KAVRAMLAR · KONU TASNİFLİ
Tasavvuf Sözlüğü
İslâmî ve tasavvufî terimleri birden fazla temel kaynaktaki açıklamalarıyla birleştiren; konu, alfabe ve kaynak katmanlarıyla düzenlenmiş yaşayan sözlük.
Rabb-i bâkî
Ebedî ve kalıcı Rab; Allah. Yaratılmışların faniliğine karşı ilâhî bekāyı vurgular.
→Dil ve Genel KültürRabb-i celîl
Yüce ve azamet sahibi Rab; Allah. Celâl, kudret ve ululuk sıfatlarını vurgulayan saygı ifadesidir.
→Dil ve Genel KültürRabbenâ
(LJ [Ar.] Rabbimiz, cümle yaratıkların rabbi olan Hak teâlâ, Allah.
→Dil ve Genel KültürRabbi
Çj [Ar.] Rabbim, Allahım. Yâ-RabbU: “Ey Rabbim!”
→Dil ve Genel KültürRabbü’d-dâr
Evin sahibi ve yöneticisi. Kullanımına göre aile reisi, mülk sahibi veya mecazen bir makamın hâkimi anlamına gelebilir.
→Dil ve Genel KültürRabbü’l-beyt
Evin sahibi ve yöneticisi. Kur’ân’da “bu evin Rabbi” ifadesi Kâbe’nin Rabbi olan Allah için kullanılır; gündelik bağlamda ev sahibini de gösterebilir.
→Dil ve Genel KültürRabbü’l-mâl
Sermaye sahibi. Mudârebe ortaklığında sermayeyi koyan tarafı ifade eder; emeği ve işletmeyi üstlenen taraf mudârib dir.
→Dil ve Genel KültürRadî'
Süt emen iki buçuk yaşından küçük çocuk. Radî', süt ana-baba ve akrabâsının hepsiyle evlenemediği gibi, süt ana-baba da Radî'nin evlâdı, zevc (koca) veya zevcesi (hanımı) ile evlenemez. (İbn-i Âbidîn)
→Dil ve Genel KültürRafızî
(^IJ [âr.] Hz. Peyga ber’in ölümünden sonra Hz. E Bekir ve Hz. Ömer’in hilâfetle ni kabul etmeyerek redded Şi'î eğilimli cemaat
→Dil ve Genel KültürRâfızîler
Şîanın kollarından. İmâm-ı Zeynel'âbidîn'in vefâtından sonra oğlu Zeyd'den ayrılarak, Eshâb-ı kirâm (Peygamber efendimizin arkadaşları) düşmanlığında taşkınlık gösteren, hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer'in halîfeliklerini kabûl etmeyen kimselerin mensûb olduğu bozuk fırka. Terk edenler, ayrılanlar…
→Dil ve Genel KültürRâh-ı aşk
Aşk yolu. Tasavvuf şiirinde sâlikin benlikten geçerek ilâhî yakınlığa yöneldiği mânevî yolculuğu anlatır.
→Dil ve Genel KültürRâh-ı kehkeşân
Samanyolu; gökte uzanan yıldız yolu. Farsça tamlama klasik şiirde semavî yol ve ihtişam mecazı olarak da kullanılır.
→Dil ve Genel KültürRâhibe
Kadın râhib. Hiç evlenmeyen, yalnız ve bekâr olarak yaşayan, kilisede ibâdetle meşgûl olan görevli kadın. Şehvet nazarı ile kadınlara bakmanın aynen zinâ olduğunu Îsâ aleyhisselâm bildirmiş iken, hıristiyanlar kadınlarını örtmemişlerdir. Bugün ellerde dolaşan İncîller…
→Dil ve Genel KültürRamazâniyye
Halvetiyye’nin Ramazan Mahfî’ye nispet edilen kolu. İstanbul’da teşekkül etmiş; Cerrâhiyye bu ana gövdenin Nûreddin Cerrâhî çevresinde oluşan önemli şubesi olmuştur.
