HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Eşrefzâde ailesinde doğumu ve tahsili
Eşrefzâde Seyyid Abdülkādir Necîb Efendi 1115/1703’te Bursa’da, İncirli Mahallesi’ndeki Eşrefzâde Dergâhı çevresinde dünyaya geldi. Babası, Eşrefiyye’nin önde gelen şeyhlerinden İzzeddin Ahmed Efendi’dir. Ailenin irşad çizgisi Kādiriyye’nin Anadolu’daki Eşrefiyye koluna dayanır. Abdülkādir Necîb’in aynı adı taşıyan başka Eşrefî şeyhleriyle karıştırılmaması gerekir; “Necîb” onun şiirlerinde kullandığı mahlastır.
İlk tahsilini aile çevresinde yaptı. Arapçayı babasından, Farsçayı Muhammed Emin Efendi’den öğrendi. Zâhirî ilimlerle tarikat terbiyesini birlikte sürdürdü ve babasından hilâfet aldı. 1137/1724-25’te babasıyla Haremeyn’e giderek hac ve ziyaret yolculuğuna katıldı. Bu seyahat, İzzeddin Efendi’nin biyografisinde de ayrıca kaydedildiğinden iki şahsiyet arasındaki bağ yalnız aile nispetine değil, ortak ilmî ve tasavvufî hayata dayanır.
Bursa Eşrefzâde Dergâhı’nda kırk dokuz yıl
İzzeddin Efendi’nin 1153/1740’ta İstanbul’da vefat etmesinden sonra Bursa’daki Eşrefzâde Dergâhı postuna Abdülkādir Necîb geçti. Kaynakların verdiği kırk dokuz yıllık meşihat süresi, onun görevini ölümüne kadar kesintisiz biçimde sürdürdüğünü gösterir. Bu dönem Eşrefiyye’nin Bursa’daki aile postu, cami dersleri, vaaz, zikir ve yazılı eser üretiminin aynı merkezde birleştiği uzun bir devam devresidir.
Sefîne-i Evliyâ, onun irşad meclisinde tarikata mesafeli bazı kimselerin de tutum değiştirdiğini aktarır. Bu ifade bir menkıbe cümlesi gibi büyütülmeden, vaaz ve ders halkasının şehirdeki tesirine dair gelenek içi tanıklık olarak okunmalıdır. Kaynaklar onu uzun boylu, nurlu yüzlü, ilim ve mârifeti birleştiren bir şeyh olarak tasvir eder.
Emir Sultan ve Ulu Cami’de tefsir dersleri
Abdülkādir Necîb, Bursa’da Emir Sultan çevresinde ve Ulu Cami’de tefsir okuttu. Vefatı için yazılan tarih manzumesinde Kur’an’ı tefsir ederek iki defa baştan sona okuttuğu belirtilir. Bu kayıt, onun şeyhlik hizmetinin yalnız tekke âyini ve sohbetten ibaret olmadığını; düzenli Kur’an tedrisini de kapsadığını gösterir.
Ders halkasının sonraki Eşrefî çevre üzerindeki etkisi kişisel bağlarda da izlenir. Tennûrîzâde Mustafa, onu kendi şeyhi olarak anar. Yeğeni Ahmed Ziyâeddin Efendi’nin de tahsilini Abdülkādir Necîb’in yanında tamamladığı kaydedilir. Böylece babadan devraldığı öğretim birikimi, aile ve mürid halkası yoluyla sonraki kuşağa aktarılmıştır.
Zübdetü’l-Beyân ve tefsir mirası
Babası İzzeddin Efendi’nin Enîsü’l-Cinân adlı Arapça, tasavvufî-işârî tefsiri on ciltlik geniş bir çalışmaydı. Abdülkādir Necîb bu eseri Zübdetü’l-Beyân adıyla üç cilt halinde telhis etti. Telhis burada sıradan bir kısaltma değildir; geniş tefsirin ana yorum çizgisini daha derli toplu bir tertiple sonraki okuyucuya aktaran ilmî bir çalışmadır.
Zübdetü’l-Beyân adıyla farklı dönemlerde başka tefsirler de yazılmıştır. Bu sebeple kataloglarda yalnız eser adına bakılarak yapılan nispetler güvenli değildir. Abdülkādir Necîb’e ait nüsha, babasının Enîsü’l-Cinânı ile bağı, Eşrefzâde nisbesi ve yazma künyesi birlikte değerlendirilerek tanınmalıdır.
