Ara
Menü

Ne arıyorsunuz?

12 sonuç · “mu'cem

01
Sözlük

sm

Çil) [Ar. ] Sözlük anlamı, “Geri bırakmak, gecikmek. ” olan bu söz, insanı günaha sokan, işlendiğinde kötüleme, kınama ve cezalandırmayı gerektiren dinen yasaklanmış eylemleri veya davranışları yapma işi için kullanılan bir terimdir. Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de türevleriyle birlikte kırk sekiz ayette geçmiştir (bk. M. F. Abdülbâkî, el- Mu'cem, “ism” maddesi). “İsm”e konu olan büyük günahlar Kur’ân-ı Kerîm’de özellikle şu ayetlerde zikredilmektedir: “İçki ve kumar” (Bakara suresi, 2 I 219) anlamında, “Faizden elde edilen kazanç. ” ” (Bakara suresi, 2 / 276) anlamında, “İnkâr etmek ve küfür” anlamında, “Allah’a yalan isnat etmek. ” anlamında, “Günahı veya suçu başkasının üzerine yüklemek. ” anlamında, “Ölü, kan, domuz eti, gibi yasaklanan şeyleri yemek. ” anlamında, “İnsan öldürmek. ” anlamında, “Yalan söyleyerek doğruyu gizlemek. ” anlamında, “Açık veya gizli günah işlemek. ” anlamında pek çok fiil, “ism” olarak nitelenmiştir, bk. günah İsmâ'ilîlik a. bk. İsmâ'iliyye İsmâ'iliyye a. [Ar. ] Şî' inancına göre altıncı İmam Ca'fer-i Sâdık’m oğlu İsmail b Ca'fer es-sâdık’a nispet edilen v onun soyundan gelenlerin ima metini benimseyen, ayrıca aşır görüşleriyle tanınan bir Ş mezhebinin adı. Bu mezhebi “yedi devir inancı” çerçevesin de her devir bir nâtık nebiyi ifa de eder; sonra bir vâsi imam v altı sâmit imam ile bu sistem tamamlanmış olur. Bu sistem içinde, “nâtık” terimi, yeni devr başlatan peygamber anlamın dadır. Onu “esas” veya “sâmit adı verilen imam takip eder. ismet a. [< Ar. asm] 1. İ lâmî inanca göre, peygamberle rin günahtan uzak ve korunmu olduğunu ifade eden bir terim. fık. Dinî ve hukukî koruma v dokunulmazlık anlamında fıkı terimi.

02
Sözlük

nefâz

fık. Bir muşakdin işlerlik kazanması anlamında kullanılan bir fıkıh terimi. [< nefha a. [< Ar. nefh] İslâm ^)] inancma göre, kıyametin kopcü, ması aşamasmda oluşacak kozncü mik değişimin başladığmı bildiesi” recek olan ve bir defa üfürme ure anlamında kullanılan kelâm tene rimi. iki nefis, -fsi a. i,^) [< Ar. nefs] “Öz, iç, ruh, kte can; ben, benlik, kendilik.” anladen mında insanm yaşama vasıflan, İs biyolojik özelliklerini ifade eden rin terim. Bu kavram, Kur’ân-ı hid, Kerîm’de 295 ayette “İnsanın nu- hem maddî varlığı hem de onda mesi gözle görülemeyen ve iyi ile kötükla yü arzu eden manevî varlık.” anbu lammda kullanılmıştır (bk. ure, M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem, “nfs” maddesi). tas. Tasavvuf inanamcma göre, kendisinde iradeye siri bağlı hareket, duygu ve yaşama ve gücü bulunan sıcak bir cevher anlamında terim. Aynı zamanda Ar.] bu terim, insandaki heva, heves üiz ve şehvetin mayası olarak da niine telenmektedir. Sûfîlere göre bu yal, nefsin yedi mertebesi vardır. rm Bunlar da şöyle adlandırılmış: sis “nefs-i emmâre” (bk. bu madarşı de), “nefs-i levvâme” (bk. bu madde), “nefs-i mülheme” (bk. nefs-i cüz’ 534 bu madde), “nefs-i mutma'inne” (bk. bu madde), “nefs-i râziyye” (bk. bu madde), “nefs-i marziyye” (bk. bu madde), “nefs-i zekiyye” (bk. bu madde).