→Dil ve Genel KültürRavda-İ Mukaddese
Mukaddes bahçe. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem Medîne-i münevveredeki mescidinin içinde kabr-i şerîfi ile mescidin o zamanki minberinin arasında kalan mübârek mekân, yer. (Bkz. Ravda-i Mutahhera)
→Dil ve Genel KültürRavda-İ Mübâreke
Mübârek, bereketli bahçe. Medîne-i münevverede, Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem kabr-i şerîfi ile mescidin o zamanki minberi arasında kalan mübârek mekan, yer. (Bkz. Ravda-i Mutahhera)
→Dil ve Genel KültürRavza-i Rıdvân
Rıdvân bahçesi; cennet. Klasik edebiyatta hoş, huzurlu ve bereketli mekânları cennete benzeten bir tamlama olarak da kullanılır.
→Dil ve Genel KültürRâye
Bayrak, sancak. (Bkz. Livâ) Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, yirmi yedi kerre muhârebe yaptı. Bunlardan dokuzunda er olarak hücûm etti. Diğerlerinde başkumandanlık mevkiinde bulundu. Râyesi siyâh idi. Livâsı (sancağı) daha küçük olup, beyaz idi.…
→Dil ve Genel KültürRe’s-i kâr
İşin veya hesabın başlangıcı. Bazı Osmanlı kayıtlarında Avrupa takvim yılının başı olan 1 Ocak için kullanılmıştır.
→Dil ve Genel KültürRebîülâhir
Hicrî ay takviminin dördüncü ayı. Rebîülâhir veya Rebîüssânî adıyla anılır; rebîülevvelden sonra, cemâziyelevvelden önce gelir.
→Dil ve Genel KültürRebîülevvel
Hicrî ay takviminin üçüncü ayı. Saferden sonra, rebîülâhirden önce gelir. Hz. Muhammed’in doğumunu anan mevlid geleneği bu ayla ilişkilendirilmiştir.
→Dil ve Genel KültürRebîülevvel
Hicrî takvimin üçüncü ayı. Hz. Muhammed’in doğumu ve mevlid geleneğiyle ilişkilendirilen aydır.
→Dil ve Genel KültürReceb
Hicrî takvimin yedinci ve haram aylardan biri. İslâm öncesinden beri saygı gösterilen ay, dinî kültürde dua ve nâfile ibadetlerle anılmıştır.
→Dil ve Genel KültürRecebiyyûn
İbnü’l-Arabî’nin eserlerinde özellikle receb ayında mânevî keşif ve hâllere mazhar oldukları anlatılan veliler topluluğu. Bu ad tarihî bir tarikat veya teşkilâtı değil, ortak bir mânevî özellik taşıdığı kabul edilen ermişler zümresini ifade eder.
→Dil ve Genel KültürRecebü’l-mürecceb
“Yüceltilmiş Recep” anlamında Recep ayı için kullanılan saygı ifadesi. Haram aylardan biri oluşunu ve dinî kültürdeki itibarını vurgular.
→Dil ve Genel KültürRecm
Taşlama; muhsan (evli) olup, zinâ eden kadın ve erkeği taşlayarak öldürme. Recm olunacak müslüman erkek ve kadının, zinâ suçunun, dört şâhid ile isbât edilmiş olması veya kendileri tarafından dört kerre îtirâf (kabûl) edilmesi lâzımdır.…
→Dil ve Genel KültürRegâ'ib kandili
leyle-i regâ'ib maddesine bakınız.
→Dil ve Genel KültürRevâfıd
Râfizîler. Hazret-i Ali'yi sevmekte taşkınlık ederek diğer Eshâb-ı kirâmı (Peygamber efendimizin arkadaşlarını) kötüleyenler. Doğru yoldan sapanlar. (Bkz. Râfızîler)
→Dil ve Genel KültürRezîlet
Kötü ve aşağılayıcı ahlâk özelliği; erdemin karşıtı. Kibir, haset, yalan ve zulüm gibi huylar ahlâk literatüründe rezîlet sayılır.
