KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Çâh-I Zanah
Farsça, çene çukuru anlamında bir tamlama. Temaşa hâlinde görülen sınırlardaki müşkiller.
→Tasavvuf ve TarikatÇalipâ
Farsça, haç demektir. Tabiat, maddî âlem. Çalipân: Bektaşî hilâfet ve icazetnamelerine konulan başlık.
→Tasavvuf ve TarikatÇalma-Çalma Destâr
Bir tür sarık. Bu sarıklara çalma destâr da denilir. Çalma sarıklar, beyaz renkli olup ilmiyye sınıfına mensup kimseler tarafından giyilirdi. Kelime olarak çalma, sıvama olmayan kaba şey demektir.
→Tasavvuf ve TarikatÇar Alâmet
Farsça-Arapça. Çar, çehâr’dan bozulmuş olup dört manasına gelir. Alâmet, işaret, iz, nişan, sembol gibi manaları ihtiva eder. Bu şekilde çar alâmet, dört işaret demektir. Bektaşîlerde, halife olan kişiye, deriden dikilmiş, iç tarafında bir şeyler…
→Tasavvuf ve TarikatÇar Darb
Farsça-Arapça. Dört vuruş demektir. Kalenderîler ve abdallar, başlarında biten bütün kılları usturaya vurdukları için, yapılan traş işlemine bu ad verilmiştir. Başta bulunan kıllar dört çeşittir: 1. Saç, 2. Kaş, 3. Bıyık, 4. Sakal. Kalenderîler…
→Tasavvuf ve TarikatÇar Tekbir
Farsça-Arapça. Dört tekbir demektir. Bu tekbirler cenaze namazında alınır. Tasavvufta dört tekbir, her şeyden sıyrılmak manasını ifade eder. Cenaze namazı tekbirlerle kılındığında, artık ölü toprağa verilir, dünya ile bir ilgisi kalmaz, işte sufîler de…
→Tasavvuf ve TarikatÇâr-I Yar-İ Güzin
Farsça, dört seçkin dost anlamında zincirleme bir tamlama. İlk dört halife: Hz. Ebubekir (r), Hz. Ömer (r), Hz. Osman (r), Hz. Ali (r).
→Tasavvuf ve TarikatÇârdeh-İ Ma’sûm-I Pak
Farsça, on dört temiz suçsuz demektir. İsnâ Aşeriyye ve bazı tasavvufçulara göre bu ondört kişi, Hz. Peygamber, Hz. Falıma, ve oniki imamdır. Bektaşîler 12’yi 14’e çıkartırlar ki bunlar şunlardır:Hz. Ali (r)Muhammed Ebûbekr İbn Aliyyi’l-MurtazâAbdullah…
→Tasavvuf ve TarikatÇark-Çarh
Farsça. Yaka, gök, talih, okyayı, yer, devam eden, süren gibi manaları ihtiva eder. Mevlevîler sağ ayağa çarh, sol yağa da direk derler. Semâ sırasında, direk adı verilen sol ayağa dayanılarak, sağ ayak döndürüldüğü için…
→Tasavvuf ve TarikatÇarupkeş
Farsça, Çârûb, süpürge demektir. Peygamber Efendimizin (s) türbesini süpüren kimse için kullanılır. Tasavvufta da, tarikat şeyhleri için terim olmuştur. Şeyhler, müridlerinin kalbinde, Allah’a ulaşmayı engelleyecek yetmiş bin perdeli maniayı süpürdükleri için “süpürgeci” unvanıyla anılmışlardır.…
→Tasavvuf ve TarikatÇavuş
Türkçe çavmak kökünden türetilmiştir. Orduda onbaşının üstündeki rütbeye denir. Ancak bu kelime esas anlamı itibariyle haber taşımayı ifade eder. Herhangi bir işe bakan kişi anlamında da kullanılır. Günümüz, bazı sufiyye mekteplerinde özellikle Rifâîlerde, müridlerin…
→Tasavvuf ve TarikatÇcabülka
Manevî eğitime başlamış bir talibin ayak bastığı ilk menzildir. Gayb âleminde varlığı olan bu şehir; büyüktür, doğu tarafındadır, bin tane kapısı olduğu söylenir.
→Tasavvuf ve TarikatÇehre
Farsça gülyüz demektir. Kemal sahibi ariflerin gönüllerinde pırıldayan mutlak tecelliler. Sâlikin rüyada veya kendinden geçtiği sırada gördüğü tecelli ki maddi âlemde görülmez.
→Tasavvuf ve TarikatÇelebî Efendi
Türkçe-Rumca. Çelebî, daha önce ifade ettiğimiz gibi Allah manasına gelen Çalap kelimesinin nisbetidir. Efendi ise Rumca asıllı bir kelime olup okumuş kibar kimse, malik, sahip gibi manaları vardır. Seyyid, hoca, kadı, molla ve şehzadeler…
→Tasavvuf ve TarikatÇelikleme
Çelik, Türkçe bir kelime olup değnek manasınadır. Parmak kalınlığında yarım metre kadar uzunluğundadır. Mevlevî tekkelerinde, tekkenin toplantı yeri olan meydanda, kazancı postu üzerinde asılı dururdu. Tarikat edebine aykırı iş yapanlar, bu değnekle acıtmadan vurularak…
→Tasavvuf ve TarikatÇengi
Çeng, harbe benzer bir müzik aletidir. Kavisli ağaca takılı, bağırsaktan yapılmış yirmi üç telden meydana gelir. Bu müzik âletinin kökeni Doğu’dur. Bu âleti çalana çengi denir. Mevlevi mutasavvıflarından bestekâr Yusuf Dede, bu enstrümanı çalmakta…
→Tasavvuf ve TarikatÇerağ Gülbanki
Mevlevî tabiri olarak çerağ gülbanki, mumların (çerağlarm) yakılması sırasında okunurdu. Bu gülbank şu şekildeydi: “Çerağ-ı rûşen-i fahr-i dervişan, ziyâ-yı iman, kanûn-ı merdân, dem-i Hazret-i Mevlânâ Hû diyelim Hû”. Bu gülbanktan sonra, dervişler topluca “Hû”…
→Tasavvuf ve TarikatÇerağcı
Tekkelerde çerağın arzettiği önem büyüktür. Bunu, çerağı yakıp söndürmek için, ayrı bir görevli tayin edilmesinden anlıyoruz. Kaynaklar, tekke hizmetleri arasında, ifa ettiği görev itibariyle çerağcının önemli bir kişi olduğunu kaydetmektedir. Güneş batma zamanı, Mevlevî…
→Tasavvuf ve TarikatÇerkeşiyye
Çankırı Çerkeş’i! Hacı Mustafa Efendi (Ö. 1229/1813) tarafından kurulan, Nasûhiyye-i Halvetiyye’nin şubesi olan bir tasavvuf okulu.
