HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Ailesi ve Akşemseddin'e intisabı
Abdürrahim Karahisârî'nin doğum tarihi bilinmez. Babası Alâeddin-i Mısrî ve kardeşlerinin vakıfları, Afyonkarahisar'da köklü ve varlıklı bir aile çevresinden geldiğini düşündürür. Kendi eserleri ve menâkıb kaynakları onun Akşemseddin'e intisap ettiğini, uzun süre yanında bulunduğunu ve hilâfet aldığını gösterir. 1436'da Beypazarı'nda, 1443'te Edirne'de şeyhiyle birlikte bulunması bu yakın ilişkinin tarihî izleridir.
İrşad ve tarihî konumu
Abdürrahim Karahisârî'nin hayatı, daha sonra belirginleşen Bayramî kollarının geriye doğru kurulmuş şemalarından ziyade Akşemseddin'in doğrudan halife çevresi içinde değerlendirilmelidir. Onu yalnız “tarikat kurucusu” diye sunmak yerine, sohbet, eser ve temsil halkasındaki yerini göstermek daha doğrudur. Vefatının 888'den (1483) sonra gerçekleştiği, o tarihte istinsah edilen bir eser kaydından anlaşılır; kesin yıl bilinmemektedir.
Vahdetnâme
En tanınmış eseri 865'te (1460) tamamlanan Vahdetnâmedir. Yaklaşık 4250 beyitlik mesnevi, tasavvufî esasları hikâyeler ve temsillerle açıklar. Sade Türkçesi, Âşık Paşa ve İran tasavvuf şiirinden taşıdığı izler eserin geniş okur çevrelerine hitap ettiğini gösterir. Vahdet kavramı eserde soyut bir nazariye olarak değil, ahlâk ve sülûk terbiyesiyle birlikte işlenir.
Diğer eserleri
Münyetü'l-ebrâr ve gunyetü'l-ahyâr ahlâk ve tasavvuf bahislerini; Bûsîrî'nin Hz. Peygamber'i öven kasidesine yaptığı Türkçe tercüme peygamber muhabbetini; Risâle fî eşrâti's-sâa kıyamet alâmetlerini ele alır. Ona nispet edilen eserlerin yazma nüshaları ayrı ayrı denetlenmeli; benzer ad taşıyan Karahisârîlerle karıştırılmamalıdır.
Fetih, Fâtih ve Mahmud Paşa
Akşemseddin'le birlikte İstanbul'un fethine katıldığı söylenmekle beraber kaynaklarda bunu doğrulayan bir kayıt yoktur. Aksine kardeşi Muslihuddin'in düzenlettiği vakfiyede şahitler arasında adının geçmesi, fetihten iki ay sonra (Receb 857 / Temmuz 1453) Karahisar'da bulunduğunu gösterir.
Ansiklopedi maddesi, fethe katılmış olsa bile şeyhi gibi Fâtih Sultan Mehmed'e kırılıp memleketine dönmüş olabileceğini iki karîneye dayandırır: Münyetü'l-ebrâr'ın müellif nüshasında fetih için düşürdüğü tarihi çıkarması ve fetihten yedi yıl sonra yazdığı Vahdetnâme'yi Vezîriâzam Mahmud Paşa'ya ithaf edip padişahın adını hiç anmaması.
Çerçeve. Bu bölüm bir olayı değil, bir sessizliği okur. Elde fethe katıldığına dair belge yoktur; elde olan, müellifin kendi metinlerinden bir tarihi silmesi ve bir ithafta padişahı atlamasıdır. Kaynak bunu bir ihtimal olarak sunar, kesin bir kırgınlık hikâyesi olarak değil; sayfada da aynı ihtiyatla durmalıdır.
Vakfiye, son yıllar ve ölüm tarihi
Kaynak, Karahisârî'nin izini birkaç tarihli durakla sürer: Eşrâtü's-sâa'nın telif kaydına göre 1457'de İznik'te, Enîsî'nin Akşemseddin'in vefatına dair verdiği bilgiye göre 1458'de Göynük'tedir. Bu tarihten vakfiyesini düzenlettiği 888 (1483) yılına kadar nerede bulunduğuna dair bilgi yoktur.
Ölüm tarihi kaynaklarda zikredilmez. 1494'te Karahisar'ı ziyaret eden Muğlalı Şâhidî'nin şairin o sırada hayatta olmadığını bildirmesi, vefatın 1494'ten önce gerçekleştiğini gösterir. Böylece elde bir alt sınır (1483 vakfiyesi) ve bir üst sınır (1494 tanıklığı) bulunur.
Çerçeve. 888/1483 bir vefat karînesi değil, bir vakfiye tarihidir; kişiyi o yılda hayatta gösterir. Vefat için elde tek dayanak 1494'teki bir yokluk tanıklığıdır. İki kayıt aynı cümlede birleştirildiğinde ortaya kesin bir yıl değil, on bir yıllık bir aralık çıkar; sayfa bu aralığı tek bir rakama sıkıştırmamalıdır.