Ara
Menü

Muhammed Murad Buhârî

Muhammed Murad Buhârî (1645–1720), Muhammed Ma‘sûm Sirhindî'nin halifesi; Keşmir'den Hindistan, Hicaz, Orta Asya, Şam, İstanbul ve Bursa'ya uzanan irşad ağıyla Müceddidiyye'yi Osmanlı merkezlerine taşıyan Nakşibendî şeyhidir.

Doğum
1645
Vefat
1720
Unvan
Murâdiyye'nin pîri; Şam ve İstanbul Müceddidîliğinin öncüsü

Keşmir'de doğumu

1055/1645'te Keşmir'de doğdu. Üç yaşındayken geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle ayakları ve bacakları tutmaz oldu. Arap dili ve edebiyatı başta olmak üzere ilmî tahsil gördü; tasavvufî arayışının sonunda Nakşibendiyye'yi seçti.

Muhammed Ma‘sûm Sirhindî'ye intisabı

Hindistan'a giderek İmâm-ı Rabbânî'nin oğlu Muhammed Ma‘sûm Sirhindî'ye intisap etti ve onun irşad halkasında yetişti. Bu bağ, Murâdiyye'yi bağımsız bir ana tarikat değil Nakşibendiyye-Müceddidiyye içindeki Ma‘sûmî aktarımın Şam ve İstanbul kolu olarak okumayı gerektirir.

Hicaz ve Orta Asya seyahatleri

Hac ve Medine ziyaretinin ardından Mekke'de üç yıl kaldı. Bağdat ve İsfahan üzerinden Buhara'ya geçti; Semerkant ve Belh'in âlim ve şeyhleriyle görüştü. Daha sonra yeniden Bağdat, Mekke, Kahire ve Şam güzergâhını izledi. Hareket kabiliyetindeki sınıra rağmen geniş seyahat ağı, Vekāyi‘in onun şahsiyetinde özellikle vurguladığı hususlardan biridir.

Şam'daki irşad merkezi

Şam'a yerleşip evlendi; çevresinde geniş bir mürid ve sohbet halkası oluştu. Berrâniyye adıyla bilinen tekke onun ve ailesinin Şam'daki başlıca merkezi oldu. Şam, Hicaz ve Orta Asya'dan gelenlerle İstanbul'a yönelenlerin buluştuğu bir Müceddidî irşad durağı haline geldi.

İstanbul'daki ilk dönem

1092/1681'de İstanbul'a geldi. Ulemâ ve meşâyıhtan birçok kişi sohbetine katıldı; Eyüp çevresinde yaklaşık beş yıl kaldıktan sonra 1097/1686'da Şam'a döndü.

İstanbul'dan çıkarılışı ve Bursa

1120/1708-09 dolaylarında yeniden İstanbul'a geldi. Nüfuzundan rahatsız olan Çorlulu Ali Paşa'nın girişimiyle hac yolculuğu görüntüsü altında donanmayla şehirden uzaklaştırıldı. Alanya'da karaya çıktı; Konya ve Kütahya üzerinden Bursa'ya ulaştı ve burada irşad faaliyetini sürdürdü. Bu hadise, menkıbeden ziyade devlet–şeyh ilişkisinin siyasî gerilim taşıyan tarihî bir kaydıdır.

Son İstanbul dönemi ve vefatı

1129/1717-18'de üçüncü kez İstanbul'a geldi; Eyüp çevresinde Hüseyin Efendizâde'nin bahçesinde ve eski hekimbaşı Nuh Efendi'nin yalısında ağırlandı. 12 Rebîülâhir 1132/22 Şubat 1720'de vefat etti. Eyüp'te Nişancı Paşa Camii yakınındaki medresenin dershanesine defnedildi. Kaynak vefatında yetmiş altı yaşında olduğunu bildirir.

İlim ve eserleri

Vekāyi‘, on binden fazla hadisi ezberinde tuttuğunu; aklî ve naklî ilimlerde geniş birikim sahibi olduğunu söyler. Kur'an kelimelerini bir araya getiren bir çalışma ile Nakşibendî âdâbını açıklayan çeşitli risaleler kaleme aldığı kaydedilir. Eser adları ve nüsha durumları kataloglarla ayrıca karşılaştırılmalıdır.

