Ara
Menü

Sadreddin Hıyâvî

Sadreddin Hıyâvî, Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak silsilesinin halvetiyye halkalarındandır. Kayıtları Şirvan çevresiyle ilişkilendirilir. Kişi dosyasında hayatı, irşad bağlantıları ve gelenek içinde kendisine nispet edilen anlatılar geniş biçimde aktarılır.

Yol
Cerrâhiyye
Mekân
4 bağlantı
Unvan
Halvetiyye
Geniş biyografi

Bu metin, Cerrâhî silsile arşivindeki kişi dosyasının tamamı esas alınarak paragraf ve manzume düzeni korunmak suretiyle hazırlanmıştır. Gelenek içi menkıbeler tarihî kayıtlarla aynı kesinlikte değerlendirilmez.

Hayatı ve silsiledeki yeri

Hazret-؛ Şeyh Sadreddin hayâvi/hiyavî (k.s.j O, ilahi vecd sırlarının kaşifi, Hakk dergahının ve sonsuzluk ikliminin rehberi ve Resulü Ekrem (sav) hazretlerinin ilim ve hikmetinin varisi idi. Kendisi zahirde "ümmi"îse de, hakikat İlimlerinde devrinin "Kutbu" idi. Evliyanın büyüklerinden olup, ismi Sadreddîn'dir. Şirvan yakınında Hayâve denilen köyde doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. Sadreddîn Hayâvî hazretleri, Şeyh İzzeddîn Türkmânî hazretlerinden icazet almıştır, Azerbaycan'da yaşamıştır. Sadreddîn Hayâvî Hazretleri, gençliğinde yünden elbise yapar ve bunları satarak ticâretle uğraşırdı.

Emrinde bir çok İşçi çalışırdı. Son derece zengin, cömert ve ikram sahibi bir zat idi. Bir gün Hayâve ileri gelenleri o civarda meşhûr olan Şeyh İzzeddîn Hazretlerinin sohbetlerinden istifâde etmek için onu bir eve dâvet ettiler. Bir rivayete göre de; Şeyh İzzeddîn Hz.: "Biz Hayav'e Sadreddin için geliyoruz." Buyurmuşlardır. Nitekim bu meclise Sadreddîn Hayâvî Hazretleride katılmıştı. Mecliste tevhid edilmiş ve dervişan sema etmeğe kalkmışlardı. Şeyh İzzeddin Hazretleri ise murakabeye varmış, bir köşede oturmakta idi.

Sadreddin Hazretleri, bu hali şöyle anlatır: "Şeyh durduğu yerde birden bire büyümeğe başladı ve Şeyh İzzeddîn hazretlerini bir heybet kapladı. Öyle büyüdü kİ, ev ve ev halkı onun bu dev vücudunda yok oldu. Sonra giderek, Şeyhin vücudu mahalleyi kapladı. Daha da büyüyerek bütün şehri istila etti. Bütün şehirler ve köyler gözlerimin önüne serildi. Benim için artık kimsenin ayrısı ve gayrisi kalmamıştı. Hz. Şeyhin bu heybetine tahammül edemeyip, feryâd ettim. O zaman yanıma geldi ve; "Sadreddîn bu ne hâl? Bizim buraya gelişimiz senin içindir." buyurdu. Sonra sakinleştim.

Gönülden ona sevgi bağı ile bağlandığımı anladım." Bu halden sonra hemen, sülukuma himmet etmesi İçin ellerini öpüp kendisine biat ettim." Hz. Sadreddîn Hayâvî, Şeyh İzzeddîn Türkmânî hazretlerinin sohbetleriyle olgunlaştı. İcâzet, diploma alıp Hayâve'de ilim ve edeb öğretmeye başladı. Hocası onun manevî üstünlüklerini bildiğinden, Şeyh İzzeddin Hazretlerinin huzurunda ne zaman adı geçse Sadreddin Hz.'ni hürmet ve ta'zimle anardı. Şeyh onun bulunduğu diyara davet edilse: "-Orada Şeyh Sadreddin vardır. Bize ihtiyaç yoktur."derdi.

