HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Hayatı ve irşad çevresi
Şeyh Muhammed Ziyâeddîn Yaşar Efendi
Abdülazîz Efendi-zâdedir. Yahyâ Gâlib Efendi’nin birâderi ve halîfesidir.
Onbeş sene kadar icrâ-yı meşîhat edip, terk-i âlem-i nâsût eyledi. Birâderinin yanında
medfûndur. Safvet-i kalbe mâlik kendi hâlinde bir zât idi. (Kuddise sırruhû).
Şeyh Fahreddîn Efendi
Verilen ibârenin hesaplanmasından 1273 çıkmaktadır. (H)
Rızâeddîn Efendi-zâdedir ve ondan müstahleftir. Pederinin irtihâlinde câ- nişîni olmuştu. Tarîkına âşık, pîrine ve mesleğine sâdık bir zâttır. Bu satırları yazdığım zamân husûle gelen şevk-ı azîm te’sîriyle Hz. Pîr’i ziyârete şitâbân olmuş idim. Pazartesi gününe ve yevm-i mahsûsa tesâdüf etmekle zikr-i şerîfte bulunarak, ba’dehû meydân odasında mûmâileyh Şeyh Fahrî Efendi ile görüştüm. Hz. Pîr’in menâkıbına bahsimiz intikâl edince: “İstanbullulardan kutub zuhûr etmemiş, meşâyıh-ı kirâmın kısm-ı a’zamı taşradan gelip, burada te’sîs-i tarîkat etmekle, İstanbullulardan bu şerefi kazanan olmamış” diyenlere karşı Hz.
Pîr, “Nûreddîn-i Cerrâhî'yi gösteririz.” dediler. “Hay - ( )حىism-i şerîfi be-hisâb-ı ebced, 18 rakamını iş’âr eder ki, müddet-i meşîhatleridir.” buyurdular. “Tâc-ı şerîfin tepesinin rengini sarı olarak intihâb buyuran Hz. Pîr midir?” dedim. “Evet” diye cevâp verdiler. “Hay” ism-i şerîfinin tecellîsini düşündüm, bu tavrın, reng-i nûru sarı olmağla, o tecellî te’sîriyle tâc-ı şerîflerinin renginin sarı olarak intihâbındaki hikmeti buldum. Hz. Pîr efendimizin hîn-i irtihâllerinde, kırkdört yaşında, kara sakallı olduklarını söyledilerse de, hesâbâta göre, sinn-i şerîfleri elli olmak lâzım geliyor.
Mısır mevleviyyetine ta’yîninde sinni onsekiz olduğu gibi, Şeyh Ali Efendi hazretlerine intisâbla altı yedi sene kadar dâire-i terbiyelerinde kalıp, ikmâl-i seyr ü sülûk ettikleri 1115/(1703-04)’te meşîhete ta’yîn olundukları esnâ-yı musâhabede teeyyüd etti. “Cerrâhî” denilmesi Ubeyde b. el-Cerrâh sülâlesinden olmasına mı, Cerrahpaşa’da ikâmetine mi mahmûl olduğunu sorduğumda, “Kuvvetlisi Cerrahpaşalı olması cihetine nâzırdır, rivâyet-i uhrâ pek zaîfdir.” dediler. “Arafe günleri, el-ân Hayret Tepe’ye gidiliyor mu?” diye sordum.
“Gidiyoruz, orada ikindi namâzı kılar, ba’dehû sûret-i ma’lûmede icrâ-yı âyîn ederiz; fakat burada Nûreddîn-zâde (Cild-i sâlis, sahîfe: 228) hazretlerinin kabri vardı. Harb-i Umûmî’de askerde bulunduğum zamân, o civârı şühedâ mezarlığı yaparken, askerler o kabri, hâk ile yeksân etmişler. Büyük küfeki taşları dikili idi. Lahdin etrâfı taşla muhât bulunuyordu. Taşlar kaldırılmış, yeri dümdüz olmuş. Bursa meb’ûs-ı esbakı Tâhir Bey delâletiyle, o zamân Şeyhu'l-islâm bulunan Hayri Efendi ve Harbiye Nâzırı Enver Paşa merhûmlara ma’lûmât verdik.