03
Sözlük

gılmân

Sözlük anlamı, “Bıyığı yeni terlemiş, yeni yetme genç, hizmetçi çocuk.” olan “gulâm” sözünün çokluk biçimi olan bu terim, “Cennet ehlinin hizmetine verilen ve asla yaşlanmayan genç hizmetli.” anlamında bir Kur’ân terimidir. Bu söz Kur’ân-ı Kerîm’de sadece bir ayette “Tûr suresi” nde mealen “Sedefteki inciler gibi kendilerine hizmet etmek için yanlarında gençler dolaşırlar.” biçiminde kullanılmıştır. Hz. Peygamber’in hadislerinde de bu terim sıkça yer almıştır (bk. Wensinck, el- Mu'cem, “glm” maddesi).

04
Sözlük

gâzî

Sözlük anlamı “Savaşmak, yağmalamak, saldırmak.” olan bu söz, savaşta başarı kazanan kumandanlara, hükümdarlara şeref unvanı olarak verilen bir terimi ifade etmektedir. Son zamanlarda bir savaşa gidip sağ dönen Müslümanlara da “gâzî” denilmiştir. Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de “Âl-i İmrân suresi” nde çokluk biçimiyle, “Tevbe suresi” nde ise şehitlik üe birlikte geçmekte “mücahit” kavramı ile ifade edilmektedir. Hadislerde ise geneUikle “Allah yolunda savaşan kimseler.” (bk. Wensinck, el-Mu'cem, “gâz” maddesi), için kuUanılan bu terim, Müslümanlar arasmda fazüetli bir mertebe olarak görülmüş; hatta özellikle Müslüman-Türkler arasmda, “Ölürsem şehit, kalırsam gazi” sözü, yaygın bir deyim niteliği kazanmıştır.

05
Sözlük

in'âm (I)

in'âm (I) a. ÇLcj) [Ar.] İslâmî inançta Allah’ın insanoğluna rızık vermesi, ihsan ve lütufta bulunması anlamında kullanılan bir terim. Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de değişik türevleriyle on sekiz ayette yer almaktadır (bk. M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem, “na'm” maddesi).

06
Sözlük

Pûr-ı Zâl

“Zâl’ın oğlu”; İran destan kahramanı Rüstem için kullanılan edebî tamlama. Divan ve tasavvuf şiirinde kuvvet, yiğitlik ve savaşçılık benzetmelerinde yer alır.

07
Sözlük

ıyamet

Dünya varh- “ ğmın sona ermesinden sonra ( ölülerin dirilmesi ile ahıret hai yatının başlayacağmı ve bu has yatm ebediyen devam edeceğini k ifade eden terim. Kur’ân-ı K Kerîm’de “yevme” sözü üe biry likte ve “yevmü’l-kıyâme” terp kibi biçiminde 400 ayette bu teb rim yer almaktadır (M. F. s Abdülbâkî, el-Mu'cem, “yevme” n maddesi). Ayrıca, “Mülk suresi” nden sonra gelen kırk sekiz kıyâ surenin pek çok yerinde n “kıyâmet” konusu gündeme ge y tirilmektedir. b b