Adaşından ayrılması

Murad Buhârî, 1203/1788'de İstanbul Çarşamba'da doğan ve 1264/1848'de vefat eden Dârülmesnevî kurucusu Muhammed Murad Efendi değildir. İki şahsiyetin aynı Nakşibendî hafıza içinde anılması onları tek kişi yapmaz.

İrşad güzergâhı

Hayatı, birkaç şehir arasında kurulmuş uzun bir hat üzerinde geçti. Yirmi üç yaşında Hindistan'a giderek İmâm-ı Rabbânî'nin oğlu ve halifesi Hâce Muhammed Ma'sûm'a intisap etti; ilmî tahsilini ve seyrü sülûkünü orada tamamladı.

Ardından hac için yola çıktı ve haccın arkasından üç yıl Hicaz'da kaldı. Memleketine dönerken Bağdat'a uğradı, oradan İsfahan'a geçti; bu yolculuk boyunca tanıştığı âlim ve şeyhlerle dostluklar kurdu. İsfahan'dan Bağdat'a döndü, memleketine dönmekten vazgeçip ikinci haccını ifa ettikten sonra Kahire'ye gitti. 1080 (1669) yıllarında Şam'a gelip burada evlendi.

Aldığı bir davet üzerine 1092'de (1681) İstanbul'a gitti; ulemâ ve devlet ricâli tarafından sıcak bir ilgiyle karşılandı ve beş yıl kadar Eyüp'te Nişancıpaşa sokağında kendisine tahsis edilen konakta oturdu. Anadolu Kazaskeri Çankırılı Mustafa Râsih Efendi'nin XVII. yüzyılın son çeyreğinde medrese olarak yaptırdığı binayı, Râsih Efendi'nin oğlu Şeyhülislâm Damadzâde Ahmed Efendi onun için tekkeye dönüştürdü. Burada kısa bir süre kaldıktan sonra tekkenin şeyhliğini halifesi Kilisli Ali Efendi'ye bırakarak 1097'de (1686) Şam'a döndü.

Şam'daki uzun irşad döneminin ve üçüncü Hicaz yolculuğunun ardından 1120'de (1708) yeniden İstanbul'a geldi; bu gelişinde Eyüp Nişanca'daki tekkeye gitmeyip Sultan Selim Camii civarındaki bir evde oturdu. Anadolu'ya geçtikten sonra Konya ve Kütahya üzerinden Bursa'ya ulaştı; halifesi Hüseyin Lâdikî'nin yazıp Şeyhülislâm Mehmed Mekkî Efendi'nin derlediği menâkıbından 1126'da (1714) Bursa'da bulunduğu anlaşılmaktadır. 1130'da (1718) Bursa'dan tekrar İstanbul'a döndü; bir süre Eyüp'te Hüseyin Efendizâde bahçesinde ve Reîsületibbâ Nuh Efendi'nin yalısında kaldıktan sonra Eyüp Nişancası'ndaki tekkesine yerleşti ve ömrünün son iki yılını burada geçirdi.

COĞRAFÎ HAFIZA2 coğrafî bağlantıMekân kayıtlarına git →
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi2 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

KİŞİLER AĞIBağlantılarını aç4 doğrudan bağlantıAğda gör →
ÇOKLU İRŞAD GÜZERGÂHI2 ayrı bağlamda görünüyorHer bağlantı ayrı açılır; ortak gövde, kol aidiyeti anlamına gelmez.

Menkıbeler

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Üç yaşında geçirdiği felç

Üç yaşında geçirdiği felç yüzünden kötürüm kalmasına rağmen yirmi üç yaşında ilim için Hindistan'a gitti.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Üç yaşındayken geçirdiği felç yüzünden kötürüm kalmıştı. Tahsilini bulunduğu bölgenin âlimlerinden ders alarak tamamladı.

Bu bedenî engel, onu yolculuktan alıkoymadı: yirmi üç yaşında ilim öğrenmek üzere Hindistan'a gitti; hayatının geri kalanı Hicaz, Bağdat, İsfahan, Kahire, Şam, İstanbul ve Bursa arasında geçen uzun bir hareket hâlinde sürdü.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
MENKIBE · GELENEK İÇİ

Sürgünün hac yolculuğu gibi gösterilmesi

İstanbul'daki nüfuzundan rahatsız olan yönetim çevresinin Murad Buhârî'yi hacca gönderiyormuş gibi gemiye bindirip Alanya'da çıkardığı aktarılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Hac diye başlayan yolculuk

Muhammed Murad Buhârî'nin İstanbul'daki geniş tesiri yönetim çevrelerinde kaygı uyandırınca 1708 sonrasında şehirden uzaklaştırılmasına karar verildi. Menâkıb kaynakları, kendisine hacca gönderileceği söylenerek bir gemiye bindirildiğini anlatır.