Hattâ bir arafe günü biz orada namaz kılarken Şeyhu'l-islâm Hayri Efendi müsteşârı Evliyâ Efendi ile geldiler, bizim ile namaz kıldılar, âyînde bulundular. Enver Paşa, Hz. Pîr’in lebbeyk-zen olduğu o kabir civârına bir namaz- gâh yapılmasını ve her sene Kurban Bayramı arafesinde umûm şühedânın rûhlarına ithâf-ı Fâtiha olunmak üzere bu merâsimin tevsîiyle umûmî bir şekle ifrâğını emr
etmiş idi. İnkılâb vukû’ bulunca bu cihet mensî bir hâlde kalmıştır.” dediler.
“Nûreddîn-zâde’nin mezâr taşında yazı var mı idi?” diye sordum, “Kalın, dört köşe
küfeki taşından ma’mûl mezâr idi. Baş taraftaki taşın ortası oyuk olup, buradaki
mermer levhanın mürûr-ı zamân ile düşmesi hasebiyle yazıdan eser görünmediğini”
söylediler.
Söz İmâm Şernûbî’nin Hz. Pîr hakkındaki şehâdetine intikâl eyledikte, “İmâm
Şernûbî, Hz. Pîr efendimizden çok evvel gelip, aktâb-ı erbaadan İbrâhîm ed-Dessûkî
hazretlerinin mazhar-ı feyzi olanlardan olduğunu ve nâil oldukları merâtib-i ulyâ
te’sîriyle levh-ı mahfûzdan haber verip, 1320/(1902) senesine kadar gelecek aktâbın
sûret ü zamân-ı zuhûrlarını haber verdiği sırada, Hz. Pîr efendimiz hakkındaki
ma’lûmât-ı mahsûsasını Tabakât’ına yazdığını (Sahîfe: 44) ve bu cümle-i
kerâmâtından olduğunu” söylediler ve kabr-i enverlerinin mahall-i isticâbet-i duâ
olması ve âhirette nâil olacağı makâmâta muttali’ bulunması ve cennetle tebşîr
edilmesi cümle-i kerâmâtından olarak zikr edildiğini ilâve ettiler.
İmâm Şernûbî’nin ne büyük makâm sâhibi olduğuna delâlet eden beyânâtı
makbûl ve ınde ehli’t-tarîk mu’teber olduğu gibi Hz. Nûreddîn’in de ulüvv-i ka’b u
kemâlâtının da bürhânı addine şâyândır. Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî dahi Dede
Ömer-i Rûşenî ve İbrâhîm-i Gülşenî hazretlerini üçyüz sene evvel haber vermişti:
(ان ﭼشم ﭼراغ روشنى را )ديدم رخ خوب ﮔلشنى را
buyurmuştu.
Türbe-i şerîfelerinin muvâcehe penceresinin üzerine, ( إذا تحيرتم فى اﻷمور
)فاستعينوا من إهل القبور27 hadîs-i şerîfini yazmışlardır ki, züvvâra çok güzel bir hitâb-ı
celîl-i nebevîdir. Hz. Nûreddîn’in nâil olduğu kemâlât-ı ilâhiyye te'sîriyle nezd-i Celîl-
i ilâhîde mazhar-ı mertebe-i nâz u niyâz olmuş eızze-i kirâmdan olması i’tibâriyle
onun kabr-i enverini ziyâret ve dergâh =هazamet-i ilâhiyyeden istid’â-yı merhamet ü
re’fet eden ehl-i îmânın müsterîhu’l-hâl ve nâil-i sürûr u bâl olacağına işâret vardır.
Hz. Nûreddî'in ism-i şerîfi yâd olunsa gönül mühtez olur. Bâis-i iftihârımız bir pîr-i
rûşen-zamîr-i tarîk-ı Halvetî’dir. İctihâd buyurdukları âlem-i tarîkatta bi’l-ittifâk pîr
addolunmuş ve uluvv-i kerem ü himmetlerinin dâimâ ibzâli ehl-i aşk u muhabbet
tarafından temennî edilmekte bulunmuştur.
