Ara
Menü

Seriyyü's-Sakatî

Seriyyü's-Sakatî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin bağdat mektebi halkalarındandır. Kayıtları Bağdat çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

Yol
Cerrâhiyye
Mekân
1 bağlantı
Unvan
Bağdat mektebi
Geniş biyografi

Bu metin, Cerrâhî silsile arşivindeki kişi dosyasının tamamı esas alınarak paragraf ve manzume düzeni korunmak suretiyle hazırlanmıştır. Gelenek içi menkıbeler tarihî kayıtlarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.

Hayatı ve silsiledeki yeri

Evliyânm büyüklerinden ve meşhûrlarından. İsmi, Sırrî bin Muglis es-Sekatî veya Seriyy b. Mugalles, künyesi Ebu'l-Hasan, nİsbesies-Sakatîolup, Bağdâd'da doğdu Doğum tarihleri bilinmemektedir. Seriyyüs Sakâti Rahmetullahi aleyhhazretlerî birçok âlimden ilim talep etmiş, asrınmbir tanesi olmuştur. Maruf-i Kerhi Rahmetullahi aleyh hazretlerinden feyzaldı. Cüneyd-i Bağdadi Rahmetullahi aleyhhazretleri'nin hocası ve dayısıdır. Maruf-i Kerhi Rahmetullahi aleyhhazretleri'nden sonra halifeliği devam ettiren zattir. Bişr Hafî ve Haris Muhasibiile çağdaş ve arkadaştır.

Bağdat'ta tevhid ve ahval konusunda söz söyleyenlerinilki ve Bağdatlı sofilerin önderi. Hadis rivayetiyle de meşgul olan ilksofilerden. Tevhid vetakva ilimlerinden bahseden sufilerin ilklerindendir. Onun tasavvuftaki enonemli özelliği hakikat ve tevhidden, ahval ve makamattan bahseden sufilerinilklerînden olmasidir. Tasavvufunnazari yonu ile ilgili hususlar da, yolun alametlerini tespit de, makam vehalleri tertip de bu sahanın onculerindendir. (Allah da fani olmak, mecazivarligin hakiki varlik olan Allah da mahvolmasi, sevenin sevgilisi ileittihadi, masivanin saf yokluk sayilmasi) Misİr da Zunnun I Misri hz.

Ve Bağdat daSeriyyİ Sakati hz,dir. Kuseyrihazretİ şeyhi ilim ve hakikati cem eden bes kişiden biri olarak saymaktadir. ^ Doğduğu şehir olan Bağdat'ta ticaretleuğraşırdı. O, nefsini mücahede ileöldürmüş, gönlünü müşahede ile diriltilmiş, hazret-imelekte yol bulmuş, izzet-î ceberutla şahid olmuş, arif-i billah ve mürşid-i ebedi olan şeyhlerinseçkinlerindendir. Hâris-i Muhâsebîve Bişr-i Hafininakranıdır. Sırrî-yi Sekatî; Hüşeym bin Beşîr, EbûBekir bin İyâş, Ali bin Garâb, Yahyâ bin Yemân, Yezîd bin Hârûn ve birçokâlimden İlim öğrenmiş ve hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir.

Üçüncü asırda yaşamış olan evliyâlarınhemen hepsi, Sırrî-yi Sekafiden feyz almıştır.

Irakseyhlerinin cogu onun muridleridir

Kendisinin dört seçkin halifesi vardır. Bunlar: HasanMesuhi Rahmetullahi aleyh, Nuri Rahmetullahi aleyh, Şeyh İbrahim Rahmetullahi aleyh hazretierive kendinden sonra bu mana yurdunda yol gösterici olan Şeyh Cüneyd-İ Bağdadi Rahmetullahialeyh hazretleridir. SerİyyüsSakâti Rahmetullahi aleyh hazretleri, Seyr-i Sülük yoluna, tasavvufa girişini şöyle anlatıyor: "Bir bayram günüyetîm bir oğlan çocuğunun elinden tutup elbise aldım. Buna yetim çocuk çok sevindi. Onun sevinmesi beni de son derece sevindirdi.

