HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Adı, nispetleri ve tarihî kimliği
Tam adı Muhammed Âlim Sıddîkī’dir. Kaynaklarda Âlim Şeyh, Âlim Şeyh Azîzân ve Aliâbâdî nispetleriyle anılır. Ailesinin Hz. Ebû Bekir’e uzandığını ifade eden Sıddîkī nispeti, kendi çevresinde korunan soy hafızasının parçasıdır. Onu Ahmed Yesevî ile aynı kişi yahut ilk dönem Yesevî halifelerinden biri saymak doğru değildir: Âlim Şeyh, XVI. yüzyılın sonu ile XVII. yüzyılın ilk üçte birinde Mâverâünnehir’de yaşayan, Yesevîliğin geç dönem tarihini yazıya geçiren mürşid ve müelliftir.
Taşkent’ten Aliâbâd’a
972’de (1564-65) Taşkent’te doğdu. Anne tarafından dedesi Hâfız Kûhekî ona Muhammed Âlim adını verdi ve ilk dinî eğitimini üstlendi. Taşkent’teki siyasî ve toplumsal karışıklıklar üzerine babası Mü’min Şeyh Sıddîkī ailesiyle birlikte Semerkant yakınındaki Aliâbâd’a göç etti. Böylece Âlim Şeyh’in hayatındaki iki ana coğrafya daha gençlik yıllarında şekillendi: doğduğu Taşkent ve daha sonra irşad merkeziyle kabrinin bulunduğu Aliâbâd.
Semerkant ve Kabil’de ilim tahsili
Aliâbâd’a yerleşildikten sonra Semerkant’ta Mevlânâ İsmetullah’ın derslerine devam etti. Kelâm geleneğinin önemli metinlerinden Şerhu’l-Mevâkıfı okuduğu sırada tahsilini başka merkezlerde sürdürmek istedi ve Kabil’e gitti. Burada Mevlânâ Sâdık’ın yanında altı yıl kaldı. Bu uzun tahsil devresi, onun yalnız bir tekke şeyhi değil; kelâm, hadis, tefsir ve klasik dinî ilimlerle meşgul olmuş bir âlim olduğunu gösterir.
Pîrim Şeyh’e intisabı
Kabil’den Semerkant’a döndükten sonra Yeseviyye şeyhi Pîrim Şeyh’e bağlandı. Yesevî silsilesinin bu kolu Ahmed Yesevî’den Hakîm Ata ve Zengî Ata’ya; oradan Sadr Ata, Almîn Baba, Şeyh Ali Şeyh, Mevdûd Şeyh, Hâdim Şeyh, Cemâleddin Kâşgarî Buhârî, Hudâydâd Buhârî Gazîregî, Mevlânâ Velî Kûh-i Zerî, Kāsım Şeyh Azîzân Kermînegî ve Pîrim Şeyh üzerinden Âlim Şeyh’e ulaşır. Bu sıra, TDV’nin Yeseviyye maddesi ile öğrencilerinin yazmalarında nakledilen zincirin birlikte okunmasına dayanır.
Halvet, perhiz ve irşada hazırlık
Pîrim Şeyh’ten irşad icâzeti aldıktan sonra kırk günlük halvetlere girdi; ağır perhiz ve riyâzetlerle altı yahut yedi yıl nefis terbiyesi üzerinde çalıştı. Bu devre onun eğitiminde ilim tahsili ile seyrüsülûkün birbirini tamamladığını gösterir. Kaynaklar irşada başladıktan sonra devlet adamları, âlimler ve şeyhler tarafından ziyaret edildiğini; buna rağmen gündelik işlerden tamamen çekilmeyip halkın ihtiyaçlarıyla ilgilendiğini kaydeder.
Dergâhta bir gün
Müridlerinin aktardığı günlük düzen ayrıntılıdır. Yatsıdan sonra dervişlere teveccüh eder, kısa bir uykunun ardından teheccüde kalkar ve kitap okurdu. Sonra dergâha geçilir, sabah namazına kadar cehrî zikrin Yesevî biçimi olan zikr-i erre icra edilirdi. Sabah namazından sonra günlük evrâd okunur; işrak namazının ardından öğrencilere ders verilirdi. Günün devamında halkı dinler, ihtiyaç sahipleriyle ilgilenir ve yemek ikram ederdi. Bu düzen zikir, ilim, sohbet ve sosyal hizmeti aynı irşad programında birleştirir.
