HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Süleymân Çelebi, peygamberlerin övünç kaynağı olan Hz. Muhammed
(salla’llâhu aleyhi ve sellem)’i medh eden kişidir.
Bursa’da, zînet-sâz-ı âlem-i şuhûd olmuştur. Yıldırım Bâyezîd Hân devri
ricâlindendir. Bu mübârek zât, mazhar-ı feyz-i Muhammedî olup, yüzlerce seneden beri,
eyâdî-i ihtirâm-ı ümmette bulunan manzûme-i velâdet-i nebeviyyeyi inşâd buyurmuştur.
Tezkire-i Latîfî’de (belirtildiğine göre), meşhûr İvaz Paşa merhûmun mahdûm-ı
mükerremleri, şuarâdan Atâî’nin büyük birâderleridir. Müşârünileyh, Sultân Orhan-zâde
Süleymân Paşa’nın iltifât ve sahâbetine mazhar oldu. Efâdıl-ı fuzalâdan ve erbâb-ı aşktan
idi. Bursa’da Emîr Sultân hazretlerinin berekât-ı hüsn-i nazar u terbiyeti ile perverde oldu.
Hulefâsı meyânında, ism-i şerîfleri mezkûrdur. Emîr Sultân’ın emriyle Bursa’da câmi'-i
kebîrde imâmet hizmetini îfâ eyledi ve meşhûr-ı âlem olan Mevlid-i Nebevî manzûme-i
garrâsını bu esnâda vücûda getirdi.
Gül-deste-i Rıyâz-ı İrfân ve Tezkire-i Latîfî’de mezkûr olduğuna göre, menkabe-i
mevlid-i şerîf manzûme-i mubârekesinin tertîb ve tanzîmine bir hâdise-i garîbe sebep
olmuştur:
Bursa’da, ilmi mahdûd vâizin biri, esnâ-yı va’zda, esteîzü bi’llâh, ( َﻻ نُفَرِ ّ ُق بَيْنَ أَحَ دٍ مِ ْن... ... ِ)رُ سُ لِ ه173 âyet-i kerîmesini tefsîr sırasında, “Bu âyet-i celîle mûcibince ben, nebîyy-i âhiru’z-zamânı sâirinden tafsîl etmem.” demesiyle, müstemiîn meyânında fuzalâ-yı Arabdan bir zât-ı âlî-kadr, tarz-ı ifâdeden müteessir olarak, delâil-i kâtıa ile vâiz-i merkûmu ilzâmen, “Bu bâbda izâle-i cehl edememişsiniz. İlm-i tefsîrde pek çok noksânınız vardır. Âyât-ı kerîmenin nâsihinden, mensûhundan, muhkeminden, müşâbihinden gâfilsiniz. "Rusül beyninde fark yoktur.” demekten maksad-ı ilâhî, emr-i risâlet ve husûs-ı nübüvettedir. Yoksa merâtib-i fazîlette değildir. Eğer âyet-i kerîmenin ma’nâsı, min َ ْ)تِلْكَ الرﱡ سُلُ فَضﱠ لْنَا بَع174 buyurulur cemîi’l-vücûh demek olsaydı, esteîzü bi’llâh, (.. ٍض ُه ْم َعلَ ى بَعْ ض muydu?”diye vâizi bi-hakkın iskât eylemiştir. Keyfiyyet Süleymân Çelebi’nin sâmia-ı ıttılâına vâsıl olmasıyla pek müteesir olmuş ve efdal-i enbiyâ efendimizin uluvv-ı kadr-i risâlet-penâhîlerinden bâhis olmak üzere, sûret-i velâdet-i nebevîyyelerini ve mu’cizât-ı celîle-i ahmediyyelerini musavvir olan manzûme-i makbüleyi, adetâ irticâl denecek derecede bir isti’câl ile tanzîm ve şu âlem-i fânîde ibkâ-yı nâmına hizmet etmek üzere
"Peygamberler arasında fark gözetmeyiz." 2. Bakara sûresi. 285. (H)
"Bunlar öyle Peygamberlerdir ki, biz onların ba'zılarını diğerlerine nazaran fazîletçe daha üstün kıldık."
(H)
kütüb-hâne-i aşk u irfâna yadigâr olarak tevdî’ eylemiştir. Bunun ismi Vesîletü’n-
Necât’tır.
