HAYATI VE TARİHTEKİ YERİ
Arapgir'den Kastamonu'ya
Karabaş-ı Velî adıyla tanınan Şeyh Ali, Sivas sancağına bağlı Arapgir'de yetişti. Daha sonra Kastamonu'ya giderek Halvetiyye'nin Şâbâniyye çevresine girdi. Kastamonu'daki Şâbân-ı Velî Zâviyesi'nde postnişin olan Çorumlu Şeyh İsmail Efendi'ye intisap etti; seyrüsülûkünü onun halifesi Kastamonulu Şeyh Mustafa Efendi'nin yanında tamamladı. Bu iki aşamalı terbiye, Karabaşiyye diye anılacak irşad hattının Şâbâniyye içindeki yerini gösterir.
Melen, Kalafat ve Üsküdar
Bir müddet mürşidinin hizmetinde kaldıktan sonra Melen kasabasına halife tayin edildi. Ardından Kalafat köyüne geçti ve burada halifeler yetiştirdi. 1080/1669-1670 yılında Üsküdar'a gelerek Rum Mehmed Paşa Camii çevresine yerleşti. 1085/1674-1675 dolaylarında Üsküdar'daki Vâlide-i Atîk Zâviyesi'nin meşihatı kendisine verildi. Böylece Anadolu'daki ilk irşad çevresi, İstanbul'un önemli tekke merkezlerinden biriyle birleşti.
Sürgün, hac yolculuğu ve vefatı
1090/1679 yılında kendisine isnat edilen bazı sözler sebebiyle Limni'ye sürgün edildi; zâviyenin idaresi Bolbolcızâde Şeyh Abdülkerim Efendi'ye bırakıldı. Kaynak bu isnatların doğruluğunu hükme bağlamaz; bu sebeple sürgün kaydı, ispatlanmış bir suç gibi okunmamalıdır. 1096/1685 yılında izin alarak hac yolculuğuna çıktı, Mekke'deki vazifesini ve Medine ziyaretini tamamladıktan sonra Mısır'a yöneldi. 1097 Saferinde, 1686 yılında Kal‘atü'n-Nahl denilen yerde hastalanarak vefat etti ve Şeyh Muhammed Gaznevî Türbesi civarına defnedildi.
İlim, irşad ve eserleri
Vekāyi‘u'l-Fuzalâ onu ilmî yetkinliği, zühdü, ibadeti ve şeriat ölçülerine bağlı irşadıyla tanıtır. Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin Fusûsü'l-hikem'ine bir şerh yazdığı; ayrıca Tarikatnâme ve Ta‘birnâme adlı eserlerinin bulunduğu kaydedilir. Onun tarihî etkisi yalnız şahsî sohbetiyle sınırlı kalmadı: yetiştirdiği halifeler ve özellikle Nasûhiyye'ye uzanan aktarım, Şâbâniyye'nin İstanbul ve Anadolu'daki sonraki açılımlarını belirledi.