Sadreddin Hıyavi Hazretlerinin vilayetinden Şeyh İzzeddin Hazretlerine biat için gelen kimselere de -Varıp gidin, Sadreddin'e biat edin. Buyururdu. Sadreddîn Hayâvî hazretleri güzel halleri ve ahlâkıyla meşhûr oldu. Çok kerametleri görüldü. Sadreddîn-i Hayâvî hazretlerinin Hacı Muhammed Cilvânî adında Mısırlı bir talebesi vardı. Bu talebe ilimde yüksek bir derecedeydi. Bir gün arkadaşlar arasında ilmiyle övünüp, hocası için; "O bir ümmî kişidir. Eğer bizim gibi ilim sahibi dervişleri olmasaydı, adı sanı hiç duyulmazdı." deyiverdi.

Tam o sırada yanlarına Sadreddîn Hayâvî hazretleri geldi ve; "Bâzan küçük çocuğunu babası tutup elleriyle yukarı kaldırıverir. O sırada çocuk kendini çok yükseklerde görür, hattâ babasından bile yüksek olduğunu zanneder. Halbuki babası kendisini bırakıverse, bir tarafının kırılıp helâk olacağını bilmez." buyurdu. Sonra talebeler dağıldılar. Muhammed Cilvânî de dergâhtaki odasına gitti. Çok geçmeden hastalanıp vefât ettiği haberi geldi. Sadreddîn Hayâvî hazretlerini sevmeyen biri vardı.

Bir gece kendi kendine; "Sadreddîn dedikleri kişi şehrimizin gençlerini başına topluyor ve onlara bir şeyler anlatıyor. Bu gece onun kapısını çalıp dışarı çıkarayım ve bir güzel döveyim." niyeti ile yola düştü. Sadreddîn Hazretlerinin kapısına geldiğinde onu kapı önünde durur gördü. Şeyh Sadreddîn hazretleri ona hitâben; "Ey kişi! Biz senin niyet ettiğin şey yerine gelsin diye hayli zamandır burada bekliyoruz. Çok geciktin." buyurdu. Gelen kişi bu sözleri duyunca pişman oldu ve onun büyük bir zât olduğunu anlayıp ellerine kapandı, özür diledi sonra da ona talebe olmakla şereflendi.

"Şiddetli bir kış mevsimi İdi. Çok üşümüştüm. Isınmak için Tennûr'a (Tandır'a) girdim. Orada üzerime rehavet çöktü ve camiye yatsı namazını cemâatle kılmaya gidemedim. Sonra kalkıp namazımı bulunduğum yerde kılmak istedim. Lâkin iki ayağım çalışmaz olmuş ve şiddetli bir ağrı başlamıştı. Hayâtımda böyle ağrı görmemiştim. Bu halde iken epey zaman geçti ve gece karşımda Sadreddîn hazretlerini gördüm. Şeyhim çatının üstünden gelip bacadan aşağı girmişti. Bana; "Niçin yatıyorsun? Kalk." buyurdu ve elimden tutup beni ayağa kaldırdı. Sonra da kayboldu. Hakîkaten ayak üzeri durabiliyor ve yürüyebiliyordum.

Ayaklarımdaki ağrılar da dinmişti. Sabahleyin erkenden Şeyhimin huzuruna vardım. Bana büyük bir letafet ve incelikle, ahlakın yüceliklerinden ve namazın hakikatinden bahsedip: "Bird aha sakın namazın vaktini geçirme ve kendini tehlikeye düşürme" diye tenbih etti. Şeyh Sadreddîn Hz. 860 H./1455-56 M. tarihinde vefat etmiştir. Türbesi Şirvan'da 'Künbed Kubur'dadır. Vefat zamanı Azerbaycan ve Şirvan yöresinde Türkmen Padişahı Karakoyunlu Cihan Şah ve Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan'ın hüküm sürdüğü asırdır.

Rum'da Fatih Sultan Muhammed Han ile Karaman'da İbrahim Beğ, Karadeniz'de İsfendiyar civarında Kızıl Ahmed oğlu Kötürüm Bayezîd Beğ, Mısır'da, Memlüklülerden İnal Beğ, Bakü ve Heri'de İse Şeyh Üveys sultan olarak hüküm sürmekte idiler. Kendisinin dört halifesi sırastyle: "-Şeyh Pir-Zade, Şeyh İbrahim, Şeyh Pir Ilyas EI-Amasi ve postnişini ve vekili Şeyh Seyyid Yahya Eş-Şirvani Hazretleridir. IHI Şeyh Sadreddin Hıyavi Hazretlerinin sözlerinden; "İnkar eden kişi de bizdendir. Zira yüzün dönüp, o kişinin müşkülü halledildiğinde bize döner." "Dervişlik ateştir.

