HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Bursa'da doğuşu ve tahsili
Asıl adı Mahmûd olan Lâmiî Çelebi 1473'te Bursa'da doğdu. Köklü bir sanat ve ilim çevresine mensuptu; medrese tahsili gördü, devrin âlimlerinden ders aldı ve özellikle İstanbul kadısı Kāsım Çelebi'nin talebeleri arasında bulundu. Şiir, inşâ, dinî ilimler ve tasavvuf literatüründeki geniş birikimi, daha sonra kaleme aldığı manzum ve mensur eserlerde birlikte görünür.
Emîr Ahmed Buhârî'nin sohbeti
Lâmiî, İstanbul'da Ahrârî-Nakşibendî şeyhi Emîr Ahmed Buhârî'ye intisap etti. Fütûhu'l-Mücâhidîn'de verdiği şahsî bilgiler, onun Emîr Buhârî'nin hizmet ve sohbet çevresinde bir müddet bulunduğunu gösterir. Balat-Ayvansaray çevresindeki tekkede derviş hücreleri, vakıf desteği ve sohbet adabı hakkındaki gözlemleri, yalnız bir silsile kaydı değil, erken Osmanlı Nakşibendî kurum hayatına içeriden bir tanıklıktır.
Görüştüğü sûfîler ve şehirler
İstanbul'da Şeyh Vefâ Konevî'nin elini öptüğünü, Bursa'da Rüstem Halife-i Burûsevî ile yakınlık kurduğunu ve Konya'da Habîb Ömer Halvetî'yi gördüğünü anlatır. Kendi ifadesi, yaklaşık otuz yıllık bir zaman içinde doğu ve batıdaki İslâm beldelerinde ilim ve irfan çevreleriyle temas ettiğini düşündürür. Bu seyahatler her ayrıntısıyla izlenemese de İstanbul, Bursa ve Konya bağlantıları metinde açıkça yer alır.
Bursa'ya dönüşü ve irşad çevresi
Emîr Ahmed Buhârî'nin 1516'daki vefatından sonra Bursa'ya döndü. Şehirde eser telifi, sohbet ve irşadla meşgul oldu. Rüstem Halife'nin cenazesinin Nakkaş Ali Mescidi civarında, kendi babasının yakınına defnedilmesi yönündeki vasiyetini yerine getirmesi, Bursa sûfî çevreleriyle bağının somut örneklerinden biridir.
Fütûhu'l-Mücâhidîn
Lâmiî'nin en önemli tasavvuf tarihi eserlerinden biri, Abdurrahman Câmî'nin Nefehâtü'l-Üns'ünü temel alan Fütûhu'l-Mücâhidîn li-Tervîhi Kulûbi'l-Müşâhidîn'dir. Eser yalnız kelime kelime bir tercüme değildir. Ali Şîr Nevâî'nin ilaveleriyle karşılaştırmalar, Lâmiî'nin mukaddimesi, açıklamaları, derkenar notları ve Anadolu sûfîlerine ait yeni biyografiler metne telif-tercüme niteliği kazandırır.
Anadolu tasavvuf hafızasına katkısı
Lâmiî; Hacı Bayrâm-ı Velî, Akşemseddin, Âşık Paşa, Geyikli Baba, Yazıcıoğulları, Yûnus Emre ve Hacı Bektâş gibi Anadolu'da tanınan isimleri tabakat örgüsüne dahil eder. Böylece Câmî'nin Horasan ve İran ağırlıklı hafızasını Osmanlı-Anadolu sahasına bağlar. Eserin sonunda kadın sûfîlere ayrılan otuz dört maddelik bölüm de tabakatın yalnız erkek şahsiyetlerden kurulmadığını gösterir.
Eserleri ve vefatı
Manzum ve mensur geniş bir külliyat bırakan Lâmiî'nin bugün adı bilinen otuz üç eseri vardır; kendisi eserlerinin toplamını otuz beş olarak bildirir. Câmî tercümeleri sebebiyle “Câmî-i Rûm” diye anılmıştır. 1532'de Bursa'da vefat etmiş ve Orta Pazar Camii hazîresine defnedilmiştir.
Kaynakları okuma notu
Fütûhu'l-Mücâhidîn menkıbeler taşımakla birlikte yalnız bir menâkıbnâme değildir. Önceki tabakat eserlerini karşılaştıran biyografik bir çalışma, tasavvuf kavramlarını açıklayan geniş bir mukaddime ve müellifin kendi çevresine dair tanıklıklar içerir. Tarihî bilgi, müellif gözlemi ve gelenek içi anlatı bu nedenle ayrı katmanlarda okunmalıdır.