İlim, sohbet ve ahlâk anlayışı
Âlim Şeyh’in çevresinde tasavvufî eğitim, yalnız vecd ve zikirden ibaret değildi. Hadis metinleri okutulur, talebelere düzenli ders verilir, ibadet vakitlerine riayet sıkı biçimde gözetilirdi. Buna karşılık müridleri onun halka karşı mütevazı, ihtiyaç sahiplerine açık, yer yer latifeli bir sohbet üslubuna sahip olduğunu anlatır. Yesevî yolunun fıkıhta Hanefî, itikatta Ehl-i sünnet-Mâtürîdî çizgisi, Âlim Şeyh’in ilmî ve tasavvufî çevresini anlamanın temel çerçevesidir.
Zikr-i erre
Onun dergâhındaki başlıca toplu uygulamalardan biri zikr-i erre idi. ‘Testere zikri’ diye de açıklanan bu cehrî usul, Yesevî hafızasında nefes, ses ve beden ritminin birlikte düzenlendiği bir zikir biçimidir. Âlim Şeyh’in halifesi Muhammed Şerîf Hüseynî daha sonra Huccetü’z-zâkirîn li-reddi’l-münkirîn adlı eserinde cehrî zikrin meşruiyetini savundu. Böylece dergâhtaki uygulama, bir sonraki kuşakta yazılı bir müdafaa metnine dönüştü.
Lemehât min nefehâti’l-kuds
Âlim Şeyh’in en önemli eseri Farsça Lemehât min nefehâti’l-kudstur. 1033’te (1624) tamamlanan eser Ahmed Yesevî’den müellifin kendi zamanına kadar çok sayıda Yesevî şeyhinin hayatını, silsile bağlarını, sözlerini ve menkıbelerini kaydeder. Bu sebeple yalnız Âlim Şeyh’in şahsî görüşlerini değil, XVII. yüzyıl başında Mâverâünnehir’de yaşayan Yesevî tarih hafızasını koruyan temel bir tabakat ve menâkıb kaynağıdır. Eserdeki kronoloji ve biyografik bilgiler tarih araştırmasında; rüya ve keramet anlatıları ise gelenek içi hafıza olarak kendi türleri içinde değerlendirilmelidir.
Hayatının birinci elden yakın kaynakları
Âlim Şeyh’in hayatı hakkındaki ayrıntılar yalnız sonraki yüzyılların özetlerine dayanmaz. Müridi Fethullah b. Abdülbâsit Sıddîkī, Menâkıb-ı Şeyh Muhammed Âlim Azîzânı yazdı. Halifesi Muhammed Şerîf Buhârî Hüseynî de Huccetü’z-zâkirîn içinde şeyhinin hayatına geniş yer verdi. Bugün Medine Ârif Hikmet ve İstanbul Süleymaniye kütüphanelerindeki yazma nüshalardan takip edilen bu iki eser, biyografisinin ana kaynaklarıdır.
Halifeleri ve ailesi
Kaynaklarda Fethullah b. Abdülbâsit Gazîregî Sıddîkī, Muhammed Sâlih Hoca Ürgencî Sıddîkī, Ahund Hacı İsmail, Mevlânâ Osman, Mevlânâ Emîr Hüseyin Ferâhînî, Hüseyin Şeyh Azîzân, Muhammed Âbid ve Muhammed Şerîf Buhârî başlıca mürid ve halifeleri arasında sayılır. Oğlu Hoca Abdürreşîd de babasının ardından şeyhlik görevini sürdürdü. Mevlânâ Osman’dan hilâfet alan Buharalı Muhammedî İmlâ ile Muhammed Şerîf Hüseynî üzerinden ilerleyen hatlar, Yesevî ve Nakşibendî çevrelerin sonraki temas noktalarından biri oldu.
Vefatı ve kabri
1043 yılının Zilhicce ayının son günlerinde (1634) yaklaşık yetmiş iki yaşında vefat etti. Bazı modern kayıtlarda milâdî karşılık 1633 olarak verildiğinden başlık tarihlerinde iki kullanım görülebilir; hicrî 1043 kaydı öğrencisinin verdiği kronolojik hesapla teyit edilir. Kabri Semerkant yakınında, bugün Payarık ilçesi ve Çelak çevresindeki Aylavat (Kette Türk) mezarlığı olarak tarif edilen yerdedir. Kesin parsel koordinatı doğrulanmadığı için haritada bölge merkezi işaretlenmiştir.
Yeseviyye tarihindeki yeri
Âlim Şeyh’in önemi, yeni bir ana tarikat kurmasından değil, Yesevî yolunun Mâverâünnehir’deki geç dönemini hem yaşayarak temsil etmesinden hem de yazıyla korumasından gelir. Pîrim Şeyh’ten aldığı aktarımı halifelerine ulaştırmış; Lemehât ile Ahmed Yesevî’den kendi çağına uzanan kişi ve öğreti ağını kaydetmiştir. Onun dosyası bu sebeple biyografi, silsile, zikir tarihi, yazma eser ve Orta Asya coğrafyasının birlikte okunması gereken merkezî Yesevî kayıtlarından biridir.