Amma bu öyle bir ateştir ki, Cenab-ı Hakk, alem ve Adem'i karanlıkta yaratıp, üzerine nur şuleleri gönderdi. O nurun parıltısına mazhar olan saadet ehlinden oldu. Gerçi o ateş görünür, amma Hz. Halil (a.s) gibi olanlara gül bahçesidir. Nitekim Hz. Musa (a.s) bir sabah nur'u nar gördü. Arzusunu böylece gerçekleştirebildi. Bu bir ateştir ki, 'Naru'llahu'l-mukadetü elleti tetalu'u ala'l-ef'İde(t)/ (Hümeze,6) Bu nur'un ışığı ile dervişan, dinin ve gönlünün esrarını görürler. Her ne varsa o şeyler bu nurla oniara keşf olur. Kalpleri aydınlatır.

Kalb hanesinin kristalinden fışkıran ışıklar, dervişin ten ve canını, batın ve zahirini aydınlatır. Bu nurani ışıkla tarikat ve şeriatte, hakikat kandili gibi yolunu aydınlatıp, her ne semti dilerse oraya gider, çevresini, iman ve irfan nuru ile aydınlatır." Yeme ve içme bilgisini öğrenmek, ibadet bilgisini öğrenmekten önce gelir. Yemeye ve İçmeye başlarken, besmele okumalıdır. Herkese hatırlatmak için Besmele, yüksek sesle söylenebilir. Yemek ve içmek sonunda Elhamduiillah demelidir. Bunları söylemek ve yemekten önce ve yemekten sonra el yıkamak ve sağ el ile yemek ve sağ el ile içmek sünnettir...

İslâmîyyette, önce çıkan bid'atten biri, doyuncaya kadar yemektir. Her gün et yemek, kalbe sıkıntı verir. Melekler sevmez. Eti az yemek ise ahlâkı bozar... Bitkisel yemek çok iyidir. Nebatî yemek bulunmayan sofra akılsız ihtiyara benzer... Acıkmadan yememeli, doymadan kalkmalı, şaşacak şey olmadan gülmemeli.. Gündüz sünnet olan Kaylüte'den fazla uyumamalıdır. Hadîs-i şerifte, (İyiliklerin başı açlıktır. Kötülüklerin başı tokluktur) buyuruldu, Yemeğin tadı, açlığın çokluğu kadar artar. Tokluk, unutkanlık yapar. Kalbi kör eder. Açlık, aklı temizler, kalbi parlatır.

Fâsıklarla, kötülerle birlikte yememeli, içmemelidir. Kaynar yemekleri, örtülü olarak soğutmalıdır. Hadîs-i şerifte, (Sağ el ile yiyiniz. Sağ el ile içiniz) buyuruldu. Ekmeği bir eli ile değil, iki eli ile koparmalıdır. Lokma küçük olmalı ve iyi çiğnenmelidir. Sağına, soluna, havaya bakmamalı, lokmasına ve önüne bakmalıdır. Ağzını çok açmamalıdır... Küflü ekmek, kokmuş yemek ve su mekrûhtur. Ekmeğin içini yiyip kabuğunu bırakmak, pişkin yerini yiyip, gerisini bırakmak israftır. Kalanı başkası veya hayvan yerse israf olmaz.

Tabağın kenarından yemek, kendi önünden yemek, sağ ayağı dikip, sol ayal, üstüne oturmak sünnettir. Çeşitli meyve bulunan tabağın orta tarafından almak caizdir. Fakat, başkasının önünden almak yine caiz değildir. Çok sıcak şey yememeli ve koklamamalıdır... Yerken hiç konuşmamak mekrûhtur. Ateşe tapanların âdetidir. Neş'eli konuşmalıdır. Tuz ile başlamak ve bitirmek sünnettir ve şifâdır. ilk ve son lokma ekmekle yapılır ve ekmekteki tuza niyet edilirse, bu sünnet yerine getirilmiş olur...

