Ara
Menü

Sadreddin Hıyâvî

Sadreddin Hıyâvî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin halvetiyye halkalarındandır. Kayıtları Şirvan çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

Yol
Cerrâhiyye
Unvan
Halvetiyye
Geniş biyografi

Bu metin, Cerrâhî silsile arşivindeki kişi dosyasının tamamı esas alınarak paragraf ve manzume düzeni korunmak suretiyle hazırlanmıştır. Gelenek içi menkıbeler tarihî kayıtlarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.

Hayatı ve silsiledeki yeri

Hazret-؛ Şeyh Sadreddin hayâvi/hiyavî (k.s.j O, ilahi vecd sırlarının kaşifi, Hakk dergahının ve sonsuzluk ikliminin rehberi ve Resulü Ekrem (sav) hazretlerinin ilim ve hikmetinin varisi idi. Kendisi zahirde "ümmi"îse de, hakikat İlimlerinde devrinin "Kutbu" idi. Evliyanın büyüklerinden olup, ismi Sadreddîn'dir. Şirvan yakınında Hayâve denilen köyde doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. Sadreddîn Hayâvî hazretleri, Şeyh İzzeddîn Türkmânî hazretlerinden icazet almıştır, Azerbaycan'da yaşamıştır. Sadreddîn Hayâvî Hazretleri, gençliğinde yünden elbise yapar ve bunları satarak ticâretle uğraşırdı.

Emrinde bir çok İşçi çalışırdı. Son derece zengin, cömert ve ikram sahibi bir zat idi. Bir gün Hayâve ileri gelenleri o civarda meşhûr olan Şeyh İzzeddîn Hazretlerinin sohbetlerinden istifâde etmek için onu bir eve dâvet ettiler. Bir rivayete göre de; Şeyh İzzeddîn Hz.: "Biz Hayav'e Sadreddin için geliyoruz." Buyurmuşlardır. Nitekim bu meclise Sadreddîn Hayâvî Hazretleride katılmıştı. Mecliste tevhid edilmiş ve dervişan sema etmeğe kalkmışlardı. Şeyh İzzeddin Hazretleri ise murakabeye varmış, bir köşede oturmakta idi.

Sadreddin Hazretleri, bu hali şöyle anlatır: "Şeyh durduğu yerde birden bire büyümeğe başladı ve Şeyh İzzeddîn hazretlerini bir heybet kapladı. Öyle büyüdü kİ, ev ve ev halkı onun bu dev vücudunda yok oldu. Sonra giderek, Şeyhin vücudu mahalleyi kapladı. Daha da büyüyerek bütün şehri istila etti. Bütün şehirler ve köyler gözlerimin önüne serildi. Benim için artık kimsenin ayrısı ve gayrisi kalmamıştı. Hz. Şeyhin bu heybetine tahammül edemeyip, feryâd ettim. O zaman yanıma geldi ve; "Sadreddîn bu ne hâl? Bizim buraya gelişimiz senin içindir." buyurdu. Sonra sakinleştim.

Gönülden ona sevgi bağı ile bağlandığımı anladım." Bu halden sonra hemen, sülukuma himmet etmesi İçin ellerini öpüp kendisine biat ettim." Hz. Sadreddîn Hayâvî, Şeyh İzzeddîn Türkmânî hazretlerinin sohbetleriyle olgunlaştı. İcâzet, diploma alıp Hayâve'de ilim ve edeb öğretmeye başladı. Hocası onun manevî üstünlüklerini bildiğinden, Şeyh İzzeddin Hazretlerinin huzurunda ne zaman adı geçse Sadreddin Hz.'ni hürmet ve ta'zimle anardı. Şeyh onun bulunduğu diyara davet edilse: "-Orada Şeyh Sadreddin vardır. Bize ihtiyaç yoktur."derdi.

Sadreddin Hıyavi Hazretlerinin vilayetinden Şeyh İzzeddin Hazretlerine biat için gelen kimselere de -Varıp gidin, Sadreddin'e biat edin. Buyururdu. Sadreddîn Hayâvî hazretleri güzel halleri ve ahlâkıyla meşhûr oldu. Çok kerametleri görüldü. Sadreddîn-i Hayâvî hazretlerinin Hacı Muhammed Cilvânî adında Mısırlı bir talebesi vardı. Bu talebe ilimde yüksek bir derecedeydi. Bir gün arkadaşlar arasında ilmiyle övünüp, hocası için; "O bir ümmî kişidir. Eğer bizim gibi ilim sahibi dervişleri olmasaydı, adı sanı hiç duyulmazdı." deyiverdi.