Alanya'da başlayan sürgün

Gemi Hicaz'a gitmedi; Murad Buhârî Alanya'da karaya çıkarıldı. Buradan Konya ve Kütahya üzerinden Bursa'ya geçti. Yolculuk, bağlıları tarafından zahiren sürgün, mânen hac ve imtihan yolculuğu şeklinde yorumlandı. Yıllar sonra yeniden İstanbul'a dönmesine izin verildi.

Alanya-Bursa hattı siyasî sürgünün tarihî çekirdeğidir. Hac görüntüsü ve yolculuğun mânevî anlamları ise menâkıbın olayı nasıl hafızalaştırdığını gösterir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi: Nakşibendiyye, Muhammed Ma‘sûm Sirhindî, Murad Buhârî ve Şeyh Murad Tekkesi maddeleri.

Eserleri ve metinleri

İlk 2 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Sohbetlerinden ve mektuplarından derlenen üç kitap

Mektûbât, Risâle-i Nakşibendiyye ve Mesmûât, kendisinin kaleme aldığı eserler değil, çevresinin derlediği metinlerdir.

Metni gösterMetni daralt

Ardında bıraktığı metinlerin bir kısmını kendisi yazmamış, müridleri derlemiştir.

  • Mektûbât — müridlerine, halifelerine, çocuklarına, bazı devlet erkânına ve başka kişilere yazdığı mektuplardan derlenmiştir.
  • Risâle-i Nakşibendiyye — müridlerinden Karababazâde İbrâhim'in şeyhin sohbetlerinde tuttuğu notlardan oluşur.
  • Mesmûât — sohbetlerinin müridleri tarafından derlenmesiyle meydana gelmiştir.

Bu üç metin birlikte, onun tesirinin yazıdan çok meclisiyle yayıldığını gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Kur'an kelimeleri ve Nakşibendî âdâbı üzerine risaleleri

Vekāyi‘, Murad Buhârî'nin Kur'an kelimelerini derleyen bir eser ile yolun âdâbını açıklayan risaleler yazdığını bildirir.

Metni gösterMetni daralt

Kaynak, eserlerin tam başlıklarını vermeden iki alanı açıkça ayırır: Kur'an'ın müfredatını toplayan faydalı bir kitap ve Nakşibendiyye âdâbını açıklayan çeşitli risaleler. Nüsha ve katalog eşleşmesi yapılmadan modern bibliyografik adlar bu kayda eklenmemiştir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı. Kaynak: Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. 4, s. 3272-3275.

Kavram dünyası

İlk 4 kayıt gösteriliyor

TARİHÎ KAYIT

Doğum tarihinde 1640 ile 1645 ayrımı

Doğum yılı kaynaklarda 1050 (1640) ve 1055 (1645) olarak iki türlü verilir; aile kaydı ilkini destekler.

Metni gösterMetni daralt

Semerkant'ta dünyaya geldiği bilinir, fakat yıl konusunda kayıtlar ayrışır. Bir grup kaynak 1050 (1640), bir grubu ise 1055 (1645) tarihini verir. Torununun oğlu Muhammed Halîl el-Murâdî'nin Silkü'd-dürer'de kaydettiği tarih 1050 (1640) olduğu için, aile hafızasına en yakın kayıt bu sayılır.

Babası Semerkant nakîbüleşrafı Seyyid Ali'dir. İki tarih arasındaki beş yıllık fark, hayatının ilk döneminin kronolojisini kurarken hâlâ açık bir mesele olarak durur.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Vefat yılına dair yanlış kayıtlar

Vefatı 12 Rebîülâhir 1132 (22 Şubat 1720) olduğu hâlde bazı çağdaş çalışmalarda 1141 (1729) ve 1192 (1778) tarihleri verilmiştir.

Metni gösterMetni daralt

Eyüp Nişancası'ndaki tekkesinde 12 Rebîülâhir 1132 (22 Şubat 1720) tarihinde vefat etti; cenaze namazı Eyüp Camii'nde kılındıktan sonra tekkesinin dershanesine defnedildi.