→Tasavvuf ve TarikatÇeşm
Farsça, göz anlamındadır. Osmanlılarda, kızağa çekilen gemilerin durduğu, üstü kapalı sündürmelere çeşm denilirdi. Tasavvuf? bir terim olarak, A’yan dışında Hakk’ı müşahede için kullanılır. Allah’ın basar sıfatı: el-Basir.
→Tasavvuf ve TarikatÇeşm-İ Bülbül
Farsça bülbül gözü demektir. Çizgili ve hareli olarak yapılmış cam ürününe Çeşm-i Bülbül denir. Bu cam işleme tekniğini ilk kez Venedik’ten getiren kişi, Üçüncü Selim devri Mevlevî sûfilerinden Mehmed Dede’dir. Şeyh Efendi, bu san’atı…
→Tasavvuf ve TarikatÇeşm-İ Nergis
Farsça, nergis gözlü anlamında bir tamlama. Sâlikin iyi hallerinin, mükemmel niteliklerinin ve yüksek mertebesinin örtülü tutulması; bazen sâlik veli olduğunu bilir, ancak halk bilmeyebilir, bazen de halk bilir, kendi bilmez.
→Tasavvuf ve TarikatÇeşm-İ Sihr-Engiz
Farsça, büyüleyici göz, sihirli bakış. Tasavvuf! anlamcilâhî cezbe.
→Tasavvuf ve TarikatÇeşm-İ Şehla
Farsça, hafif şaşı göz. Sâlikin yüksek makamda olduğunun gerek kendisi, gerekse başkası tarafından bilinmesi. Bu, şöhrete yol açması bakımından tehlikeli sayılır.
→Tasavvuf ve TarikatÇeştiyye
Evliyânın büyüklerinden Muînüddîn-i Çeştî hazretlerinin tasavvuftaki yolu. Çeştiyye yolunun büyüğü Muînüddîn-i Çeştî hazretleri buyurdu ki: Kurtuluş, sâlihlerin, büyüklerin sohbetindedir. Bir kimse her ne kadar kötü de olsa, büyüklerin sohbetinde bulunmak onu kurtarır ve yükseltir.…
→Tasavvuf ve TarikatÇile Çekmek
Mihnet ve meşakkat çekmek demektir. Tasavvuf erbabının çile hücresine girmesi ve orada kırk gün kalması, külfetli bir iş olduğu için, o makamda kullanılırdı. Şiirde şeddelendirmek suretiyle kullanılırdı.Ne çille çektiğimi bu riyay-ı gamda fakir. Görünce…
→Tasavvuf ve TarikatÇile Çıkarmak
Saliklerin, nefsin tezkiyesi (arınması), kalbin saflaşması için bir hücreye girip kırk gün süreyle ibadet, zikir ve fikir ile meşgul olması. Çile bazan, zelle (ufak kusur) karşılığında ceza şeklinde de uygulanırdı. Mevlevî dervişleri, çileyi mutfak…
→Tasavvuf ve TarikatÇile Kırgını
Bin bir günlük hizmeti, bitirmeden, çileyi terkeden kişiye çile kırgını denir. Bu durumda olan kişi, eğer pişman olur da hizmete (yani çileye) dönmek isterse, kaldığı veya bıraktığı yerden değil, baştan başlardı.
→Tasavvuf ve TarikatÇile-İ Ma’kuse
Farsça ters çile demektir. Derviş kendini ayaktan tavana bağlayarak tepesi aşağı çile çıkarır ve buna çile-i ma’kûse denirdi. Ebu Said Ebûl-Hayr’m bu şekilde çile çıkardığı kaydedilir. Buna Salât-ı maklûb da denir. Rivayetlere göre Harut…
→Tasavvuf ve TarikatÇilekeş
Farsça, çile çeken anlamında bir ifade. Hücrede çile dolduranlar için kullanılan bir tabir. Yokluk içindeki fakir ve garip için, çektikleri sıkıntılar sebebiyle, bu tabir kullanılır.
→Tasavvuf ve TarikatÇiştiyye
Ebu ishak Bendenüvaz veya Çişt’li (Horasan) Hoca Ahmed Abdal (ö. 355/965) tarafından kurulmuş, Hoca Muinuddin Çiştlî (ö. 633/1236) tarafından Acmir (Hindistan)’a taşınmıştır.
→Tasavvuf ve TarikatÇivi Tutmak
Mevlevi dervişi sema ederken, dönmekte olduğu yeri terketmez, bu noktada sabit kalarak deveran (dönme)’a devam ederse, buna çivi tutmak denir. Bunu başaran dervişe de, çivisi sağlam denir.
→