COĞRAFÎ HAFIZA4 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi4 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Yün dokuyan zengin tâcirden mürid

Şeyhiyle karşılaşmadan önce yünden elbise yapıp satan, emrinde işçiler çalışan zengin bir tâcirdi; Hayâve'de kurulan bir mecliste gördüğü hal üzerine el aldı.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Şirvan yakınındaki Hayâve köyünde doğdu; doğum tarihi bilinmemektedir. Gençliğinde yünden elbise yapar ve bunları satarak ticaretle uğraşırdı; emrinde birçok işçi çalışırdı, son derece zengin, cömert ve ikram sahibi bir zâttı.

Hayâve'nin ileri gelenleri o civarda meşhur olan Şeyh İzzeddin'i sohbet için bir eve davet ettiklerinde o meclise kendisi de katılmıştı. Mecliste tevhid edildi, dervişler semâa kalktı; şeyh ise bir köşede murakabeye varmıştı. Gördüğünü şöyle anlatır: şeyh durduğu yerde büyümeye başladı ve üzerine bir heybet çöktü; ev ve ev halkı o vücutta kayboldu, sonra mahalle, sonra bütün şehir onunla doldu, şehirler ve köyler gözünün önüne serildi, artık kimsenin ayrısı gayrısı kalmamıştı. Heybete dayanamayıp feryat edince şeyh yanına geldi ve «Sadreddin bu ne hâl? Bizim buraya gelişimiz senin içindir» dedi. Sakinleşince gönülden ona sevgi bağıyla bağlandığını anladı ve sülûkuna himmet etmesi için elini öpüp biat etti.

Bir rivayete göre şeyh, daha yola çıkarken «Biz Hayâv'e Sadreddin için geliyoruz» buyurmuştu; yani bütün bir beldenin düzenlediği meclis, anlatının kuruluşunda tek bir kişiye varmak için bir vesiledir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Babanın omzundaki çocuk

İlmiyle övünüp hocasının ümmîliğini küçümseyen talebesine, tam o sırada içeri girerek çocuğunu havaya kaldıran baba misalini anlatmıştır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Mısırlı talebesi Hacı Muhammed Cilvânî ilimde yüksek bir dereceye ulaşmıştı. Bir gün arkadaşları arasında ilmiyle övünüp hocası için «O bir ümmî kişidir; eğer bizim gibi ilim sahibi dervişleri olmasaydı adı sanı hiç duyulmazdı» deyiverdi.

Tam o sırada yanlarına geldi ve şu misali anlattı: «Bazan küçük çocuğunu babası tutup elleriyle yukarı kaldırıverir. O sırada çocuk kendini çok yükseklerde görür, hattâ babasından bile yüksek olduğunu zanneder…»

Misalin gücü, mahcup etmeden düzeltmesindedir: çocuğun gördüğü yükseklik gerçektir, ama o yüksekliği sağlayan kollar kendisinin değildir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Kavram dünyası

İlk 5 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Zâhirde ümmî, hakikatte devrin kutbu

Kendisi için düşülen ilk kayıt okuma yazma bilmediğidir; aynı cümlenin devamında hakikat ilimlerinde devrinin kutbu sayıldığı söylenir.

Metni gösterMetni daralt

Hakkındaki müstakil metin onu ilâhî vecd sırlarının kâşifi, Hakk dergâhının ve sonsuzluk ikliminin rehberi, Resûl-i Ekrem'in ilim ve hikmetinin vârisi diye takdim ettikten hemen sonra bir kayıt düşer: zâhirde «ümmî» olduğu. Cümle burada bitmez — «hakikat ilimlerinde devrinin kutbu idi» diye devam eder.

Bu iki yargının aynı cümlede yan yana durması tesadüf değildir. Ümmîlik burada bir eksiklik olarak değil, ilmin nereden geldiğine dair bir işaret olarak kaydedilmiştir: kitaptan gelmeyen bir bilginin sahibi sayılmaktadır. Ayrıca «nefesi tesirli bir kimse» olduğu belirtilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Anadolu'ya açılan kapı

Amasyalı Pîr İlyas.

Metni gösterMetni daralt

Halvetiyye Anadolu'ya Sadreddîn-i Hiyâvî'nin halifelerinden Amasyalı Pîr İlyas tarafından getirilmiştir.