Kendisine hizmet edip Seyri Süiükyoiunu tarikatı tevhidi telkin aldığım Mürşidim Maruf-i Kerhi Rahmetullahi aleyh hazretleri bu hali gördüve bana: 'HakTeala hazretleri senin gönlünde dünyayı mesrur eylesin ve sanadünya meşgalesinden feragat versin.' diye duabuyurdu. O dua Hak Sübhanehü ve Teâla hazretleri katında kabul oldu... Onunbereketinden, bende hakkın sırları tecelli etti." Maruf-i Kerhi Rahmetullahi aleyh hazretlerinden manayoiunda feyz aldı. Tasavvufta, vera ve takvada asrının bir tanesi oldu.

Ali binMuhammed el Mısrİ, Seriyyüs Sakâti Rahmetullahi aleyh hazretlerine tasavvufunne olduğunu sorunca, O da: "Tasavvuf yüksekahtâktır, böyle bir ahlâk, sahibini yüksek ahlâk sahibi kimsenin arasınakatar." cevabını verdi. Ebu Hemmam Es Sufiye tasavvufun ne olduğunu sorunca: "Nefsinin dediklerini yapmayan, nefsini ayıplayaninsanlara nasihat eden, onlara Allah-ü Teâla hazretlerimin emir ve yasaklarımöğreten, Ailah-üTeâla hazretlerinden korkan, Ameli Salih yapmaktagevşek davranmayan kanaatkârolan, Hakktbilen insandır/' buyurdu.

Allah'a giden en kısa yolu: "Hiç kimseden bir şey istememek, hiç kimseden bîr şey almamak" diye özetlerdi. Vaktin kıymetini, zamanın değerine bilen sofilerdendi. Bu yüzden "Kaçırdığım virdimi bir daha kaza etmem mümkün değil" derdi. Çünkü bir nehirden bir defa yıkandırdı. Uzlet ehli sofilerdendi. "Dinin selametli olmasını, kalb ve bedenin müsterih kalmasını, gamının az bulunmasını isteyen, halktan uzaklaşsın. Çünkü asrımız, uzlet ve vahdet çağıdır" derdi. Ona göre dünya fuzuli şeylerle doluydu. Dünyada insana lazım olan, şu beş şeyden ibaretti: • Karnını doyuracak yiyecek.

• Hararetini teskin edecek su. 3' Mahrem yerlerini örtecek elbise • Barınacak ev. • Tatbikatta lazım olacak bilgi. O'na göre insanı yükselten, değerini yücelten şu dört hasletti: İlim, edep, doğruluk, ve iffet. Tasavvufu şöyle tarif ederdi: Tasavvuf üç anlamı içine alan bir İsimdir. • Ma'rifetin nûru, veranın nûrunu söndüremez, • Tasavvuf, kitap ve sünnetin zahirine ters düşecek tarzda bir batın ilminden bahsetmez. • Kişinin kerametler, kendisini Allah'ın insanlara mahrem kıldığı sırlarım açıklamaya teşvik etmez.

Seriyy'e göte edep, aklın tercümanı, akıl da emredilen ve yasaklanan şeyleri kavrayıp idrak kabiliyyetiydi. Nimetin kadrini bitmeyenden nimet, bilmediği ve farkında olmadığı bir şekilde alınırdı. Musibetleri kolaylıkla karşılayan kimse ise o sebeple sevabı hak ederdi. İnsanın karşılaşabileceği işler üç çeşittir, derdi: • Doğruluğu zahir olan ki ona hemen şarıl, • Bozukluk ve sapıklığı belli olan ki ondan kaçın, • Doğruluk veya bozukluğunu kavramakta zorlandığın bir işle karşılaşınca dur. Onu Allah'a havale et. Allah'ın o konuda sana rehber olmasını beklel İhtiyacını ona arz edersen her şeyden müstağni olursun.

İrşaddaki üslubu önce nefsten başlamaktı. Çünkü en büyük kuvvet, nefse hakimiyetti. Nefsini terbiye etmekten aciz olan elbetteki başkalarım terbiyeden aciz olacaktı. Zira kendinden üstün olana (Allah'a) itaat edeni, kendinden aşağı olanlar itaat ederdi. Allah'tan korkandan herkes ve herşey korkardı. Kalp, yüz ve dil arasında şöyle bir İlgi kurardı. Dil kalbin tercümanıdır yüz de aynası. Kalplerin gizlediği yüzlerden okunur. O kalpleri üçe ayırırdı. • Hiçbir şeyin eğip yok edemediği dağ gibi güçlü kalpler. • Kökleri sabit, fakat rüzgarın eğdiği hurma ağacı gibi kalpler.