08
Sözlük

hak (D, -kkı

hak [< Ar.hakk] (ç. b. hukûk) Doğruluk, doğru ve 281 hak gerçek olan şey, bâtıl karşıtı. Bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’de 247 ayette “bâtıl” sözünün karşıtı olarak kullanılmıştır (M. F. Abdülbakî, el-Mu'cem, “hkk” maddesi). Öte yanda ayetlerde genellikle, gerçeğe uygun söz, doğru haber, doğru yol, inanç, uygun bilgi, adalet, görev veya ödev gibi anlamlar söz konusudur. Bu terim, yukarıda sözünü ettiğimiz anlamlar çerçevesinde hadislerde de yer almıştır (Wensinck, el-Mu'cem, “hfz” maddesi). 2. Bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’de, hadislerde ve öteki İslâmî kaynaklarda “Esirgenmesi, korunması ve gözetilmesi veya sahibine geri ödenmesi gereken maddî ve manevî imkân, mal, eşya; görev, borç, sorumluluk.” anlamlarında da kullanılmıştır. 3. Allah’ın insanlar üzerindeki hakları yanında O’nun müminleri koruma, kollama, gözetme, yardım etme ve onları azaptan kurtarma gibi sıfatlarmı içeren ve “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah'ın güzel isimleri)dan olan bir ad, “cenâb-ı Hakk” (bk. bu madde). 4. fık. Sosyal hayatta insana dinin ve hukuk düzeninin tanıdığı yetki ve ayrıcalık olarak tanımlanan bir terim. 5. tas. Başlangıçta tasavvuf ehli tarafından Allah için kullanılan bu terim, zaman için O’ndan olan veya gelen her şey için de kullanılmıştır. Söz gelişi, peygamber hak, Kur’ân hak, Kur’ân’da mevcut her bilgi, öğüt ve emirler hak olarak kabul edilmiştir, 6.ftk. bk. kafîz-i tahhân § tam. hakk-ı civâr a. (J^ j^) huk. Komşuluk hakkı olarak tanımlanan bu terim, hukukî niteliği yanında özellikle komşular ile iyi geçinmek, onlara zarar vermemek konularmda da dinî ve ahlâkî bir özellik taşımaktadır. hakk-ı ihâd a. (jL jrx) Kul hakkı. hakk-ı intifâk a. (jiai j^) huk. Bir gayrimenkulden birkaç kişinin faydalanma hakkı. hakk-ı karâr a. (jl> ja) huk. On yıl boyunca sorunsuz olarak kullanılan bir arazi üzerinde kazanılan mülkiyet hakkı. hakk-ı kazâ a. GLü ^ Yargı hakkı. hakk-ı mecrâ a. (^.^ jx) huk. İhtiyacı olan suyu getirmek için komşu gayrimenkulden su yolu geçirmek hakkı olarak tanımlanan bu terim, yukarıdan geçen ihtiyaç fazlası suyun ortak su kanallarma ulaştırma ve bu işler için küçük yollar veya kanallar yaptırma için kullanılmıştır. hakk-ı mesîl a. CU^ 3=.) huk. Bir gayrimenkulden çıkan suları smırları dışına akıtma hakkı. hakk-ı muhâkeme a. 3^) huk. Hakkmı arama hukuku, mahkemeye çıkma hakkı. hakk-ı müdâfa'a a. (uiL ja) huk. Müdafaa hakkı. hakk-ı mürûr a. (^ 3a.) huk. Geçiş hakkı, anlamma gelen bu terim, birinin gayrimenkulden geçmeyi sağlayan hak veya umuma ait yollardan herkesin geçme hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı müsâvât a. (öljU ja.) huk. Eşitlik: hakk-ı nân ü nemek a. (^ j jL 3a.) (ekmek ve tuz hakkı) Sadakat, bağlılık. hakk-ı rüchân a. (jL^^ja.) huk. 1. Hazine arazisini bir başkasma devretmede o yerde hakkı veya binası bulunan kimsenin ya da o yerdeki belde halkmdan olup arazi ihtiyacı bulunanlann belli bir ücret karşıhğı o yere sahip olabilmelerine öncelik tanıyan hak. 2. Bir hakkın elde edilmesinde öncelik bakımmdan kendinden sonra gelen hakka üstün olması durumu. hakk-ı süknâ a. (^ 3^) huk. Bir kimseye bir binada veya bu binanın muayyen bir kısımda oturma yetkisi veren hak. hakk-ı sükût a. ^) huk. Sus payı, susmalık. hakk-ı şefe a. (<ü ja.) huk. Dudak hakkı, anlamma gelen bu terim, insanlarm ve hayvanlarm su içme hakkı ile yemek pişirmek, abdest almak, gusletmek, çamaşır yıkamak gibi günlük ihtiyaçlannı karşılamak için gerekli suyu alma hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı şürb a. L^i ja) huk. Bir akarsudan tarla, bağ, bahçe ve hayvan sulamak için elde edilen yararlanma hakkı veya nöbeti, bk. hakk-ı şefe hakk-ı takdim a. Çjjü ja) bk. hakk-ı rüchân hakk-ı tapu a. G^Lk ja) huk. Hazine arazisini belli bir bedel ödeyerek elde etme. hakk-ı teşri a. (^^ ja.) huk. Bir devletin kendi ülkesinde kanun koyma hakkı. hakk-ı zamm a. (^ ja) huk. Velilerin çocuğu yanmda bulundurma hakkı. hakka'l-yakîn a. (jjJl ja.) tas. Birlik makammda