Tam o sırada yanlarına Sadreddîn Hayâvî hazretleri geldi ve; "Bâzan küçük çocuğunu babası tutup elleriyle yukarı kaldırıverir. O sırada çocuk kendini çok yükseklerde görür, hattâ babasından bile yüksek olduğunu zanneder. Halbuki babası kendisini bırakıverse, bir tarafının kırılıp helâk olacağını bilmez." buyurdu. Sonra talebeler dağıldılar. Muhammed Cilvânî de dergâhtaki odasına gitti. Çok geçmeden hastalanıp vefât ettiği haberi geldi. Sadreddîn Hayâvî hazretlerini sevmeyen biri vardı.

Bir gece kendi kendine; "Sadreddîn dedikleri kişi şehrimizin gençlerini başına topluyor ve onlara bir şeyler anlatıyor. Bu gece onun kapısını çalıp dışarı çıkarayım ve bir güzel döveyim." niyeti ile yola düştü. Sadreddîn Hazretlerinin kapısına geldiğinde onu kapı önünde durur gördü. Şeyh Sadreddîn hazretleri ona hitâben; "Ey kişi! Biz senin niyet ettiğin şey yerine gelsin diye hayli zamandır burada bekliyoruz. Çok geciktin." buyurdu. Gelen kişi bu sözleri duyunca pişman oldu ve onun büyük bir zât olduğunu anlayıp ellerine kapandı, özür diledi sonra da ona talebe olmakla şereflendi.

"Şiddetli bir kış mevsimi İdi. Çok üşümüştüm. Isınmak için Tennûr'a (Tandır'a) girdim. Orada üzerime rehavet çöktü ve camiye yatsı namazını cemâatle kılmaya gidemedim. Sonra kalkıp namazımı bulunduğum yerde kılmak istedim. Lâkin iki ayağım çalışmaz olmuş ve şiddetli bir ağrı başlamıştı. Hayâtımda böyle ağrı görmemiştim. Bu halde iken epey zaman geçti ve gece karşımda Sadreddîn hazretlerini gördüm. Şeyhim çatının üstünden gelip bacadan aşağı girmişti. Bana; "Niçin yatıyorsun? Kalk." buyurdu ve elimden tutup beni ayağa kaldırdı. Sonra da kayboldu. Hakîkaten ayak üzeri durabiliyor ve yürüyebiliyordum.

Ayaklarımdaki ağrılar da dinmişti. Sabahleyin erkenden Şeyhimin huzuruna vardım. Bana büyük bir letafet ve incelikle, ahlakın yüceliklerinden ve namazın hakikatinden bahsedip: "Bird aha sakın namazın vaktini geçirme ve kendini tehlikeye düşürme" diye tenbih etti. Şeyh Sadreddîn Hz. 860 H./1455-56 M. tarihinde vefat etmiştir. Türbesi Şirvan'da 'Künbed Kubur'dadır. Vefat zamanı Azerbaycan ve Şirvan yöresinde Türkmen Padişahı Karakoyunlu Cihan Şah ve Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan'ın hüküm sürdüğü asırdır.

Rum'da Fatih Sultan Muhammed Han ile Karaman'da İbrahim Beğ, Karadeniz'de İsfendiyar civarında Kızıl Ahmed oğlu Kötürüm Bayezîd Beğ, Mısır'da, Memlüklülerden İnal Beğ, Bakü ve Heri'de İse Şeyh Üveys sultan olarak hüküm sürmekte idiler. Kendisinin dört halifesi sırastyle: "-Şeyh Pir-Zade, Şeyh İbrahim, Şeyh Pir Ilyas EI-Amasi ve postnişini ve vekili Şeyh Seyyid Yahya Eş-Şirvani Hazretleridir. IHI Şeyh Sadreddin Hıyavi Hazretlerinin sözlerinden; "İnkar eden kişi de bizdendir. Zira yüzün dönüp, o kişinin müşkülü halledildiğinde bize döner." "Dervişlik ateştir.

