HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Sind'de yetim bir çocuk
957'de (1550) Sivîstan'da (Sehvân-Sind) doğdu. Mîr Muhammed, Şeyh Muhammed Mîr, Miyâncîv ve Pîr Lâhûrî gibi isim ve nisbelerle anılır.
Baba tarafından soyu Hz. Ömer'e ulaşmaktadır. Ataları Sind'in fethi esnasında buraya gelip yerleşmiştir. Anne ve babasının aileleri bölgede “kadılar” diye bilinir.
Yedi yaşında iken babası vefat edince Miyân Mîr'in eğitimiyle annesi Bîbî Fâtıma ilgilendi. Temel eğitimini tamamladıktan sonra Kādiriyye tarikatına dair ilk telkinleri annesinden aldı ve bölgedeki şeyhleri ziyaret etmek için seyahate çıktı.
İntisap ve tahsil
Sivîstan dağlarında uzlet hayatı yaşayan Kādirî şeyhi Hızır Sivîstânî'ye intisap ederek seyrüsülûkünü tamamladı ve hilâfet aldı.
Devrinin gavsı olarak kabul ettiği şeyhinin yanında bir süre kalıp hizmet ettikten sonra onun teşvikiyle dinî bilgilerini arttırmak için Lahor'a gitti (982/1575).
Burada Ekber Şah döneminin âlimlerinden Miyân Sa'dullah b. Fethullah Dânişmend ve talebesi Miyân Ni'metullah'tan dinî ilimleri tahsil etti.
Lahor'dan Sirhind'e ve dönüş
Uzun yıllar halktan uzak yaşamaya çalışan Miyân Mîr tanınmaya başlayınca kırk yıldır ikamet etmekte olduğu Lahor'u terkedip Sirhind'e gitti.
Bir süre sonra hastalandığından tedavisiyle ilgilenen müridi Ni'metullah Sirhindî'ye hilâfet verip Lahor'a döndü.
Hiç evlenmeyen ve hayatının altmış yıldan fazlasını Lahor'da geçiren Miyân Mîr 7 Rebîülevvel 1045 (21 Ağustos 1635) tarihinde burada vefat etti.
Mezarı Lahor'un güneydoğusundaki Dârâpûr mevkiindedir. Dârâ Şükûh'un yaptırmaya başladığı kabri Evrengzîb tarafından tamamlanmış, dönemin Lahor valisi Nevvâb Vezîr Han, Evrengzîb'in emriyle kabir üzerine bir türbe yaptırmıştır. Mezarı günümüzde ziyaretgâhtır.
Bâbürlü hânedanıyla ilişkisi
Bâbürlü hânedanından Cihangir, Şah Cihan, Dârâ Şükûh, Cihanârâ Begüm ve Evrengzîb, Miyân Mîr'e karşı sevgi beslemişlerdir.
Lahor'da bulunduğu sırada kendisini ziyaret edemediği için üzülen Cihangir tarafından başşehir Agra'ya davet edilmiş, bir süre orada kalıp Cihangir'e tavsiyelerde bulunmuş, şeyhin sözlerinden etkilenen Cihangir her şeyini terkedip kendisini tamamen Allah'a verebileceğini söylemiş, ancak Miyân Mîr bunu uygun bulmamıştır.
Cihangir'in ardından tahta çıkan Şah Cihan, Keşmir seferi dönüşünde Miyân Mîr'i ziyaret edip bazı hediyeler vermiş, oğlu Dârâ Şükûh'un da bulunduğu bu ziyaret sırasında Miyân Mîr, hükümdara devlet yönetimi ve halkın korunup gözetilmesiyle ilgili nasihatlerde bulunmuştur.
Cihangir'in, o sırada yirmi yaşında olan Dârâ Şükûh'un bir türlü geçmeyen rahatsızlığı için Miyân Mîr'den yardım istediği nakledilmekte, Dârâ Şükûh da Miyân Mîr'in duasıyla iyileştiğini ve bir daha o hastalığa yakalanmadığını belirtmektedir.
Nakşibendî-Müceddidî şeyhlerinden Abdülhakîm Siyâlkûtî de onu ziyaret edip hizmetinde bulunmuştur. Ancak aralarında vahdet-i vücûd ve seyrüsülûk konularında bazı ihtilâflar olduğu bilinmektedir.
Halifeleri
Miyân Mîr, kendisine intisap etmek isteyenleri müridliğe kabul etme konusunda titiz davranmasına rağmen müridlerinin sayısı binleri bulmuş, geride Ni'metullah Sirhindî ve Şah Muhammed Bedahşî başta olmak üzere kırk beş halife bırakmıştır.
Vahdet-i vücûd düşüncesini ve Kādiriyye tarikatını Keşmir bölgesinde yaygınlaştıran Bedahşî şeyhinin mezarının yanına defnedilmiştir.
Miyân Mîr'in kız kardeşi Bîbî Cemal Hatun, Kādiriyye'nin Pencap bölgesinde yayılmasında etkili olan Kādirî kadın velîlerden biridir.
Görüşleri
Vahdet-i vücûd düşüncesini Hint alt kıtasında en etkili biçimde savunan sûfîlerden olan Miyân Mîr'in Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye ve Fusûsü'l-hikem adlı eserlerini ezberden okuduğu, Abdurrahman-ı Câmî'nin Fusûs şerhini de ezber derecesinde bildiği söylenir.
İnsanın nefis, kalp ve ruhtan ibaret olduğunu, nefsin şeriata, kalbin tarikata uymakla ıslah edileceğini, ruhun ıslahının ise hakikate ulaşmakla gerçekleşeceğini belirten Miyân Mîr'e göre asıl maksat olan hakikate ermenin ilk yolu şeriata uymaktır.