Mevlid’i, Dîvân’ı ve Necîb mahlası
Abdülkādir Necîb yalnız müfessir değil, tasavvufî şiir söyleyen bir tekke şairidir. Kaynaklar bir Dîvânı ile Bursa Eşrefzâde Dergâhı’nda okunan Mevlid-i Nebî manzumesinden söz eder. Hz. Peygamber’e hitaben yazdığı na‘tında mi‘rac, şefaat, ilâhî feyiz ve nübüvvet nuru temalarını işler. Niyâzî-i Mısrî’nin bir nutkuna yazdığı nazîrede ise pîre hizmet, aşk, melâmet, nefisle mücadele ve dünya bağından kurtuluş öne çıkar.
Şiirleri biyografiye düzyazı gibi karıştırılmamalıdır. Na‘t, nazîre, mevlid ve diğer manzumeler kendi nazım düzenleri korunarak eser katmanında okunmalıdır. Bu ayrım hem metnin edebî yapısını hem de Eşrefiyye’de tefsir, vaaz ve şiirin birbirini tamamlayan üç ifade yolu oluşunu görünür kılar.
Vefatı ve Bursa’daki kabri
Abdülkādir Necîb Efendi 21 Rebîülâhir 1202’de, 30 Ocak 1788’de vefat etti. Bazı modern kayıtlarda gün bir gün farklı çevrilmiştir; burada Sefîne-i Evliyâ’nın verdiği tarih esas alınmıştır. Bursa’daki Eşrefzâde Dergâhı hazîresine defnedildi.
Sâdık Efendi’nin vefatına yazdığı tarih manzumesi, ömrünün vaaz, tefsir ve zikirle geçtiğini; Kur’an’ı iki kez tefsir ederek hatmettiğini ve şehir için ilmî bir iftihar sayıldığını bildirir. Manzumenin ebced toplamına dair eski neşirde bir hesap ihtilâfı bulunur; biyografik tarih açık kayıtla sabit olduğundan ebced farkı vefat yılını değiştirecek kesin bir delil olarak kullanılmamıştır.
Ailesi ve Eşrefiyye postunun silsilesi
Babası Eşrefzâde İzzeddin Efendi'nin asıl adı İzzeddin Ahmed olup 1083'te (1672) Bursa'nın Kestel ilçesi sınırları içindeki Barakfakih (Baraköy) köyünde doğmuştur. Eşrefoğlu Rûmî soyundan gelen Eşrefiyye şeyhi Eşref-i Sânî Efendi'nin oğludur; Molla Ahmedzâde Mehmed Efendi'den Arapça, Malkoç Mustafa Efendi'den dinî ilimleri öğrenmiş, babasına intisap ederek seyrüsülûkünü tamamlayıp hilâfet almıştır.
İzzeddin Efendi, samimi ve coşkulu vaazlarıyla tanınmış; ilâhî aşk konularını işlerken çok defa kendinden geçtiği ve hatta kendini kürsüden aşağı attığı söylenmiştir. Bu hali III. Ahmed ile I. Mahmud'un dikkatini çekmiş, her iki padişah tarafından saraya davet edilerek iltifat görmüştür. İzzî mahlasıyla yazdığı tasavvufî manzumeleri mürettep bir divanda toplanmış, ayrıca dinî eserler bestelemiştir.
İzzeddin Efendi, İstanbul'a yaptığı bir seyahat esnasında 13 Şâban 1153 (3 Kasım 1740) tarihinde Zeyrek'te vefat etmiştir. Ölüm haberi I. Mahmud'a ulaşınca padişah, devlet ricâlinin cenaze namazında bulunması için hatt-ı hümâyun çıkarmış; Fâtih Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Tophane'de Kâdirîhâne de denilen İsmâil Rûmî Âsitânesi'ne defnedilmiştir. Yerine şeyh tayin edilen oğlu Abdülkādir Necîb Efendi bu görevi ölümüne kadar kırk dokuz yıl sürdürmüştür. Aileden gelen bir sonraki isim, kaynaklarda Abdülkādir Necîb Efendi'nin yeğeni olarak anılan ve Gülzâr-ı Sulehâ ve Vefeyât-ı Urefâ müellifi Eşrefzâde Ahmed Ziyâeddin Efendi'dir.