• İplik gibi rüzgarın sağa-sola eğip büktüğü zayıf kalpler. O'na göre hukuk-ı ilahî'yi yerine getirmek ve gücü yettiğince onu nefsin hukukuna tercih etmek marifet alameti sayılırdı. Başkalarına eziyet edip üzmek ve onları kıskanmamak güzel ahlakın sıfatıydı. Çünkü insanın kendi nefsinin ayıplarım görmezden gelmesi, nefsin tuzağına düştüğünün işaretiydi. Rızkın hayırlısı şu beş illetten salim olanıydı. • Kazanırken günaha girmekten, • Dilenerek zillete düşmekten, • San'atta hileden, • Haram şeylerin karından, • Zalim kimseler gibi kul hakkına tasalluttan.

O'na göre en güzel beş şey şunlardı; • Günahlara ağlamak, • Kusurları düzeltmek, • Kalbi günah kirinden temizlemek, • Allah'a itaat, • Canının her istediğini yapmamak. Seriyy: "Taşımadığı sıfatlarla insanlara şirin görünme sevdasında olan kimse Allah'ın gözünden düşer," derdi. Çünkü ona göre kişinin kemali. Dinin nefsanî duygulardan üstün tutulmasıydı. O’nun hadis ve tasavvuf ilmiyle uğraşma konusundaki şu sözü çok ilginçtir. "Önce zühd yolunu tutup sonra hadis İlmiyle meşgul olan kimse zahidliğinde gevşeklik gösterir.

Fakat önce hadis ilmiyle uğraşıp sonra zühdî hayata yönelen kimse İse bundan muvaffak olur. Derdi ki: Şehvet ve nefsanî arzu sebebiyle işlenen günahların affedilmesi ümit edilebilir. Fakat sebebi kibir ve benlik olan günahların atfedilmesi asla ümid edilemez. Nitekim Iblis'in günahı kibirden, Adem'in zilleti şehvetten kaynaklanmıştı. Bir gün sohbetinde sabırdan bahsediyordu.

Bir akrep gelip onun yüzünü ısırdığı halde hiç kıpırdamadı: Akrebi gören dinleyiciler, "Neden akrebi kendinden uzaklaştırmıyorsun?" dîye sorduklarında: "Sabırdan bahsederken sabırsızlık göstermekten haya ederim," karşılığını verdi. Din ve dindarlık adına kendisine bir şeyler verilmesinden hoşlanmaz, dinini dünyalıkla değiştirenlerin halini "zibidilik" olarak tavsif ederdi. Bîr defasında şiddetli bir öksürüğe yakalanmıştı. Bîr dostu oğluyla bir ilaç gönderdi. İlacı getiren gence sordu: - Bunun fiatı ne kadar?

Genç: • Babam fîatıyla ilgili birşey söylemeden bunu size gönderdi, deyince Seriy şunları söyledi: • Öyleyse git babana de ki: Biz elli yıldır büyük İnsanlar arasında yaşıyoruz. Onların dünyalık karşılığında dinlerini sattıklarını görmedik. Baban bizden dinimizi dünyalıkla değiştirmemizi mi İstiyor? Ücretini ödemeden bu İlacı alamam. Üç şey Allah’ın gadabını gerektirir: • Oyun ve eğlenceyle boşa vakit geçirmek. • Başkalarıyla alay etmek, • İnsanların arkasından konuşmak.

Kendisinde üç sıfat bulunan kimsenin imanı kemale ermiş sayılır: • Kızdığında öfkesi hak sınırını aşmayan, • Hoşlandığı şeyde sevgisi batıla düşmeyen, • Elinde İmkan olduğu halde kendisinde bulunmayan malın peşine düşmeyen. Sırrî-yi Sekatî hazretlerinin kızkardeşi, birgün ziyârete gelip, "Eğer müsâade buyurursanız evinizi süpüreyim" dedi. Sırrî-yi Sekatî hazretleri müsâade etmedi. Başka birgün yine ziyâretine geldiğinde, bîr kocakarının Sırrî-yi Sekatî hazretlerinin evini süpürdüğünü gördü. Bunun üzerine, "Ey bîrâderim, ben senin hemşiren iken hâneni süpürmeme müsâade etmedin.

