HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve doğumu
Tam adı Ebü’l-Abbâs Ahmed b. Ca‘fer el-Hazrecî es-Sebtîdir. 524/1130 yılında Fas’ın kuzeyindeki Sebte’de doğdu. Hazrec kabilesine mensup olduğu için Hazrecî, doğduğu şehir sebebiyle Sebtî nisbesiyle anıldı. Kaynaklarda çoğu zaman Ebü’l-Abbâs es-Sebtî adıyla geçer. On yaşındayken babasını kaybetmesi, çocukluk hayatını ve tahsil yolunu belirleyen başlıca hadisedir.
Ebû Abdullah el-Fehhâr’ın yanında tahsil
Annesi aile geçimine katkıda bulunması için onu bir işte çalıştırmak istiyordu. Ahmed ise gönderildiği işten ayrılarak Kādî İyâz’ın talebelerinden Ebû Abdullah el-Fehhâr’ın derslerine devam etmeye başladı. Hocası onun öğrenme isteğini görünce annesiyle anlaşarak tahsilini sürdürmesini sağladı. On altı yaşına kadar Kur’an’ı ezberledi; Arap dili ve edebiyatının temel metinlerini okudu. Mâlikî fıkhının yaygın ders kitaplarından İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî’nin er-Risâlesini tahsil etti ve aynı hocadan tasavvuf terbiyesi aldı.
Sebte’den Merakeş’e
540/1145-46 yılında hocasının izniyle öğrenimini geliştirmek üzere Merakeş’e gitti. Şehir o sırada Murâbıtlar ile Muvahhidler arasındaki mücadelenin merkezindeydi. Sebtî, Merakeş’in kuzeybatısındaki Igilliz dağına yerleşti. Zâhidlerin ve ilim yolcularının bulunduğu bu çevrede yaklaşık kırk yıl yaşadı; zâhirî ilimlerle tasavvuf terbiyesini birlikte sürdürdü.
Igilliz devrinde kimlerden ne ölçüde ders aldığı bütün ayrıntılarıyla kaydedilmemiştir. Bununla birlikte silsilelerinde bulunan Ebû Medyen el-Mağribî ve Ebû Muhammed Sâlih ile, tekkesini zaman zaman ziyaret ettiği Ebû Abdullah Emgâr’ın onun irfan çevresinde önemli yer tuttuğu anlaşılır. Bu bağların hepsini aynı türden, kesintisiz bir hoca-talebe münasebeti gibi göstermek doğru değildir; Sebtî’nin Medyenî nispeti ise kaynaklarda açıkça korunmuştur.
Merakeş’te medrese ve zâviye
Şöhreti yayılınca yöneticiler ve şehir halkı onu ziyaret etmeye başladı. Muvahhid Sultanı Ebû Yûsuf el-Mansûr 580/1184-85 yılında Merakeş’te onun adına bir medrese ile zâviye yaptırdı, ayrıca bir ev tahsis etti. Sebtî bundan sonra şehirde ders okutmaya ve mürid yetiştirmeye başladı. Rivayetlerde sultanın da ona yakınlık gösterdiği ve sohbet halkasına katıldığı anlatılır.
Merakeş’e yerleştikten sonra evlendi ve çocukları oldu. Onun irşad merkezi yalnız münzevi bir zikir mahalli değildi; ilim öğretimi, yoksulların gözetilmesi ve sadakanın şehir hayatında düzenli bir sorumluluğa dönüştürülmesi burada birleşiyordu.
Sadaka ve cömertlik öğretisi
Sebtî’nin tasavvuf anlayışının en belirgin tarafı cömertlik ve toplumsal dayanışmadır. Âyet ve hadislerden hareketle dünya ve âhiret hayrının ihsanla, kötülüğün ise cimrilikle ilişkili olduğunu savundu. Bir ihtiyacın giderilmesini isteyen kimsenin önce kendi imkânından başkasının ihtiyacını gidermesini öğütledi. Yağmur duasından önce sadaka dağıtılmasını istemesi de kulluğu yalnız talep eden değil, sorumluluk üstlenen bir davranış olarak görmesinden kaynaklanır.
Ahzâb sûresindeki emanet âyetini rızık ve paylaşma açısından yorumladı: göğün yağmurla, yerin ürünle ve dağların su kaynaklarıyla insana cömertçe hizmet ettiğini; insanın ise kendisine ulaşan rızkı ihtiyaç sahibinden esirgediğinde emanete karşı zalimce davrandığını söyledi. İbnü’l-Arabî, Merakeş’te görüştüğü Sebtî’yi bu yönü sebebiyle “sadaka sahibi” diye anar.
