nin Menâkıb-ı Eşrefzâde'yi kaleme alması, onun dönemini Eşrefî hafızasının düğüm noktalarından biri hâline getirir.