Şimdi ise süpürmek için ihtiyâr bir kadın getirmişsin" dedi. Sırrî-yi Sekatî hazretleri, hemşiresinin bu sözü üzerine tebessüm ederek buyurdu ki: "Ey Hemşirem, o gördüğün acuze kadın dünyâdır. Allahü teâlâ, dînine hizmet edene, dünyâyı hizmetçi eyler." Safihlerden bir zât şöyle anlatıyor: "Bir defa Sırrî-yi Sekatryi (radıyallahü anh ) ziyâret etmek İçin evine gidip, kapısını çaldım. İçeriden "Kim o?" dedi. "Âşığın birisi" dedim. "Eğer âşık olsaydın, hep Allahü teâlâ ite meşgûl olur, bana gelmezdin" buyurdu ve "Yâ Rabbî!

Bu kimseyi hep kendin İle meşgul eyle ki, başkaları ile meşgûl olmasın" diye duâ etti. Bu anda bende çok değişiklikler hâsıl oldu. Duâsı kabul olmuştu." Sırrî-yi Sekatî, bir bayram günü meşhur bir zâtla karşılaşmış ve ona güler yüzlü olmayarak selâm vermişti. "Neden böyle yaptın?" diye ona sorduklarında Sırrî-yi Sekatî, "Peygamber efendimiz ( aleyhisselâm ) bir hadîs-i şerîfte: "İki mü'min karşılaştıkları zaman, yüz rahmet aralarında taksim edilir. Bunlardan doksan rahmet, daha güler yüzlü olana verilir'’ buyurmuştur. İstedim ki, o benden daha çok sevâb alsın" diye cevap verdi.

Cüneyd-i Bağdadî yine şöyle anlatır: "Birgün Sırrî-yi Sekatrnİn yanma gittim. Onu üzgün olarak gördüm. "Neden böyle üzgünsünüz?" diye sordum. Sırrî-yi Sekatî, "Yanıma bir delikanlı geldi. Benden tövbenin ne olduğunu izah etmemi istedi. Ben de, "Günahını unutma" diye cevap verdim. O genç ona itiraz ederek; "Hayır! Belki tövbe, günahını unutmak ve bir daha yapmamaktır" dedi. Ben de buna üzüldüm" deyince, ben de, "Benim kanâatim de, gencin kanâati gibidir" dedim. Bunun üzerine Sırrî-yi Sekatî sebebini sordu.

Ben de "Allahü teâlâ bana, işlediğim günahıma tövbe etmemi nasîb ettiği zaman, tövbe hâlinde günahı hatırlamak günah olmaz mı?" dedim. Bunun üzerine Sırrî-yi Sekatî sükût etti. "Mahlûkât içerisinde en âciz ve zayıf olan mahlûk, insandır. Bununla beraber, bu kadar mahlûk arasında, Aİlahü teâlâmn emirlerine İnsan kadar isyan edip yüz çeviren mahlûk da yoktur. Eğer İnsan İyi olursa, melekler ona gıpta eder imrenirler. Eğer insan kötü olursa, şeytanın dahi kendisinden nefret ettiği, kendisinden kaçtığı, şerh* bir kimse olur.

Ne kadar hayret edilir ki, bu kadar zayıf ve âciz olan insanoğlu, kendisine her ni'meti veren, her an varlıkta durduran, yaşatan, kudret ve azamet sahibi olan Aİlahü teâlâya karşı gelmekte ve isyan etmektedir..." Cüneyd-İ Bağdadî şöyle anlatır: Sırrî-yi Sekatî hasta iken, üç günde bir ziyâretine giderdim. Bir defasında yanına girdim, uyuyordu. Baş ucunda ağlamaya başladım. Göz yaşlarım yanağına düştü. Gözlerini açtı ve bana bakınca, "Bana nasîhat et!" dedim. O zaman buyurdu ki: "Kötü kimselerle sohbet etme.

İyi kimselerle beraber bulunarak, Allahü teâlâya ibâdet et." Başka birgün ziyârete gittiğimde, Sırrî-yi Sekatrye "Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordum. O bunun üzerine, "Hâlimden tabibime nasıl şikâyet edebilirim ki, bana bunu veren O'dur" buyurdu. Seriyyüs Sakâti Rahmetullahi aleyh hazretleri Hicret-i Nebeviyye'nin 251. (M. 865) senesinde Ramazan-ı Şerif ayında Bağdat'ta fani hayata veda edip vefat etti. Şünizi kabristanına defnedildi. Yüce Allah Celle Celaluhü hazretleri şefaatlerinden, al-i himmet, nazar ve muhabbetlerinden, feyiz ve bereketlerinden bizi ayırıp mahrum etmesin.