Hakk’ı görme; kesinlik bakımmdan en ileri derecede bulunan duğru bilgi anlamında kullanılan bir terim. İslâmî kaynaklarda doğru bilginin kriterleri üç kategoride ifade edilmiştir. Bunlar, hakka’lyakîn (iç duyu ya da tecrübe ile elde edilen bilgi), ayne’lyakîn (gözlem ve duyu yollarıyla elde edilen bilgi) (bk. bu madde), ilme’l-yakîn (akla ve İlmî delillerle edinilen bilgi) (bk. bu madde). Tasavvuf ehline göre bu terim, kulun Allah’ta fâni olması, O’nunla sadece ilmen değil, hem ilim, hem gözlemleme hem de hâl itibariyle bekâ bulmasmı ifade etmektedir. hakku'l-hakk a. (jJija) tas. Gerçek olan varlığm daim olması anlamında kullanılan terim. Bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’de, hadislerde ve öteki İslâmî kaynaklarda “Esirgenmesi, korunması ve gözetilmesi veya sahibine geri ödenmesi gereken maddî ve manevî imkân, mal, eşya; görev, borç, sorumluluk.” anlamlarında da kullanılmıştır. 3. Allah’ın insanlar üzerindeki hakları yanında O’nun müminleri koruma, kollama, gözetme, yardım etme ve onları azaptan kurtarma gibi sıfatlarmı içeren ve “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah'ın güzel isimleri)dan olan bir ad, “cenâb-ı Hakk” (bk. bu madde). 4. fık. Sosyal hayatta insana dinin ve hukuk düzeninin tanıdığı yetki ve ayrıcalık olarak tanımlanan bir terim. 5. tas. Başlangıçta tasavvuf ehli tarafından Allah için kullanılan bu terim, zaman için O’ndan olan veya gelen her şey için de kullanılmıştır. Söz gelişi, peygamber hak, Kur’ân hak, Kur’ân’da mevcut her bilgi, öğüt ve emirler hak olarak kabul edilmiştir, 6.ftk. bk. kafîz-i tahhân § tam. hakk-ı civâr a. (J^ j^) huk. Komşuluk hakkı olarak tanımlanan bu terim, hukukî niteliği yanında özellikle komşular ile iyi geçinmek, onlara zarar vermemek konularmda da dinî ve ahlâkî bir özellik taşımaktadır. hakk-ı ihâd a. (jL jrx) Kul hakkı. hakk-ı intifâk a. (jiai j^) huk. Bir gayrimenkulden birkaç kişinin faydalanma hakkı. hakk-ı karâr a. (jl> ja) huk. On yıl boyunca sorunsuz olarak kullanılan bir arazi üzerinde kazanılan mülkiyet hakkı. hakk-ı kazâ a. GLü ^ Yargı hakkı. hakk-ı mecrâ a. (^.^ jx) huk. İhtiyacı olan suyu getirmek için komşu gayrimenkulden su yolu geçirmek hakkı olarak tanımlanan bu terim, yukarıdan geçen ihtiyaç fazlası suyun ortak su kanallarma ulaştırma ve bu işler için küçük yollar veya kanallar yaptırma için kullanılmıştır. hakk-ı mesîl a. CU^ 3=.) huk. Bir gayrimenkulden çıkan suları smırları dışına akıtma hakkı. hakk-ı muhâkeme a. 3^) huk. Hakkmı arama hukuku, mahkemeye çıkma hakkı. hakk-ı müdâfa'a a. (uiL ja) huk. Müdafaa hakkı. hakk-ı mürûr a. (^ 3a.) huk. Geçiş hakkı, anlamma gelen bu terim, birinin gayrimenkulden geçmeyi sağlayan hak veya umuma ait yollardan herkesin geçme hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı müsâvât a. (öljU ja.) huk. Eşitlik: hakk-ı nân ü nemek a. (^ j jL 3a.) (ekmek ve tuz hakkı) Sadakat, bağlılık. hakk-ı rüchân a. (jL^^ja.) huk. 1. Hazine arazisini bir başkasma devretmede o yerde hakkı veya binası bulunan kimsenin ya da o yerdeki belde halkmdan olup arazi ihtiyacı bulunanlann belli bir ücret karşıhğı o yere sahip olabilmelerine öncelik tanıyan hak. 2. Bir hakkın elde edilmesinde öncelik bakımmdan kendinden sonra gelen hakka üstün olması durumu. hakk-ı süknâ a. (^ 3^) huk. Bir kimseye bir binada veya bu binanın muayyen bir kısımda oturma yetkisi veren hak. hakk-ı sükût a. ^) huk. Sus payı, susmalık. hakk-ı şefe a. (<ü ja.) huk. Dudak hakkı, anlamma gelen bu terim, insanlarm ve hayvanlarm su içme hakkı ile yemek pişirmek, abdest almak, gusletmek, çamaşır yıkamak gibi günlük ihtiyaçlannı karşılamak için gerekli suyu alma hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı şürb a. L^i ja) huk. Bir akarsudan tarla, bağ, bahçe ve hayvan sulamak için elde edilen yararlanma hakkı veya nöbeti, bk. hakk-ı şefe hakk-ı takdim a. Çjjü ja) bk. hakk-ı rüchân hakk-ı tapu a. G^Lk ja) huk. Hazine arazisini belli bir bedel ödeyerek elde etme. hakk-ı teşri a. (^^ ja.) huk. Bir devletin kendi ülkesinde kanun koyma hakkı. hakk-ı zamm