ARŞİVDE ARA
Ne arıyorsunuz?
12 sonuç · “Meczûb”
01Keyyâliyye
İsmâil el-Meczûb el-Keyyâl'in Irak'tan Halep'e taşıdığı Rifâî hattı.
Meczûb Cafer Dede
Meczûb Cafer Dede (ö. Safer 1129/1717), Halıcılar Köşkü çevresinde yaşayan, halkın ziyaret ve sadakalarına konu olan İstanbul meczubudur.
Meczûb Hasan Dede
Meczûb Hasan Dede (ö. 1129/1717), İstanbul çarşı ve sokaklarında dolaşan; Cafer Dede'nin vefatından birkaç gün sonra ölen tarihî bir meczup tipidir.
Çapkun Dede (Şeyh Sâlih)
Şeyh Sâlih, kaynakların “Meczûb-ı İlâhî Çapkun Dede” başlığıyla andığı; süratli hareketleri sebebiyle bu lakabı taşıyan, vaktini ilim tahsiline ayırmış ve çevresinde güven telkin etmiş bir derviştir. Cemâziyelevvel 1112/Ekim-Kasım 1700’de vefat etmiştir.
İsmâil el-Meczûb el-Keyyâl
İsmâil Meczûb Keyyâl, Ümmü Abîde'de doğan, Moğol istilası sonrasında Halep'e yerleşen ve Keyyâliyye nispetinin kendisine bağlandığı Rifâî şeyhidir.
Ma‘den Dede
Ma‘den Dede (ö. 1131/1719), Karagümrük yakınındaki Ali Paşa-yı Cedîd Medresesi'nde yaşayan; suskunluğu, zihnî hesap kabiliyeti ve halk arasındaki itibarıyla kayda geçen İstanbul meczubudur.
Meczup Kadı Süleyman Efendi
Kadı Süleyman Efendi (ö. 8 Cemâziyelevvel 1124/1712), Bursa'da tahsil ve medrese kariyerinin ardından cezbeye yönelip Sultan Ahmed Medresesi'nde yaşayan Osmanlı sûfîsidir.
Meczûb
1. Allahü teâlânın sevgisi ile kendinden geçmiş olan. Evliyâdan bir kısmı öldükten sonra Huzûr-i ilâhîde her şeyi unuturlar. Dünyâdan ve dünyâda olanlardan haberleri olmaz. Duâları duymazlar. Bir şeye vâsıta, sebeb olmazlar. Dünyâdaki, diri olan evliyâ arasında da böyle meczûblar bulunur. (Ahmed Saîd-i Dehlevî) 2. Cezbeye tutulmuş, çekilmiş tasavvuf yolcusu. Tasavvuf yolunda ilerlemek isteyenlerin, arada vâsıta olmadan maksada kavuşmaları çok güçtür. Bunlara bütün tasavvuf derecelerini geçmiş olan bir Ehl-i sünnet âliminin yardımı lâzımdır. Onun sözleri, ölmüş kalbleri diriltmek için devâdır. Bakışları şifâdır. Böyle devletli bir rehber ele geçmezse, meczûb olan sâlik (tasavvuf yolcusu) de böyle bir nîmettir. Bu da tâlibleri (tasavvuf yolunda ilerlemek isteyenleri) yetiştirebilir. (İmâm-ı Rabbânî)
Sâlik-İ Meczûb
Tasavvufta cezbesi yâni hak yola çekilmesi sülûkünden sonra olan sâlik. Tasavvuf yolunun sâlikleri (yolcuları), ikiye ayrılır: Ya mürîd olurlar yâhut murâd olurlar. Murâd olanlara müjdeler olsun! Cezbe ve muhabbet yolundan, bunları durmadan çekerler. Aradıklarına ulaştırırlar. Lâzım olan her edebi, pir yardımı ile veya arada pir olmadan, bunlara öğretirler. Yanıldıkları zaman, haber verirler. Ondan dolayı bir şey yapmazlar. Rehbere ihtiyacı olursa; aramadan, uğraşmadan ona kavuştururlar. Kısaca, Allahü teâlânın sonsuz olan ihsânı, onun her zaman imdâdına yetişir. Sebeb yaratarak veya sebebsiz olarak, işini görür. Şûrâ sûresinin on üçüncü âyetinde meâlen; "Allahü teâlâ, dilediğini seçerek kendine kavuşturur" buyuruldu. Tâliblerin, arada vâsıta olmadan kavuşmaları çok güçtür. Cezbe ve sülûk nîmetlerine kavuşmuş, fenâ ve bekâ ile şereflenmiş olan bir vâsıtanın yardımı lâzımdır. Bu vâsıtanın sözleri, ölmüş kalbleri diriltmek için devâdır. Bakışları şifâdır. Taş kesilmiş kalbler, onun muhabbetine kavuşmakla yumuşak olur. Böyle devletli bir rehber ele geçmezse, sâlik-i meczûb da, büyük bir nîmettir. Bu da tâlibleri yetiştirebilir. Onun yardımı ile fenâ ve bekâ nîmetine kavuşurlar. (İmâm-ı Rabbânî)
MÜRŞİDLİK RÜTBESİ VE MÜRŞİDLERİN HİZMETİ
Avârifü’l-Maârif · 10. bölüm · Rasûlullah (sav) Efendimiz bir hadislerinde buyurmuştur ki: “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun; eğer isterseniz bu hususta yemin de edebilirim. Hiç şüphesiz
Sayfalar 157–163
Muzaffer Ozak Külliyatı · Bismillâhirrahmanirrabiym. Sallû alâ Soyyidinâ Muhammed, Sallû alâ Mürşidinâ Muhammed, Sallû af şemsiddüha Muhammed, Sallû alâ Bedriddüca Muhammed. Sallû alâ Nuril-Hüda Muhammed. E
Sayfalar 442–449
Muzaffer Ozak Külliyatı · Aşk bâdesin içtim dostun elinden, Bıldim ancak nice bir sâki buldum Vest-ü bitâb geçtim askın selinden, Bu âlem-i fânide bâki buldum.. Kalmadı hiç bir eser, ben ben miyim? Ben deği