Fütüvvet, melâmet ve eleştiriler
Sebtî’nin kazancı ve serveti geniş ölçüde dağıtmayı teşvik eden tavrı, Mağrib’de Ebû Ya‘zâ gibi sûfîlerin temsil ettiği fütüvvet ve cömertlik geleneğiyle ilişkilidir. Gösterişli bir dinî mevki kurmaktan çok fiilî yardımın değerini öne çıkardı; melâmet anlayışına yakın bir tutum benimsedi. Alışılmadık yorumları ve güçlü hitabeti sebebiyle zaman zaman bid‘at, sihir veya zındıklıkla suçlandı. Bununla birlikte muhalefet etmek için sohbetine gelenlerin dahi onun açıklamalarından etkilendiği aktarılır. Sohbetlerinde ibadetlerin hikmetleri, tevhidin anlamı ve cihadın mânevî yönleri üzerinde durdu.
Üç silsile ve Sebtiyye
Sebtî’ye nispet edilen üç aktarım hattı vardır. Birincisi Ebû Abdullah el-Fehhâr, Kādî İyâz ve Ebû Bekir İbnü’l-Arabî üzerinden Ebû Ya‘zâ ve Gazzâlî çevresine; ikincisi yine el-Fehhâr ve Kādî İyâz’dan Ebû Ali es-Sadefî vasıtasıyla Abdülkādir-i Geylânî’ye; üçüncüsü Ebû Muhammed Sâlih üzerinden Ebû Medyen’e ulaşır. Bu silsileler onun Mağrib fıkıh, fütüvvet, Kādirî ve Medyenî çevreleriyle çok katmanlı bağını gösterir.
Medyeniyye içinde onun adına nispet edilen Sebtiyye kolu meydana geldi. Vefatından sonra kolun şeyhliğini İbnü’l-Hakîm diye tanınan halifesi Ebû Ya‘kūb Yûsuf b. Muhammed el-Ensârî üstlendi. Sebtî çevresinden Abdüsselâm b. Meşîş’e, oradan Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’ye ulaşan aktarım da Medyenî miras ile Şâzeliyye arasındaki tarihî köprülerden biri kabul edilir.
İlimleri ve zâyirçe
İbnü’z-Zeyyât onu “fakih şeyh” diye anar. Arap dili ve edebiyatı, Mâlikî fıkhı ve tasavvuf yanında hesapla ilgilendi; öğrencilerine hesap dersleri verdi. Kimya ve simya bilgisine sahip olduğu da kaydedilir. İbn Haldûn, Sebtî’ye nispet edilen “zâyirçe-i âlem” adlı cetveli ve bunun 115 beyitlik açıklamasını eserinde aktarmıştır. Kimyaya dair otuz dokuz beyitlik bir manzumesinden söz edilirse de eserlerinin nispet ve metin tarihi ayrıca incelenmelidir.
Vefatı, türbesi ve Merakeş hafızası
Ahmed b. Ca‘fer es-Sebtî 3 Cemâziyelâhir 601’de, 26 Ocak 1205’te Merakeş’te vefat etti ve Tâğzut Kapısı civarına defnedildi. Halifesi Ebû Ya‘kūb el-Ensârî onun için yirmi beş beyitlik bir kaside yazdı. Türbesi sonraki asırlarda Sa‘dî ve Filâlî hükümdarları tarafından onarıldı; yanına cami ve medrese eklendi. Oğlu Ebû Muhammed Abdullah ile torunu Ebû Zekeriyyâ Yahyâ’nın kabirleri de bu çevrededir.
Sebtî, Merakeş’in “yedi büyük velîsi” arasında sayıldı. Türbesi yalnız Müslümanların değil şehirdeki farklı dinî toplulukların da ziyaret ettiği bir mekân hâline geldi. Fas ve Cezayir’de ilk ürünün bir bölümünü yoksullara ayırma, onun adına yardım toplama ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılan ürünü “abbâsiyye” diye anma gibi uygulamalar cömertlik öğretisinin halk hafızasındaki devamını gösterir.
Hakkındaki eserler
İbnü’z-Zeyyât et-Tâdilî’nin, Sebtî’nin sohbetlerine de katılarak hazırladığı Ahbâru Ebi’l-Abbâs es-Sebtî onun hayatına ilişkin en erken temel metindir. Ayrıca anonim bir menâkıbnâme ile İbnü’l-Muvakkit’in Ta‘tîrü’l-enfâs adlı eseri vardır. Bu anlatılardaki keramet ve ziyaret hafızası, tarihî biyografiyle aynı kesinlik derecesinde değil, geleneğin Sebtî’yi nasıl hatırladığını gösteren ayrı bir katman olarak okunmalıdır.