a. (^ ja) huk. Velilerin çocuğu yanmda bulundurma hakkı. hakka'l-yakîn a. (jjJl ja.) tas. Birlik makammda Hakk’ı görme; kesinlik bakımmdan en ileri derecede bulunan duğru bilgi anlamında kullanılan bir terim. İslâmî kaynaklarda doğru bilginin kriterleri üç kategoride ifade edilmiştir. Bunlar, hakka’lyakîn (iç duyu ya da tecrübe ile elde edilen bilgi), ayne’lyakîn (gözlem ve duyu yollarıyla elde edilen bilgi) (bk. bu madde), ilme’l-yakîn (akla ve İlmî delillerle edinilen bilgi) (bk. bu madde). Tasavvuf ehline göre bu terim, kulun Allah’ta fâni olması, O’nunla sadece ilmen değil, hem ilim, hem gözlemleme hem de hâl itibariyle bekâ bulmasmı ifade etmektedir. hakku'l-hakk a. (jJija) tas. Gerçek olan varlığm daim olması anlamında kullanılan terim. Allah’ın insanlar üzerindeki hakları yanında O’nun müminleri koruma, kollama, gözetme, yardım etme ve onları azaptan kurtarma gibi sıfatlarmı içeren ve “esmâ'ü’l-hüsnâ” (Allah'ın güzel isimleri)dan olan bir ad, “cenâb-ı Hakk” (bk. bu madde). 4. fık. Sosyal hayatta insana dinin ve hukuk düzeninin tanıdığı yetki ve ayrıcalık olarak tanımlanan bir terim. 5. tas. Başlangıçta tasavvuf ehli tarafından Allah için kullanılan bu terim, zaman için O’ndan olan veya gelen her şey için de kullanılmıştır. Söz gelişi, peygamber hak, Kur’ân hak, Kur’ân’da mevcut her bilgi, öğüt ve emirler hak olarak kabul edilmiştir, 6.ftk. bk. kafîz-i tahhân § tam. hakk-ı civâr a. (J^ j^) huk. Komşuluk hakkı olarak tanımlanan bu terim, hukukî niteliği yanında özellikle komşular ile iyi geçinmek, onlara zarar vermemek konularmda da dinî ve ahlâkî bir özellik taşımaktadır. hakk-ı ihâd a. (jL jrx) Kul hakkı. hakk-ı intifâk a. (jiai j^) huk. Bir gayrimenkulden birkaç kişinin faydalanma hakkı. hakk-ı karâr a. (jl> ja) huk. On yıl boyunca sorunsuz olarak kullanılan bir arazi üzerinde kazanılan mülkiyet hakkı. hakk-ı kazâ a. GLü ^ Yargı hakkı. hakk-ı mecrâ a. (^.^ jx) huk. İhtiyacı olan suyu getirmek için komşu gayrimenkulden su yolu geçirmek hakkı olarak tanımlanan bu terim, yukarıdan geçen ihtiyaç fazlası suyun ortak su kanallarma ulaştırma ve bu işler için küçük yollar veya kanallar yaptırma için kullanılmıştır. hakk-ı mesîl a. CU^ 3=.) huk. Bir gayrimenkulden çıkan suları smırları dışına akıtma hakkı. hakk-ı muhâkeme a. 3^) huk. Hakkmı arama hukuku, mahkemeye çıkma hakkı. hakk-ı müdâfa'a a. (uiL ja) huk. Müdafaa hakkı. hakk-ı mürûr a. (^ 3a.) huk. Geçiş hakkı, anlamma gelen bu terim, birinin gayrimenkulden geçmeyi sağlayan hak veya umuma ait yollardan herkesin geçme hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı müsâvât a. (öljU ja.) huk. Eşitlik: hakk-ı nân ü nemek a. (^ j jL 3a.) (ekmek ve tuz hakkı) Sadakat, bağlılık. hakk-ı rüchân a. (jL^^ja.) huk. 1. Hazine arazisini bir başkasma devretmede o yerde hakkı veya binası bulunan kimsenin ya da o yerdeki belde halkmdan olup arazi ihtiyacı bulunanlann belli bir ücret karşıhğı o yere sahip olabilmelerine öncelik tanıyan hak. 2. Bir hakkın elde edilmesinde öncelik bakımmdan kendinden sonra gelen hakka üstün olması durumu. hakk-ı süknâ a. (^ 3^) huk. Bir kimseye bir binada veya bu binanın muayyen bir kısımda oturma yetkisi veren hak. hakk-ı sükût a. ^) huk. Sus payı, susmalık. hakk-ı şefe a. (<ü ja.) huk. Dudak hakkı, anlamma gelen bu terim, insanlarm ve hayvanlarm su içme hakkı ile yemek pişirmek, abdest almak, gusletmek, çamaşır yıkamak gibi günlük ihtiyaçlannı karşılamak için gerekli suyu alma hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı şürb a. L^i ja) huk. Bir akarsudan tarla, bağ, bahçe ve hayvan sulamak için elde edilen yararlanma hakkı veya nöbeti, bk. hakk-ı şefe hakk-ı takdim a. Çjjü ja) bk. hakk-ı rüchân hakk-ı tapu a. G^Lk ja) huk. Hazine arazisini belli bir bedel ödeyerek elde etme. hakk-ı teşri a. (^^ ja.) huk. Bir devletin kendi ülkesinde kanun koyma hakkı. hakk-ı zamm a. (^ ja) huk. Velilerin çocuğu yanmda bulundurma hakkı. hakka'l-yakîn a. (jjJl ja.) tas. Birlik makammda Hakk’ı görme; kesinlik bakımmdan en ileri derecede bulunan duğru bilgi anlamında kullanılan bir