Amma bu öyle bir ateştir ki, Cenab-ı Hakk, alem ve Adem'i karanlıkta yaratıp, üzerine nur şuleleri gönderdi. O nurun parıltısına mazhar olan saadet ehlinden oldu. Gerçi o ateş görünür, amma Hz. Halil (a.s) gibi olanlara gül bahçesidir. Nitekim Hz. Musa (a.s) bir sabah nur'u nar gördü. Arzusunu böylece gerçekleştirebildi. Bu bir ateştir ki, 'Naru'llahu'l-mukadetü elleti tetalu'u ala'l-ef'İde(t)/ (Hümeze,6) Bu nur'un ışığı ile dervişan, dinin ve gönlünün esrarını görürler. Her ne varsa o şeyler bu nurla oniara keşf olur. Kalpleri aydınlatır.

Kalb hanesinin kristalinden fışkıran ışıklar, dervişin ten ve canını, batın ve zahirini aydınlatır. Bu nurani ışıkla tarikat ve şeriatte, hakikat kandili gibi yolunu aydınlatıp, her ne semti dilerse oraya gider, çevresini, iman ve irfan nuru ile aydınlatır." Yeme ve içme bilgisini öğrenmek, ibadet bilgisini öğrenmekten önce gelir. Yemeye ve İçmeye başlarken, besmele okumalıdır. Herkese hatırlatmak için Besmele, yüksek sesle söylenebilir. Yemek ve içmek sonunda Elhamduiillah demelidir. Bunları söylemek ve yemekten önce ve yemekten sonra el yıkamak ve sağ el ile yemek ve sağ el ile içmek sünnettir...

İslâmîyyette, önce çıkan bid'atten biri, doyuncaya kadar yemektir. Her gün et yemek, kalbe sıkıntı verir. Melekler sevmez. Eti az yemek ise ahlâkı bozar... Bitkisel yemek çok iyidir. Nebatî yemek bulunmayan sofra akılsız ihtiyara benzer... Acıkmadan yememeli, doymadan kalkmalı, şaşacak şey olmadan gülmemeli.. Gündüz sünnet olan Kaylüte'den fazla uyumamalıdır. Hadîs-i şerifte, (İyiliklerin başı açlıktır. Kötülüklerin başı tokluktur) buyuruldu, Yemeğin tadı, açlığın çokluğu kadar artar. Tokluk, unutkanlık yapar. Kalbi kör eder. Açlık, aklı temizler, kalbi parlatır.

Fâsıklarla, kötülerle birlikte yememeli, içmemelidir. Kaynar yemekleri, örtülü olarak soğutmalıdır. Hadîs-i şerifte, (Sağ el ile yiyiniz. Sağ el ile içiniz) buyuruldu. Ekmeği bir eli ile değil, iki eli ile koparmalıdır. Lokma küçük olmalı ve iyi çiğnenmelidir. Sağına, soluna, havaya bakmamalı, lokmasına ve önüne bakmalıdır. Ağzını çok açmamalıdır... Küflü ekmek, kokmuş yemek ve su mekrûhtur. Ekmeğin içini yiyip kabuğunu bırakmak, pişkin yerini yiyip, gerisini bırakmak israftır. Kalanı başkası veya hayvan yerse israf olmaz.

Tabağın kenarından yemek, kendi önünden yemek, sağ ayağı dikip, sol ayal, üstüne oturmak sünnettir. Çeşitli meyve bulunan tabağın orta tarafından almak caizdir. Fakat, başkasının önünden almak yine caiz değildir. Çok sıcak şey yememeli ve koklamamalıdır... Yerken hiç konuşmamak mekrûhtur. Ateşe tapanların âdetidir. Neş'eli konuşmalıdır. Tuz ile başlamak ve bitirmek sünnettir ve şifâdır. ilk ve son lokma ekmekle yapılır ve ekmekteki tuza niyet edilirse, bu sünnet yerine getirilmiş olur...

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç2 doğrudan bağlantıAğda gör →
YOL ATLASISilsiledeki yerini açÖnceki ve sonraki halkalarla birlikte

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKAİzzeddin Halvetîİzzeddin Halvetî → Sadreddin Hıyâvî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.SONRAKİ HALKASeyyid Yahyâ-yı ŞirvânîSadreddin Hıyâvî → Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.