(AMÎN Allahü teâlâyı görmekten mahrum kalmak, en şiddetli Cehennem ateşinden daha çok azâb verir." "Cehennemlik olanlar, Cehennemde iken, Allahü teâlâyı görmekle şereflenebilselerdi, hiçbir zaman Cenneti hatırlarından geçirmezlerdi. Çünkü, ismi azîz olan Hak teâlâyı seyretmek, rûha o kadar çok neş'e verir ki, bu neş'e ona, bedeninin çektiği azâbı unutturur. Bu azâb ile meşgûl olmak hatırına bile gelmez. Cennette ise, Allahü teâlâyı temaşadan daha mükemmel bir ni'met mevcûd değildir.

Cennetteki ni'metlerin hepsi yüz misli arttırılsa, fakat Cennette olan kimselerle Allahü teâlâ arasında bir perde bulunsa, yine de canı gönülden feryâd ve figân ederlerdi." "En kuvvetli, kudretli insan, kendi nefsini yenendir." "Kendi nefsini terbiye edemiyen, kendi nefsini yenendir." "Yarın kıyâmette herkesi, peygamberi ile çağırırlar. Ey Mûsâ aleyhisselâmın ümmeti, ey îsâ alehisselâmın ümmeti, ey Muhammed aleyhisselâmın ümmeti derler. Ancak Allahü teâlâmn sevgili kullarına; "Ey Allahın evliyâ kulları, Allahü teâlâmn katına geliniz" denir.

Bunun üzerine onların gönülleri, sevinçten yerinden çıkacakmış gibi olur." "Gerçekten Allahü teâlâdan korkan, hâlinin ne olacağnt ve nereye varacağını bilinceye kadar yemesini ve içmesini terk eden ve uykuyu bırakan kimsedir." "Sâİih bir kui olmak isteyip de, yarın yaparım diyerek günlerini geçiren kimse aldanmıştır." "Günahlara ağlamak, ayıpları ıslah etmek, Allahü teâlâya ibâdet etmek nefsinin arzu ve isteklerine boyun eğmemek, korkan kalp, mü'mîn için ne güzeldir." "Bir adam, İçinde Allahü teâlânın yarattığı her türlü ağacın bulunduğu ve ağaçların üzerinde yaratılan her cins kuşun bulunduğu bir bahçeye girse ve bu bahçedeki kuşlar ona "Ey Allahın velîsi sana selâm olsun" deseler.

Nefs de bundan sükûnet bulur ve gururlanırsa, bu kimse nefsinin elinde esîrolur." "Kul; nafileleri yaparken farzları yapmayı unutursa ve bedeni ile ibâdet ederken, kalbi allahü teâlâdan gâfil olursa, Hak teâlâdan esîr olur."

Ba'zı Peygamberler kavimlerine şöyle derlen Hayâsızların çokluğundan haya etmez misiniz?

Farzları yapmak haramlardan kaçmak, gafleti terk etmek, Allahü teâlânın kendilerini çok sevdiği, evliyâsının ahlâkındandır.

Dil, kalbin tercümanı, yüz kalbin aynasıdır, Kalbde gizli olan, yüzde meydana çıkar.

Bir kimsenin ahmak olduğuna alâmet, kendi ayıbını bırakıp, başkasının ayıbıyla meşgûl olmasıdır.

İyi huy, başkalarını incitmemek ve onlardan gelen sıkıntılara katlanmaktır

Şu üç şey Allahü teâlâyı çok üzer: Vakti boşa geçirmek, insanlarla alay etmek ve gıybet etmek.

"Kulun amellerini boşa çıkaran, kalbleri bozan, kulu en sür'atli helake götüren, devamlı hüzne boğan, cezayı çabuklaştıran, riyayı sevdiren, ucba (amellerini beğenip güzel görmek) götüren, baş olmak hevesine kaptıran şey, insanın nefsini tanımaması, kendi ayıblarını bırakıp, başkalarının ayıblarınt görmesidir." "Gençler! Gençliğinizin kıymetini biliniz. Güç kuvvet elde iken, çok İbâdet ediniz.

