HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Kimliği ve tahsili
Asıl adı Muhammed b. Burhâneddin’dir. Semerkantlıdır. Bizzat kadılık yapmadığı, babasının Kādî İmâmüddin Miskîn-i Semerkandî’nin yakın dostu olması sebebiyle “Muhammed Kādî” diye tanındığı kaydedilir. Cevheriyye Medresesi’nde öğrenim gördü; Molla Sinâ’dan Mesnevî okurken Ubeydullah Ahrâr’ın adını ve vasıflarını işitti.
Ubeydullah Ahrâr’la karşılaşması
Tahsil için Herat’a giderken Şâdmân köyünde Ubeydullah Ahrâr’la karşılaştı. Ahrâr ona eğitimini Semerkant’ta sürdürebileceğini, başka bir şehre gitmekte ısrar ederse Buhara’yı tercih etmesini söyledi. Bir süre Buhara’da okuduktan sonra Semerkant’a dönerek Ahrâr’ın sohbetine katıldı. Herat’a duyduğu ilgi sebebiyle izin almadan ayrıldı ve yaklaşık beş ay Abdurrahman Câmî’nin ders ve sohbetlerinde bulundu. Ardından Ahrâr’ın Taşkent’te olduğunu öğrenip tekrar yanına döndü.
Hizmet ve hilâfet
Muhammed Kādî başlangıçta şeyhinin mutfak hizmetinde çalıştı; Ahrâr’ın vefatına kadar on veya on iki yıl sohbetinde bulundu ve önde gelen halifelerinden oldu. Türkistan’daki kıtlık sırasında Ahrâr tarafından halka yemek dağıtmakla görevlendirildi. Kaynak, her gün yüzlerce ekmek hazırlatıp koyun kestirdiğini ve köylerden gelen yiyecekleri ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığını aktarır. Ahrâr’ın bu vazifeyi, istikbal gördüğü müridini hizmet içinde yetiştirme usulü olarak açıkladığı nakledilir.
Taşkent, Buhara ve Ahsi
Ahrâr’ın vefatından sonra bir süre Herat’ta Câmî’nin yanında kaldı; ardından Taşkent’e yerleşti. Siyasî karışıklıklar üzerine Buhara’ya geçti. Buhara valisi Mahmûd Sultan’ın kendisine hürmet gösterdiği ve müridi olduğu belirtilir. Safevî ordularının 916/1510’da Hârizm’den Buhara’ya yönelmesi üzerine Fergana vadisindeki Ahsi’ye göç etti. Daha sonra Süyünçük Han’ın davetiyle yeniden Taşkent’e gitti.
Vefatı ve tarih ihtilafı
Taşkent’te 921/1515’te, altmış ile yetmiş yaşları arasında vefat etti; bazı kaynaklar 922/1516 tarihini verir. Naaşı Semerkant’a götürülerek şeyhi Ubeydullah Ahrâr’ın kabri yakınındaki hazîreye defnedildi. Muhammed Zâhid Vahşuvârî ile karıştırılarak kullanılan “Kādî Muhammed Zâhid” adı iki ayrı şahsı birleştiren geç dönem bir terkiptir; bu kayıtta iki kişi ayrı tutulur.
Eserleri ve tesiri
Ahrâr’ın sözleri, hâlleri ve çevresini anlatan Silsiletü’l-ârifîn Muhammed Kādî’nin başlıca eseridir. Yöneticilerle temasında Ahrâr’ın halkı korumaya dönük tavrını takip ettiği, Fergana’daki Moğol yöneticileriyle görüşerek Nakşibendîliğin Doğu Türkistan’a yayılmasına katkıda bulunduğu kaydedilir. Halifesi Ahmed Kâsânî, daha sonra Kâsâniyye diye anılan irşad çizgisinin kurucu şahsiyeti oldu.
Halvet meselesi
Muhammed Kādî’nin Taşkent’te erbaîne girmesi bazı müridlerce Ahrâr’a şikâyet edilmiş, Ahrâr ise maksadın birliği yanında terbiye usullerinin farklılaşabileceğini belirterek onu savunmuştur. Bu rivayet, klasik Hâcegân geleneğindeki topluluk içinde zikir ve hizmet vurgusunun yanında, sonraki Ahrârî-Kâsânî çevrede halvet uygulamasının nasıl yer bulduğunu gösteren önemli bir kayıt olarak okunur.