→Dil ve Genel KültürRıkk
Kölelik. Mîrâsa hak kazanmaya mâni olan hâller şunlardır: 1)Rıkk, 2) Amden katl yâni öldürülmesi meşrû olmayan, dînen izin verilmeyen bir kimseyi bilerek öldürmek, 3)Din ayrılığı, 4) İhtilâf-ı dâr (başka devletin tebeası olmak), 5)Mürted olmak…
→Dil ve Genel KültürRibâ'l-Fadl
Ölçü veya tartıyla alınıp satılan şeyleri, kendi cinsleriyle peşin olarak, karşılığı olmayan bir fazlalıkla değişmek. Bir dirhem gümüşü, bir buçuk dirhem gümüş ile, peşin olarak değişmek, ribâ'l-fadl olur. (İbn-i Âbidîn)
→Dil ve Genel KültürRiddet
İrtidâd etme. İslâm dîninden çıkma. (Bkz. İrtidâd ve Mürted) Riddet, niyyetle yâni kalbinden dinden çıkmaya karar vermekle yâhut küfr olan söz veya fiil ile İslâm'dan ilgiyi, alâkayı kesmek ile olur. (İmâm-ı Şa'rânî) Ahkâm-ı İslâmiyye…
→Dil ve Genel KültürRind
Halkın yargısına bağlanmadan yaşayan; gönlü irfanla dolu olduğu hâlde bunu dış görünüş ve iddiayla sergilemeyen bilge kişi. Tasavvuf ve divan şiirinde rind, dinin yalnız biçiminde kalan zâhid tipinin karşısında; tevekkül, hoşgörü ve gönül genişliğiyle…
→Dil ve Genel KültürRiyazet
5) İdman, eğitme, terbiye ve ıslah etme, boyun eğdirme, çekici ama zararlı şeylerden uzak kalmaya, zor ama faydalı şeyleri yapmaya kendini alıştırma. Süfiler az yemeye, az konuşmaya az uyumaya, yalnız kalmaya, sürekli zikr ve…
→Dil ve Genel KültürRûh-ı ilâhî
İlâhî emre nispet edilen ruh. İnsandaki hayat ve idrak cevherini anlatır; Allah’ın zâtından ayrılmış bir parça anlamına gelmez.
→Dil ve Genel KültürRûhâniyân
Rahmet meleklerine verilen isim. Mukarrebûn (huzûr-i ilâhîde bulunan melekler), Kerûbiyân (azâb meleklerinin büyükleri) ve Rûhâniyân meleklerinin hepsi, diğer meleklerin havâssı yâni üstünleridir. Bunlar, peygamberlerden başka, bütün insanlardan daha üstündür. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)
→Dil ve Genel KültürRukbî
İki kişinin karşılıklı olarak, öldükten sonra sâhib olmaları şartıyla birinin malını diğerine bağışlaması yâni sen ölürsen evin benim olsun, ben ölürsem evim senin olsun şeklindeki hibe. Rukbî hibe, tarafeynin (İmâm-ı a'zam ve İmâm-ı Muhammed'in…
→Dil ve Genel KültürRûz-İ Cezâ
İnsanların diriltilip, hesâba çekilerek amellerinin karşılığının verileceği gün; mahşer günü, kıyâmet günü. (Bkz. Mahşer)
→Dil ve Genel KültürRûz-İ Mahşer
Mahşer günü, kıyâmet koptuktan sonra insanların diriltilip hesâb için toplandıkları gün, kıyâmet günü . (Bkz. Mahşer) Rûz-ı mahşerde insanlar mahşer yerinde toplanınca, hesaplarının bir an önce görülmesi için, bütün peygamberlerden kendilerine şefâat (yardım) etmelerini…
→Dil ve Genel KültürRükn-I Irâkî
Kâbe'nin Bağdâd'a karşı olan köşesi.
→Dil ve Genel KültürRükn-İ Şâmî
Kâbe'nin Şam'a karşı olan köşesi.
→Dil ve Genel KültürRüsûm
Resmler, âdetler. Bir cemâatin veya bir milletin müşterek düşüncesinden doğan âdetler, alışılagelen, yapılagelen şeyler. Kâfirlerin rüsûmlarını yapan bir kimsede zerre kadar îmân varsa, Cehennem azâbına girecek ise de burada sonsuz kalmayacaktır . (İbn-i Âbidîn)
→