terim. İslâmî kaynaklarda doğru bilginin kriterleri üç kategoride ifade edilmiştir. Bunlar, hakka’lyakîn (iç duyu ya da tecrübe ile elde edilen bilgi), ayne’lyakîn (gözlem ve duyu yollarıyla elde edilen bilgi) (bk. bu madde), ilme’l-yakîn (akla ve İlmî delillerle edinilen bilgi) (bk. bu madde). Tasavvuf ehline göre bu terim, kulun Allah’ta fâni olması, O’nunla sadece ilmen değil, hem ilim, hem gözlemleme hem de hâl itibariyle bekâ bulmasmı ifade etmektedir. hakku'l-hakk a. (jJija) tas. Gerçek olan varlığm daim olması anlamında kullanılan terim. Hazine arazisini bir başkasma devretmede o yerde hakkı veya binası bulunan kimsenin ya da o yerdeki belde halkmdan olup arazi ihtiyacı bulunanlann belli bir ücret karşıhğı o yere sahip olabilmelerine öncelik tanıyan hak. 2. Bir hakkın elde edilmesinde öncelik bakımmdan kendinden sonra gelen hakka üstün olması durumu. hakk-ı süknâ a. (^ 3^) huk. Bir kimseye bir binada veya bu binanın muayyen bir kısımda oturma yetkisi veren hak. hakk-ı sükût a. ^) huk. Sus payı, susmalık. hakk-ı şefe a. (<ü ja.) huk. Dudak hakkı, anlamma gelen bu terim, insanlarm ve hayvanlarm su içme hakkı ile yemek pişirmek, abdest almak, gusletmek, çamaşır yıkamak gibi günlük ihtiyaçlannı karşılamak için gerekli suyu alma hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı şürb a. L^i ja) huk. Bir akarsudan tarla, bağ, bahçe ve hayvan sulamak için elde edilen yararlanma hakkı veya nöbeti, bk. hakk-ı şefe hakk-ı takdim a. Çjjü ja) bk. hakk-ı rüchân hakk-ı tapu a. G^Lk ja) huk. Hazine arazisini belli bir bedel ödeyerek elde etme. hakk-ı teşri a. (^^ ja.) huk. Bir devletin kendi ülkesinde kanun koyma hakkı. hakk-ı zamm a. (^ ja) huk. Velilerin çocuğu yanmda bulundurma hakkı. hakka'l-yakîn a. (jjJl ja.) tas. Birlik makammda Hakk’ı görme; kesinlik bakımmdan en ileri derecede bulunan duğru bilgi anlamında kullanılan bir terim. İslâmî kaynaklarda doğru bilginin kriterleri üç kategoride ifade edilmiştir. Bunlar, hakka’lyakîn (iç duyu ya da tecrübe ile elde edilen bilgi), ayne’lyakîn (gözlem ve duyu yollarıyla elde edilen bilgi) (bk. bu madde), ilme’l-yakîn (akla ve İlmî delillerle edinilen bilgi) (bk. bu madde). Tasavvuf ehline göre bu terim, kulun Allah’ta fâni olması, O’nunla sadece ilmen değil, hem ilim, hem gözlemleme hem de hâl itibariyle bekâ bulmasmı ifade etmektedir. hakku'l-hakk a. (jJija) tas. Gerçek olan varlığm daim olması anlamında kullanılan terim. Bir hakkın elde edilmesinde öncelik bakımmdan kendinden sonra gelen hakka üstün olması durumu. hakk-ı süknâ a. (^ 3^) huk. Bir kimseye bir binada veya bu binanın muayyen bir kısımda oturma yetkisi veren hak. hakk-ı sükût a. ^) huk. Sus payı, susmalık. hakk-ı şefe a. (<ü ja.) huk. Dudak hakkı, anlamma gelen bu terim, insanlarm ve hayvanlarm su içme hakkı ile yemek pişirmek, abdest almak, gusletmek, çamaşır yıkamak gibi günlük ihtiyaçlannı karşılamak için gerekli suyu alma hakkı için kullanılmıştır. hakk-ı şürb a. L^i ja) huk. Bir akarsudan tarla, bağ, bahçe ve hayvan sulamak için elde edilen yararlanma hakkı veya nöbeti, bk. hakk-ı şefe hakk-ı takdim a. Çjjü ja) bk. hakk-ı rüchân hakk-ı tapu a. G^Lk ja) huk. Hazine arazisini belli bir bedel ödeyerek elde etme. hakk-ı teşri a. (^^ ja.) huk. Bir devletin kendi ülkesinde kanun koyma hakkı. hakk-ı zamm a. (^ ja) huk. Velilerin çocuğu yanmda bulundurma hakkı. hakka'l-yakîn a. (jjJl ja.) tas. Birlik makammda Hakk’ı görme; kesinlik bakımmdan en ileri derecede bulunan duğru bilgi anlamında kullanılan bir terim. İslâmî kaynaklarda doğru bilginin kriterleri üç kategoride ifade edilmiştir. Bunlar, hakka’lyakîn (iç duyu ya da tecrübe ile elde edilen bilgi), ayne’lyakîn (gözlem ve duyu yollarıyla elde edilen bilgi) (bk. bu madde), ilme’l-yakîn (akla ve İlmî delillerle edinilen bilgi) (bk. bu madde). Tasavvuf ehline göre bu terim, kulun Allah’ta fâni olması, O’nunla sadece ilmen değil, hem ilim, hem gözlemleme hem de hâl itibariyle bekâ bulmasmı ifade etmektedir. hakku'l-hakk a. (jJija) tas. Gerçek olan varlığm daim olması anlamında kullanılan terim.