Çerçeve. Bu tek cümle, Anadolu tasavvuf tarihinin dönüm noktalarından birini kaydeder: bugün Halvetiyye'nin dört ana kolu (Rûşeniyye, Cemâliyye, Ahmediyye, Şemsiyye) ve onlardan doğan onlarca şube — Cerrâhiyye dahil — bu geçişin sonucudur. Amasya, Anadolu Halvetîliğinin ilk merkezidir; Şemseddin Sivâsî de bir asır sonra oraya gidip intisap edecektir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Halvetiyye”, c. 15.
TARİHÎ KAYIT

İki halife, iki istikamet

Şirvânî ve Pîr İlyas.

Metni gösterMetni daralt

Aynı şeyhin iki halifesi zincirin iki kolunu açar: Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî Bakü'de kalıp “tarikatın ikinci pîri, bir bakıma gerçek kurucusu” olur; Amasyalı Pîr İlyas ise yolu Anadolu'ya taşır.

Çerçeve. Cerrâhî silsilesi birinciden yürür: Yahyâ-yı Şirvânî → Muhammed Erzincânî → İbrâhim Kâmil Kayserî → Alâeddin Uşşâkī → Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin → … → Nûreddin Cerrâhî. Yani zincir Bakü'den geçip Anadolu'ya sonradan iner.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Halvetiyye”, c. 15.
KAVRAM

Künbedkubur kaydı

Silsilenâmenin verdiği yer.

Metni gösterMetni daralt

Silsilenâme vefat yerini “Şirvân-Künbedkubur” olarak kaydeder; TDV maddesi vefat yeri vermez.

Künbed Farsçada kubbe, türbe demektir; kayıt Şirvan bölgesinde bir türbe veya kubbeli mezar yerini gösteriyor olmalıdır.

Çerçeve. Şirvan, Halvetiyye'nin teşekkül havzasıdır: müridi Yahyâ-yı Şirvânî nisbesini oradan alır, Şamahı'da doğup Bakü'de vefat eder. Şeyhin de aynı bölgede medfun olması zincirin coğrafî bütünlüğünü teyit eder. Konum ancak bölge ölçeğinde verilebilmiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Cerrâhî silsilenâmesi (dergâh kaydı) · karşılaştırma: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Halvetiyye”, c. 15.
TARİHÎ KAYIT

Dört halife: sıralamada son, makamda ilk

Halifeleri Şeyh Pîrzâde, Şeyh İbrâhim, Şeyh Pîr İlyas el-Amâsî ve Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî diye sayılır; Yahyâ listede en sonda anılmakla birlikte «postnişini ve vekili» diye kayıtlıdır.

Metni gösterMetni daralt

Halifeleri sırasıyla Şeyh Pîrzâde, Şeyh İbrâhim, Şeyh Pîr İlyas el-Amâsî ve «postnişini ve vekili» Şeyh Seyyid Yahyâ eş-Şirvânî diye kaydedilir. Yaygın olarak yalnız iki adı — Anadolu'ya yolu getiren Pîr İlyas ile tarikatın ikinci pîri Yahyâ — anılırken, listede Pîrzâde ve İbrâhim de aynı sırada yer alır.

Sıralamanın kendisi bir şey söylemez ama sıfat söyler: Yahyâ dört adın sonuncusu olarak yazılmasına rağmen tek başına «postnişin ve vekil» diye nitelenir. Halifelik ile makam devri burada iki ayrı şeydir.

Bu kayıt, halefiyetin nasıl gerçekleştiğine dair başka bir rivayetle yan yana durur: vefatından sonra yerine Yahyâ-yı Şirvânî'nin geçmesini vasiyet ettiği hâlde müridlerinin onu çok genç bularak Pîrzâde'nin etrafında toplandığı, bunun üzerine Seyyid Yahyâ'nın Şamahı'dan ayrıldığı da rivayet edilir. İki kayıt aynı hâdisenin iki ayrı sonucunu verir; burada tercih yapılmamıştır.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