Bu bâbda, tetebbüât-ı zevkiyyeyi hâvî bir eser-i matbû'-ı âcizânem olduğu gibi,
manzûme-i mübâreke üzerine, Gülzâr-ı Aşk nâmıyla, gayr-i matbû', mufassal bir şerh-i
fakîrânem vardır. Her ikisinde de tafsîlât vardır. Burada, daha ziyâde, tafsîldan ictinâb
olundu.
"Hem sekizyüz onikidir târîhi
Bursa’da oldu tamâm bil ey ahî"
beytinden târîh-i te'lîfin zamânı anlaşılır. Süleymân Çelebi hazretleri, sonra, Yıldırım
Bâyezîd Hân’a imâm-ı sultânî oldu. Bir rivâyete göre, padişâh-ı müşârünileyhin büyük
şeh-zâdeleri Emîr Süleymân hazretlerine de mukârenet peydâ eyledi.
Târîh-i intikâlleri, 825 sene-i hicriyyesi (1422)’dir. "Râhat-ı ervâh" ()راح ت ارواح
târîh-i irtihâlini müş’irdir. Müteahirînden bir zât, şu manzûme-i târîhiyyeyi söylemiştir:
Fevtine cevher-i târîh düşünürdüm Âkif
Yazdı bâ-emr-i ilâhî kalemin gonca-lebi
Şu Vesîle ile dâreynde necâtı buldu
Mâdih-i fahr-ı rusül ya’ni Süleymân Çelebi
(شو وسيله ايله دراينده نجاتى بولدى
)مادح فخر رشل يعنة سليمان جلبى
Kabr-i şerîfleri Bursa’da, Çekirge’ye gidecek yolun dağ tarafında, Setüstü’nde ve
Çekirge’ye karîb bir mahaldedir. Ziyâret-gâh-ı ehl-i aşk u îmândır. Sultân Hamîd-i sânînin
ser-karîni merhûm Hacı Ali Paşa tarafından, tecdîden ta’mîr olunarak, üzerine demir
parmaklıklı bir kubbe yapılmıştır. Mezâr taşında, “Manzûme-i menkabe-i velâdet-i
nebevîyye (aleyhi‘s-selâm ve’t-tahiyye) müellifi Süleymân Efendi hazretlerinin merkad-i
müteberrikidir. Aleyhi’r-rahmetü ve’l-gufrân, rûh-ı pür-fütûh-ı âlîlerine li’llâhi’l-Fâtiha.”
yazılıdır.
HULEFÂ-YI HAZRET-İ EMÎR :
Emîr Sultân’dan feyz-yâb olanlar pek çoktur. Hasan Hoca, Baba Zâkir, Şeyh
Muslihiddîn-i Tavîl, Yahyâ b. Mustafa, Yahyâ b. Yahşî, Mahmûd-ı Lâmiî gibi zevât zikre
şâyândır. Hz. Emîr ile Buhârâ’dan hayli zevât-ı kirâm gelmiş, Bursa’da kalmıştır. Ma’lûm
olanlarından bahs edilecektir:
İBN-İ YÛSUF HASAN HOCA
Rumeli Yenişehri kurâsından Koçbasanlar karyesindendir. Memleketinde ikmâl-i
tahsîlden sonra, Bursa’ya gelerek, Hz. Emîr’e intisâb eylemiştir. Mazhar-ı feyzleri olup,
vasiyetleri mûcibince, Cenâb-ı Emîr’in câ-nişînleri oldular. Oniki sene makâm-ı irşâdda
bulunduktan sonra, Haremeyn-i muhteremeyni ziyâret edip, avdetinde Kuds-i şerîfte
irtihâl-i dâr-ı bakâ eylemekle, orada defn olunmuştur. Târîh-i irtihâlleri 845/(1441)’tir.
Mezâr taşında, “Şeyh Hasan-ı Rûmî” ibâresi mahkûk imiş. Müzîlü’ş-Şükûk nâmında
Arapça bir eser-i tasavvufîleri vardır.
Vefatı ve kabri
Vesîletü’n-necât’ta gösterdiği tarihe göre 825’te (1422) vefat ettiği genellikle kabul edilmektedir. Kabri Bursa’da Çekirge yolunda, Eski Kaplıca yakınlarındaki Yoğurtlu Baba Zâviyesi önünde bulunan sırt üzerindedir. Türbesi harap bir durumdayken 1952 yılında Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu aracılığıyla onarılmış, duvarına da eserinin ilk beyti yazılmıştır.