09
Sözlük

a'lâ

Yüce, ulu, en şerefli anlamında Allah’a nispet edilen bu terim, Kur’ân-ı Kerîm’de dört ayette geçmektedir (bk. M. F. Abdülbâkî, el- Mu'cem, “ala” maddesi).

10
Sözlük

fidye

Sözlük anlamı “Bir kimseyi bulunduğu sıkıntılı durumdan kurtarmak için ödenen bedel” olan bu söz, bir kimseyi kölelikten kurtarmak veya çeşitli sebeplerden dolayı yerine getirüemeyen ibadetlerin karşılığı olarak ödenen bedel anlamında terimleşmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de “Bakara suresi” 184. ayetinde mealen “Kimin oruç tutmaya gücü yetmezse her gün için bir fakirin karnını doyuracak kadar fidye vermesi icap eder. ” ifadesiyle ve yine aynı surenin 196. ayetinde Mina’da kesilecek kurbanla ilgili ve bu sırada uyulması gereken kurallarm çiğnenmesi durumunda (söz gelişi traş olunması, cinsî münasebette bulunması, tırnaklarm kesilmesi gibi)da fidye miktarı söz konusu olmaktadır. Ayrıca dokuz ayette de bu sözün değişik türevleri yer almaktadır. Aynı durum hadislerde de kendini göstermektedir. Pek çok hadiste fidye konusu anlatılmış ve açıklanmıştır (bk. Wensinck, el- Mu'cem, “fdy” maddesi).