ÖNCEKİ HALKAHacı İzzeddin Türkmânîİzzeddin Halvetî → Sadreddin Hıyâvî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.HOCASI / ŞEYHİHacı İzzeddin TürkmânîSadreddin Hıyâvî Hayâve'deki mecliste ona biat etmiş, sohbetleriyle olgunlaşmış ve ondan icâzet almıştır.GELEN BAĞLANTIHacı İzzeddin TürkmânîSilsilede kendisinden sonraki halka Sadreddin Hıyâvî'dir; kendisine biat için gelenleri de ona yönlendirdiği kaydedilir.HOCASI / ŞEYHİAmasyalı Pîr İlyasŞeyhi. Halvetiyye'nin Anadolu'ya, Sadreddin Hıyâvî'nin halifelerinden Amasyalı Pîr İlyas tarafından getirildiği belirtilir.SONRAKİ HALKASeyyid Yahyâ-yı ŞirvânîSadreddin Hıyâvî → Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî: Nûreddin Cerrâhî öncesindeki Halvetiyye–Cerrâhiyye ortak aktarım bağlantısı.SONRAKİ HALKAAmasyalı Pîr İlyasPîr İlyas, Şirvan’da Sadreddin Hıyâvî’nin terbiyesine giren halifesidir.TALEBESİ / HALİFESİHacı İzzeddin TürkmânîHayâve'deki mecliste ona biat etmiş, sohbetleriyle olgunlaşmış ve kendisinden icâzet alarak Hayâve'de ilim ve edeb öğretmeye başlamıştır.DEVAM EDEN BAĞLANTISeyyid Yahyâ-yı ŞirvânîHalifeleri arasında «postnişini ve vekili» diye anılan isim odur; vefatından sonra yerine geçmesini vasiyet ettiği de rivayet edilir.TALEBESİ / HALİFESİAmasyalı Pîr İlyasDört halifesinden biridir; Halvetiyye'yi Anadolu'ya getiren halifesi olarak kaydedilir.

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Şamahı · AzerbaycanŞirvan (Künbedkubur)Cerrâhî silsilenâmesine göre 860/1456'da vefat ettiği yer; kayıt “Şirvân-Künbedkubur” şeklindedir ve tam mevkii tesbit edilememiştir. Konum bölgeye göre yaklaşıktır. İlişkili kişi dosyası Sadreddin Hıyâvî : Sadreddin Hıyâvî (ö. 860/1455-56), Şirvan yakınındaki Hıyâve’de yetişen; Hacı İzzeddin Türkmânî’den hilâfet alıp Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî’yi yetiştiren erken Halvetî şeyhidir.Bakü · AzerbaycanBaküMüridi Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'nin yerleşip binlerce talebe yetiştirdiği ve 868/1463-64'te vefat ettiği şehir. İlişkili kişi dosyası Sadreddin Hıyâvî : Sadreddin Hıyâvî (ö. 860/1455-56), Şirvan yakınındaki Hıyâve’de yetişen; Hacı İzzeddin Türkmânî’den hilâfet alıp Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî’yi yetiştiren erken Halvetî şeyhidir.Amasya · TürkiyeAmasyaHalifesi Pîr İlyas'ın Halvetiyye'yi getirdiği şehir; Anadolu Halvetîliğinin ilk merkezidir. İlişkili kişi dosyası Sadreddin Hıyâvî : Sadreddin Hıyâvî (ö. 860/1455-56), Şirvan yakınındaki Hıyâve’de yetişen; Hacı İzzeddin Türkmânî’den hilâfet alıp Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî’yi yetiştiren erken Halvetî şeyhidir.Doğu Azerbaycan · İranMerâgaSilsilede kendisinden önceki halka Hacı İzzeddin'in vefat ettiği şehir. İlişkili kişi dosyası Sadreddin Hıyâvî : Sadreddin Hıyâvî (ö. 860/1455-56), Şirvan yakınındaki Hıyâve’de yetişen; Hacı İzzeddin Türkmânî’den hilâfet alıp Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî’yi yetiştiren erken Halvetî şeyhidir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]TDV İslâm Ansiklopedisi, “Halvetiyye”, c. 15
  2. [2]Cerrâhî silsilenâmesi (dergâh kaydı) · karşılaştırma: TDV İslâm Ansiklopedisi, “Halvetiyye”, c. 15
  3. [3]Silsile-i Cerrâhiyye ve Halvetiyye kol şeması
  4. [4]Süleyman Uludağ, ‘Halvetiyye’, TDV İslâm Ansiklopedisi
  5. [5]Kişi kartı kaynak paketi — Sadreddin Hıyâvî
Ortak kaynak kataloğunu aç →