Bizİerden (yaşlılardan) ibret alınız da, zaîf ve güçsüz duruma düşmeden evvel, çok ibâdet yapınız." (O, bu sözü söylerken, gençlerden çok ibâdet ediyordu.) "İhtiyaç kadar yemek, ihtiyâç kadar su, ihtiyâç kadar elbise, ihtiyâca yetecek kadar bir ev ve doğru ilim sahibi olmaktan başka, dünyâda herşey boş ve fâidesizdir." "Edeb, güzel kalblilik ve akıllılık alâmetidir." "Bir kimse bir ni'mete kavuşur da bunun şükrünü yapmazsa, o ni'met elinden gider de, o kimsenin haberi bile olmaz." "Bir kimse âmirine itaat ederse, emrindekiler de kendisine İtaat eder." "Sünnete uygun olarak yapılan az bir ibâdetin sevâbı, bid'at İşlenerek yapılan çok amelden kat kat daha fazladır." "Mürüvvet, insanın kendi nefsini, her türlü, kirden ve İnsanların ayıb saydıkları şeyleri yapmaktan korumak ve bütün işlerinde insanlara karşı şefkatli, merhametli ve insaflı davranmaktır." "Çok istiğfar etmek, alçakgönüllü olmak ve çok sadaka vermek: Allahü teâlâmn kendilerini çok sevdiği, evliyâsının ahlâkından olup, Allahü teâlâmn rızâsına kavuşturur." "Kul dört şeyle yükselir.

Bunlar ilim, edeb, emânet ve iffettir." "Sırrî-yi Sekatî hazretlerinde, Allah korkusu, kendini küçük ve aşağı görme hâli o derece fazla İdi kİ, "Bağdâd'da ölmek istemem. Çünkü bu insanlar, benim hakkımda İyi zan sahihleridirler. Korkarım ki, toprak beni kabul etmez de, herkese rezîl olmuş olurum." "Kabahatlerimden dolayı yüzümün kararacağından korkarak, hergün bir kaç defa aynaya bakarım" ve "Keşke bütün insanların kalblerindeta sıkıntı ve üzüntüler bende otsa ve İnsanlar hep rahat olsalar" buyururlardı.

Cüneyd Bağdadi Hazretleri şöyle buyururlar: Şeyhim Seriyyi Sakati Hazretlerinin yaninda uyuyordum, beniuyandirdi ve bana: Ey Cüneyd, kendimiAllah'ın huzurunda duruyor gibi hissettim. Bana: Ey Seriy, bütün mahlukatıyarattım, hepside beni sevdiklerini iddia ettiler. Dünyayî yarattım, onda dokuzları benden kaçtılar, geriyeonda biri kaldı. Cenneti yarattım, onda birin dokuzu benden kaçtı, geriyebenimle onda birin onda biri kaldı. Ben de onlara bir zerre bela musallat ettim.

O zaman bendenonlar da kaçtı; ben de benimle kalanlara: 'Dünyayı İstemediniz, cennetialmadınız, cehennemden kaçmadınız, öyleyse ne istiyorsunuz?" Dedim. Onlar da: Bizim ne istediğimizi sen biürsin. Dediler. Ben de onlara: "Ben de sîzlere nefeslerinin sayısı kadarbela musallat edeceğim ki onlara sabit dağlar dayanmaz, siz sabredecekmisiniz?" dedim. Onlar da: bizi belaya duçar eden sen isen istediğini yapdediler. İşte benim gerçek kullarım onlardır.

COĞRAFÎ HAFIZASeriyyü's-Sakatî TürbesiMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi1 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç2 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKAMa‘rûf-i KerhîMa‘rûf-i Kerhî → Seriyyü's-Sakatî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.SONRAKİ HALKACüneyd-i BağdâdîSeriyyü's-Sakatî → Cüneyd-i Bağdâdî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Bağdat · IrakSeriyyü's-Sakatî TürbesiZiyaretgâh kaydı Kaynakta “EŞ-ŞEYH SERİYYÜ'S SAKATİ” adıyla, BAĞDAT/IRAK ziyaretgâh kaydı olarak yer alır. Adres tarifi IRAK'IN BAĞDAT ŞEHRİNDE TÜRBESİ BULUNUYOR. İrtihal kaydı Kaynak veri kümesinde hicrî irtihal tarihi 257 olarak verilir. Bu tarih, şahsiyet dosyasındaki biyografik tarihle ayrıca karşılaştırılmalıdır.