El-hazer mürde kıyâs eyleme ehlu’llâhı
Sanma herkes gibidir rıhlet-i ehlu’llâhı
"Gülşenî'nin güzel yüzünü gördüm ki o Rûşenî lambasının gözü gibidir." (H)
"İşlerden bunaldığınızda kabir ehlinden yardım dileyin." el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, I, 85. (H)
Türbe-i münîfe tevhîd-hânenin sağ tarafındadır. Orta yerde Hz. Pîr’in kabr-i
enveri olup, civârında akrabâ vü taallukâtı ve şimdiye kadar güzerân eden meşâyıh-ı
kirâmın merkadleri vardır. Hey’et-i umûmiyyesi i’tibâriyle gâyet mehîb ve
rûhâniyyetli bir türbe-i şerîfedir.
Ey ârif-i esrâr-ı Hudâ Nûreddîn
Ey mazhar-ı tevfîk-ı hüdâ Nûreddîn
Ser-defter-i uşşâk-ı ilâhîsin sen
Ey zînet-i erbâb-ı velâ Nûreddîn
Açdın bize bir râh-ı sedâd-ı irfân
Ey kutb-ı zamân pîr-i safâ Nûreddîn
Sâliklere âşıklara feyz-âver olursun
Ey menba’-ı âsâr-ı vefâ Nûreddîn
Rahm eyle bu memlûkun olan Vassâf’ına
Bekler kerem ü lutfunu yâ Nûreddîn
Mülâhaza:
Âtîde arz eylediğim Şeyh Nasrullâh hakkında Hadîkatü’l-Cevâmi’de
gördüğüm ma’lûmât, elyevm Yıldız Dede Dergâhı şeyhi Nûri Efendi tarafından
bildirilen terceme-i hâliyle muvâfık düşmüyor. Nûri Efendi’nin dediğini yazdığım
gibi, Hadîka’dan da biraz bahs edeyim:
“Yıldız Dede’nin ismi Necmeddîn’dir. Hîn-i fetihte Yıldız hamâmının yeri
kilise imiş, kendisine temlîk olunmuş, o da hamâm yaptırmış, hamâmın külhanında
vefât etmiş, oraya defn olunmuştur. Kabri fi’l-hakîka hamâmın arkasına müsâdiftir.
Bu hamâmda bir kurna vardır ki, şeyh-i mûmâileyh yıkanırmış. El-ân alâmeti vardır.
Merzâ burada yıkanır, hâceti olanlar teberrüken gusl ederler.
Aradan zamânlar geçmiş, Köstendilli Ali Efendi hulefâsından Seyyid Mustafa
Dede, hamâm sâhibi Kemânkeş Muhammed Efendi’den aldığı müsâade ile, hamâm
civârında sâkin olmuş. Sultan Mahmûd Hân-ı evvelin ibtidâ-yı cülûsunda rikâb-ı
Humâyûn’a arzuhâl vererek burada keşfen kendine ma’lûm olan kabrin ihyâsını ricâ
etmiş. Pâdişâh-ı nev-câh, ibtidâ-yı hayr olarak is’âf mes’ûlünü emr edip, kabir keşf
olunmuş. İttisâlinde yeniçeri çorbacılarından onbeş bölük çorbacının hânesi satın
alınarak bir mescid ve türbe ve iki hücre inşâ edilmiştir.”
Hadîka’daki ma’lûmât burada bitti.
Şeyh Nasrullah Efendi
Nûri Efendi der ki:
İstanbul’da Bahçekapısı civârındaki Yıldız Dede tekkesinde medfûndur. Fâtih
Sultan Mehmed ile İstanbul fethinde bulunan eâzım-ı sûfiyyedendir. Bu Yıldız Dede
Tekkesi ve civârı Mûsevî milletinin ârâm-gâhı imiş. Bahçekapısına “Bâb-ı Cuhûd”
derler imiş. Şeyh Nasrullah Efendi, yine o civârda medfûn Şeyh Muhammed-i
Geylânî ile hîn-i fetihde bu kapı ve civârını istîlâ eden mücâhidîn-i İslâmiyyedendir.
Şeyh Geylânî Arpacılar Câmii’nin altında medfûndur. Şeyh Nasrullah’ın merkadi
mürûr-ı zamân ile gâib olup, âtîde tafsîl olunduğu üzere Abdülhamîd-i evvel
zamânında meydâna çıkarılmıştır. Elyevm türbesi ma’mûrdur. Ricâl-i
Bayramiyye’den olması me’mûldür. (Kaddesa'llâhu sırrahû).