Buna karşılık bazı çağdaş araştırmalarda ölüm tarihi 1141 (1729), bazılarında ise 1192 (1778) olarak gösterilmiştir. Her iki tarihin de doğru olmadığı kaydedilir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Hamzavîler'le ilişkisi: kim kime intisap etti?

Hamzavî kutbu Paşmakçızâde Seyyid Ali Efendi ile arasındaki ilişkinin yönü kaynaklarda ters yönlerde anlatılır.

Metni gösterMetni daralt

Abdülbaki Gölpınarlı, La'lîzâde Abdülbâki Efendi'nin bir ifadesine dayanarak Murad Buhârî'nin Hamzavî kutbu Şeyhülislâm Paşmakçızâde Seyyid Ali Efendi'ye intisap ettiğini söyler. Şeyhî ise tam tersini kaydeder: şeyhülislâm, Murad Buhârî'nin müridiydi.

İlişkinin yönü böylece tartışmalı kalır; ancak Hamzavîler'in önde gelen isimlerinden La'lîzâde Abdülbâki Efendi'nin ona intisap etmiş olması, Murad Buhârî'nin Hamzavî çevresince de benimsendiğini gösterir.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.
TARİHÎ KAYIT

Murâdiyye: adı konmuş, fiilen kurulmamış kol

Adına nisbetle Murâdiyye diye bir Nakşibendî-Müceddidî kolundan söz edilir; fakat böyle bir tarikatın fiilen teşekkül etmediği de kaydedilir.

Metni gösterMetni daralt

Tarikat kolları cetvellerinde Murâdiyye, Murad Buhârî'ye (ö. 1132/1720) nisbetle Nakşibendiyye'den Müceddidiyye'nin bir şubesi olarak sayılır; Harîrîzâde de böyle bir kolun bulunduğunu kaydeder.

Buna karşılık aynı adın gerçekte müstakil bir tarikat hâline gelmediği, yani Murâdiyye'nin fiilen oluşmadığı belirtilir. İki kayıt burada yan yana bırakılmıştır: biri adın cetvellere geçtiğini, öteki arkasında ayrı bir teşkilât bulunmadığını söyler.

Biyografik veya metinsel kaynak kaydı.

Şeyh, halife, aile ve post ağı

Tekke, türbe ve irşad coğrafyası

Şam · SuriyeBerrâniyye TekkesiMurad Buhârî için Şam'da inşa edilen tekke. 1097 (1686) yılında İstanbul'dan Şam'a döndükten sonra burada uzun yıllar irşad faaliyetinde bulundu; üçüncü Hicaz yolculuğunun ardından tekkenin postnişinliğini oğlu Muhammed Bahâeddin'e bırakarak 1120'de (1708) İstanbul'a gitti.İstanbul · TürkiyeŞeyh Murad Buhârî Tekkesi ve TürbesiEyüp Nişancılar’daki merkez, Nakşibendiyye-Müceddidiyye şeyhi Murad Buhârî’nin İstanbul’daki başlıca irşad ve defin mekânıdır. Yapının çekirdeği Mustafa Râsih Efendi’nin medresesine dayanır; oğlu Damadzâde Ahmed Efendi devrinde tekke işlevi kazanmıştır. Murad Buhârî 1720’de vefat ederek mescid bölümüne defnedildi. Oğlu Şeyh Ali Efendi tekke çevresindeki irşadı sürdürdü. İzzî Süleyman Efendi de Şeyh Ali’ye intisap etmiş, 1748 tarihli vakfıyla türbe, tekke ve medrese hizmetleri için İstanbul’un farklı semtlerindeki taşınmaz gelirlerini tahsis etmiştir.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]TDV İslâm Ansiklopedisi: Nakşibendiyye, Muhammed Ma‘sûm Sirhindî, Murad Buhârî ve Şeyh Murad Tekkesi maddeleri
  2. [2]Şeyhî Mehmed Efendi, Vekāyi‘u’l-Fuzalâ, c. 4, s. 3272-3275
  3. [3]İzzî Tarihi
  4. [4]Kişi dosyasının kaynakları — Muhammed Murad Buhârî
  5. [5]İzzî Tarihi; Şeyh Murad Tekkesi kayıtları
Ortak kaynak kataloğunu aç →