11
Sözlük

ilim, -İmi (II)

ilim, -İmi (II) a. [< Ar. ilm] Zaman ve mekân kavramlarında sınır tanımaksızın küçük veya büyük, gizli veya âşikâr her şeyi ve olayı eksiksiz bilmek anlamında Allah’a nispet edilen sübûtî sıfatlardan biri ve en kapsamlısı için kullanılan terim Bu söz, Kur’ân-ı Kerîm’de üç yüz seksen ayette isim ve sıfat özelliğiyle Allah’a nispet edilerek kullanılmıştır (bk. M. F Abdülbâkî, el-Mu'cem, “alm” maddesi).

12
Sözlük

küfür, -frü

küfür, -frü a. [Ar. ] Arapçada kelime anlamı “örtmek’ olan bu söz, dinî terim olarak AUah’m varlığını ve birliğini, O’nun buy- Hıklarım vahiy yoluyla alıp in sanlara tebliğ eden peygamber tanımama, inanmama ve onun sözlerine karşı çıkma işi, duru mu veya davranışı ifade etmek tedir. Kur’ân-ı Kerîm’de bu söz kırk bir yerde geçmekte, türev leri ise pek çok ayette isim ve sı fat biçimleriyle yer almaktadı (bk. M. F. Abdülbâkî, el-Mu'cem “kfr” maddesi). Ayrıca hadi kaynaklarında ve bu kaynakla rm “iman” bölümlerinde çokça geçmektedir (bk. Wensinck, el Mu'cem, “kff” maddesi), “küfür en büyük günahtır ve “iman (bk. bu madde) m zıddıdır. küfüv a. [Ar. ] fik. İslâm aile hukukunda, “Evlenecek eşlerin birbirlerine denk olması. ” anla mında bir hukuk terimi. külbe-i ahzân a. bk. beytü’l-ahzân külliyât-ı hams a. oÜS) [Ar. bk. nevi kümbet a. Türklerin İslâmiyet’ kabul etmelerinden sonra din ve devlet büyükleri adma anıt me zar için kullandıkları ve bi mumyalık üzerinde silindirik ya da çokgen gövdeli içten kubbe dıştan konik veya pramit şeklin de çatı ile örtülü yapılar. kün a. [< Ar. kevn] Allah’ın yaratma gücünü ve hızını ifade eden dinî-tasavvufî bir terim Kur’ân-ı Kerîm’de bu söz, “Ba 421 kürsî n kara suresi” nde “Gökri lerin ve yerin yaratıcısı bir emri n murat etti mi yalnızca “ol! ” der u ve hemen oluverir. ”; yine aynı k mealde “Âl-i İmrân suresi” nde açıkça ifade edilmektev dir. Tasavvuf ehli arasmda ise ı bu terim, “künfe-yekûn, künfeır kân” biçimlerinde kullanılmışm, tır. Tasavvuf inancııun yaradılış is felsefesine göre evrenin yaraa- tılmasından önce Allah, kendi a cemalinin yansımasmı, sevilmel- sini ve bilinmesini ister. Bundan r” dolayı bir nur yığını yaratır ve n” ona “Kün Muhammedâ! ” (Olya Muhammedi) der; nur bu hitaba cevaben “Lâ ilâhe illallah'. ” (Ale lah’tan başka Tanrı yoktur. ) der. n Bunun üzerine Allah, “Muhamamedün rasûlullah” (Muhammed, Allah’ın rasulüdür. ) diyerek n “eflâk” (dokuz felek) i, ardından da “anâsır-ı erba'a” (dört unsur). ] (bk. bu madde) yı ve “mevâlîd-i selâse” (üç oluşum, yani madent’i ler, nebâtât ve hayvanât) (bk. bu e madde) yi, sonra da “ekmel-i emahlûkât” (yaratıkların en müir kemmeli) (bk. bu madde) olan a insanı yaratır. e,